33340/03
WyrokETPCz2009-06-16ECLI:CE:ECHR:2009:0616JUD003334003
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skazanie za propagandę na rzecz organizacji terrorystycznej, polegające na wysyłaniu wiadomości SMS, stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w wolność wyrażania opinii, naruszając art. 10 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność słowa skarżących, choć przewidziana prawem i mająca na celu ochronę bezpieczeństwa narodowego i porządku publicznego, nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". Kluczowe było ustalenie, że treść wiadomości SMS ("Niech żyje Abdullah Öcalan, Niech żyje Prezydent, Niech żyje Braterstwo Narodów, Niech żyje Kurdystan") nie nawoływała do przemocy, zbrojnego oporu ani buntu, ani nie zawierała nienawistnej retoryki. Mimo późniejszego uchylenia wyroku krajowego, skarżący byli aresztowani, zatrzymani i skazani, a uchylenie to nie zrekompensowało w pełni konsekwencji tej ingerencji.Stan faktyczny
Skarżący, Ömer Bahçeci i Fikret Turan, zostali aresztowani we wrześniu 2001 roku w Turcji za wysyłanie wiadomości SMS propagujących nielegalną organizację PKK. Wiadomości zawierały hasła takie jak "Niech żyje Abdullah Öcalan" wraz z jego zdjęciem. Zostali skazani przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa na 3 lata i 9 miesięcy więzienia za propagandę terrorystyczną, bez dostępu do adwokata podczas zatrzymania. Wyrok został utrzymany przez Sąd Kasacyjny, jednak później, w październiku 2003 roku, Państwowy Sąd Bezpieczeństwa uchylił wyrok w związku ze zmianą prawa.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznał skargę dotyczącą art. 10 Konwencji za dopuszczalną, a pozostałe skargi za niedopuszczalne.
2. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji.
3. Zasądził na rzecz każdego ze skarżących po 1 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe.
4. Zasądził na rzecz skarżących łącznie 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków.
5. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĠ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
BAHÇECİ VE TURAN - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 33340/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Haziran 2009
İşbu karar Sözleşme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup
şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
____________________________________________________________________________________________
© T.C. DıĢiĢleri Bakanlığı, 2009. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları
Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı, AKGY’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (33340/03) no’lu davanın nedeni (T.C.
vatandaşları) Ömer Bahçeci ve Fikret Turan’ın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ne 4 Ağustos 2003 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına
ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış
olduğu başvurudur.
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir Barosu avukatlarından
T. Aslan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuranlar 1982 doğumludur.
Başvuranlar 2001 Eylül ayında İzmir Emniyet Müdürlüğü polislerince yakalanarak gözaltına
alınmışlardır. Başvuranlar cep telefonu kullanıcılarına kısa mesaj göndererek yasadışı örgüt
PKK’nın propagandasını yapmakla itham edilmişlerdir.
Suç unsurunu oluşturan mesajda Abdullah Öcalan’ın resmiyle birlikte Kürtçe “Yaşasın
Abdullah Öcalan, Yaşasın Başkan, Yaşasın Halkların Kardeşliği, Yaşasın Kürdistan”
ifadeleri yer almaktaydı.
Başvuranlar gözaltı sırasında avukat bulundurma hakkından yararlanmamışlardır.
Aleyhlerinde yapılan suçlamaları kabul eden başvuranlar yakalandıkları tarihte İzmir Asliye
Ceza Mahkemesi hakimi tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmışlardır.
Cumhuriyet Savcısı 7 Eylül 2001 tarihli bir iddianame ile 3713 sayılı Terörle Mücadele
Kanunu’nun 8/1 maddesine dayalı olarak başvuranları Türk ulusunun birliğine ve Devletin
toprak bütünlüğüne karşı propaganda yapmakla itham ederek mahkumiyetlerini talep etmiştir.
Başvuranlar gözaltında vermiş oldukları ifadelerin içeriğini inkâr ederek suçsuz olduklarını
iddia etmişlerdir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) 30 Mayıs 2002 tarihli bir karar ile başvuranları
aleyhlerinde yapılan ithamlardan suçlu bulmuş ve TCK’nın 169. maddesi ile 3713 sayılı
Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca adı geçenleri üç yıl dokuzar ay hapis
cezasına çarptırmıştır. DGM’ye göre cep telefonu kullanıcılarına kendi rızaları dışında
mesajlar göndererek kamuoyunun dikkatini bu yöne çekmek sözkonusu örgütün liderinin
propagandasını yapmak amacını taşımaktadır. Mahkeme başvuranların bu yolla TCK’nın 169.
maddesine aykırı olarak adı geçen örgütün eylemlerine katkı sağladıklarına itibar etmiştir.
Yargıtay 7 Nisan 2003 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını tüm hükümleriyle
onamıştır.
DGM, 1 Ekim 2003 tarihinde 4963 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından
başvuranlar aleyhinde yapılan ithamların TCK’nın 169. maddesi gereğince artık suç unsuru
teşkil etmediğine itibar etmiş ve sonuç itibarıyla başvuranlar hakkında verilen mahkumiyet
kararını kaldırmıştır.
HUKUK
I. AĠHS’NĠN 6. VE 7. MADDELERĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA
AİHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunan başvuranlar İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığını ileri sürmektedir. Başvuranlar bu
bağlamda davalarının hakkaniyete uygun olarak görülmediğinden yakınmaktadır. Başvuranlar
ayrıca gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanamadıklarından şikayetçi olmakta, bu
yönde AİHS’nin 6/3 maddesinin c) fıkrasını öne sürerek ulusal mahkemelerin AİHS’nin 6/3
maddesinin d) fıkrasına riayet etmediklerini iddia etmektedir. AİHS’nin 7. maddesini
hatırlatan başvuranlar ulusal mahkemelerin mahkumiyetlerinin esasını oluşturan yasayı yanlış
yorumladıklarını öne sürmektedir.
Hükümet DGM’nin 1 Ekim 2003 tarihli kararı ile başvuranların mahkumiyetinin
kaldırılmasıyla birlikte Sözleşmenin 34. maddesi uyarınca adı geçenlerin mağdur sıfatının
bulunmadığını ifade ederek AİHM’yi başvuranların şikayetlerini reddetmeye çağırmaktadır.
Başvuranlar Hükümetin savına karşı çıkmaktadır.
AİHM başvuranların mahkumiyetinin kaldırılmasının AİHS’nin 6. ve 7. maddesine yönelik
dile getirmiş oldukları şikayetleriyle ilintili zararların bütün sonuçlarını giderdiğini
gözlemlemektedir. Başvuranlar bu durumda AİHS’nin 34. maddesini öne sürerek başvurunun
bu kısmının incelenmesinde yarar bulunduğunu iddia edemezler (Bkz. Emir-Türkiye kararı,
no: 10054/03, 3 Mayıs 2007 ve Aslı Güneş-Türkiye kararı no: 53916/00, 13 Mayıs 2004).
Dolayısıyla, başvurunun bu bölümü AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun
olarak reddedilmelidir.
II. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA
A. Kabuledilebilirlik hakkında
AİHS’nin 9. ve 10. maddelerine atıfta bulunan başvuranlar mahkumiyetlerinin düşünce ve
ifade özgürlüklerine karşı bir ihlali oluşturduğunu iddia etmektedir.
Hükümet DGM’nin 1 Ekim 2003 tarihli kararı ile başvuranların mahkumiyetlerinin ortadan
kaldırılması ile birlikte adı geçenlerin mağdur sıfatlarının bulunduğunu ileri süremeyecekleri
argümanını yinelemektedir.
Başvuranlar bu argümana karşı çıkmaktadır.
AİHM bu şikayetin 10. madde çerçevesinde incelenmesi gerektiğine itibar etmektedir.
AİHM’nin yerleşik içtihadına göre, başvurana yönelik alınan bir kararın veya uygulamanın,
başvuranın “mağdur” statüsünü ortadan kaldırması, ancak, ulusal makamların Sözleşme’nin
ihlal edildiğini açıkça veya esastan kabul etmeleri ve bunu telafi yoluna gitmeleri ile
mümkündür. (Bkz. Öztürk-Türkiye kararı no: 22479/93, /73, AİHM 1999-VI). Sözkonusu
DGM kararı başvuranların ifade özgürlüğü haklarını kullanmaları bakımından ceza davasının
tüm sonuçlarının telafisini sağlamadığı yahut bu tür sonuçların ortaya çıkmasına mani
olmadığı cihetle AİHM, 1 Ekim 2003 tarihli kararın başvuranların şikayetine konu olan
durumu çözüme kavuşturacak nitelikte olmadığı kanaatindedir. (Bkz. sözü edilen Emir kararı
ve mutatis mutandis sözü edilen Aslı Güneş kararı).
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
Başvuranlar suç unsurunu oluşturan mesajın şiddet kullanımını teşvik etmemesi ölçüsünde
AİHS’nin 10. maddesi bakımından düşünce özgürlüğüne karşı orantısız bir müdahale
oluşturduğunu öne sürmektedir.
Hükümet başvuranların mahkumiyet kararının kaldırılması doğrultusunda başvurunun
dayanaktan yoksun olduğunu bir kez daha yineler.
Başvuranların mahkumiyetine dayanak oluşturan unsurların yalnızca başvuranların kendi
ifade tarzlarına yönelik olduğu saptamasını yapan AİHM, başvuranların düşünce ve ifade
özgürlüklerinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır (Bkz. Yılmaz ve Kılıç-Türkiye no:
68514/01, 17 Temmuz 2008, Sever ve Aslan-Türkiye no: 33675/02, 12 Nisan 2007, sözü
edilen Emir kararı, mutatis mutandis Çakar-Türkiye no: 42741/98, 23 Ekim 2003 ve Şirin-
Türkiye kararı no: 47328/99, 15 Mart 2005).
AİHM, ihtilaflı müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğünü ve AİHS’nin 10/2 maddesi
uyarınca ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması gibi meşru bir amacı güttüğünü not
etmektedir (sözü edilen Yılmaz ve Kılıç ve Yağmurdereli-Türkiye, başvuru no: 29590/96, 4
Haziran 2002). Mevcut davada uyuşmazlık, sözkonusu müdahalenin “demokratik bir
toplumda gerekli” olup olmadığı sorununa dayanmaktadır.
AİHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan birçok davayı incelemiş ve
AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. diğer birçokları arasında Yılmaz
ve Kılıç, Kızılyaprak-Türkiye başvuru no: 27528/95, Feridun Yazar-Türkiye, başvuru no:
42713/98, 23 Eylül 2004).
Mevcut davayı içtihadı ışığında inceleyen AİHM, Hükümet’in davanın farklı sonuca
ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir.
Mevcut davada AİHM, suç unsurunu teşkil eden mesajda kullanılan terimlere, yargı kararının
gerekçesine ve başvuranlara uygulanan müeyyidelere özellikle dikkat etmektedir. Bu
bağlamda AİHM, incelemekte olduğu davayı çevreleyen koşulları, özellikle terörle
mücadeleye bağlı zorlukları göz önünde bulundurmaktadır (Bkz. İbrahim Aksoy-Türkiye,
başvuru no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000 ve Incal-Türkiye kararı, 9
Haziran 1998).
AİHM sözkonusu mesajın içerik olarak ne şiddete başvurmayı, silahlı direnişi, ne de
başkaldırıyı teşvik ettiğini, kin ve husumet dolu bir söylemin sözkonusu olmadığını
gözlemlemektedir. AİHM nezdinde dikkate alınması gereken temel unsur budur (Bkz. sözü
edilen Emir kararı, a contrario, Sürek-Türkiye no (1), 8 Temmuz 1999 ve Gerger-Türkiye no:
24919/94, 8 Temmuz 1999).
AİHM başvuranlar hakkında verilen mahkumiyet kararının kaldırılması sürecinin
başlatıldığını not etmektedir. Bununla birlikte AİHM, başvuranların yakalanıp gözaltına
alındıklarını ve kesinleşmiş yargı kararı ile mahkum edildiklerini ve sözü edilen ceza
kaldırılarak serbest bırakılıncaya dek adı geçenlerin yaklaşık altı ay boyunca bu kararın etkisi
altında bulunduklarını saptamaktadır. AİHM bu bağlamda mahkumiyet kararının
kaldırılmasının bu kararın neden olduğu sonuçları telafi etmediğini hatırlatır.
AİHM yukarıda dile getirilen hususların bütünü ışığında, ulusal mahkemelerin başvuranların
ifade özgürlüğüne getirdikleri sınırlamanın «gereklilik» koşulunu taşımadığı sonucuna
varmaktadır.
Bu nedenle AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠ’NĠN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran Ömer Bahçeci 10.000 Euro manevi tazminat, başvuran Fikret Turan 5.000 Euro
manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHM başvuranların bu başvuruya konu edilen olaylardan belirli bir ölçüde etkilendiklerini
kabul etmektedir. Bu durumda AİHM, hakkaniyete uygun ve AİHS’nin 41. maddesi
gereğince başvuranların her birine 1.500 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiğine kanaat
getirmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar ulusal mahkemeler nezdinde ve AİHM önünde yapmış oldukları yargılama
giderleri için 3.500 Euro talep etmekte, kanıtlayıcı belge niteliğinde ise avukatlarının çalışma
saatlerini gösteren makbuzu sunmaktadırlar.
Hükümet bu miktara karşı çıkmaktadır.
AİHM’nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Bunun yanı sıra AİHM, başvuranların
avukatlarının çalışma saatlerini belirten makbuzu sunduklarını fakat öne sürmüş oldukları
giderleri ispat edemediklerini saptamaktadır. AİHM sunulan belgeler ve bu yöndeki yerleşik
içtihadı ışığında başvuranlara ortaklaşa 1.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç
puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĠHM, OYBĠRLĠĞĠYLE,
1. AİHS’nin 10. maddesi hakkındaki şikayetin kabuledilebilir, bunun dışında kalan
şikayetlerin kabuledilemez olduğuna;
2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden ulusal para birimine çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından:
i. başvuranların her birine 1.500 (bin beş yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;
ii. yargılama masraf ve giderleri için başvuranlara ortaklaşa 1.000 (bin) Euro
ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĠġTĠR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 16 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło