33620/02

WyrokETPCz2006-12-21ECLI:CE:ECHR:2006:1221JUD003362002

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego w sprawie o fałszerstwo dokumentów naruszyła prawo skarżącego do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie karne, trwające 8 lat i 7 miesięcy w dwóch instancjach, było nadmiernie długie. Stwierdził, że choć sprawa miała pewien stopień złożoności, a skarżący początkowo był trudny do zlokalizowania, to jednak główne opóźnienia wynikały z bezczynności władz krajowych. Wskazano na długie oczekiwanie na opinie biegłych (ponad rok na jedną, dziewięć miesięcy na drugą) oraz na zwłokę w zwrocie akt sprawy przez instytucję ekspercką (pięć miesięcy). Trybunał podkreślił również negatywny wpływ długotrwałego postępowania na życie zawodowe skarżącego.
Stan faktyczny
Skarżący, Abdulvahap Oruç, urodzony w 1961 roku i mieszkający w İzmicie, był farmaceutą. W 1991 roku wszczęto przeciwko niemu śledztwo w sprawie fałszerstwa dokumentów w jego aptece. W 1993 roku prokurator wniósł akt oskarżenia. Postępowanie przed sądem pierwszej instancji w Diyarbakırze trwało do 2000 roku, z licznymi opóźnieniami spowodowanymi oczekiwaniem na opinie biegłych i zwrotem akt. Skarżący został skazany na 2 lata i 11 miesięcy więzienia. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny w 2002 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Zasądził na rzecz skarżącego 4 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, plus wszelkie należne podatki. 4. Zasądził odsetki za zwłokę. 5. Oddalił pozostałą część roszczeń skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   ORUÇ – TÜRKĐYE   (B a ꢀvuru no. 33620/02)   KARAR   STRAZBURG   Aralık 2006   NĐHAĐ   Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır.   Ancak, ꢀekle iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   ORUÇ – TÜRKĐYE KARARI   USUL   Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi   uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Abdulvahap Oruç (“baꢀvuran”) adlı Türk vatandaꢀı   tarafından, 6 Ağustos 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan   baꢀvurudan (no. 33620/02) kaynaklanmaktadır.   OLAYLAR   DAVA OLAYLARI   Baꢀvuran 1961 doğumludur ve Đzmit’te yaꢀamaktadır. Dava olayları, taraflarca   sunulduğu ꢀekliyle, aꢀağıdaki gibi özetlenebilir:   Haziran 1991 tarihinde bir müfettiꢀ baꢀvuranın eczanesinde yürütüldüğü iddia edilen   evrakta sahtecilikle ilgili bir soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır. 4 Temmuz 1991 tarihinde müfettiꢀ   Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’nı soruꢀturma sonuçlarıyla ilgili olarak bilgilendirmiꢀtir.   Maliye ve Gümrük Bakanlığı baꢀvuran hakkında ꢀikayette bulunur. 16 Haziran 1993   tarihinde Cumhuriyet Savcısı resmi evrakta sahtecilik nedeniyle baꢀvuran aleyhine bir   iddianame sunmuꢀtur.   Haziran 1993 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi ilk duruꢀma tarihini 20   Eylül 1993 olarak belirlemiꢀtir. Mahkeme, baꢀvuranın adresinin tespit edilmesini Diyarbakır   Emniyet Müdürlüğü’nden talep etmiꢀtir. Maliye Bakanlığı’ndan ise dava ile iliꢀkisi olan tüm   evrakı kendilerine sunmalarını talep etmiꢀtir. Baꢀvuran duruꢀmaların büyük bir kısmında   bulunmamıꢀ, ancak avukatı tarafından temsil edilmiꢀtir.   Mayıs 1994 tarihindeki altıncı duruꢀmada Maliye Bakanlığı mahkemenin talebini   yerine getirmiꢀtir.   Baꢀvuranın adresinin tespitini takiben istinabe müzekkeresi ile alınmıꢀ olan ifadesi 28   Haziran 1994 tarihli duruꢀmada dava dosyasına eklenmiꢀtir. Ayrıca aynı duruꢀmada mahkeme   Bismil ve Mersin Ağır Ceza Mahkemelerinden iki tanığın ifadelerinin alınmasını talep   etmiꢀtir. Bu ifadeler takip eden duruꢀmada dava dosyasına eklenmiꢀtir.   ꢁubat 1995 tarihinde mahkeme sahte olduğu iddia edilen evrakın yorumlanması için   dava dosyasını bir bilirkiꢀiye göndermiꢀtir. Takip eden yedi duruꢀma boyunca bilirkiꢀiden   cevap gelmemiꢀtir. Bu nedenle yargıç esas veya usul hakkında bir karar almadan duruꢀmayı   ileriki bir tarihe ertelemiꢀtir. 14 Mayıs 1996 tarihinde bilirkiꢀi raporu dava dosyasına   eklenmiꢀtir.   Eylül 1996 tarihinde mahkeme olay hakkındaki görüꢀlerini almak için dava dosyasını   Adli Tıp Kurumu’na iletmiꢀtir. Sekiz duruꢀma sonra 27 Ocak 1998 tarihinde Adli Tıp   Kurumu sahte olduğu iddia edilen belgelere iliꢀkin raporunu sunmuꢀ ancak dava dosyasını   göndermemiꢀtir. 23 Haziran 1998 tarihinde dava dosyası tekrar mahkemeye gönderilmiꢀtir.   ORUÇ – TÜRKĐYE KARARI   ꢁubat 1999 tarihinde mahkeme, belgelerde bulunan imzaların baꢀvurana ait olup   olmadığının tespiti için bir grafoloji uzmanını Adli Tıp Kurumu’ndan talep etmiꢀ, 23 Aralık   tarihinde uzman, raporunu sunmuꢀtur.   Ocak 2000 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi baꢀvuranı atılı suçlardan iki   yıl on bir ay hapis ile cezalandırmıꢀtır.   Baꢀvuran kararı temyiz etmiꢀtir. 24 Ocak 2002 tarihinde Yargıtay, Ağır Ceza   Mahkemesi’nin kararını onamıꢀtır. Yargıtay, kararını baꢀvuranın huzurunda açıklamıꢀtır.   Nihai karar birinci derece mahkemesi sekreteryasına 26 ꢁubat 2002 tarihinde iletilmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran yargılama süresinin, ilgili kısmı aꢀağıda verilen AĐHS’nin 6 § 1. maddesindeki   “makul süre” zorunluluğunu aꢀmasında ꢀikâyetçi olmuꢀtur:   “Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir   mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde … görülmesini istemek hakkına sahiptir.”   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet baꢀvuranın 24 Ocak 2002 tarihli Yargıtay kararından itibaren altı ay içinde   baꢀvuru yapmaması nedeniyle AĐHS’nin 35 § 1. maddesinde belirtilen altı ay kuralına   uymadığı için baꢀvurunun kabuledilmez olduğunu savunmuꢀtur. Yargıtay kararı açıkladığında   baꢀvuranın hazır bulunduğunu, bu nedenle kararın kendisine yazılı olarak tebliğ edilmesini   beklemesine gerek olmadığını savunmuꢀlardır.   Baꢀvuran altı aylık sürenin Yargıtay kararının kendisine yazılı olarak tebliğ edildiği   tarihten itibaren sayılması gerektiğini ifade etmiꢀtir.   Mahkeme iç hukuk uyarınca sözkonusu kararın daha önce sözlü olarak iletilmiꢀ   olmasından bağımsız olarak baꢀvuranın ulusal nihai kararın yazılı kopyasını almaya re’sen   yetkili olduğu davalarda altı aylık sürenin yazılı kararın tarihinden itibaren hesaplanarak   AĐHS’nin 35 § 1. maddesinin hedef ve amacının en iyi ꢀekilde yerine getirildiğini belirten   içtihadına atıfta bulunur (bkz. Worm   – Avusturya, Karar Raporları 1997-V;   Venkadajalasarma – Hollanda, no. 58510/00). Buna karꢀın iç hukukun sözkonusu hizmeti   sunmadığı ancak tarafların kararın içeriğini kesin olarak öğrenebilecekleri davalarda   Mahkeme kararın kesinleꢀtiği tarihin süre baꢀlangıcı olarak alınmasının uygun olduğu   kanaatindedir (bkz. diğer birçok karar yanında, Seher Karataꢀ – Türkiye, no. 33179/96 ve   Karatepe – Türkiye, no. 43924/98).   Mahkeme Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun mahkeme kararlarının dava   taraflarına sunulmasını ꢀart koꢀan 33. maddesi metnine karꢀın Yargıtay Ceza Dairelerinin   kararlarını davalılara iletmediklerini gözlemler (bkz. Seher Karataꢀ, yukarıda anılan). Ne var   ORUÇ – TÜRKĐYE KARARI   ki Yargıtay kararının birinci derece mahkemesi sekreteryasına gönderilmesinden itibaren   sanık ve avukatının kararın bir kopyasını talep etme imkânı vardır.   Somut davada, ayrıntılı gerekçeli karar birinci derece mahkemenin sekreteryasına   gönderildiği 26 ꢁubat 2002 tarihi itibariyle baꢀvuran ve avukatının elindeydi. AĐHM’ye   baꢀvuru, takip eden altı aydan kısa bir süre içinde, 6 Ağustos 2002 tarihinde yapılmıꢀtır. Bu   nedenle Mahkeme, Hükümetin ön itirazının reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.   Mahkeme, baꢀvurunun AĐHS’nin 35 § 3. maddesinin anlamı kapsamında açıkça   dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Diğer gerekçelerle de kabuledilmez olmaması   nedeniyle baꢀvuru kabuledilebilir ilan edilmelidir.   B. Esaslar   Hükümet somut davanın resmi evrakta sahtecilikle ilgili karmaꢀık bir dava olduğunu   savunmuꢀtur. Sahte olduğu iddia edilen evrakların altında imzaları bulunan tüm doktorların   adreslerini bulmak zor olmuꢀtur. Bununla birlikte sözkonusu tanıkların değiꢀik ꢀehirlerde   yaꢀaması nedeniyle ifadelerinin istinabe müzekkereleri yoluyla alınmaları gerekmiꢀtir.   Hükümet, sunumlarında takibat süresinin uzun oluꢀunun büyük bir oranda mahkemeye haber   vermeden adresini değiꢀtiren baꢀvurandan kaynaklandığını belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran yargılama süresinin haddinden fazla olduğunu iddia etmiꢀtir. Ayrıca   yetkililerin, adresini kolaylıkla bulabileceğini iddia etmiꢀtir.   Mahkeme, dikkate alınması gereken sürenin Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı’nın   baꢀvuran aleyhine bir iddianame sunduğu 16 Haziran 1993 tarihinde baꢀlayıp Yargıtay’ın   birinci derece mahkemesinin kararını onadığı 24 Ocak 2002 tarihinde sona ermiꢀ olduğunu   gözlemler. Buna göre dikkate alınması gereken dönem iki aꢀamada sekiz yıl yedi ay   sürmüꢀtür.   Mahkeme yargılama süresinin uygunluğunun davanın ꢀartları ıꢀığında ve davanın   karmaꢀıklığı ve baꢀvuran ve ilgili mercilerin tutumu ölçütlerine bakılarak değerlendirilmesi   gerektiğini hatırlatır (bkz. diğerleri yanında Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], 25444/94).   Mahkeme davanın bir miktar karmaꢀık olmasına rağmen bunun tek baꢀına yargılama   süresinin tamamını haklı çıkardığının söylenemeyeceği kanaatindedir.   Baꢀvuranın tutumu ele alındığında, Mahkeme kovuꢀturmanın baꢀında yetkililerin   baꢀvuranın adresini neredeyse bir yıl boyunca tespit edemediklerini gözlemlemektedir.   Takibatın en baꢀında ifadesini aldıktan sonra mahkeme baꢀvuranın duruꢀmalarda bulunmasını   hiçbir zaman talep etmemiꢀtir. Ayrıca baꢀvuran takibat boyunca avukatı tarafından temsil   edilmiꢀtir. Bu nedenle baꢀvuranın yokluğunun Hükümet tarafından iddia edildiği gibi   takibatın uzamasına önemli ölçüde katkıda bulunduğu görülmemektedir.   Yetkili mercilerin tutumu ele alındığında, Mahkeme ulusal mahkemenin bir yılı aꢀkın   bir süre sahte olduğu iddia edilen evrakla ilgili bilirkiꢀi raporunu beklemiꢀ olduğunu   gözlemler. Benzer ꢀekilde Adli Tıp Kurumu’ndaki grafoloji uzmanının belgelerde bulunan el   yazısı ve imzaların baꢀvurana ait olup olmadığını belirlemesi dokuz ay almıꢀtır. Her iki   ORUÇ – TÜRKĐYE KARARI   dönemde de mahkeme esas veya usule iliꢀkin bir karar almadan duruꢀmaları ileriki bir tarihe   ertelemiꢀtir.   Mahkeme ayrıca Adli Tıp Kurumu uzmanlarının dava dosyası hakkındaki görüꢀlerini   sunmalarının yaklaꢀık on altı ay sürmüꢀ olduğunu gözlemler. Buna ek olarak sözkonusu   uzmanların dava dosyasını mahkemeye geri göndermemiꢀ olması takibatın beꢀ ay daha   uzamasına neden olmuꢀtur.   Son olarak Mahkeme, yerel davada baꢀvuran için neyin tehlikede olduğunun kayda   değer öneme haiz olduğu kanaatindedir. Eczanesinde evrakta sahtecilik yapıldığı iddiasıyla   hakkında dava açılmıꢀ olmasının baꢀvuranın profesyonel yaꢀamı üzerinde açıkça olumsuz bir   etkisi olduğunu gözlemler.   Yukarıdaki değerlendirmeler Mahkemenin somut davada yargılama süresinin haddinden   fazla olduğuna ve “makul süre” ꢀartına uymadığına hükmetmesi için yeterlidir.   Bu nedenle AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi aꢀağıda çıkarılmıꢀtır:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran 120,000 Euro maddi tazminat talep etmiꢀtir. Ayrıca toplam 30,000 Euro   manevi tazminat talebinde bulunmuꢀtur.   Hükümet taleplere itiraz etmiꢀtir.   Baꢀvuran tarafından talep edilen maddi tazminata iliꢀkin olarak Mahkeme, baꢀvuranın   iddialarını destekleyen herhangi bir belge sunmamıꢀ olduğunu gözlemler. Bu nedenle   Mahkeme baꢀvuranın maddi tazminata iliꢀkin taleplerini reddeder.   Manevi tazminata iliꢀkin olarak Mahkeme, davanın koꢀullarında baꢀvuranın belli bir   miktar sıkıntı yaꢀamıꢀ olabileceği kanaatindedir. Dava koꢀulları ve içtihadını dikkate alan   Mahkeme, baꢀvurana bu baꢀlık altında 4,500 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Mahkeme masrafları   Baꢀvuran ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapılan harcamalar nedeniyle mahkeme   masrafları olarak 2,000 Euro talep etmiꢀtir.   Hükümet, gerçekten ve zorunlu olarak meydana gelmiꢀ harcamaların tazmin   edilebileceğini savunmuꢀtur. Bu bağlamda, baꢀvuran ve temsilcisinin mahkeme masraflarını   belirten belgeler sunamadıklarını ifade etmiꢀlerdir.   ORUÇ – TÜRKĐYE KARARI   AĐHM’nin içtihadına göre, baꢀvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için   yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıꢀ ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.   Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak AĐHM,   sözkonusu baꢀlık altındaki masrafları karꢀılamak üzere toplam 1,000 Euro ödenmesini uygun   bulmaktadır.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢀtir.   YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. (a) Sorumlu Devlet’in baꢀvurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği   tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk   Lirası’na çevrilerek baꢀvurana ödenmek üzere:   (i) 4,500 Euro (dört bin beꢀ yüz Euro) manevi tazminat;   (ii) Mahkeme masrafları için 1,000 Euro (bin Euro);   (iii) bu miktarlar üzerine uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;   (b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan   eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   4. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đngilizce hazırlanmıꢀ, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 21 Aralık   tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Vincent BERGER   Zabıt Kâtibi   Boštjan M. ZUPANČIČ   Baꢀkan   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło