33379/02

WyrokETPCz2006-01-10ECLI:CE:ECHR:2006:0110JUD003337902

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania sądowego dotyczącego praw własności, trwającego ponad 31 lat, naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie krajowe, które trwało ponad 31 lat i w którym sądy krajowe wydały jedynie dwie decyzje, było nadmiernie długie i nie spełniało wymogu 'rozsądnego terminu' z art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał odrzucił argumenty rządu dotyczące złożoności sprawy i braku wyczerpania środków krajowych, stwierdzając, że w tureckim systemie prawnym brakowało skutecznych środków prawnych do przyspieszenia postępowania lub uzyskania odszkodowania za jego przewlekłość. Trybunał powołał się na swoje ugruntowane orzecznictwo w podobnych sprawach, podkreślając, że rząd nie przedstawił żadnych dowodów ani argumentów, które mogłyby doprowadzić do odmiennego wniosku.
Stan faktyczny
W 1973 roku władze tureckie sporządziły plan katastralny w Mudanyi, w wyniku czego 25 działek należących do skarżącego, Ezel Tosuna, zostało zarejestrowanych na nazwiska 23 innych osób. Skarżący zaskarżył tę decyzję, a następnie w czerwcu 1974 roku wniósł pozew do sądu o sprostowanie wpisów w księgach wieczystych. Postępowanie to, dotyczące praw własności, trwało ponad 31 lat i w momencie wydania wyroku przez ETPCz nadal było w toku przed sądem krajowym.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną; 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania zarzutu na podstawie art. 1 Protokołu nr 1; 4. Zasądza na rzecz skarżącego 8 545 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, powiększone o odsetki za zwłokę; 5. Oddala pozostałą część roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   EZEL TOSUN – TÜRKİYE   (Başvuru no. 33379/02)   KARAR   STRAZBURG   Ocak 2006   Bu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle   ilişkin değişiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Ezel Tosun – Türkiye davasında,   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire),   Başkan J.-P. COSTA,   Yargıçlar A.B. BAKA,   R. TÜRMEN,   K. JUNGWIERT,   M. UGREKHELIDZE,   A. MULARONI,   E. FURA-SANDSTRÖM,   Bölüm Sekreter Yardımcısı S. NAISMITH’in katılımı ile kapalı oturumda 6 Aralık 2005   tarihinde toplanmış ve anılan tarihte izleyen kararı vermiştir:   USUL   1.Dava, Ezel Tosun (“başvuran”) isimli Türk vatandaşının, 22 Temmuz 2002   tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34.   maddesine dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine AİHM’ye yaptığı başvurudan (no.   33379/02) kaynaklanmaktadır.   2.Başvuran, Bursa Barosu’na bağlı Tüfek, Ahmetoğlu ve Ünal isimli avukatlar   tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) AİHM’deki yargılama için bir Ajan   tayin etmemiştir.   3.7 Ekim 2004 tarihinde, AİHM, başvuruyu kısmen kabuledilmez ilan etmiş ve   işlemlerin uzunluğuna ve başvuranın mallarından faydalanma hakkına ilişkin şikayetleri   bildirmeye karar vermiştir. AİHS’nin 29 § 3. maddesini uygulayarak, başvurunun   kabuledilebilirliği ve esaslarını aynı anda ele alıp bir karara varmaya karar vermiştir.   OLAYLAR   4.Başvuran Ankara’da ikamet etmektedir.   5.1973 yılında, yetkililer, Mudanya’da bir kadastro planı yapmışlar ve yerel planları   düzenlemişlerdir. Bu değişikliğin ardından, başvurana ait 25 arsa, 23 diğer kişi adına   tapulanmıştır. Haziran 1973’te, başvuran, bu karara itiraz etmiş ve bu kararın iptali için   Tapulama Komisyonu’na başvurmuştur. Ancak, 26 Mayıs 1974 tarihinde, Komisyon   başvuranın talebini reddetmiştir.   6.20 Haziran 1974 tarihinde, başvuran, 23 davalı aleyhine Mudanya Tapulama   Mahkemesi’nde dava açmıştır. İhtilaf konusu olan arsanın değişiklik yapılmadan önce   kendisine ait olduğunu iddia etmiş ve Tapu Sicili’ndeki kayıtların düzeltilmesini talep   etmiştir.   7. 1982 yılında, dava Mudanya Kadastro Mahkemesi’ne nakledilmiştir.   8.14 Mayıs 2002 tarihinde, Mudanya Kadastro Mahkemesi başvuranın iddialarını   reddetmiştir.   9.25 Mart 2004 tarihinde, Yargıtay, Mudanya Kadastro Mahkemesi’nin kararını   bozmuştur.   10.İşlemler halen Mudanya Kadastro Mahkemesi’nde devam etmektedir.   HUKUK   1.AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   11.Başvuran, işlemlerin süresinin AİHS’nin 6 § 1. maddesindeki “makul süre” şartıyla   uyumlu olmadığını ileri sürerek şikayetçi olmuştur. Bu maddenin ilgili bölümlerine göre:   “Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, … konusunda karar verecek   olan, … bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, … görülmesini istemek   hakkına sahiptir.”   12.Hükümet, davanın karmaşık olduğunu belirtmiştir.   13. Ele alınacak süre, başvuranın Mudanya Tapulama Mahkemesi’nde dava açtığı   tarih olan 20 Haziran 1974’te başlamıştır. İşlemler halen Mudanya Kadastro Mahkemesi’nde   devam etmektedir. Dolayısıyla, 31 yıldan fazla bir süreden beri devam etmektedir.   14.AİHM’nin yargı yetkisi, ratione temporis, Türkiye’nin bireysel başvuru hakkını   tanıdığını Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na bildirdiği tarih olan 28 Ocak 1987’den sonra   geçen 18 yılı dikkate almasına izin vermektedir. Yine de, bu tarihte işlemlerin durumunu   dikkate almak zorundadır (bkz. Şahiner – Türkiye, no. 29279/95, § 21, AİHM 2001 IX). Bu   önemli tarihte, işlemler halihazırda 12 yıldan fazla sürmüştü.   A.Kabuledilebilirlik   15.Hükümet ilk olarak, başvurunun, ratione temporis olarak AİHM’nin yargı yetkisi   dışında olduğunu ileri sürmüştür.   16.AİHM, bu tür bir itirazı, Şahiner kararında (yukarıda anılan, § 21) reddettiğini not   eder. Bu kararından sapmayı gerektirecek hiçbir özel durum görmemiştir. Buna göre, AİHM,   Hükümet’in sözkonusu itirazını reddeder.   17.Hükümet, AİHM’den, AİHS’nin 35 § 1. maddesi kapsamında iç hukuk yollarını   tüketilmediğinden başvuruyu reddetmesini talep etmiştir. Başvuranın, AİHM’ye yaptığı   başvurusundan önce yerel makamlara şikayetlerini bildirmesi gerektiğini ileri sürmüştür.   Yerel işlemlerin hiçbir safhasında başvuranın bu işlemlerin uzunluğunu sorgulamadığını   belirtmiştir.   18.AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi yükümlülüğünün, bir başvuranın yalnızca,   sözkonusu duruma çare bulmayı ve meydana geldiği iddia edilen zararları tazmin etmeyi   muktedir olan etkili ve yeterli hukuk yollarından normal olarak faydalanmasını gerektirdiğini   tekrarlar (bkz. Karassev – Finlandiya (karar), no. 31414/96, AİHM 1999-II.)   19.AİHM, Türk yasal sisteminin, işlemleri hızlandırmak için herhangi bir hukuk yolu   sunmadığını gözlemler. Aynı şekilde, işlemlerdeki gecikmeler için herhangi bir tazminat da   sunmamaktadır. Buna göre, AİHM, başvuranın AİHS’nin 35 § 1. maddesinin maksadı   açısından faydalanması gereken hiçbir uygun ve etkili hukuk yolu olmadığı sonucuna   varmıştır (bkz. Hartman – Çek Cumhuriyeti, no. 53341/99, § 69, 3 Aralık 2003). Dolayısıyla,   Hükümet’in itirazını reddeder.   20.AİHM, ayrıca bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi kapsamında temelsiz   olmadığı kanısındadır. Ayrıca, başka herhangi bir gerekçeden dolayı kabuledilmez olmadığını   da not eder. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmesi gereklidir.   B.Esaslar   21.AİHM, işlemlerin uzunluğunun makuliyetinin, davanın koşulları ışığında ve şu   ölçütlere atıfta bulunarak değerlendirilmesi gerektiğini tekrarlar: davanın karmaşıklığı,   başvuranın ve ilgili mercilerin tutumu ve ihtilafta başvuranın karşı karşıya olduğu riskler   (bkz., diğerlerinin yanı sıra, Frydlender – Fransa [BD], no. 30979/96, § 43 AİHM 2000-VII).   22.AİHM, bu başvurudakine benzer konular ortaya koyan davalarda AİHS’nin 6 § 1.   maddesinin ihlal edildiğini sıklıkla tespit etmiştir (bkz. örneğin yukarıda anılan Frydlender –   Fransa).   23.Bu davada, işlemler, ulusal mahkemelerde 1974 yılından beri, yani otuz bir yıldan   beri devam etmektedir. Bu süre içinde, yerel mahkemeler yalnızca iki karar vermiştir.   Kendisine sunulan tüm belgeleri inceleyerek, AİHM Hükümet’in, kendisini bu davada farklı   bir sonuca varmaya ikna edebilecek hiçbir kanıt veya argüman ortaya koymadığı kanısına   varmıştır. Konuya ilişkin içtihadını dikkate alarak, AİHM, bu davada işlemlerin uzunluğunun   aşırı olduğu ve “makul süre” şartını karşılamadığı kanısına varmıştır.   24.Dolayısıyla, 6 § 1. madde ihlal edilmiştir.   II.AİHS’NİN 1. NO’LU PROTOKOLÜ’NÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ   İDDİASI   25.Başvuran ayrıca, işlemlerin uzunluğunun, 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin   teminat altına aldığı, mülkiyet hakkından faydalanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek   şikayetçi olmuştur.   26.Hükümet, başvuranın şikayeti ile bağlantılı olarak bir mağdur statüsü olmadığını   öne sürmüştür.   27.AİHM, bu şikayetin, yukarıda incelenen şikayetle yakından bağlantılı olduğunu ve   dolayısıyla kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini not eder.   28.Ancak, 6 § 1. madde ihlali tespitine ilişkin olarak (bkz. 24. paragraf), AİHM bu   şikayetin esaslarını ayrıca incelemenin gerekli olmadığı kanısındadır (bkz. Zanghi –İtalya, 19   Şubat 1991, Seri A no, 194-C, s. 47, § 23).   III.AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   29.AİHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği   takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A.Tazminat   30.Başvuran, 15.000 Dolar (12.820 Euro) maddi, 10.000 Dolar (8.545 Euro)manevi   tazminat talep etmiştir.   31.Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.   32.AİHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir sebep   sonuç bağı tespit etmemiştir; dolayısıyla bu iddiayı reddeder. Ancak, başvuranın, işlemlerin   uzunluğu sebebiyle, yalnızca bir ihlal tespiti ile tazmin edilemeyecek olan, sıkıntı ve hayal   kırıklığı gibi manevi zarara uğramış olması gerektiğini kabul etmektedir. Davanın koşullarını   ve içtihadını dikkate alarak AİHM, manevi tazminat için talep edilen toplam miktarın – 8.545   Euro – ödenmesine karar vermiştir.   B.Mahkeme masrafları   33.Başvuran, ayrıca, avukatlarının ücretleri için 15.000 Dolar (12.820 Euro) ve   AİHM’deki masraflar için 300 Dolar (256 Euro) talep etmiştir.   34.Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.   35. AİHM’nin içtihadına göre, bir başvuran, mahkeme masrafları gerçekten ve   gerektiği için yapılmış ve miktarı açısından makul olduğu sürece masraflarının ödenmesine   hak kazanır. Bu davada, elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri dikkate alarak, AİHM, bu   başlık altında 1.000 Euro ödenmesinin makul olduğu kanısına varmıştır.   C.Gecikme faizi   36. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiştir.   YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE   1.Başvurunun kalan kısmının kabulüne;   2.AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3.1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında başka bir hususun ortaya çıkmadığına;   4.(a)sorumlu Devlet’in başvurana AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği   tarihten itibaren üç ay içinde, 8.545 Euro (sekiz bin beş yüz kırk beş Euro) manevi tazminat,   mahkeme masrafları için 1.000 Euro (bin Euro) ve uygulanabilecek her türlü vergiyi ödeme   gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası olarak ödemesine;   (b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa   Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   5. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine   KARAR VERMİŞTİR.   İngilizce hazırlanmış, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 10 Ocak   tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   S. NAISMITH   J.-P. COSTA   Bölüm Sekreter Yardımcısı   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło