33384/96
WyrokETPCz2004-11-02ECLI:CE:ECHR:2004:1102JUD003338496
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zaginięcie i śmierć ojca skarżącego, Süleymana Seyhana, oraz brak skutecznego dochodzenia w tej sprawie, naruszyły jego prawo do życia (art. 2), prawo do wolności i bezpieczeństwa (art. 5) oraz prawo do skutecznego środka odwoławczego (art. 13) Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że nie udowodniono ponad wszelką wątpliwość, iż ojciec skarżącego został zabrany i aresztowany przez funkcjonariuszy państwowych, a następnie zmarł w wyniku ich działań, co skutkowało brakiem naruszenia art. 2 Konwencji w aspekcie materialnym oraz art. 5. Jednakże, Trybunał podkreślił, że obowiązek ochrony prawa do życia (art. 2) obejmuje również wymóg przeprowadzenia skutecznego dochodzenia, gdy władze dowiedzą się o śmierci. Mimo że prokurator wszczął dochodzenie, przesłuchał świadków i przeprowadził sekcję zwłok, Trybunał uznał, że dochodzenie było nieskuteczne, ponieważ władze nie skonfrontowały zeznań świadków z zeznaniami wiejskich strażników, których nazwiska zostały podane, ani nie podjęły wystarczających działań w celu ustalenia prawdy o wydarzeniach. Brak skutecznego dochodzenia w sprawie okoliczności śmierci ojca skarżącego stanowił naruszenie proceduralnego aspektu art. 2 Konwencji. Ponadto, ze względu na nieskuteczność dochodzenia, skarżący został pozbawiony skutecznego środka odwoławczego w odniesieniu do jego „uzasadnionej skargi” dotyczącej śmierci ojca, co doprowadziło do naruszenia art. 13 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Seyhan, jest synem Süleymana Seyhana, który zaginął 30 października 1995 roku, a jego ciało znaleziono 6 marca 1996 roku. Według skarżącego, po zabójstwie trzech osób przez bojowników PKK, siły bezpieczeństwa wraz z wiejskimi strażnikami przeprowadzili operację w Dargeçit, podczas której aresztowano około stu osób. Dwa dni później, 30 października 1995 roku, wojskowy jeep zatrzymał się przed domem rodziców skarżącego, a żołnierz i wiejski strażnik zabrali jego ojca. Tego samego dnia zabrano również siostrę skarżącego, Fehime Çelik. Ciało ojca skarżącego znaleziono w studni w marcu 1996 roku.Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza brak naruszenia art. 2 Konwencji w aspekcie materialnym. Trybunał stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji w aspekcie proceduralnym. Trybunał stwierdza brak naruszenia art. 5 Konwencji. Trybunał stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji. Trybunał zasądza na rzecz skarżącego 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Trybunał zasądza na rzecz skarżącego 5 000 EUR (pomniejszone o 625,04 EUR otrzymane z tytułu pomocy prawnej) tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Trybunał odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
* ,
ଘG
ଘ
T T T T T T T T T T T T
G
ଘ G
ଘ G
T T T T T T T T T T T T
C O N S E I L D E +
L ' EUROP E
+
AVRUPA
KONSEYİ
*
A VRVPA İNSAN HAKLARIMAHKEMESİ
s e y h a n - t v r k i y e d a v a s i
(Başvuru no:33384/96)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
z{yhi|yn
YGrhzptGYWW[
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (no:33384/96) başvuru no’lu davanın
nedeni Türk vatandaşı Mehmet Seyhan’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na
(AİHK) 26 Temmuz 1996 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri
Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25, maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran,
Ankara Barosu’na bağlı avukat Kaya tarafından temsil edilmektedir.
vshshyG
kh}hGrvŤ|sshyp doğumlu başvuran Fransa’da ikamet etmektedir. Başvuran, 30 Ekim 1995
tarihinde kaybolan ve 6 Mart 1996 tarihinde cesedi bulunan Süleyman Seyhan’ın oğludur.
Başvurana göre 28 Ekim 1995 tarihinde, ikisi öğretmen üç kişinin PKK (kürdistan işçi
partisi) militanlan tarafından kaçırılarak öldürülmesinin ardından köy korucuları ile birlikte
güvenlik güçleri, Seyhan ailesinin ikamet ettiği Dargeçit (Mardin) ilçesinde operasyon
gerçekleştirmişlerdir. Bu operasyon sırasında yaklaşık yüz kişi tutuklanmıştır.
İki gün sonra 30 Ekim 1995 tarihinde, saat 7:30’da, askeri bir jip başvuranın anne
babasına ait evin önünde durmuştur. Bir asker ve köy korucusu, başvuranın babasını alıp
götürmüşlerdir. Aynı askeri araç, evinde iki çocuğuyla yalnız olan başvuranın kız
kardeşlerinden Fehime Çelik’in evine doğru yönelmiştir. Başvuranın bu kız kardeşi de
güvenlik güçleri tarafından götürülmüştür. Daha soma başvuran diğer kız kardeşi Şükran
Seyhan’ın girişimlerine rağmen, babalarının kaybolması ve ardından ölümü ile ilgili olarak
kayda değer bir sonuç elde edilememiştir.
Olayların saptanması ile ilgili olarak, başvuran AİHM’ye sunulan yazılı tanık
ifadelerine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, jandarmadaki gözaltı kayıtlarında başvuranın babasının veya kızkardeşinin
isimlerinin yer almadığım belirterek başvuranın babasının veya kız kardeşinin gözaltına
alındığı yönündeki iddiaları reddetmiştir.
Başvuranın annesi Momine Seyhan, 6 Kasım 1995 tarihinde Dargeçit Cumhuriyet
Savcısina başvurmuş, kocasının on gün önce köy korucuları tarafından götürüldüğünü ve o
günden beri haber alamadığım belirterek, gerekli işlemlerin başlatılmasını talep etmiştir.
Cumhuriyet Savcısı, 6 Kasım 1995 tarihinde, bu olaylarla ilgili bilgi alabilmek
amacıyla bu İlçe’nin Jandarma Komutanlığina yazı yazmıştır. Cumhuriyet Savcısı özellikle,
Seyhan’ın güvenlik güçleri tarafından tutuklanıp tutuklanmadığım öğrenmek istemiştir.
Cumhuriyet Savcısı ayrıca jandarma bünyesinde soruşturma açılmasını talep etmiştir. Kasım 1995 tarihinde bayan Seyhan’ın, yeminli terçüman aracılığıyla Cumhuriyet
Savcısı tarafından ifadesi alınmıştır. Bayan Seyhan, yaklaşık on gün önce sabah saat 7:00’ye
doğru Naif adlı bir köy korucusunun (Değerli Köyü) ve bir askerin kocasını evden çıkmasını
istediklerini belirtmiştir. Birinin adı Mahmut (Hırabaka köyü) ve diğerinin adı Ramazan
(Temelli köyü) olan diğer iki köy korucusunun da orada bulunduğunu belirtmiştir. Bu iki köy
korucusu neden götürdüklerine dair hiçbir şey söylemeden kocasını alıp götürmüşlerdir.
Bayan Seyhan hiçbir haber alamamış, endişe duyduğundan kocasının aranmasını ve eğer
eşinin başına bir şey gelmiş ise sorumluların cezalandırılmasını talep etmiştir. Eşinin
öldüğüne dair duyumlar aldığını ve eğer bunlar doğru ise eşinin cesedini almak ve suçluların
cezalandırılmasını istemiştir.
Aynı gün başvuranın kız kardeşlerinden Şükran Seyhan, babasının akibeti hakkında
bilgi edinmek amacıyla Dargeçit Savcılığına başvurarak, babasını yakalamadıklarım
söyleyen Jandarma’daki yetkililerle konuştuğunu ve kendisine babasını tutuklamadıklarını,
eğer Mehmnet Seyhan 30 Ekim’de yakalanmış olsaydı, şimdiye kadar bırakılmış olması
gerektiğini ilave ettiklerini belirtmiştir.
Cumhuriyet Savcısı 15 Kasım 1995 tarihinde, Jandarma Komutanlığından,
başvuranın annesinin isimlerini belirttiği üç köy korucusunun, mümkün olduğunca en kısa
sürede Cumhuriyet Savcılığı’na gelmelerinin sağlanmasını talep etmiştir.
Jandarma Komutanlığı 21 Kasım 1995 tarihinde, Cumhuriyet Savcısina, Seyhan’ın
gözaltına alınmadığı ve hakkında hiçbir usul işleminin yapılmadığı yönünde bilgi vermiştir.
Dargeçit İlçesinde köy korucusu olan Mahmut Ayaz, 23 Kasım 1995 tarihinde,
Cumhuriyet Savcısina ifade vermiştir. Mahmut Ayaz, öğretmenlerin kaçırılmasının ardından
Temellide düzenlenen operasyona katılmak üzere 30 Ekim 1995 tarihinde gittiğini
belirtmiştir, Bu operasyonun üç gün sürdüğünü ve dolayısıyla sözkonusu tarihte Dargeçit’de
bulunmadığım açıklamıştır. Ayrıca Mahmut Ayaz, bir kimseyi tutuklama yetkisinin
bulunmadığını belirtmiş ve Süleyman Seyhan’ın eşinin şikayetinde belirttiği olayları tümüyle
reddetmiştir.
Aynı gün Dargeçit İlçesinde köy korucusu olan Nayif Çelik de Cumhuriyet
Savcısina ifade vermiştir. Nayif Çelik olaylar sırasında Diyarbakır’da bulunduğunu ve ileri
sürülen Seyhan’ın kaçırılması olayına karışmadığını belirtmiştir.
Temellide köy korucusu olan Ramazan Savcı, 27 Kasım 1995 tarihinde Cumhuriyet
Savcısina ifade vermiştir. Ramazan Savcı, Seyhan’ı hatırlamadığını belirtmiş ve tanımadığı
bir kişiyi kaçırmak için hiçbir nedeninin olmadığını belirtmiştir. PKK tarafından öldürülen,
köyünde oturan bir kişinin cesedini almak için Dargeçit’e geldiklerini belirtmiştir. Ramazan
Savcı, başsağlığı dilemeye gelen misafirleri ağırlamak için yaklaşık on gün köyde kalmıştır.
Midyat Savcılığı, 26 Aralık 1995 tarihinde, başvuranın babasının kaybolmasına ilişkin
soruşturmanın devam ettiğini belirtmiştir.
Dargeçit Savcılığı, 5 Ocak 1996 tarihinde, Dargeçit Jandarma Komutanlığı’na
Seyhan’ın kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturma hakkında aylık rapor hazırlanması
yönünde talepte bulunmuştur.
Başvuran, 29 Ocak 1996 tarihinde, babasının akıbetini öğrenmek amacıyla Mardin
Cumhuriyet Savcısina ve Dargeçit İlçesine mektup göndermiştir.
Dargeçit Kaymakamlığı 14 Şubat 1996 tarihinde, başvurana, yürütülen soruşturmanın
durumu ve babasının güvenlik güçleri tarafından yakalandığına dair iddiasına ilişkin güvenilir
delillerin bulunmadığı yönünde bilgi vermiştir.
Dargeçit Jandarma Komutanlığı 15 Şubat 1996 tarihinde, Dargeçit Savcıhğina
Seyhan’ın bulunamadığı ve aramaların devam ettiği yönünde bilgi vermiştir.
Mart 1996 tarihinde Dargeçit îİçesi’ne bağlı Korucu köyünde bulunan bir kuyunun
dibinde, taşların altında bir ceset bulunmuştur.
Aynı gün Cumhuriyet Savcısı olay yerine gitmiştir. Cesedin yakınları tarafından teşhis
edilmesinin ardından otopsi yapılmıştır.
Yine 6 Mart 1996 tarihinde maktulun küçük erkek kardeşi teşhis tanığı olarak
Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenilmiştir. Maktulun kardeşi, ceset bulunmadan dört veya
beş gün önce Seyhan ailesine isimsiz bir telefon geldiğini ve telefondaki kişinin kendilerine
yakınlarının cesedinin Korucu havzası yakınlarındaki bir kuyuda bulunduğunu belirtmiştir.
Maktulun ailesi, Jandarma Komutanlığı’ndan izin alarak aynı gün olay yerine gitmişlerdir.
Kuyuda bulunan taşları çıkarmışlar ve cesetle beraber cesedin yakınında takma diş
görmüşlerdir. Ceset çürümüş vaziyette bulunmuştur.
Aynı gün ceset ve defin izni maktulun ailesine verilmiştir.
Dargeçit Savcılığı 7 Mart 1996 tarihinde, Dargeçit Jandarma Komutanlığından
başvuranın babasını öldüren kişilerin teşhis edilmesi, tutuklanması ve Savcılığa sevk edilmesi
amacıyla soruşturma açılması talebinde bulunmuştur.
Dargeçit Jandarma Komutanlığı 27 Mart 1996 tarihinde, cinayet faillerinin
bulunamadığı ve araştırmaların devam ettiği yönünde bilgi vermiştir. Aynı yazı 15 Mayıs tarihinde Savcılığa gönderilmiştir.
Başvuranın annesi Momine Seyhan 28 Mart 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı’a
ifade vermiştir. Ceset bulunmadan birkaç gün önce, kendisine kocasını öldürüp Korucu Sağlık
Ocağı yakınında bir kuyuya attığını açıklayan tanımadığı bir kişinin kendisini telefonla
aradığım söylemiştir. Aynı kişi, 6 Mart 1996 tarihinde tekrar aramış ve aynı şeyleri
söylemiştir. Bu ikinci telefondan sonra maktulun ailesi, Jandarma Komutanlığina gitmişler
ve Jandarma Komutanlığimn verdiği izinle olay yerine gelmişler ve belirtilen yerde cesedi
bulmuşlardır. Maktulun eşi, düşmanlarının olmadığını ve kocasını kimin öldürdüğünü
bilmediğini belirtmiştir.
Başvuran tarafından Mardin Cumhuriyet Başsavcılığina, 27 Nisan 1996-9 Mayıs tarihleri arasında yapılan on iki başvuru cevapsız kalmıştır. İlgili, 29 Ocak 1996 tarihli
ilk talebine atıfta bulunarak otopsi raporunun bir kopyasını istemiş ve babasını öldürenlerin
bulunup yargılanması amacıyla gerekli soruşturmaların yapılmasını talep etmiştir. Başvuran Ekim 1996 tarihli mektubunda, cevap alamamaktan ve hiçbir soruşturmanın
yapılmamasındaıı şikayetçi olmuştur.
Dargeçit Savcılığı,
Mayıs 1997 tarihli yazısıyla, Dargeçit Jandarma
Komutanlığı’ndan, S. Seyhan’ı öldüren kişi veya kişilerin bulunması ve Savcılığa sevk
edilmesi amacıyla tekrar soruşturma yapılmasını talep etmiştir. Savcılık, 10 Haziran 1997
tarihinde, Jandarma Komutanlığı’ndan bu olayla ilgili üç ayda bir rapor sunmasını talep
etmiştir.
Dargeçit Jandarma Komutanlığı, 29 Ağustos ve 26 Eylül 1997 tarihli yazılarıyla
Savcılığa soruşturmanın sonuçlanmayıp devam ettiği yönünde bilgi vermiştir.
Dargeçit Savcılığı 17 Kasım 1997 tarihinde, Jandarma Komutanlığından, olaya
karıştığı iddia edilen üç köy korucusunun 25 ve 30 Ekim 1995 tarihlerinde görevde olup
olmadıklarım kontrol etmelerini talep etmiştir.
Savcılık, aynı gün gönderdiği yazıyla Jandarma Komutanlığı’ndan 25 Ekim-10 Kasım tarihleri arasında maktul hakkında adli usul işlemlerinin yürütülüp yürütülmediği
yönünde bilgi talep etmiştir.
Savcılık, 18 Kasım 1997 tarihinde, Dargeçit Jandarma Komutanlığı’ndan en kısa
sürede köy korucusu Ramazan Savcinın hazır bulunmasını talep etmiştir.
Dargeçit Jandarma Komutanı, 19 Kasım 1997 tarihinde, sözkonusu üç köy
korucusunun 25 Ekim-30 Ağustos 1995 tarihleri arasında görevde olduklarını ancak hiçbir
özel görevin kendilerine verilmediği yönünde Savcılığa bilgi vermiştir.
Jandarma Komutanlığı aynı gün, Savcılığa, 20 Ekim-10 Kasını 1995 tarihleri arasında
S. Seyhan hakkında hiçbir adli usul işlemin başlatılmadığım belirtmiştir. Buna karşın
Jandarma Komutanlığı S. Seyhan’ın 8-13 Mayıs 1993 tarihleri arasında Jandarma
Komutanlığı’nda gözaltında tutulduğunu belirtmiştir.
(
Ramazan Savcı 1 Aralık 1997 tarihinde, Savcı’ya ifade vermiştir. R. Savcı, hakkında
yapılan bütün suçlamaları reddederek Seyhan ailesini tanımadığını bildirmiştir. Momine
Seyhan’ın şikayetçi olduğu korucu olduğunu kabul etmiş ancak, Temelli köyünün korucusu
olduğunu ve Dargeçit bölgesinde hiçbir yetkisinin bulunmadığını belirtmiştir. Buna istinaden
sözkonusu olaya hiçbir şekilde karışmadığını ifade etmiştir.
Savcılık 8 Aralık 1997 tarihinde, Jandarma Karakolu’ııdan, Seyhan’ın ölümüne ilişkin
soruşturma hakkında iki ayda bir rapor vermesini ve cinayet faili veya faillerini Savcılığa sevk
etmesini talep etmiştir. Bu talebi yineleyen yeni yazılar 26 Şubat ve 25 Mart İ998 tarihlerinde
gönderilmiştir.
Savcılık ayııı gün, İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden uygun zamanda maktulun eşi
Momine Seyhan’ın Savcılığa getirilmesi talebinde bulunmuştur.
Jandarma Komutanlığı 16 Aralık 1997, 18 Mart ve 29 Haziran 1998 tarihlerinde
soruşturmanın ilerlemediğini belirtmiştir.
Dargeçit Merkez Komiserliği 17 Aralık 1997 tarihinde, Momine Seyhan’ın İstanbul’a
yerleştiğini ve adresinin bilinmediğini belirtmiştir.
Elife Aslan 9 Şubat 1998 tarihinde, Dargeçit Savcılığı’na talepte bulunmuştur. Elife
Aslan büyük kardeşi Emin Aslan’ın başvuranın babasıyla birlikte tutuklandığını, Faruk ve
Haydar adlı iki astsubay tarafından Jandarma Komutanlığina götürüldüğünü belirtmiştir.
Kardeşinin akıbeti hakkında endişe duyduğunu ifade etmiştir.
Savcılık 25 Mart 1998 tarihinde, Dargeçit Jandarması’ndan Faruk ve Haydar adlı
astsubayların 29 Ekim 1995 tarihinde görevde olup olmadıkları ve şu anda nerede
bulundukları konusunda bilgi talebinde bulunmuştur.
Jandarma Komutanlığı 2 Nisan 1998 tarihinde Faruk Çatak ve Haydar Topçam adlı
sözkonusu iki subayın 29 Ekim 1995 tarihinde Dargeçit Jandarma Komutanlığinda görevde
bulunduklarım ve Faruk Çatak’ın 1996 tarihinde Yozgat’a ve Haydar Topçam’ın 1997
tarihinde Balıkesir’e tayin olduklarım belirtmiştir.
Dargeçit Savcılığı 20 Mayıs 1998 tarihinde Faruk Çatak’m sanık olarak ifadesinin
alınması amacıyla Yozgat Savcılığı’na yazı yazmıştır. Aynı gün Haydar Topçam hakkında
Balıkesir Savcılığı’na ardından 1 Temmuz 1998 tarihinde Ayvalık Savcılığı’na aynı girişimde
bulunulmuştur.
Haydar Topçam, 9 Temmuz 1998 tarihinde Ayvalık Savcılığı’na ifade vermiş ve
sözkonusu tarihte birçok kişinin gözaltında tutulduğunu ve Seyhan’ı hatırlamadığını
belirtmiştir. Sözkonusu olaya hiçbir şekilde karışmadığını belirtmiştir.
Ağustos 1998 tarihinde Faruk Çatak Yozgat Cumhuriyet Başsavcıs
vermiş ve adıgeçenin gözaltına alınıp alınmadığını öğrenmek için gözaltı kayıtlarına bakmak
gerektiğini ifade etmiştir. Sözkonusu olaya hiçbir şekilde karışmadığını ve sadece 96
senesinin başlarında bir cesedin bulunduğunu hatırladığım belirtmiştir.
(
Dargeçit Savcılığı 3 Eylül 1998 tarihinde Jandarma Komutanlığı’ndan cinayet
faillerinin bulunması ve üç aylık raporların hazırlanması amacıyla araştırmaların devam
etmesi talebinde bulunmuştur.
Jandarma Komutanlığı 25 Eylül 1998 tarihinde, Korucu köyünün uzun zamandan beri
boş olması nedeniyle soruşturmanın ilerleyemediğini belirtmiştir.
Jandarma Komutanlığı 17 Aralık 1998, 11 Ocak, 30 Mart, 12 Nisan ve 16 Temmuz tarihli yazılarla soruşturmanın devam ettiğini ancak hiçbir sonuca ulaşılamadığını
belirtmiştir.
{ķGĥG
1. Başvuranın sunduğu belgeler
Başvuran, babasının tutuklanması hakkında tanıklık yapabilecek durumda olan dokuz
kişiden oluşan bir liste sunmuştur. Bu kişiler Şükran Seyhan, Fehime Çelik, Kazım Aslan,
Elife Aslan, Momine Seyhan, Sabri Keleş, Sabıl Dilek, Gülle Es, Meryem Baran, Rıdaıı
Akyüz ve Asya Doğan’dır. Ayrıca başvuran, mahkemeye maktulun kızı Şükran Seyhan’ın
Casablaııca’da 6 Eylül 1996 tarihinde İngilizce olarak yazılan ifadesini, Fehime Çelik’in
Temmuz 1997’de verdiği İfadeyi, Kazım Aslan ve Elife Aslan’ın Almanya’da 8 Temmuz tarihinde verdikleri ifadeleri, Sabri Keleş ve Tepebaşı mahallesi muhtarı olduğu öne
sürülen F.Onur’un 10 Ekim 1997 tarihinde düzenlediği “tutanak” başlıklı belgeyi sunmuştur.
2. Hükümet’in sunduğu belgeler
Hükümet, başvuranın babasının ve kız kardeşinin isimlerinin bulunmadığı 18 Eyltil-28
Kasım 1995 tarihleri arasındaki döneme ait gözaltı kayıtlarının kopyalarını mahkemeye
sunmuştur. Bu kayıtlara göre, 30 Eylül 1995 tarihinde kayboldukları öne sürülen A. Olcay ve
A. Coşkun adlı iki kişi 8 Kasım 1995 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı emri üzerine gözaltına
alınmış ve ardından Mardin Bölge Jandarması’na sevk edilmiştir.
Hükümet, başvuranın annesinin verdiği ifadeleri, başvuranın babasının kaybolması
hakkında Cumhuriyet Başsavcısinın Jandarma Komutanlığina gönderdiği yazıları, bu
yazılara cevaben yazılan yazıları, sorgulanan üç köy korucusunun ifadelerini, cesedin
bulunduğu sırada tutulan tutanağı, otopsi raporu, cesedi teşhis eden maktulun kardeşinin
verdiği ifadeyi ve güvenlik görevlileri hakkında işkence, kötü muamele veya işkence sonucu
ölümden dolayı yapılan cezai şikayetlere yönelik mahkeme karar örnekleri sunmuştur.
o|r|rGhÍpzpukhuG
pUG
hĶoz˅uĶuGYUGthkklzĶuĶuGĶoshsGlkĶskĶĤĶGĶkkĶhzp
Başvuran babasının güvenlik güçleri tarafından yakalandığı sırada öldürüldüğünü
iddia etmiştir. Ayrıca başvuran, yaşam hakkının korunmasında etkili bir sistemin
bulunmayışından ve sözkonusu hakkın iç hukukta korunmasının yetersiz olmasından şikayetçi
olmuştur. Başvuran AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
hUG{ķG
Hükümet, dosyadaki hiçbir unsurun başvuranın babasının güvenlik güçleri tarafından
götürüldüğünü düşünmeye sevk etmediğini ileri sürmüştür. Hükümet yasaya göre köy
korucularının hiçbir yakalama, alıp götürme ve gözaltına alma yetkisinin bulunmadığını
açıklamıştır.
Hükümet, maktulun eşi Momine Seyhan’ın Türkçe konuşmadığından ifadelerinde
“asker” kelimesini kullanırken yanılmış olabileceğini öne sürmüştür. Momine Seyhan’ın 8
Kasım 1995 tarihindeki ifadelerinde ise kocasının köy korucuları ve bir asker tarafından
tutuklandığını, 6 Kasım 1995 tarihli şikayetinde ise tutuklayanlar arasında asker
bulunmadığını belirtmiştir.
Hükümet, dosyanın devletin sorumlu olduğunu gösteririr hiç bir unsur içermediği
sonucuna varmaktadır.
Başvuran, Hükümet’in iddialarına itiraz ederek tanıkların verdikleri sözlü ifadelerinde,
babasının gözaltına alınması sırasında bir askerin bulunduğuna yer verildiğinin altını
çizmiştir. Başvuran, üç kişinin imzaladığı ifadede sözcük hatasının yapıldığını kabul etmenin
zor olacağım eklemiştir. Başvuran, güvenlik güçlerinin, babasının yakalanması, tutuklanması
ve ölümüne doğrudan karıştıkları sonucuna varmıştır.
Ayrıca başvuran, konu hakkındaki mevzuata atıfta bulunarak köy korucularının
yakalama eylemini gerçekleştirmeye yetkili olduklarını ileri sürmüştür. Dolayısıyla Devlet,
görevlendirdiği köy korucularının eylem ve tutumlarından sorumlu tutulmalıdır. Ayrıca
başvurana göre birçok rapor, askeri hiyerarşi ve köy korucuları arasında doğrudan bir bağın
bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Başvuran, babasının yakalanıp tutuklanmasının münferit bir olay olmadığını zira
babası, aralarında kızının da bulunduğu en az yedi kişiyle beraber tutuklu bulundurulduğunu
vurgulamaktadır. Ayrıca başvuran, babasının Jandarma Komutanlığı dışında sağ olarak
görülmediği dikkate alındığında babasını tutuklayanların ölümünden de sorumlu olduklarının
kesinlik kazandığı kanısındadır; dolayısıyla Hükümet bıından sorumludur ve benzeri bir
eyleme göz yumduğundan dolayı AİHS bağlamında yükümlülüklerini yerine getirmemiştir.
Başvuran buna ek olarak, babasının ölümünün ardından soruşturmayı usulüne göre
yapmadığı gerekçesiyle, Hükümetin 2. maddede güvence altına alınan haklarım ihlal ettiğini
savunmuştur.
iUGhĶot˅Gĥ
1. Süleyman Seyhan’ın kaybolması ve ölümü hakkında
AÎHM, AİHS’nin 2. maddesinin AİHS’nin en önemli maddeleri arasında yer aldığını
ve 3. maddeyle beraber Avrupa Konsey’ini oluşturan demokratik toplumlann temel
değerlerinden birine yer verdiğini hatırlatmıştır (Bkz. Çakıcı-Türkiye kararı, no: 23657/94,
§86, 1999-IV ve Finucane-İngiltere, no: 29178/95, §§ 67-71, 2003-VIII). Üstelik 2. maddenin
sağladığı korumanın önemini kabul eden AÎHM, yaşam hakkına ilişkin şikayetleri dikkatlice
inceleyerek görüş oluşturmalıdır (Bkz. Ekinci-Türkiye, no: 25625/94, § 70, 18 Temmuz
2000ve son olarak A.A. ve diğerleri-Türkiye, no:30015/96, §35, 27 Temmuz 2004).
AİHM, AİHS’nin 2. maddesi bakımından davaya ilişkin olaylardan çıkarılan sonuçlar
hakkında iki tarafın yaptığı yorumların tamamen birbirinden farklı olduğunu saptamıştır.
Ayrıca AİHM, dava dosyasına konulan belgeler ışığında özellikle Hükümet’in gerçekleştirilen
adli soruşturmalara ilişkin belgeler ve de tarafların sunduğu görüşler ışığında ortaya çıkan
soruları inceleyecektir. AİHM bu unsurları değerlendirmek için “her türlü makul şüphenin
ötesinde” kanıt ilkesini benimsemiş ancak benzeri bir kanıtın bir dizi göstergeden veya
yeterince önemli, kesin ve tutarlı çürütülemez karinelerin sonucunda ortaya çıktığını
eklemiştir; ayrıca kanıtların araştırılması sırasında tarafların tutumları da gözönünde
bulundurulabilir (Bkz. mutatis mutandis , 18 Ocak 1978 tarihli Îrlanda-İngiltere kararı, seri A
no:25, s. 64-65, § 160-161).
Başvurana göre babası güvenlik güçleri tarafından götürülmüş ve bu keyfi tutuklama
süresince yapılan işkencenin ardından ölmüştür. Başvuran, bu iddiasına dayanak olarak
tanıkların verdikleri ifadeleri mahkemeye sunmuştur.
AİHM, Fransa’da oturan başvuranın 29 Ocak 1996 tarihinden itibaren babasının
akıbeti hakkında bilgi edinmek amacıyla soruşturmadan sorumlu yetkililere birçok mektup
göndermiştir. Ancak başvuran, işbu başvuruyu yapmadan önce AİHM’ye sunduğu tanık
ifadeleri gibi delilleri dayanak olarak yetkililerin bilgisine sunmamıştır.
Bununla birlikte AİHM, başvuran tarafından sunulan beyanların içeriği ile dosya
unsurları arasındaki bazı çelişkileri kaydetmelidir. Momine Seyhan 6 Kasım 1995 tarihli
şikayetinde ve iki gün soma düzenlenen ifadesinde sadece kocasının yakalandığım
açıklamakla yetinmiş ve kızı Fehime Çelik’in yakalanması hakkında hiçbir şey söylememiştir.
Dosyadan 6 Eylül 1996 tarihli beyanlarında 30 Ekim 1995 tarihinde meydana gelen olayları
detaylı bir şekilde anlatan Şükran Seyhan’ın 8 Kasım 1995 tarihinde yetkililere mektup
gönderdiğinde sözkonusu olaylar ve kardeşi Fehime Çelik’in yakalanması hakkında hiçbir
ayrıntıya girmeden sadece babasının akıbeti hakkında bilgi talebinde bulunduğu ortaya
çıkmaktadır. Ayrıca dosya, soruşturma açılmasını sağlamak amacıyla bu iddiaların yetkililere
sunulduğunu düşündürecek hiçbir unsur içermemektedir.
Kuşkusuz bu tanıkların soruşturmadan sorumlu yetkililer tarafından ya da AİHM
tarafından dinlenilmesi tercih edilmeliydi. Ancak Seyhan’ın kaybolmasına ve ölümüne ilişkin
unsurların eksik olması gözönünde bulundurulduğunda AİHM, bu tanıkların dinlenmesinin
belirtilen olayların koşullarının aydınlatılmasını ve “her türlü makul şüphenin ötesinde”
kriterine göre Savunmacı Devlet’in sorumluluğunun oluşturulmasını sağlayacağına
inanmamaktadır (Bkz. mutatis mutandis Veznedaroğlu-Türkiye, no: 32357/96, § 30, 11 Nisan
2000). AÎHM, delillerin değerlendirilmesi konusunda ikinci derecede role sahiptir ve verilen
dava koşulları, delilleri değerlendirmesini gerektirmediğinde olaylara bakmaya yetkili olan
birinci derece mahkemenin rolünü üstlenmede tedbirli olmalıdır (Tahsin Acar-Türkiye, no:
26307/95, § 216, 8 Nisan 2004).
AÎHM, elinde bulunan unsurlardan yola çıkarak başvuranın babasının Devlet
görevlileri tarafından götürülüp tutuklandığı iddiasının bir sav ve spekülasyondan başka bir
şey olmadığı ve yeterince kayda değer unsurlara dayanmadığı kanaatindedir. AÎHM bu
koşullarda Süleyman Seyhan’ın götürülmesi, kaybolması ve ölümünde Savunmacı
Hükümet’in sorumlu olduğunun her türlü makul şüphenin ötesinde oltaya konulmadığını
saptamıştır.
Sonuç olarak bu bakımdan AİHS’nin 2. maddesinin hiçbir ihlali bulunmamaktadır.
2. Yürütülen soruşturmaların niteliği hakkında
AİHM, AİHS’nin 2. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının korunması
yükümlülüğünün, 1. madde gereğince Devlet’in üzerine düşen “kendi yetki alanları içinde
bulunan herkese bu Sözleşme’nin (...)de açıklanan hak ve özgürlükleri tanı[mak]” genel
göreviyle birlikte, zor kullanmaya başvurmanın ölüme sebebiyet verdiği durumda etkili
soruşturma yürütmeyi zorunlu ve gerekli kıldığım hatırlatmıştır (Bkz. mutatis mutandis, 27
Eylül 1995 tarihli McCann ve diğerleri-İngiltere karan, seri A no:324, s. 49, § 161 ve 19
Şubat 1998 tarihli Kaya-Türkiye kararı, 1998-1, s.329, § 105).
AİHM, yukarıda sözüediien yükümlülüğün, sadece bir devlet görevlisinin ölüme
sebebiyet verdiğinin tespit edildiği durumlar için geçerli olmadığının altını çizmiştir.
Makamların ölüm olayından haberdar olmaları, 2. madde uyarınca, olayın meydana geldiği
koşullar hakkında etkili soruşturma yapma yükümlülüğünü ipso facto doğurmaktadır (Bkz.
mutatis mutandis 28 Temmuz 1998 tarihli Ergi- Türkiye kararı, s. 1778, § 82, 2 Eylül 1998
tarihli Yaşa-Türkiye kararı, s. 2438, §100 ve Hugh Jordan-İngiltere kararı, no: 24746/94, §§
107-109, 2001-III).
AÎHM, ayrıca, soruşturmanın etkililik kriterine cevap veren araştırmanın niteliği ve
derecesinin dava koşullarına bağlı olduğunu değerlendirmektedir. Dava koşullan, değeri olan
bütün olaylar ve soruşturma yöntemi esas alınarak değerlendirilmektedir. Meydana
gelebilecek durumların çeşitliliği, sade bir soruşturma işlem listesine veya basitleştirilmiş
diğer kriterlere indirgenemez (Bkz. mutatis mutandis, Velikova-Bulgaristan, no: 41488/98, §
80, 2000-VI).
İşbu durumda, dosyadan, Cumhuriyet Başsavcısinın kaybolma olayından haberdar
olur olmaz soruşturma başlattığı ortaya çıkmaktadır. Cumhuriyet Başsavcısı maktulun eşi
tarafından isimleri açıklanan köy korucularını ve diğer bir şikayetçi tarafından isimleri verilen
askerlerin ifadelerini almıştır. Cumhuriyet Başsavcısı, cesedin bulunmasının hemen ardından
olay yerine gitmiş ve cesedin ayrıntılı ve tam otopsisini yapmıştır.
İlk soruşturmanın AİHS’nin 2. maddesinin yetkililere zorunlu kıldığı yükümlülüklere
ilk bakışta uygun olarak görünmesine rağmen AİHM, yetkililerin kaybolma olayına ilişkin
köy korucuları hakkındaki şüphelerden haberdar olur olmaz yapılan soruşturma şeklinin,
aşağıda belirtilen nedenlerden dolayı eksiksiz veya tatmin edici olduğunun söylenemeyeceği
kanaatine varmıştır.
Öncelikle maktulun eşi, eşini götüren kişileri tanıdığını söylemiş ve isimlerini de
açıklamıştır. Bu köy korucularım dinleyen Cumhuriyet Başsavcısı, ifadeyi veren yani
maktulun eşi ile köy korucularını karşı karşıya getirmeyi hiçbir zaman düşünmemiştir. Bu
kişilerin verdikleri beyanlarla yetinen Cumhuriyet Başsavcısı, 30 Ekim 1995 tarihli olayların
gerçek koşullarım belirlemeye çalışmamıştır.
Ayrıca delil unsurları, bu köy korucularının verdiği beyanların doğruluğunun
soruşturma boyunca araştırılmaya çalışıldığını ortaya çıkarmamaktadır. Dosyada, olay
hakkında tanıklık edebilecek herkesi dinlemek için girişimlerde bulunulduğunu gösterecek
hiçbir şey bulunmamaktadır.
AİHM, bu koşullarda, ulusal mercilerin başvuranın babasının kaybolması ve ölümü
hakkında yeterli ve etkili soruşturma yürütmedikleri sonucuna varmıştır. Dolayısıyla
AİHS’nin 2. maddesi uyarınca Devlet’in üzerine düşen usule ilişkin yükümlülükler yerine
getirilmemiştir.
Bu bağlamda AİHS’nin 2. maddesi ihlal edilmiştir,
ppUGhĶoz˅uĶuGXZUGthkklzĶuĶuGĶoshsGlkĶskĶĤĶGĶkkĶhzp
Başvuran, şikayetleri hakkında etkili başvuru yapmaktan mahrum edildiğinden
şikayetçi olarak AİHS’nin 13. maddesini ileri sürmüştür.
AİHM’nin içtihadına göre AİHS’nin 13. maddesi, AİHS’de yer alan hak ve
özgürlüklerden yararlanmayı sağlayan başvurunun, iç hukukta bulunmasını güvence altına
almaktadır. Bu madde hükmü, AİHS’ye dayanan “savunulabilir şikayet’”in içeriğini
incelemeyi öngören bir iç başvuru öngörmekte ve sözkonusu hükmü yerine getirirken Devlete
belli bir takdir marjı tanımakla birlikte uygun düzeltmeyi sağlamaktadır. 13. maddeden doğan
yükümlülüğün kapsamı başvuranın AİHS’ye dayandırdığı şikayetin niteliğine göre
değişmektedir. Ancak 13. maddenin gerektirdiği başvuru, özellikle başvurunun
uygulanmasının Savunmacı Devlet mercilerinin eylem veya ihmalleriyle haksız yere
engellenmemesi içİıı hukukta olduğu gibi uygulamada da “etkili” olmalıdır (sözüedilen Kaya
kararı, §106).
Yaşamın korunması hakkının öneminden dolayı 13. madde gerekli olduğu takdirde
tazminatın verilmesi dışında ölümden sorumlu kişilerin kimliklerinin tespit edilmesi ve
cezalandırılmasına yönelik uygun derin ve etkili araştırmaları ve şikayetçinin soruşturma
işlemine etkili şekilde ulaşmasını gerekli kılmaktadır (sözüedilen Kaya kararı, §107).
AİHM, davada sunulan deliller gözönüııde bulundurulduğunda, makul şüphenin
ötesinde Devlet görevlilerinin başvuranın babasını tutukladığının veya başka bir şekilde
ölümüne karışmış olduklarının ispatlanmadığı sonucuna varmıştır. Ancak AİHM’nin daha
önceki davalarda belirttiği gibi bu koşul, 2. madde bakımından yapılan şikayeti, 13. madde
gereğince “savunulabilir” özelliğinden yoksun bırakmamaktadır (sözüediien Kaya kararı, § ve sözüediien Yaşa kararı, § 113). AİHM, bu bağlamda, başvuranın babasının yasadışı
adam öldürme eylemi kurbanı olduğuna ve dolayısıyla ilgilinin “savunulabilir bir şikayet”
sunduğunun düşünülebileceğine hiç kimsenin itiraz etmediğini ortaya çıkarmıştır.
Dolayısıyla yetkililerin, başvuranın babasının ölüm koşullan hakkında etkili
soruşturma yürütme zorunluluğu bulunmaktaydı. Aşağıda açıklanan nedenlerden dolayı etkili
cezai soruşturmanın, 2. maddenin gerekli kıldığı soruşturma zorunluluğunun ötesinde
gerekliliklere yer veren 13. maddeye uygun olarak yürütüldüğü düşünülemez (sözüediien
Kaya kararı, § 107). AİHM, buradan yola çıkarak başvuranın, babasının ölümü hakkında
etkili başvurudan ve özellikle tazminat davası gibi mevcut diğer başvurulara erişme
olanağından yoksun bırakıldığı sonucuna varmıştır.
Bu bağlamda AİHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
pppUGhĶoz˅uĶuG\UGthkklzĶuĶuGĶoshsGlkĶskĶĤĶGĶkkĶhzp
AİHM, Savunmacı Devlet’in başvuranın babasının kaybolması ve ölümünden sorumlu
olduğunun, her türlü makul şüphenin ötesinde ortaya konulmadığı sonucuna vardığım
hatırlatmıştır. Böylece AİHM, başvuranın şikayetlerinin olgusal dayanaktan yoksun oldukları
kanaatine varmıştır.
Bu bağlamda AİHS’nin 5, maddesi ihlal edilmemiştir.
p}UGhĶoz˅uĶuG[XUGthkklzĶuĶuG|n|shuthzpGohrrpukhG
AÎHS’nin 41. maddesi gereğince,
hUG{¡
Başvuran, kendi ve babasının bakmakla yükümlü olduğu kişiler adına, babasının
kaybolması ve ölümüyle beraber bu fiillerden sorumlu kişilerin kimliklerinin tespit edilmesi
ve cezalandırılmasına yönelik soruşturmanın bulunmamasından kaynaklanan manevi tazminat
adı altında 25.000 İngiliz Siterlini (GBP) (36.755,23 euro (EUR)) talep etmektedir.
Hükümet başvuranın iddialarına itiraz etmektedir; bu iddiaları dayanaktan yoksun ve
abartılı bulmaktadır.
AİHM, başvurunun Süleyman Seyhan’ın eşi ve çocukları adına yapılmadığını
kaydetmiştir. Sonuç olarak Süleyman Seyhan’ın eşi ve çocukları adına dile getirilen manevi
tazminat talebini reddetmiştir (sözüediien Tahsin Acar karan, § 263).
AİHM, başvuranın kendisinin uğradığı manevi zarar için yapılan talep hakkında,
yetkililerin, AÎHS’nin 2 ve 13. maddelerinin yer verdiği işlem zorunluluğuna rağmen
başvuranın babasının kaybolması ve ölümüne ilişkin koşullar hakkında etkili soruşturma
yürütmediklerini hatırlatmıştır. AÎHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana 10.000 EUR
verilmesine karar vermiştir.
iUGtGGo
Başvuran, hukuki savunma, telefon konuşmaları, posta masrafları için 5.920 GBP
(8.703,64 EUR) ve çeviriler için 1.650 GBP (2.425,84 EUR) yani toplam 7.570 GBP
(11.129,48) talep etmiştir. Başvuran kanıt göstermiştir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir; bu iddiaları dayanaktan yoksun ve abartılı
bulmaktadır.
AİHM, başvuranın şikayetlerini AİHS alanında ortaya koymayı kısmen başardığını ve
sadece 41. madde bakımından gerçekten ve gerekli olduğundan dolayı yapılan masraf ve
harcamaların ödeneceğini hatırlatmıştır. AİHM, hakkaniyete uygun olarak ve ilgilinin ifade
ettiği iddiaları ayrıntılı olarak inceleyerek, adli yardım adı altında Avrupa Konsey’inden
alınan 4.100 Fransız Frangı’nın (625,04 EUR) 5.000 EUR’dan düşürülerek kalan tutarın
başvurana ödenmesine karar vermiştir.
jUG{ĂG¡
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nm marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı basit
faize dayalı olarak %3 'lük bir faiz oranı uygulanacağını belirtmektedir.
i|GnlylrÍlslylGkhhspGvshyhrGthorltlSGviĶysĶĤĶsl
1. AİHS’nin 2. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine;
2. AİHS’nin 2. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;
3. AÎHS’nin 5. maddesinin ihlal edilmediğine;
4. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5. a) Bu kararın, AÎHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay
içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’sına çevrilmek üzere Savunmacı
Hükümet’in başvurana:
i.
manevi tazminat için 10.000 EUR (on bin euro);
ii.
masraf ve harcamalar için, adli yardım adı altında alınan 625,04 EUR (altı
yüz yirmi beş euro dört cent) 5.000 EUR’dan düşürülerek kalan tutarı;
iii.
miktara yaıısıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte
Ödemesine;
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’mn kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek
suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;
karar vermiştir.
Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu kaıar Fransızca olarak hazırlanmış ve 2 Kasım 2004 tarihinde, İçtüzüğün 77.
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir
13
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło