33431/02

WyrokETPCz2008-10-07ECLI:CE:ECHR:2008:1007JUD003343102

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy unieważnienie aktu własności nieruchomości położonej na wybrzeżu, bez wypłaty odszkodowania, stanowi naruszenie prawa do poszanowania mienia chronionego art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że unieważnienie aktu własności nieruchomości, nabytej w dobrej wierze, bez wypłaty odszkodowania, stanowi naruszenie art. 1 Protokołu nr 1. Podkreślił, że choć państwo ma prawo regulować kwestie własności, to pozbawienie mienia musi być proporcjonalne i zazwyczaj wymaga wypłaty odszkodowania. W tej sprawie brak jakiejkolwiek rekompensaty za utracone mienie, nabyte zgodnie z ówczesnymi przepisami, naruszył równowagę między interesem publicznym a ochroną praw jednostki.
Stan faktyczny
Skarżąca, Kerime Abacı, urodzona w 1938 roku i mieszkająca w Hatay, zakupiła w 1993 roku działkę nad morzem i zarejestrowała ją w księdze wieczystej, po czym zbudowała na niej dom. W 1995 roku Skarb Państwa wszczął postępowanie o unieważnienie aktu własności, twierdząc, że działka znajduje się w strefie przybrzeżnej i nie może być przedmiotem własności prywatnej. Sąd krajowy unieważnił akt własności w 1999 roku, a Sąd Kasacyjny podtrzymał tę decyzję w 2001 roku, odrzucając wniosek skarżącej o sprostowanie w 2002 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą art. 1 Protokołu nr 1 za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1. 3. Uznał, że stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za doznaną szkodę niemajątkową. 4. Zasądził od państwa pozwanego na rzecz skarżącej 40 000 euro tytułem szkody majątkowej oraz 693 euro tytułem kosztów i wydatków, powiększone o odsetki za zwłokę. 5. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   OF EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   ABACI – TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no. 33431/02)   KARAR   STRAZBURG   Ekim 2008   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir.   Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   ABACI – TÜRKİYE KARARI   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 33431/02 no’lu davanın nedeni T.C. vatandaşı olan   Kerime Abacı’nın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 1 Mayıs 2002 tarihinde,   Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu   başvurudur.   Başvuran, AİHM önünde Hatay Barosu avukatlarından Z. Işık tarafından temsil   edilmiştir.   OLAYLAR   DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran 1938 doğumludur ve Hatay’da yaşamaktadır. 15 Eylül 1993 tarihinde   Hatay’da deniz kıyısına yakın bir arsa (parsel no. 1241) satın almış ve tapu siciline kendi   adına kaydettirmiştir. Başvuran burada bir ev inşa ettirmiştir.   Temmuz 1995 tarihinde Hazine, arsanın kıyı şeridinde olması gerekçesiyle Samandağ   Asliye Hukuk Mahkemesi’nde bir dava açarak başvuranın tapusunun iptalini istemiştir.   Aralık 1999 tarihinde Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi Hazinenin talebini   onaylamış ve başvuranın sahip olduğu tapunun iptaline karar vermiştir. Mahkeme, kararında   iç hukuka göre kıyı bölgelerinin özel mülkiyete tâbi olamayacağına ve bu nedenle başvuranın   iyi niyetle hareket etmiş olduğu savına dayanamayacağına hükmetmiştir.   Mayıs 2001 tarihinde Yargıtay, birinci derece mahkemesi kararını onamış,   başvuranın kararın düzeltilmesi talebini 14 Ocak 2002 tarihinde reddetmiştir.   HUKUK   I. 1 NO’LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, yetkililerin kendisini, 1 no’lu Protokolün 1. maddesine aykırı olarak tazminat   ödemeksizin mülkiyetten mahrum bırakmasından şikâyetçi olmuştur.   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, iç hukukta mevcut yollardan tam olarak yararlanmadığı için başvuranın   AİHS’nin 35/1 maddesinin gerektirdiği iç hukuk yollarını tüketmediğini ifade etmiştir. Bu   bağlamda Hükümet, tapusu iptal edildiği halde kıyı şeridindeki arsa sahibine tazminat   ödenmediği gerekçesiyle Yargıtay’ın birinci derece mahkemesi kararını bozduğu 9 Temmuz   tarihli güncel bir düzeltme kararını sunmuştur. Hükümetçe sunulan 23 Ekim ve 1 Kasım   tarihli diğer iki kararda ise Yargıtay, tapunun iptaline karar veren birinci derece   mahkemesi kararlarını onamış ancak diğer hususların yanında Mahkemenin mülkiyet hakkına   ilişkin kararlarına atıfla tapu sahiplerinin hukuk mahkemelerinde tazminat talep etme hakkına   sahip olduklarına hükmetmiştir.   Başvuran Hükümetin görüşlerine karşı çıkmıştır.   ABACI – TÜRKİYE KARARI   Mahkeme, AİHS’nin 35/1 maddesinde belirtilen iç hukuk yollarının tüketilmesi   kuralının başvuranları öncelikle iddia edilen ihlaller nedeniyle tazminat elde edilebilmesi   amacıyla iç hukuk sisteminde normalde mevcut ve yeterli çareleri kullanmaya zorunlu   kıldığını hatırlatır. Yolların mevcudiyeti teori ve pratikte yeterince açık olmalıdır; aksi   takdirde bunlar zaruri erişilebilirlik ve etkililikten yoksun olacaktır (bkz. Burden and Burden   – İngiltere, no. 13378/05). Ayrıca çarenin sözkonusu zamanda teori ve pratikte etkili ve   kullanılabilir olduğu; yani erişilebilir olduğu, başvuranın şikâyetleri bağlamında telafi   sunduğu ve başarı konusunda makul ümit verdiği konusunda Mahkemeyi ikna etmek   sorumluluğu bu iddiayı ortaya atan Hükümete aittir (bkz. Nnyanzi – İngiltere, no. 21878/06).   Mahkeme, daha önceki benzer davalarda Hükümetçe belirtilen iç hukuk yollarını   inceleyip bunların etkisiz olduğunu tespit ettiğini hatırlatır (bkz. örneğin Doğrusöz ve Aslan,   no. 1262/02 ve Asfuroğlu vd. – Türkiye, no. 36166/02, 36249/02, 36263/02, 36272/02,   36277/02, 36319/02, 36339/02 ve 38616/02).   Hükümetin iç hukuk yollarının bulunduğuna dair görüşlerine ilişkin olarak Mahkeme,   Yargıtay’ın kıyı şeridinde bulunan arsaların tapusunun iptal edilmesi ile ilgili davalardaki yeni   yorumlamayı memnuniyetle karşılamakta, ancak böyle davalarda henüz tazminat ödenen bir   örnek olmadığını gözlemlemektedir. Yargıtay’ın bu bağlamdaki kararı bozduğu tek örnek   davanın ulusal mahkemelerde sürdüğü görülmektedir. Mahkeme ayrıca somut davada   başvuranın temyiz ve sonrasındaki kararın düzeltilmesi talebinin Yargıtay tarafından sırasıyla   Mayıs 2001 ve 14 Ocak 2002 tarihlerinde reddedildiğini hatırlatır.   Sonuç olarak Mahkeme, somut davada başvuranın, nihai kararı yaklaşık altı yıl önce   verilmiş bir mahkeme ilamı ile iptal edilmiş bir tapu ile ilgili tazminat talep etmek amacıyla   yeni bir dava açmasının beklenemeyeceğine hükmeder.   Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği   yönündeki ön itirazının reddedilmesine karar verir. Bu hüküm somut dava koşullarıyla   sınırlıdır ve ulusal mahkemelerin yeni yaklaşımının etkisiz olduğu ya da başvuranların 34.   maddede belirtilen mevcut ve işler hukuk yollarına başvurma yükümlülüğünden ibra   edildikleri gibi genel bir beyan olarak yorumlanmamalıdır.   Mahkeme ayrıca AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun   dayanaktan yoksun olmadığını, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik   unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Hükümet Anayasaya göre kıyı bölgelerinin devlete ait olduğu ve özel mülkiyete tâbi   olamayacağını ifade etmiştir. Başvuranın devlete ait kıyı bölgesinde bulunan bir arsanın   kullanımının mülkiyet getirmeyeceğinin farkında olması gerektiğini savunmuşlardır.   Dolayısıyla tapu siciline başvuranın adının kaydedilmesi Anayasa ve yürürlükteki kanunlara   aykırı idi ve kanuna aykırı işlem Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından   düzeltilmiştir.   Başvuran iddialarında ısrarcı olmuştur.   ABACI – TÜRKİYE KARARI   Mahkeme daha önce benzer davalar incelemiş ve iyi niyetle edinilmiş ancak daha sonra   tazminat ödenmeden kamu mülkiyetine geçirilmiş tapuların iptaline ilişkin olarak 1 no’lu   Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. Doğrusöz ve Aslan, yukarıda   anılan ve Aslan ve Özsoy – Türkiye, no. 35973/02 ve 5317/02). Mahkeme somut davada   sözkonusu tespitinden sapmak için neden görmemektedir.   Dolayısıyla 1 no’lu Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran aynı zamanda AİHS’nin 6/1 maddesine dayanarak ulusal mahkeme kararının   adaletsiz, yeterince gerekçelendirilmemiş ve ulusal ve uluslararası hukuk hükümlerine aykırı   olmasından şikâyetçi olmuştur.   Hükümet görüşlere karşı çıkmıştır.   Mahkeme, kendisine sunulan delillerin incelemesinden sözkonusu hükmün herhangi bir   ihlalini tespit etmemektedir. Başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması   nedeniyle AİHS’nin 35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği görüşündedir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Başvuran 150,000 Euro maddi tazminat talep etmiştir. Talebini birinci derece   mahkemesinin isteği üzerine hazırlanan 2 Ekim 2001 tarihli bilirkişi raporuna dayandırmıştır.   Sözkonusu rapora göre dava konusu arsanın değeri 64,114,470,000 Türk Lirası1 idi. Başvuran   ayrıca 15,000 ABD Doları manevi tazminat talebinde bulunmuştur.   Hükümet dayanaksız, spekülatif ve aşırı olduğu gerekçesiyle taleplere itiraz etmiştir.   Mahkeme tespit edilen ihlalin temelini mülkün elden alınmasının içinde barındırdığı   kanunsuzluktan ziyade tazminat ödenmemesinin oluşturması durumunda tazminatın mülkün   tam değerini yansıtmasının şart olmadığını hatırlatır (I.R.S vd. – Türkiye (adil tatmin), no.   26338/95). Bu nedenle başvuranın tazminat elde etmek için meşru beklentisine uyacak bir   miktarın tespitini uygun bulmaktadır.   Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme başvurana 40,000 Euro maddi tazminat   ödenmesine karar vermiştir.   2 Ekim 2001 itibariyle 44,575 Euro’ya eşdeğer.   ABACI – TÜRKİYE KARARI   Başvuranın manevi zararlara ilişkin talebiyle ilgili olarak Mahkeme, somut dava   koşullarında ihlal tespitinin yeterli adil tazmin sağlayacağı kanaatindedir (bkz. Doğrusöz ve   Aslan, yukarıda anılan ve Adil Özdemir – Türkiye, no. 36531/02).   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuran ayrıca ulusal yargılamadaki masraflar için 832,130,000 TL [yaklaşık 426   Euro] ve AİHM önündeki masraflar için 519.20 YTL [yaklaşık 267] Euro talep etmiştir. Bu   bağlamda temsilcisi ve ulusal mahkemeler tarafından hazırlanan birtakım makbuzlar ibraz   etmiş, bazı masrafların da belgelenemediğini belirtmiştir.   Hükümet taleplere karşı çıkmıştır.   Elindeki deliller ve hakkaniyet temelinde bir hüküm vererek Mahkeme başvurana bu   başlık altında talep edilen miktarın tamamı olan 693 Euro’nun ödenmesini uygun   bulmaktadır.   C. Gecikme faizi   AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine   uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiştir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. 1 no’lu Protokolün 1. maddesi bağlamındaki şikâyetin kabuledilebilir, başvurunun kalan   kısmının ise kabuledilemez olduğuna;   2. 1 no’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. İhlal tespitinin başvuran tarafından uğranan manevi zararın adil tazmini için yeterli   olduğuna;   4. (a) Sorumlu Devlet’in başvurana, AİHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği   tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk   Lirası’na çevrilerek:   (i) 40,000 Euro (kırk bin Euro) maddi tazminat;   (ii) 693 Euro (altı yüz doksan üç Euro) yargılama masraf ve giderleri;   (iii) bu miktarlara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;   (b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa   Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları uyarınca 7 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   4

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło