33446/02

WyrokETPCz2007-11-27ECLI:CE:ECHR:2007:1127JUD003344602

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak doręczenia opinii prokuratora i sędziego sprawozdawcy w postępowaniu przed turecką Radą Stanu naruszył prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy długość postępowania administracyjnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy ograniczenie prawa własności wynikające z zaklasyfikowania nieruchomości jako strefy bezpieczeństwa wojskowego naruszyło art. 1 Protokołu nr 1?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak doręczenia skarżącemu opinii prokuratora Rady Stanu naruszył zasadę równości broni i prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji. Opinia prokuratora, która może wpływać na decyzję sądu, nie może być uznana za neutralną, a strona musi mieć możliwość ustosunkowania się do niej, zwłaszcza gdy postępowanie odbywa się bez rozprawy. Natomiast rola sędziego sprawozdawcy, polegająca na przygotowywaniu projektu decyzji i przedstawianiu opinii składowi orzekającemu, nie jest porównywalna z rolą prokuratora i nie narusza zasady rzetelnego procesu. Skarga dotycząca długości postępowania została uznana za niedopuszczalną, ponieważ okres czterech lat i trzech miesięcy dla trójinstancyjnego postępowania administracyjnego nie został uznany za nadmierny. Skarga dotycząca prawa własności została uznana za niedopuszczalną z powodu niewyczerpania krajowych środków odwoławczych, gdyż skarżący nie wniósł roszczenia o odszkodowanie za poniesione szkody.
Stan faktyczny
Skarżący Bayram Meral zakupił nieruchomość o powierzchni 3 220 m² w 1987 roku, która w 1988 roku została objęta statusem „wojskowej strefy bezpieczeństwa”. W 1995 roku jego wniosek o pozwolenie na budowę został odrzucony, a w 1997 roku Generalny Sztab odmówił wywłaszczenia nieruchomości. Skarżący zaskarżył tę decyzję do Izmirskiego Sądu Administracyjnego, który w 1999 roku oddalił jego roszczenie, a decyzja ta została podtrzymana przez Radę Stanu w 2000 roku. Skarżący złożył do ETPCz skargę dotyczącą rzetelności postępowania sądowego, jego długości oraz naruszenia prawa własności.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w związku z brakiem doręczenia opinii prokuratora Rady Stanu. Stwierdza brak naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji w związku z brakiem doręczenia opinii sędziego sprawozdawcy. Stwierdza, że skarga dotycząca długości postępowania jest niedopuszczalna. Stwierdza, że skarga dotycząca art. 1 Protokołu nr 1 jest niedopuszczalna z powodu niewyczerpania krajowych środków odwoławczych. Orzeka, że stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. Zasądza 1 000 EUR na pokrycie kosztów i wydatków. Oddala pozostałe żądania zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   MERAL -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 33446/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Kasım 2007   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (33446/02) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaꢀı)   Bayram Meral’in (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 29 Temmuz 2002 tarihinde   Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đzmir Barosu avukatlarından G. Dinç tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1956 doğumludur ve Ödemiꢀ’te ikamet etmektedir.   Baꢀvuran, 1987 yılında Đzmir Karaburun’da bulunan 3.220 m2 lik bir taꢀınmaz satın almıꢀtır.   Bununla birlikte baꢀvuran, 1988 yılında “Askeri Güvenlik Bölgesi” içerisine alınan   taꢀınmazın tapusunu 9 ꢁubat 1994 tarihinde alabilmiꢀtir.   ꢁubat 1995 tarihinde baꢀvuran, inꢀaat izni verilmesi istemini içeren talebini Karaburun   Belediyesi’ne sunmuꢀtur. 6 Aralık 1995 tarihinde Belediye, ilgili mevzuat uyarınca baꢀvuranı,   öncelikle Genelkurmay Baꢀkanlığı’na baꢀvuruda bulunması gerektiği yönünde   bilgilendirmiꢀtir.   Nisan 1996 tarihinde, diğer beꢀ arsa sahibi ile baꢀvuran, inꢀaat izni verilmesi taleplerini   Genelkurmay Baꢀkanlığı’na sunmuꢀlardır.   Kasım 1997 tarihinde, Genelkurmay Baꢀkanlığı, dava konusu taꢀınmazın “askeri güvenlik   bölgesi” içerisinde yer alması sebebiyle baꢀvuranın talebini reddetmiꢀtir.   Aralık 1997 tarihinde, baꢀvuran, Genelkurmay Baꢀkanlığı’ndan taꢀınmazının   kamulaꢀtırılması istemini belirttiği yeni bir talepte bulunmuꢀtur.   Genelkurmay Baꢀkanlığı’nın zımni ret kararının ardından 17 ꢁubat 1998 tarihinde, baꢀvuran,   Genelkurmay kararının iptali için Đzmir Đdare Mahkemesi’nde dava açmıꢀtır.   Mart 1998 tarihinde, Milli Savunma Bakanlığı cevaben layihalarını sunmuꢀtur. Kamu   yararı amacıyla mülkiyet hakkının sınırlandırılabileceğine iliꢀkin Anayasa’nın 35. maddesine   atıfta bulunarak Bakanlık, Askeri Güvenlik Bölgesi Kanunu ile Đdare’nin bu bölgelerde   bulunan taꢀınmazları kamulaꢀtırma yükümlülüğünün bulunmadığını savunmuꢀtur.   Mayıs 1998 tarihinde sunduğu layihalarında, baꢀvuran, kamu yararı ile mülkiyet hakkı   arasındaki dengenin sağlanması için sınırlama getirilen taꢀınmazının kamulaꢀtırılması   gerektiğini belirtmiꢀtir. Bu bağlamda baꢀvuran, AĐHM’nin konuya iliꢀkin içtihadına atıfta   bulunmuꢀtur.   Mart 1999 tarihinde Mahkeme bir duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀtir. Ara kararla Mahkeme,   Đdare’den askeri güvenlik bölgesine iliꢀkin belge ve haritaları sunmasını istemiꢀtir.   Haziran 1999 tarihinde Mahkeme, baꢀvuranın talebini reddetmiꢀtir. Mahkeme, Askeri   Güvenlik Bölgesi Kanunu’nun, Askeri Güvenlik Bölgesi içerisinde kalan bir taꢀınmazının   Đdare tarafından kamulaꢀtırmasına olanak tanısa da bu konuda Đdare’ye bir yükümlülük   getirmediğine kanaat getirmiꢀtir. Ayrıca Mahkeme, bu bölgelere inꢀaat yapmak isteyenlerle   ilgili olarak bir sınırlamanın sözkonusu olduğunu sonuç olarak, bu bölgelerde önceden ikamet   etmiꢀ insanların ikametlerine ve topraklarını iꢀlemeye devam edebileceklerini belirtmiꢀtir.   Ağustos 1999 tarihinde, baꢀvuran temyize gitmiꢀtir.   Danıꢀtay 12 Aralık 2000 tarihli kararıyla, 4 Haziran 1999 tarihli kararı yasaya ve usule iliꢀkin   kurallara uygun olduğu gerekçesiyle onamıꢀtır.   Mart 2001 tarihinde, baꢀvuran, 12 Aralık 2000 tarihli kararın düzeltilmesi için baꢀvuruda   bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, öncelikle bu kararın, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine uygun   olmadığını ileri sürmüꢀtür. Ayrıca, baꢀvuran, tetkik hakiminin ve Danıꢀtay Savcısı’nın   görüꢀünün kendisine tebliğ edilmemesinin AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca silahların eꢀitliği   ilkesini ihlal ettiğini de iddia etmiꢀtir.   Kasım 2001 tarihinde, Danıꢀtay, karar düzeltme talebini reddetmiꢀtir.   Hükümet, taꢀınmazın 29 Mayıs 2002 tarihinde askeri güvenlik bölgesi olarak   sınıflandırılmasının iptal edildiğine iliꢀkin tapu belgesinin bir nüshasını sunmuꢀtur.   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN YARGILAMANIN HAKKANĐYETE UYGUNLUĞU   BAKIMINDAN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran Danıꢀtay önünde yapılan yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğunu iddia   etmektedir. Baꢀvuran bu hususta AĐHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   AĐHM bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını tespit etmektedir. AĐHM ayrıca ꢀikayetin baꢀka herhangi bir kabuledilemezlik   gerekçesinin bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla bu ꢀikayetin kabuledilebilir ilan   edilmesi yerinde olacaktır.   B. Esasa iliꢀkin   1. Tarafların argümanları   Baꢀvuran, temyiz talebinin reddedilmesi isteminde bulunmuꢀ olan savcı ve tetkik hakiminin   mütalaalarının yargılamanın hiçbir aꢀamasında kendisine iletilmediğinden yakınmaktadır.   Baꢀvuran, davaya iliꢀkin mütalaalarını bildirmek üzere davaya dahil olan savcı ve tetkik   hakiminin görüꢀlerinin taraflara önceden bildirilmediğine ve bu görüꢀlere cevap verme   imkanın bulunmadığına dikkat çekmektedir. Göç – Türkiye kararını emsal gösteren baꢀvuran   bu tür bir uygulamanın silahların eꢀitliği ilkesini zedeleyeceğini iddia etmektedir.   Hükümet, mütalaaların tebliğ edilmemesi nedeniyle iki taraf arasındaki silahların eꢀitliği   ilkesinin ihlal edildiğinin söylenemeyeceğini savunmaktadır. Bu hususta Hükümet, temyiz   baꢀvurusu üzerine yapılan bir idari yargılamada dava dosyasının incelenmek üzere Danıꢀtay   Baꢀsavcılığına gönderildiğine iꢀaret etmektedir. Baꢀsavcının dava dosyasıyla ilgili yazılı   görüꢀlerini hazırlamasını müteakiben dosya yetkili daireye gönderilir. Tetkik hakimi dosyayı   inceledikten sonra görüꢀlerini hakim heyetine sözlü olarak sunar. Müzakerelerin ardından   hakimler bir karara vararak karar taslağının hazırlanması görevini tetkik hakimine tevdi   ederler. Karar taslağı hakimler tarafından incelendikten sonra imzalanarak tebliğ edilir.   Savcının ya da tetkik hakiminin Danıꢀtay’a sevk edilmiꢀ bir dava hakkındaki görüꢀleri davayı   incelemekle sorumlu daireyi bağlamaz. Daire baꢀvuruyu bu mütalaaları dikkate almadan da   inceleyebilir. Ayrıca, ꢀayet Danıꢀtay önünde bir duruꢀma yapılıyorsa bu duruꢀmaya savcı   taraflarla birlikte katılır. Son olarak ise taraflara söz hakkı verilir.   Mevcut davada ilk derece mahkemesinin kararını onayan Danıꢀtay ilamı tetkik hakiminin ve   savcının görüꢀlerini ihtiva etmektedir. Hükümete göre baꢀvuran karar düzeltme talebine   iliꢀkin olarak yeni iddialar gündeme getirmemiꢀtir. Hükümet, baꢀvuranın idare mahkemeleri   önünde yapılan yargılamalarda bir avukat tarafından temsil edildiğini, bu nedenle baꢀvuranın   avukatının savcının görüꢀünü ihtiva eden dava dosyasını inceleme imkanına sahip olduğunu   belirtmektedir.   2. AĐHM’nin takdiri   a) Savcının görüꢀlerinin önceden tebliğ edilmemesi hakkında   Danıꢀtay Savcısı öncelikle soruꢀturma dosyasını hazırlamakla görevlidir. Bu maksatla gerekli   gördüğü her türlü araꢀtırmayı yapabilmesine ve her yerden bilgi talebinde bulunabilmesine   imkan tanıyan geniꢀ yetkilere sahiptir. Đkinci olarak ise savcı, ilk derece mahkemesi   tarafından verilen kararın onanması ya da bozulması yönünde yazılı görüꢀ sunar. Savcının   görevlerini tarafsız bir biçimde yerine getirdiği hususunda kuꢀku yoktur. Bununla beraber   savcının tarafların itirazına tabi olmayan mütalaası temyiz davasının tarafları açısından nötr   olarak değerlendirilemez. Temyiz talebinin kabul ya da reddedilmesi yönünde görüꢀ   bildirmesi nedeniyle yazılı görüꢀlerini sunduktan sonra savcı, mahkeme heyetinin kararı   üzerinde etki yapmasına imkan sağlayan bir konuma geçer. Adil yargılanma kavramı   prensipte, bilhassa, davanın taraflarının, mahkemenin kararını etkilemek amacıyla bağımsız   bir yargı görevlisi tarafından bile olsa sunulan her türlü delil ve mütalaa hakkında bilgi sahibi   olmasını ve bunlarla ilgili görüꢀ bildirmesi hakkını da içinde barındırır (bkz., sözgelimi,   Martinie – Fransa, no: 58675/00, prg. 46).   AĐHM, Kress – Fransa kararında (no: 39594/98, prg.64 ve 65), bir hukuk ya da ceza   davasında bağımsız bir yargı mensubu tarafından sunulan mütalaaların bu mütalaalara yanıt   verme imkanı bulunmayan davanın taraflarına önceden tebliğ edilmemesi bağlamında nizalı   dava hakkının kapsamına iliꢀkin içtihadını teyit etmiꢀtir. Sözkonusu dava koꢀullarında   AĐHM’nin 6. maddenin 1. paragrafının ihlal edilmediği sonucuna vardığı doğruysa da mevcut   davada olayların farklı olduğunun altını çizmek yerinde olacaktır. Kress davasında AĐHM,   Danıꢀtay önünde açık olarak yapılan hüküm duruꢀmasında Hükümet Komiseri’nin   mütalaasını ilk defa sözlü olarak sunduğunu ve böylelikle hem tarafların, hem yargıçların,   hem de duruꢀmada hazır bulunanların Hükümet Komiseri’nin mütalaalarının anlam ve   muhtevası hakkında bilgi sahibi olduklarını tespit etmiꢀtir. Ayrıca arzu ettikleri takdirde   avukatlar duruꢀmadan önce Hükümet Komiseri’nden mütalaalarının genel anlamı hakkında   bilgi talebinde bulunabilme ve bu mütalaalara yazılı cevap verebilme hakkına sahipti.   Hükümet Komiseri’nin duruꢀma esnasında davanın taraflarınca gündeme getirilmemiꢀ bir   unsuru gündeme getirmesi durumunda mahkeme heyeti baꢀkanı tarafların bu hususu   müzakere etmesi maksadıyla davayı ertelemektedir. Ancak sözü edilen güvenceler,   görülmekte olan bu davada mevcut değildir. Zira Danıꢀtay tarafların baꢀvuru gerekçelerini   duruꢀmasız olarak incelemiꢀtir (savcılığın görüꢀlerine duruꢀma esnasında yanıt verebilme   imkanına iliꢀkin olarak, krꢀ. Wynen - Belçika (karar, no: 32576/96, prg. 35)).   Bir avukat tarafından temsil edilen baꢀvuranın Danıꢀtay kaleminde bulunan dosyayı inceleme   ve savcının mütalaasının bir nüshasını edinebilme imkanının bulunduğu yönündeki argümana   iliꢀkin olarak AĐHM, bunun baꢀvuranın nizalı dava hakkının temini için esasen yeterli bir   güvence sunmadığı kanaatindedir. AĐHM, Göç kararında (adıgeçen, prg. 57) da belirtildiği   üzere, savcının mütalaasının dava dosyasına aktarıldığı ve arzu ettiği takdirde bu mütalaaya   yazılı olarak cevap verebilme imkanının bulunduğu hususlarında baꢀvurana Danıꢀtay kalemi   tarafından bilgi verilmesinin hakkaniyet açısından daha uygun olacağına dikkat çekmektedir.   Ancak bu gerekliliğe iç hukukta uyulmadığı gözükmektedir. AĐHM, baꢀvuranın avukatından   inisiyatif alarak dosyaya yeni unsur eklenip eklenmediği hususunda mütemadiyen bilgi   almasının istenmesinin avukata orantısız bir yük getireceğini belirtmektedir. AĐHM ayrıca bu   durumun savcının mütalaasını yorumlaması için avukata gerçek bir imkan temin edildiği   anlamına gelmeyeceğini belirtmektedir, zira yargılama takvimi konusunda baꢀvuranın   avukatına hiçbir zaman bilgi verilmemiꢀtir.   Hükümetin de belirttiği üzere, duruꢀma yapılması halinde idari yargılama usulü kanunun 18.   maddesi uyarınca savcı mütalaasını sunduktan sonra davanın taraflarına son olarak söz hakkı   verildiği doğrudur. Bu durum ilk bakıꢀta yargılanmakta olan kiꢀilerin savcının mütalaasına   cevap verebilmelerine imkan tanıyabilir. Ancak AĐHM bu argüman üzerinde tahmin   yürütmeye gerek olmadığı kanaatindedir. Zira yukarıda da kaydedildiği üzere Danıꢀtay temyiz   gerekçelerini duruꢀmasız olarak incelemiꢀtir (bkz., bilhassa, Wynen, adıgeçen, prg. 38).   Bu itibarla Danıꢀtay Savcısının görüꢀlerinin niteliği ve baꢀvuranın bu görüꢀlere yazılı cevap   vermesinin imkansız oluꢀu gibi unsurlar dikkate alındığında baꢀvuranın nizalı yargılanma   hakkının ihlal edildiği ortaya çıkmaktadır.   Dolayısıyla 6. maddenin 1. fıkrası bu bakımdan ihlal edilmiꢀtir.   b) Tetkik hakiminin kanaatlerinin önceden tebliğ edilmemesi hakkında   Tetkik hakiminin kanaatlerinin önceden tebliğ edilmemesine iliꢀkin olarak AĐHM, bu yargı   mensubunun görevinin savcının göreviyle mukayese edilebilir olmadığını gözlemlemektedir.   Tetkik hakimleri Danıꢀtay Baꢀkanı ve kurul ve daire baꢀkanları tarafından kendilerine verilen   görevleri yerine getirmekle ve bunlar tarafından havale edilen davaları incelemekle sorumlu   iken savcılar Danıꢀtay Baꢀsavcısının emri altında çalıꢀmaktadırlar. Genel olarak tetkik   hakimleri soruꢀturma yapmayıp daha evvel soruꢀturması tamamlanmıꢀ bir dosya hakkında   görüꢀlerini sunmaktadırlar. Her halükarda mevcut davada tetkik hakiminin önyargılı   davranmasına neden olacak bir soruꢀturma yaptığını gösteren herhangi bir unsur mevcut   değildir (bkz., sözgelimi, Martinie, adıgeçen, prg. 49).   Her ne kadar Danıꢀtay’da görülen davalarda tetkik hakiminin görevini ne surette yerine   getirdiği hususuna iliꢀkin olarak Türk Hukuku’nda ayrıntılı bilgi verilmemiꢀse de, görevinin   kendine verdiği yetkilerin diğer hakimlerin yetkisinden pek farklı olmadığı anlaꢀılmaktadır.   Tetkik hakiminin mütalaasını yazılı ya da sözlü olarak sunarak hakimlerin kararını etkilemeyi   amaçladığı doğrudur, ancak, bu görevin Danıꢀtay Baꢀkanı ve Daire Baꢀkanlarını temsilen   yerine getirdiği hukuki görevlerinden olduğu gözükmektedir. Danıꢀtay Baꢀkanı ve Daire   Baꢀkanlarının yönetiminde tetkik hakimleri karar taslaklarını yazar ve tutanakları hazırlarlar.   AĐHM ayrıca, baꢀvuranın Reinhardt ve Slimane-Kaïd – Fransa davasındakinin (31 Mart 1998   tarihli karar, prg. 101) aksine ‘raportör hakimin raporunu ve karar taslaklarını ihtiva eden   dosyanın baꢀsavcıya tebliğ edilmesinden’ değil tetkik hakiminin mütalaasının tebliğ   edilmemesinden ꢀikayetçi olduğunu gözlemlemektedir.   Dolayısıyla AĐHM, 6. maddenin 1. fıkrasının bu bakımdan ihlal edilmediği sonucuna   varmaktadır.   II. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐ’NĐN YARGILAMA SÜRESĐNĐN UZUNLUĞU   YÖNÜNDEN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran idari mahkemelerde görülen yargı sürecinin uzunluğundan yakınmakta, AĐHS’nin   6/1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.   AĐHM, tarafların Đzmir Đdare Mahkemesi’nin davayı ele aldığı 17 ꢁubat 1998 tarihinin sürecin   baꢀladığı tarih olduğu konusunda hemfikir olduklarını gözlemlemektedir. Yine aynı ꢀekilde   Danıꢀtay’ın baꢀvuranın yapmıꢀ olduğu tashih baꢀvurusunu reddettiği 12 Haziran 2002   tarihinde yargı sürecinin tamamlandığı konusunda ihtilaf bulunmamaktadır (tahsis   baꢀvurusuna iliꢀkin bkz. Rodoplu-Türkiye kararı, no: 41665/02, 23 Ocak 2007). Sonuç olarak,   üç dereceli yargıda bu süreç yaklaꢀık dört yıl üç ay sürmüꢀtür.   AĐHM yargılama süresinin uygunluğunun davanın ꢀartları ıꢀığında ve davanın karmaꢀıklığı,   baꢀvuran ve ilgili mercilerin tutumu ve ilgililer açısından ihtilafın yarattığı sakıncalar gibi   içtihadından çıkan ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır: (bkz. birçok   içtihat arasında, Frydlender – Fransa [BD], no. 30979/96).   Bu bağlamda, AĐHM dört yıl üç aylık sürenin üç dereceli yargı aꢀamasından geçen bir idari   yargı için aꢀırı olmadığına itibar etmekte, dava dosyasında yer alan unsur ıꢀığında herhangi   bir pasif dönemin veya adli yetkililere yüklenebilecek bir eksikliğin olmadığını   hatırlatmaktadır.   AĐHM bu ꢀikayetin dayanaktan yoksun olduğunu ve AĐHS’nin 35/3. ve 4. paragrafları   uyarınca reddedilmesi gerektiğini kaydetmektedir.   III. EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuran, askeri güvenlik bölgesi sınıflandırması içinde yer alan taꢀınmazına inꢀaat yapım   izni almasının olanaksız oluꢀunun mülkiyet hakkına yönelik bir ihlali oluꢀturduğunu iddia   etmekte ve Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.   Hükümet, ilgilinin idari mahkemeler önünde tam yargı davası açmaması doğrultusunda iç   hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. Hükümet bu tazminat talebinin 2577 sayılı   Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesi çerçevesinde Đdareye karꢀı yapılacak etkili   bir baꢀvuru olduğunun altını çizmektedir.   Baꢀvuran Hükümetin bu savına karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, AĐHS’nin 35/3. maddesinde öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının bir   devlet aleyhine uluslararası hakemlik veya yargı organı nezdinde dava açmak isteyen kiꢀilere   öncelikle sözkonusu devletin hukuk sisteminde öngörülen baꢀvuru yollarını tüketme   zorunluluğu getirdiğini hatırlatmaktadır. Kendi iç hukuk sisteminde durumu telafi etme   imkanı tanınmadan bir devlet uluslararası yargı önünde hesap vermek zorunda bırakılamaz.   Bir baꢀvuranın bu kurala uyduğunun kabul edilebilmesi için, iç hukukta normal olarak varolan   ve ꢀikayetçi olduğu ihlalin telafisini sağlayabilecek yeterlilikte iç hukuk yollarına baꢀvurmuꢀ   olması gerekir. (Bkz. Aksoy-Türkiye kararı, 18 Aralık 1996).   AĐHM, mevcut bu baꢀvuruda baꢀvuranın inꢀaat izin talebini reddeden Genelkurmayın   kararına itiraz etmekle yetindiği tespitinde bulunmaktadır. Baꢀvuranın baꢀvurusu kamu   yararına bir kamulaꢀtırmanın askeri güvenlik bölgesinde yer aldığı gerekçesiyle   reddedilmiꢀtir. Bununla birlikte, Hükümetin de vurguladığı gibi baꢀvuran öne sürdüğü   zararların telafi edilmesi için maddi tazminat davası açabilirdi (Bkz. aynı anlamda, Gülizar   Öz-Türkiye kararı, no: 40687/98 ve Sporrong ve Lönnroth-Đsveç kararı ile karꢀılaꢀtırınız 23   Eylül 1982). Ayrıca, AĐHM baꢀvuranın, Hükümet tarafından sözü edilen baꢀvuru yoluna   ihtiyatla yaklaꢀılmasını gerektirecek hiçbir argüman sunmadığını da gözlemlemektedir. Bu   durumda, Hükümetin ön itirazının dayanağı bulunmaktadır.   AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragraflarına dayalı olarak ꢀikayetin bu bölümümün   reddedilmesi gerekmektedir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA   AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine   karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi   edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil   tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran maruz kaldığı zarar için 34.954 Euro maddi, 5.000 Euro manevi tazminat talep   etmektedir.   Hükümet bu meblağları aꢀırı olarak nitelendirmektedir.   AĐHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmadığını   kaydetmektedir ve talebi reddetmektedir. AĐHM yukarıda gerekçesi belirtilen sonuçların   manevi tazminat açısından uygun bir tazmini oluꢀturduğunu belirtmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran 4.000 Euro’su avukat gideri, 1.500 Euro’luk kısmı AĐHM önünde yapılan giderler   olmak üzere 5.500 Euro yargı gideri talebinde bulunmaktadır.   Hükümet, baꢀvuranın bu talebini kanıtlayıcı bir belge sunmadığını ifade etmektedir.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM baꢀvuranın avukatlık giderini kanıtlayıcı   bir belge sunmadığını hatırlatarak bu talebi reddetmektedir. Sonuç itibarıyla, yargı giderleri   için baꢀvurana 1.000 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç   puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Danıꢀtay Savcısının ve tetkik hakiminin tebliğnamelerinin bildirilmemesine iliꢀkin   ꢀikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıꢀında kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. Danıꢀtay Savcısı’nın tebliğnamesinin baꢀvurana tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1.   maddesinin ihlal edildiğine;   3. Danıꢀtay tetkik hakiminin tebliğnamesinin baꢀvurana tebliğ edilmemesi nedeniyle   AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edilmediğine;   4. Mevcut kararın baꢀvuranın maruz kaldığı manevi zarar için baꢀlı baꢀına yeterli tatmin teꢀkil   edeceğine;   a) AĐHS’nin 44 / 2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin yargı giderleri için baꢀvurana   1.000 (bin) Euro manevi tazminat ödemesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 / 2. ve 3. maddelerine   uygun olarak 27 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło