33247/96
WyrokETPCz2006-02-02ECLI:CE:ECHR:2006:0202JUD003324796
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego dochodzenia w sprawie zarzutów przymusowego wysiedlenia i zniszczenia mienia przez siły bezpieczeństwa państwa stanowi naruszenie prawa do skutecznego środka odwoławczego z art. 13 Konwencji, nawet jeśli nie udowodniono naruszenia praw materialnych (art. 3, 8, 1 Protokołu nr 1)?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżący mieli „uzasadnioną skargę” (arguable claim) w rozumieniu art. 13 Konwencji, pomimo że nie byli w stanie udowodnić ponad wszelką wątpliwość, iż to siły bezpieczeństwa państwa były odpowiedzialne za zniszczenie ich mienia i przymusowe wysiedlenie. Trybunał podkreślił, że krajowe dochodzenie było nieskuteczne, ponieważ ograniczyło się do uzyskania informacji od rzekomych sprawców (żandarmerii), bez przesłuchania funkcjonariuszy ani wizytacji miejsca zdarzenia. Trybunał wyraził również poważne wątpliwości co do niezależności rad administracyjnych prowadzących takie dochodzenia w regionie, ze względu na ich hierarchiczne podporządkowanie władzom, które nadzorują siły bezpieczeństwa. W konsekwencji, brak skutecznego środka odwoławczego stanowił naruszenie art. 13.Stan faktyczny
Skarżący, Abbas Öztoprak, Mehmet Öztoprak i Şahin Toprak, byli tureckimi obywatelami mieszkającymi w wiosce Halitpınar w regionie Tunceli – Ovacık, objętym stanem wyjątkowym. Według ich relacji, 4 października 1994 roku siły bezpieczeństwa otoczyły wioskę, nakazały mieszkańcom natychmiastową ewakuację, a następnie spaliły domy i plony. Skarżący złożyli skargę do prokuratury, lecz władze krajowe uznały ich zarzuty za nieprzekonujące. Rząd twierdził, że domy zostały spalone przez terrorystów w mundurach wojskowych, a skarżący opuścili wioskę z powodu działalności PKK.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: odrzucił wstępny zarzut Rządu; stwierdził brak naruszenia art. 3 i art. 8 Konwencji oraz art. 1 Protokołu nr 1; stwierdził brak naruszenia art. 5 § 1 Konwencji; uznał za niepotrzebne rozstrzyganie, czy doszło do naruszenia art. 6 § 1 Konwencji; stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji; stwierdził brak naruszenia art. 14 Konwencji w związku z art. 3, 6, 8, 13 i art. 1 Protokołu nr 1; stwierdził brak naruszenia art. 18 Konwencji; zasądził każdemu skarżącemu 4 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz łącznie 2 650 euro tytułem kosztów i wydatków; odrzucił pozostałą część roszczeń skarżących o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
A V R U P A
OF E U R O P E
KONSEYİ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE
ÖZTOPRAK VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE
(Baꢀvuru no. 33247/96)
KARAR
STRAZBURG ꢁubat 2006
NĐHAĐ
03/07/2006
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak,
üzerinde ꢀekle iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Dava, Abbas Öztoprak, Mehmet Öztoprak ve ꢀahin Toprak (“baꢁvuranlar”) isimli üç
Türk vatandaꢁının, 5 Eylül 1996 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması
Sözleꢁmesi’nin (“Sözleꢁme”) 34. maddesine dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine
AĐHM’ye yaptığı baꢁvurudan (no. 33247/96) kaynaklanmaktadır.
OLAYLAR
I.DAVA ꢁARTLARI
Baꢁvuranların tümü Türk vatandaꢁıdır. Bu baꢁvuruya sebep olan olayların meydana
geldiği tarihte Halitpınar Köyü’nde ikamet etmekteydiler. Dava olaylarına iliꢁkin olarak
taraflar arasında ihtilaf bulunmaktadır. Dava olayları ꢁu ꢁekilde özetlenebilir.
A.Baꢀvuranların anlatımıyla olaylar
Baꢁvuranlar, 1999 yılına kadar o tarihte Türkiye’de olağanüstü hal bölgesinde bulunan
Tunceli – Ovacık’a bağlı Halitpınar Köyü’nde ikamet etmekteydi. 1994 yılında, terör
faaliyetleri bu bölgede temel bir sorun idi. 1980’lerden beri bölgede güvenlik güçleri ve Kürt
nüfusun, özellikle PKK mensupları olmak üzere, Kürt özerkliği taraftarı olan bazı kesimleri
arasında ꢁiddetli bir çatıꢁma sürmekteydi. Baꢁvuranların köyünde yaꢁayanların “teröristlere
yardım ve yataklık” yaptıklarından ꢁüphelenilmiꢁ ve baꢁvuranlar, köyün yakınındaki
jandarma tarafından sıkı bir ꢁekilde ve sıklıkla kontrol edilmiꢁlerdir. Ekim 1994 tarihinde, güvenlik güçleri Halitpınar’ı kuꢁatmıꢁ ve köylüleri köy
meydanında toplamıꢁtır. Kötü sözler sarf etmek suretiyle köylülere bir daha dönülmemek
üzere köyün derhal boꢁaltılacağını söylemiꢁlerdir. Baꢁvuranlar, alabilecekleri kadar eꢁya
alarak köyü terk etmiꢁtir. Boꢁaltmanın hemen ardından, askerler, evleri ve hasadı ateꢁe
vermiꢁtir.
Baꢁvuranlar, geçici olarak, Ovacık yakınlarında bulunan devlete ait prefabrike afet
konutlarına taꢁınmıꢁtır.
Olayın ardından, baꢁvuranlar, Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe vererek
köylerinin jandarma tarafından yakılmasından ꢁikâyetçi olmuꢁtur. Baꢁvuranlar, dilekçelerine
yanıt adresi olarak geçici adreslerini not etmiꢁtir.
Olay, güvenlik güçlerinin iddia edilen davranıꢁlarına yönelik bir soruꢁturma ile ilgili
olduğundan, Ovacık Cumhuriyet Savcısı yetkisizlik kararı vermiꢁ ve dilekçeleri Memurin
Muhakematı Kanunu uyarınca Ovacık Kaymakamlığı’na iletmiꢁtir. Kaymakam, Ovacık
Jandarma Komutanlığı’na bir yazı yazarak baꢁvuranların iddialarına iliꢁkin bilgi talep
etmiꢁtir. Kasım 1994 tarihinde, Jandarma Komutanı, Kaymakam’a güvenlik güçlerinin
bölgedeki operasyonları sırasında hiçbir evin yanmadığı bilgisini vermiꢁtir. Buna göre,
Ovacık Đdare Kurulu jandarmalara yönelik cezai iꢁlemlere devam edilmemesine karar
vermiꢁtir. Ekim 1995 tarihinde, Ovacık Kaymakamı, baꢁvuranlara bir yazı göndermiꢁtir.
Ovacık Jandarma Komutanı’nın 1 Kasım 1994 tarihli yazısına dayanarak, iddialarını ikna
edici bulmadığını izah etmiꢁtir. Ayrıca, Danıꢁtay içtihadı uyarınca, suçlanan memurun kimliği
belirlenmediği sürece soruꢁturma imkânı bulunmamaktaydı. Dolayısıyla, Kaymakam
yetkililerin iddia edilen olaylara yönelik soruꢁturma baꢁlatmayacağını belirtmiꢁtir.
Baꢁvuranlar bu yazıyı almamıꢁtır. Ovacık Cumhuriyet Savcısı’nın yetkisizlik kararını
ve Ovacık Đdare Kurulu’nun kararını, çok uzun bir süre sonra diğer köylülerden ve
tanıdıklarından öğrenmiꢁlerdir.
B.Hükümet’in anlatımıyla olaylar yılında, PKK, Ovacık ilçesindeki köylerde örgütlenme için bir propaganda
kampanyası baꢁlatmıꢁtır. Bu köylerdeki genç erkekleri kaçırmıꢁ ve örgüte girmeye
zorlamıꢁtır. PKK militanları köylüleri tehdit ve taciz etmiꢁtir. Köy sakinleri evlerini PKK
baskısı nedeniyle terk etmiꢁlerdir.
Yetkililerce yürütülen soruꢁturmada, baꢁvuranların evlerinin güvenlik güçleri
tarafından değil, askeri üniforma giyen teröristlerce yakıldığını ortaya koymuꢁtur.
Baꢁvuranlar, yetkililere verdikleri ifadelerde, iddia edilen suçun faillerinin kimliklerini
belirtmemiꢁlerdir.
C.Taraflarca sunulan belgeler
Taraflar, iddialarını belgelemek amacıyla çeꢁitli belgeler sunmuꢁlardır. Bu belgeler, ꢁu
ꢁekilde özetlenebilir.
1.Baꢀvuranlar tarafından sunulan belgeler
(a) Türkiye Đnsan Hakları Vakfı’nın Yılık Raporları (TĐHV)
Türkiye Đnsan Hakları Vakfı, merkezi Ankara’da bulunan bir sivil toplum örgütüdür.
Sözkonusu derneğin 1993 Raporu’nda, 1990 – 1993 yılları arasında 913’ten fazla köy ve
mezranın boꢁaltıldığı belirtilmiꢁtir. 1993 Raporu, köy boꢁaltmaların 1993’te arttığını ve
sakinleri köy korucusu olarak hizmet vermeyi reddeden köyleri hedef aldığını ifade etmiꢁtir.
TĐHV’nin 1994 Raporu’nda, Hükümet politikasının, boꢁaltmaların ve akabindeki
tahriplerin, PKK teröründen, yoksulluktan ve doğal nedenlerden kaynaklandığını söylemek
olduğu belirtilmiꢁtir. Bu rapora göre, olağanüstü hale tabi her bir ilde 50 – 60 kadar ev
yakılmıꢁtır. Raporu’nda, 1995 yılında 400’den fazla evin boꢁaltıldığı belirtilmiꢁtir. 1996
Raporu’na göre, Olağanüstü Hal Bölge Valisi, boꢁaltmanın güvenlik güçleri tarafından
yapıldığını kabul etmemesine karꢁın, bir defasında, çeꢁitli nedenlerden dolayı toplam 918 köy
ve 1767 mezranın boꢁaltıldığına değinmiꢁtir. ve 1998 Raporları, Hükümet’in köy boꢁaltma politikasını, 1990’lar boyunca
yapılmıꢁ olan sistematik bir “iç güvenlik operasyonu” olarak tanımlamıꢁtır.
(b) Đnsan Hakları Derneği tarafından yayınlanan “Yakılan / Boꢀaltılan Köyler ve
Göç” isimli kitaptan alıntılar
Alıntılarda, ꢀubat 1990’dan Ocak 1999 tarihine kadar yakılan ve/veya boꢁaltılan
köylerin kapsamlı bir listesi verilmiꢁtir. Bu liste, boꢁaltıldığı ve tahrip edildiği hususuyla ilgili
olarak Halitpınar’a atıfta bulunmamıꢁtır.
Alıntılar, Ülkede Gündem isimli günlük gazeteden alınmıꢁ olan, köylerin boꢁaltılması
ve bunun yerinden ayrılmıꢁ kiꢁiler üzerindeki olumsuz etkisine iliꢁkin birkaç makaleyi
kapsamaktaydı. Makalelerde, pek çok köylünün, Devlet makamlarına, köylerinin güvenlik
güçleri tarafından yakıldığı ꢁikâyetiyle dilekçe verdiği vurgulanmıꢁtır.
Makalelerde ayrıca, Hükümet’in, köylülerin köylerine dönmelerine izin verir gibi
görünen açıklamalarının güvenilmez olduğu vurgulanmıꢁtır. Köylüler ne zaman geri dönmeye
çalıꢁtıysa, köylerine girmeleri engellenmiꢁtir.
(c) Türkiye Büyük Millet Meclisi Araꢀtırma Komisyonu’nun, Doğu ve
Güneydoğu Anadolu’daki yerleꢀim birimlerinin boꢀaltılmasını takiben
yerlerinden ayrılmıꢀ olanların sorunlarına iliꢀkin alınacak önlemlerle ilgili 14
Ocak 1998 tarihli raporu
Bu Rapor, on milletvekilinden oluꢁan bir Araꢁtırma Komisyonu tarafından
hazırlanmıꢁtır. Rapora göre, 1993 ve 1994 yıllarında, 905 köy ve 2923 mezranın sakini
yerlerinden çıkarılmıꢁ ve ülkenin baꢁka bölgelerine yerleꢁmeye zorlanmıꢁtır.
Rapor’da, eski Diyarbakır valisi olan Doğan Hatipoğlu’nun bir ifadesine de yer
verilmiꢁtir. Hatipoğlu, görevde bulunduğu sırada, askeri yetkililer tarafından gerçekleꢁtirilen
köy boꢁaltmalarının dikkatine sunulduğunu ifade etmiꢁtir. – Nadir olmasına karꢁın – köy
yakma vakalarına iliꢁkin ꢁikâyetler aldığını belirtmiꢁtir. Hatipoğlu’na göre, tüm köylerin PKK
zorlamasıyla boꢁaltıldığını öne sürmek imkânsızdı. Hatipoğlu, Hükümet’in yerinden ayrılmıꢁ
olan kiꢁilerin sağlıklı bir ꢁekilde yeniden yerleꢁmesi için gerekli önlemleri almadığını iddia
etmiꢁtir.
Rapor’da ayrıca, Đnsan Hakları Vakfı baꢁkanı Yavuz Önen tarafından hazırlanan ve yılında Araꢁtırma Komisyonu’na sunulan “Đnsan Hakları Raporu – Türkiye”ye atıfta
bulunulmuꢁtur. Bu raporda, göç edenler ve boꢁaltılmıꢁ köylere bir bölüm ayrılmıꢁtır. Bu
raporda, 1995 yılında, köy ve mezra boꢁaltmalarının çok yaygın olduğu belirtilmiꢁtir. Pek çok
ev ya tahrip edilmiꢁ ya da içinde oturulamayacak hale getirilmiꢁtir. Đnsanlar bölgeden göç
etmeye zorlanmıꢁ ve köylerini terk edene kadar köy sakinlerine baskı yapılmıꢁtır. 1995 yılının
ilk aylarında, köy korucusu olmayı kabul eden sakinlerin olduğu köyler dıꢁında, meskûn halde
olan hiçbir köy veya mezra kalmamıꢁtır.
Araꢁtırma Komisyonu’nun raporunda, ꢀırnak milletvekili Salih Yıldırım’ın Türkiye
Büyük Millet Meclisi’nde boꢁaltılmıꢁ köylerle ilgili olarak 3 Haziran 1997 tarihinde yaptığı
bir konuꢁmaya da atıfta bulunulmuꢁtur. Yıldırım, diğerleri meyanında, köylerin, ya
boꢁaltmayı reddedenleri korkutmak amacıyla PKK tarafından boꢁaltıldığını, ya da köyleri
koruyamadıklarından dolayı, veya köy korucusu olmayı reddeden veya PKK’ya yardım
ettiklerinden ꢁüphelenilen köy sakinleri sebebiyle, güvenlik güçleri tarafından boꢁaltıldığını
ifade etmiꢁtir.
Sonuç olarak, raporda, yerleꢁim birimlerindeki sakinlerin – mezralardan ziyade –
yaꢁadıkları yerlere yakın il, ilçe ve merkezi köylerde yerleꢁtirilmeleri ve öncelik göç edenlere
verilmek üzere, bölge halkına istihdam yaratmak amacıyla gerekli ekonomik önlemlerin
alınması gerektiği önerisinde bulunulmuꢁtur.
2. Hükümet tarafından sunulan belgeler
(a) Her bir baꢀvuranın sahip olduğu mallara iliꢀkin Nisan 2004 tarihli Rapor
Bu raporun amacı, her bir baꢁvuranın sahip olduğu malların tespit edilmesidir. Tapu
Kadastro ve belediye kayıtları dikkate alındığında, Abbas Öztoprak’a ait herhangi bir mülk
bulunmamaktadır. TEDAꢀ’a kayıtlı değildi, bu da kendisinin evde elektriğinin olmadığı
anlamına gelmekteydi. Ancak, Devlet’ten maaꢁ almaktaydı. Ayrıca, Abbas Öztoprak’ın
yoksul kimselere sağlık hizmetleri için verilen “yeꢁil kartı”nın olduğu ve Ovacık
Kaymakamlığı’ndan 75.000.000 TL yardım aldığı anlaꢁılmıꢁtır.
Mehmet Öztoprak’ın, tapu kayıtlarına göre 8,000 metrekare arsası bulunmaktaydı.
Sözkonusu yılda 128.000.000 TL gelir elde edebileceği tahmin edilmiꢁtir. Mehmet
Öztoprak’ın yoksul kimselere sağlık hizmetleri için verilen “yeꢁil kartı” bulunmaktaydı.
Ovacık Kaymakamlığı kendisine 11 koyun, 195.000.000 TL ve yiyecek yardımı yapmıꢁtır. ve 2002 yılları arasında Mehmet Öztoprak, Hükümet tarafından temin edilen afet
konutlarında yaꢁamıꢁtır. 2002 yılında, “köye dönüꢁ ve rehabilitasyon projesi” çerçevesinde
inꢁa edilen bir eve taꢁınmıꢁtır.
Tapu kayıtlarına göre, ꢀahin Toprak’a ait herhangi bir mal bulunmamaktaydı. Ancak,
belediye kayıtlarındaki beyanına göre, 60 metrekare arsası, bir ev, bir ahır ve 14.000
metrekare arsası bulunmaktaydı. Sözkonusu yılda 224.000.000 TL gelir elde edebileceği
tahmin edilmiꢁtir. 24 Nisan 1993 tarihinden beri, yoksul kimselere sağlık hizmetleri için
verilen “yeꢁil kartı” bulunmaktaydı. ꢀahin Öztoprak, Ovacık Kaymakamlığı’ndan yiyecek ve
125.000.000 TL yardım almaktaydı. Ayrıca, Hükümet tarafından temin edilen afet
konutlarında yaꢁamıꢁtır. 2002 yılında, “köye dönüꢁ ve rehabilitasyon projesi” çerçevesinde
inꢁa edilen bir eve taꢁınmıꢁtır.
(b) Veys Toprak’ın, iki jandarma subayı tarafından alınan, 10 Mart 2004 tarihli
ifadesi
Tanık, Halitpınar Köyü’nün eski bir sakini idi. ꢀu anda ise, Ovacık’ta bulunan
Kandolar mahallesi muhtarıdır. AĐHM’ye baꢁvuruda bulunan baꢁvuranların durumunu tespit
amacıyla ifadesi alınmıꢁtır. Tanık, 1994 ve 2002 yılları arasında baꢁvuranların Ovacık –
Kandolar’da bulunan prefabrik evlerde ikamet ettiğini belirtmiꢁtir. 2002 yılında, Hükümet
tarafından inꢁa ettirilen evlere taꢁınmıꢁlardır. Sözkonusu tarihte, Halitpınar’da kimse ikamet
etmemekteydi. Köyde, elektrik, okul ve telefon bulunmamaktaydı.
(c) Ovacık Đlçe Jandarma Komutanının Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’na yazdığı Kasım 1994 tarihli yazı
Jandarma Binbaꢁı Yüksel Sönmez, Ovacık Cumhuriyet Savcısı’na, Halitpınar
Köyü’nde ve Toprak Mezrası’nda, Reis Toprak, Kamber Çelik, Veli Çelik ve Süleyman
Toprak’a ait evlerin askeri üniforma giyen teröristlerce yakıldığı bilgisini vermiꢁtir. Sönmez’e
göre, teröristler, güvenlik görevlilerini etkisiz hale getirmeyi ve güvenlik güçleriyle bölge
halkı arasında düꢁmanlık yaratmayı hedeflemiꢁtir.
(d) Polis ꢀefi Bahri Üstüner tarafından hazırlanmıꢀ olan 4 Haziran 1995 tarihli
soruꢀturma raporu
Devlet güvenlik güçlerinin Halitpınar Köyü’ndeki evleri yaktığı iddialarına yönelik
soruꢁturmayı takiben, polis müfettiꢁi, evlerin güvenlik güçlerince değil, askeri üniforma giyen
teröristlerce yakıldığını tespit etmiꢁtir. Teröristler, ayrıca, köylüleri, yetkililere evlerinin
güvenlik güçleri tarafından yakıldığını öne sürerek ꢁikâyette bulunmaya zorlamıꢁtır. Polis
müfettiꢁi ayrıca, güvenlik güçlerinin, halkın güvenliğini sağlamak için bölgede operasyon
yaptığını ve dolayısıyla köyleri yakmayacaklarını ve mallara zarar vermeyeceklerini not
etmiꢁtir.
HUKUK
I.HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZI Nisan 2005 tarihli ek görüꢁünde, Hükümet, 14 Temmuz 2004 tarihli “Terör ve
Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Tazmini ve Teröre Karꢁı Alınan Tedbirlere Dair
Kanun” çerçevesinde iç hukuk yollarının tüketilmemesine iliꢁkin ön itirazda bulunmuꢁtur. Bu
Kanun, yetkililerin terörle mücadelesi sırasında meydana gelen zarara maruz kalan
baꢁvuranların AĐHS mağduriyetlerini tazmin etmeye muktedir yeterli bir hukuk yolu
sunmuꢁtur. Dolayısıyla Hükümet, AĐHM’den, bu baꢁvurunun incelenmesinin durdurulmasını
ve baꢁvuranların iç hukukta oluꢁturulan yeni hukuk yolundan faydalanmalarının ꢁart
koꢁulmasını talep etmiꢁtir.
Baꢁvuranlar, Hükümet’n itirazını reddetmiꢁ ve AĐHM’nin kabuledilebilirlik kararından
sonra yeni bir hukuk yolunu tüketmelerinin ꢁart koꢁulamayacağını ifade etmiꢁlerdir.
AĐHM, hâlihazırda, 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında, ꢁikâyetlerine
yönelik etkili bir soruꢁturmanın yokluğunda, baꢁvuranlardan baꢁka bir iç hukuk yolunu
tüketmelerinin istenemeyeceğine hükmetmiꢁtir. Bu itirazın baꢁvurunun kabuledilebilir olduğu
ilan edildikten sonra yapıldığını not eder. Bu nedenle Hükümet’in, esas itibarıyla, bu safhada
kabuledilebilirliğe dair itirazda bulunmaya engelinin olduğu düꢁünülebilir (AĐHM Đç Tüzüğü,
55. madde; bkz. diğerleri meyanında, Amrollahi – Danimarka, no. 56811/00, 11 Temmuz
2002; Nikolova – Bulgaristan [BD], no. 31195/96, AĐHM 1999-II). Dolayısıyla, Hükümet’in
itirazı yargılamanın bu safhasında dikkate alınamaz.
II.AĐHS’NĐN 3. VE 8. MADDELERĐ VE 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN
ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢁvuranlar, Halitpınar Köyü’nden zorla çıkarılmaları ile evlerinin ve mallarının
Devlet güvenlik güçleri tarafından tahrip edilmesinin AĐHS’nin 3. ve 8. maddelerini ve 1 nolu
Protokol’ün 1. maddesini ihlal ettiğini iddia etmiꢁtir. Bu maddelere göre:
Madde 3
Đꢀkence yasağı
“Hiç kimse iꢁkenceye, insanlık dıꢁı ya da onur kırıcı ceza veya iꢁlemlere tabi tutulamaz.”
Madde 8
Özel hayatın ve aile hayatının korunması
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleꢁmesine saygı gösterilmesi hakkına
sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu
emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç iꢁlenmesinin önlenmesi,
sağlığın veya ahlakın veya baꢁkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir
toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüꢁ olmak koꢁuluyla söz konusu olabilir.” no’lu Protokol’ün 1. maddesi
Mülkiyetin korunması
“Her gerçek ve tüzel kiꢁinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini
isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen
koꢁullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun
bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak
kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da baꢁka katkıların veya para cezalarının
ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları
hakka halel getirmez.”
Baꢁvuranlar, Devlet güvenlik güçleri tarafından evlerinden zorla çıkarılmalarının ve
mallarının tahrip edilmesinin, mülkiyet hakkından yararlanma ve aile hayatına saygı hakkın
ihlal ettiğini ileri sürmüꢁtür. Ayrıca, mülklerinin tahrip edilmesini ve köylerinde zorla
çıkarılmalarını çevreleyen koꢁulların insanlık dıꢁı ve küçültücü muamele teꢁkil ettiği iddia
etmiꢁtir.
Hükümet, baꢁvuranların ꢁikâyetlerinin olgusal temelini reddetmiꢁ ve bunların asılsız
olduğunu belirtmiꢁtir. Bu bağlamda, baꢁvuranların köyünün hiçbir zaman güvenlik güçlerince
boꢁaltılmadığını ya da yakılmadığını ileri sürmüꢁtür. Baꢁvuranlar, PKK’nın bölgedeki yoğun
terör faaliyetleri sebebiyle terk etmiꢁtir. Yetkililer tarafından yürütülen soruꢁturma,
baꢁvuranların evlerinin askeri üniforma giyen teröristlerce yakılmıꢁ olabileceğini ortaya
koymuꢁtur.
AĐHM, bu baꢁvuruya sebebiyet veren olayların asıl nedenine iliꢁkin bir ihtilafla karꢁı
karꢁıyadır. Buna göre, öncelikle, meydana geldiği iddia edilen olayların olduğu tarihte
bölgede hakim olan genel durumu dikkate almak zorundadır. Bu bağlamda, sözkonusu tarihte,
Türkiye’nin olağanüstü hal bölgesinde güvenlik güçleri ve PKK mensupları arasında meydana
gelen ꢁiddetli çatıꢁmaları gözlemler. Çatıꢁmanın iki tarafının davranıꢁlarının sonucu olan bu
iki taraflı ꢁiddet, pek çok insanın evinden kaçmasına sebep olmuꢁtur. Ayrıca, bölgedeki halkın
güvenliğini sağlamak amacıyla ulusal yetkililer birkaç yerleꢁim yerinden halkı çıkarmıꢁtır
(Doğan ve Diğerleri – Türkiye no. 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02). Ancak, pek çok
benzer davada güvenlik güçlerinin, bazı baꢁvuranların evlerini ve mallarını kasıtlı olarak
tahrip ettiğini, geçim kaynaklarından yoksun bıraktığını ve Türkiye’nin olağanüstü hal
bölgesinde bulunan köylerini terke zorladığını tespit etmiꢁtir (bkz. diğerlerinin yanı sıra,
Akdivar ve Diğerleri – Türkiye, 16 Eylül 1996, Selçuk ve Asker – Türkiye, 24 Nisan 1998;
Menteꢀ ve Diğerleri, 28 Kasım 1997; Bilgin ve Türkiye, 23819/94, 16 Kasım 2000; ve Dulaꢀ –
Türkiye, no. 25801/94, 30 Ocak 2001).
Bu durumda, gerek Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu gerekse AĐHM, daha önceden,
Devlet güvenlik güçlerinin, iddia edildiği üzere, malları kanunsuz biçimde tahribinin failleri
olduğu vakalarda, delil bulma heyetleri oluꢁturduğuna iꢁaret edilmelidir (bkz. diğerlerinin
yanı sıra, Akdivar ve Diğerleri ve Yöyler; Đpek – Türkiye, no. 25760/94). Bu davalarda, AĐHS
kurumlarını bu tür bir uygulamaya baꢁvurmaya iten temel sebep, etkili bir yerel soruꢁturmanın
yokluğunda kanıtları belirleyememeleri idi.
AĐHM için, bu davada, tanıkları çağırarak kendi baꢁına kanıt toplamaya çalıꢁmak
suretiyle kanıtları belirleyememesi müessif bir durumdur. Ancak, bu davada yaklaꢁık olarak
on bir yıl gibi uzun bir süre geçmesinden, bunun da, ifade verecek tanıkların bulunmasını
zorlaꢁtırmasından ve tanığın olayları ayrıntılı ve tam olarak hatırlaması üzerinde olumsuz
etkisi olmasından dolayı, bu tür bir uygulamanın davanın gerçek ꢁartlarını tespite muktedir
yeterli kanıtları ortaya koymayacağı kanısındadır (bkz. Đpek). Buna göre, AĐHM, taraflarca
kendisine iletilen kanıtlar temelinde kararını vermelidir (bkz. Çaçan – Türkiye davasında no.
33646/96, 26 Ekim 2004, anılan Pardo – Fransa, 20 Eylül 1993). Ancak, özellikle yazılı
ifadeler olmak üzere, taraflarca kendisine iletilen belgelerin sorgu ya da çapraz sorguya tabi
tutulmadığı ve dolayısıyla bu davada varılacak herhangi bir sonuç için potansiyel olarak
yanıltıcı bir temel teꢁkil edebileceği hususunda da ihtiyatlı olmalıdır.
Daha önce de not edildiği üzere ve sözkonusu tarihte Türkiye’nin güneydoğusundaki
köylerin boꢁaltılması ve tahrip edilmesiyle ilgili bağımsız raporları dikkate alarak,
baꢁvuranların köylerinden zorla çıkarıldıkları ve evleri ile mallarının Devlet güvenlik güçleri
tarafından yakıldığı iddiaları ilk bakıꢁta savunulmaz olarak görülemez. Ancak, AĐHM için,
AĐHS’nin amaçları bağlamında gerekli olan standart, “hiçbir ꢁüpheye yer bırakmayacak
ꢁekilde” olarak nitelendirilen kanıt standardıdır ve bu tür bir kanıt, yeterince güçlü, açık ve
birbiriyle uyumlu çıkarımların veya benzeri çürütülmemiꢁ karinelerin bir arada bulunmasıyla
elde edilebilir (bkz. Đrlanda – Đngiltere, 18 Ocak 1978).
Bu bağlamda, AĐHM, baꢁvuranların, evlerinin güvenlik güçlerince yakılmasına iliꢁkin
olarak herhangi bir görgü tanığı ifadesi sunmadıklarını not eder. Aynı ꢁekilde, iddia edilen
olaylara iꢁtirak eden askerlerin kimliğine iliꢁkin herhangi bir bilgi de vermemiꢁlerdir. Ayrıca,
Ovacık Cumhuriyet Savcılığı tarafından baꢁlatılan iꢁlemlere müdahil olmamıꢁlar ve
soruꢁturma makamlarına ꢁikâyette bulunulmasının ardından davalarını takip etmemiꢁlerdir.
Baꢁvuranlar, yetkililer tarafından baꢁlatılan soruꢁturmayı takip etmemelerine iliꢁkin olarak
hiçbir açıklama getirmemiꢁledir. Üstelik AĐHM, dava dosyasında Hükümet’in görüꢁlerini ve
baꢁvuranlarla aynı köyden olan kiꢁilerin ifadelerini çürütecek hiçbir kanıt saptamamıꢁtır.
Yukarıda anlatılanların ıꢁığında ve baꢁvuranların iddialarını kanıtlamamıꢁ olmalarını
dikkate alarak, AĐHM, baꢁvuranların evlerinin yakıldığının ve köylerinden Devlet güvenlik
güçlerinin zoruyla çıkarıldıklarının hiçbir ꢁüpheye yer bırakmayacak ꢁekilde kanıtlandığını
tespit etmemiꢁtir.
Bu temelde, AĐHM, AĐHS’nin 3. ve 8. maddelerinin veya 1 no’lu Protokol’ün 1.
maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıꢁtır.
III.AĐHS’NĐN 5 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢁvuranlar, evlerinin tahrip edilmesini ve Halitpınar Köyü’nden zorla çıkarılmalarını
çevreleyen koꢁulların, AĐHS’nin 5 § 1. maddesinde temin edilen bireyin özgürlük ve güvenlik
hakkının ihlal edilmesini teꢁkil ettiğini iddia etmiꢁtir. Sözkonusu maddeye göre:
“Herkesin kiꢁi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aꢁağıda belirtilen haller ve
yasada belirlenen yollar dıꢁında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.”
Hükümet, davada bu hususa değinmemiꢁtir.
AĐHM, 5 § 1. maddenin baꢁlıca amacının özgürlüğün Devlet tarafından keyfi olarak
elden alınmasına karꢁı koruma olduğunu hatırlatır.
Bu davada, baꢁvuranlar yakalanmamıꢁ, tutuklanmamıꢁ ya da baꢁka bir ꢁekilde
özgürlükleri elerlinden alınmamıꢁtır. Baꢁvuranların, evlerinin ve mallarının iddia edilen
kaybından kaynaklanan güvenli olmayan kiꢁisel ꢁartları, 5 § 1. maddede öngörülen birey
güvenlik kavramı kapsamına girmemektedir (bk.z yukarıda anılan Çaçan; Kıbrıs – Türkiye
[BD], no. 25781/94).
Yukarıda anlatılanlar ıꢁığında, AĐHM AĐHS’nin 5/1. maddesinin ihlal edilmediği
sonucuna varmıꢁtır.
IV.AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢁvuranlar, evlerinin tahrip edilmesini, güvenlik güçlerince zorla evlerinden
çıkarılmalarını ve medeni haklarını aramak için mahkemeye eriꢁim haklarını arayabilecekleri
etkili bir hukuk yolundan mahrum bırakıldıklarını ileri sürerek ꢁikâyetçi olmuꢁlardır.
AĐHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunmuꢁlardır:
“Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, … konusunda karar
verecek olan, … bir mahkeme tarafından davasının …, hakkaniyete uygun … olarak
görülmesini istemek hakkına sahiptir.”
Ayrıca AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmuꢁlardır:
“Bu Sözleꢁme’de tanınmıꢁ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi
görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢁ da olsa, ulusal bir
makama etkili bir baꢁvuru yapabilme hakkına sahiptir.”
A.AĐHS’nin 6 § 1. maddesi
Baꢁvuranlar, medeni haklarını aramak için mahkemeye eriꢁim haklarının, yetkililerin
baꢁvuranların iddialarına yönelik etkili bir soruꢁturma yürütmemesi sebebiyle ellerinden
alındığını belirtmiꢁtir. Böyle bir soruꢁturmanın yokluğunda, baꢁvuranlara göre, hukuki
yargılamada tazminat elde etme olanakları olamazdı.
Hükümet, baꢁvuranların iç hukukta faydalanılabilir hukuk yollarını takip etmediklerini
ileri sürmüꢁtür. Baꢁvuranlar bir hukuk davası açmıꢁ olsa idi, mahkemeye etkili eriꢁim
hakkından faydalanabileceklerdi.
Hükümet, baꢁvuranların, 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında yer alan
gerekçelerden dolayı dava açmadıklarını not eder. Dolayısıyla, dava açmıꢁ olsalardı, ulusal
mahkemelerin baꢁvuranların iddialarına iliꢁkin hüküm verip veremeyeceklerini tespit etmek
olanağı bulunmamaktadır. AĐHM’nin görüꢁüne göre, baꢁvuranların ꢁikâyetleri temel olarak,
evlerinin ve mallarının kasti olarak tahrip edilmesi ve güvenlik güçleri tarafından zorla
köylerinden çıkarılmalarına yönelik etkili bir soruꢁturma yürütülmemiꢁ olması iddiası
ilgilidir. Dolayısıyla, AĐHM, bu ꢁikâyeti, AĐHS’nin iddia edilen ihlalleri bağlamında etkili bir
hukuk yolu sunmak için Devletlere daha genel nitelikte bir yükümlülük getiren 13. madde
kapsamında inceleyecektir (bkz. yukarıda anılan Selçuk ve Asker).
Dolayısıyla, AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğini
belirlenmesinin gerekli olmadığı kanısına varmıꢁtır.
B.AĐHS’nin 13. maddesi
Baꢁvuranlar, AĐHS’nin 13. maddesi bağlamında, AĐHS mağduriyetleri kapsamında
hiçbir etkili hukuk yollarının bulunmadığını ileri sürerek ꢁikâyetçi olmuꢁlardır.
Hükümet, soruꢁturmada hiçbir noksanlığın olmadığını ve yetkililerin baꢁvuranların
iddialarına yönelik etkili soruꢁturma yürüttüklerini belirtmiꢁtir.
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, iç hukuk düzeninde her ne ꢁekilde teminat altına
alınmıꢁ olursa olsun, AĐHS hak ve özgürlüklerinin esasını uygulamak için ulusal seviyede bir
hukuk yolunun bulunmasını garanti altına aldığını tekrarlar. Dolayısıyla, 13. maddenin
maksadı, bu madde çerçevesinde Sözleꢁmeci Devletlere, AĐHS yükümlülüklerine uymada
belirli bir takdir yetkisi tanınmıꢁ olmasına rağmen, AĐHS kapsamında “savunulabilir bir
iddianın” konusu ile ilgilenmek için bir iç hukuk yolunun temin edilmesini ꢁart koꢁmak ve
uygun tazmin sağlamaktır. 13. maddede yer alan yükümlülüğün kapsamı, baꢁvuranın AĐHS
çerçevesindeki ꢁikâyetinin niteliğine göre değiꢁir. Bununla beraber, 13. maddede ꢁart koꢁulan
hukuk yolu, gerek uygulamada gerekse hukukta “etkili” olmalıdır ve bilhassa uygulanması,
sorumlu Devlet’in davranıꢁları ve ihmalleriyle haksız bir ꢁekilde engellenmemelidir (bkz.
yukarıda anılan Dulaꢀ ve Yöyler).
AĐHM, bu davada toplanmıꢁ olan kanıtlar temelinde, baꢁvuranların evlerinin tahrip
edildiğinin ya da baꢁvuranların iddia edildiği üzere Devlet güvenlik güçlerince zorla
evlerinden çıkarıldıklarının, gerekli olan kanıt standardı ile ortaya konulduğunu tespit
etmediğini hatırlatır. Ancak bu, 13. maddenin maksatları bakımından, bu ꢁikâyetlerin, bu
maddenin koruma kapsamına gitmediği anlamına gelmemektedir (D.P. ve J.C. – Đngiltere,
no.38719/97, 10 Ekim 2002). Bu ꢁikâyetler, temelsiz oldukları gerekçesiyle kabuledilmez ilan
edilmemiꢁtir ve dolayısıyla esaslarının incelenmesini gerekli kılmıꢁtır. Ayrıca, 2 Eylül 2003
tarihli kabuledilebilirlik kararında, AĐHM, baꢁvuranların, ꢁikâyetlerine yönelik kapsamlı ve
etkili bir soruꢁturma olmaması bağlamında, iç hukukta baꢁka bir hukuk yolu arama yoluna
gitmek sorumluluklarının bulunmadığına hâlihazırda karar vermiꢁtir.
Hal böyle iken, AĐHM, her ne kadar 13. maddenin hükümleri kelimesi kelimesine ele
alınsa da, baꢁka bir hükmün ihlal edilmesi, bu maddenin uygulanmasını için bir ön ꢁart
değildir (Boyle ve Rice – Đngiltere, 27 Nisan 1988). Buna göre, kabuledilebilirlik kararındaki
tespitlerini ve baꢁvuranın iddialarının ilk bakıꢁta savunulamaz olarak görülemeyeceği
sonucunu dikkate alarak, AĐHM, baꢁvuranların ꢁikâyetlerinin AĐHS’nin 13. maddesinin
maksatları bağlamında savunulabilir AĐHS ihlali iddiaları ortaya koyduğu kanısındadır (bkz.
mutatis mutandis, AĐHS’nin 6. maddesinin uygulanabilirliğinin ne derece risk altında olduğu
hususuyla ilgili olarak Mennitto – Đtalya [BD], no. 33804/96).
Davanın kendine özgü ꢁartlarına gelince, AĐHM, Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’nın
yetkisizlik kararının ardından, Ovacık Đlçe Đdare Kurulu idare makamları baꢁvuranların
iddialarına yönelik soruꢁturma baꢁlattığını not eder. Ancak, sözkonusu soruꢁturma Jandarma
Komutanlığı’ndan baꢁvuranın iddiaları hakkında bilgi talep etmekle sınırlı idi. Soruꢁturma
esnasında, baꢁvuranların evlerinin ve mallarının yakılmasının faillerinin jandarmalar
olduğunu ileri sürmelerine rağmen, güvenlik güçleri mensuplarının sorgulanması için
herhangi bir adım atılmadığı görülmektedir. Aynı ꢁekilde, yetkililerin, baꢁvuranların
iddialarını doğrulamak için iddia edilen olayların mahalline gitmeyi mütalaa ettikleri de
görülmemektedir. Bunun yerine, güvenlik güçleri tarafından verilen bilgileri dayanak olarak
almak onlar için yeterli olmuꢁtur. Bu bağlamda, AĐHM’nin mütemadiyen, güvenlik güçleri
mensuplarının bu tür fiillere iꢁtirak etmiꢁ olabileceği olasılığını mütalaa etmek bağlamında
yetkililerde bir isteksizlik tespit ettiği dikkate ꢁayandır (bkz. yukarıda anılan Selçuk ve Asker;
Đpek; Yöyler). Aslında, bu davada Ovacık Kaymakamı tarafından verilen yanıt, AĐHM’nin
geçmiꢁteki tespitlerini teyit etmektedir. Son olarak, jandarma yetkililerinin baꢁvuranların
iddialarını reddetmesinin ardından, Ovacık Đlçe Đdare Kurulu yetkilileri tarafından hiçbir
soruꢁturma yürütülmemiꢁtir.
Her hal ve karda, AĐHM, Türkiye’nin güneydoğusundaki idare kurullarının valiye
hiyerarꢁik olarak bağlı memurlardan müteꢁekkil olması ve hakkında soruꢁturma yürütülen
güvenlik güçlerinin bir komutana bağlı olması sebebiyle, bu kurulların bağımsız bir
soruꢁturma yürütme kabiliyetine iliꢁkin ciddi ꢁüphelerini geçmiꢁte belirtmiꢁtir (bkz.
diğerlerinin yanı sıra, Güleç – Türkiye, no. 21593/93, yukarıda anılan Yöyler ve Đpek).
Soruꢁturmada tespit edilen ciddi noksanlıklar, AĐHM’nin bu davada farkı bir sonuca
varmasına izin vermemektedir.
Bu ꢁartlarda, yetkililerin, baꢁvuranların Halitpınar’daki mallarının tahrip edilmesi
iddialarına yönelik kapsamlı ve etkili bir soruꢁturma yürüttükleri söylenemez.
Dolayısıyla, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiꢁtir.
V.AĐHS’NĐN 6., 8. VE 13. MADDELERĐ ĐLE BĐRLĐKTE ELE ALINDIĞINDA
AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN VE 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN
ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢁvuranlar, Kürt kökenleri sebebiyle, AĐHS’nin 6., 8. ve 13. maddeleri birlikte ele
alındığında AĐHS’nin 14 maddesinin ve 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmesi
suretiyle ayrımcılığa maruz kaldıklarını ileri sürmüꢁtür. 14. maddeye göre:
“Bu Sözleꢁmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil,
din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk,
servet, doğum veya herhangi baꢁka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan
sağlanır.”
Baꢁvuranlar, evlerinin ve mallarının tahrip edilmesinin, resmi bir politikanın sonucu
olduğunu ve bunun Kürt kökenleri sebebiyle ayrımcılık teꢁkil ettiğini ileri sürmüꢁtür.
Hükümet, baꢁvuranların iddialarını reddetmiꢁtir.
AĐHM, baꢁvuranların iddialarını, kendisine sunulmuꢁ olan kanıtlar temelinde
incelemiꢁtir ancak bunların temelsiz olduğu kanısındadır. Dolayısıyla AĐHS’nin 14. maddesi
ihlal edilmemiꢁtir.
VI.AĐHS’NĐN 18. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢁvuranlar, ꢁikâyet konusu müdahale veya kısıtlamaların, AĐHS ile uyumsuz
maksatlar çerçevesinde yapıldığını iddia etmiꢁtir. AĐHS’nin 18. maddesine atıfta
bulunmuꢁlardır:
“Bu Sözleꢁmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen
sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”
AĐHM, bu iddiayı kendisine sunulmuꢁ olan kanıtlar temelinde hâlihazırda incelediğini
ve bu iddianın temelsiz olduğunu tespit ettiğine iꢁaret eder. Buna göre, 18. madde ihlali tespit
edilmemiꢁtir.
VII.AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme iꢁbu Sözleꢁme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili
Yüksek Sözleꢁmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme,
gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A.Tazminat
Baꢁvuranlar, evlerinin tahrip edilmesi ve 1994’ten beri ekonomik faaliyetlerini tekrar
elde edememeleri dolayısıyla maruz kaldıkları maddi zarar için toplam 511.140.000.000 TL1
talep etmiꢁtir.
Hükümet, hiçbir AĐHS ihlali olmadığından baꢁvuranlara adil tazmin ödenmemesi
gerektiğini belirtmiꢁtir. Alternatif olarak, AĐHM herhangi bir AĐHS ihlali tespit edecek olursa,
baꢁvuranlarca talep edilen meblağların spekülatif olduğunu ve bölgenin ekonomik
gerçeklerini yansıtmadığını ileri sürerek itiraz etmiꢁtir.
AĐHM, baꢁvuranlar tarafından iddia edilen zarar ile AĐHS ihlali arasında bir sebep
sonuç bağı bulunması ve bunun, uygun durumda, kazanç kaybını kapsamasını gerektiğini
hatırlatır (bkz. diğerlerinin yanı sıra Barbéra, Messegué ve Jabardo – Đspanya, 13 Haziran
1994). Ancak, AĐHM, bu davada, hiçbir ꢁüpheye yer bırakmayacak ꢁekilde baꢁvuranların
evlerinin Devlet güvenlik güçleri tarafından yakıldığının veya baꢁvuranların zorla güvenlik
güçleri tarafından köylerinden çıkarıldıklarının tespit edilmediğini hatırlatır. Buna göre, bir
AĐHS ihlali teꢁkil etmesi sözkonusu olan husus – etkili bir soruꢁturmanın yokluğu – ile Yaklaꢁık olarak 315.000 Euro.
baꢁvuranlar tarafından talep edilen maddi zarar arasından hiçbir sebep sonuç bağı
bulunmamaktadır. Dolayısıyla, baꢁvuranların bu baꢁlık altındaki talebini reddeder.
B.Manevi tazminat
Baꢁvuranların her biri, 20.000 Euro manevi tazminat talep etmiꢁtir. Bu bağlamda
köylerinden zorla çıkarılmaları ve Halitpınar’daki evlerinin ve mallarının tahrip edilmesinden
sonra maruz kaldıkları acı ve yoksulluğa atıfta bulunmuꢁlardır.
Hükümet, bu meblağın aꢁırı ve haksız olduğunu ileri sürmüꢁtür.
AĐHM, ulusal yetkililerin, AĐHS’nin 13. maddesini ihlal ederek, baꢁvuranların
ꢁikâyetlerine yönelik etkili ve kapsamlı bir soruꢁturma yürütmediklerini tespit etmiꢁtir. Buna
göre, manevi tazminata hükmedilmesi gerekmektedir. Đddiaların ciddiyetini ve dikkate alarak
ve eꢁitlik temelinde karar vererek AĐHM, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni
Türk Lirası’na çevrilmek üzere baꢁvuranların her birine 4000 Euro (toplam 12.000 Euro)
ödenmesine karar vermiꢁtir.
C.Mahkeme masrafları
Baꢁvuranlar, AĐHS kurumlarında davalarının hazırlanması ve sunulması esnasındaki
masraflar için toplam 19.110 Euro talep etmiꢁtir. Bu toplam, avukatlarının masraflarını
kapsamaktadır (62 saat 20 dakika adli çalıꢁma ve telefon konuꢁmaları, posta, çeviri ve
kırtasiye gibi masraflar).
Hükümet, bu iddianın aꢁırı ve temelsiz olduğunu öne sürmüꢁtür. Baꢁvuranların,
iddialarını kanıtlamak için hiçbir makbuz ya da baꢁka bir belge ortaya koymadığını
belirtmiꢁtir.
AĐHM, baꢁvuranların, AĐHS çerçevesinde ꢁikâyetlerinin ancak bir kısmını ortaya
koyabildiklerine iꢁaret eder. Ancak, bu dava detaylı inceleme gerektiren karmaꢁık olgusal ve
hukuki konular içermekteydi. Hal böyle iken, AĐHM, yalnızca gerçekten ve gerektiği için
yapılmıꢁ olan adli masrafların AĐHS’nin 41. maddesi kapsamında geri ödenebileceğini
tekrarlar. Baꢁvuranlar tarafından talep edilen meblağların detaylarını dikkate alarak, AĐHM,
uygulanabilecek her türlü katma değer vergisi hariç, toplam 2.650 Euro ödenmesine karar
vermiꢁtir.
D.Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere
uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiꢁtir
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1.Hükümet’in ön itirazının reddine;
2.AĐHS’nin 3. ve 8. maddeleri ile 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmediğine;
3.AĐHS’nin 5 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine;
4.AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin belirlenmesinin gerekli olmadığına;
5.AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
6.AĐHS’nin 3., 6., 8. ve 13. maddeleri ve 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ile birlikte ele
alındığında AĐHS’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine;
7.AĐHS’nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine;
8.
(a) Sorumlu Devlet’in, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleꢁtiği tarihten
itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na
çevrilmek ve baꢁvuranların Türkiye’deki banka hesaplarına yatırılmak üzere
(i)baꢁvuranların her birine 4.000 (dört bin Euro) manevi tazminat;
(ii)mahkeme masrafları için baꢁvuranlara ortak olarak 2.650 Euro (iki bin altı yüz elli
Euro);
(iii)bu meblağlara uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢁılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa
Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
9. Baꢁvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đngilizce hazırlanmıꢁ, Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 2
ꢀubat 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢁtir.
Vincent BERGER
Bostjan ZUPANCIC
Yazı Đꢁleri Müdürü
Baꢁkan
15
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło