33663/02

WyrokETPCz2007-06-14ECLI:CE:ECHR:2007:0614JUD003366302

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak należytego powiadomienia o wywłaszczeniu nieruchomości i w konsekwencji oddalenie roszczenia o dodatkowe odszkodowanie z powodu przedawnienia, naruszyło prawo skarżącego do poszanowania mienia zgodnie z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że władze tureckie nie dołożyły należytej staranności w próbach ustalenia tożsamości i adresów właścicieli nieruchomości, w tym skarżącego, przed wywłaszczeniem. Pomimo dostępnych informacji (np. deklaracje podatkowe z 1986 roku), powiadomienia były niekompletne i opierały się na nieaktualnych danych. W konsekwencji, skarżący dowiedział się o wywłaszczeniu dopiero po latach, a jego późniejsze roszczenie o dodatkowe odszkodowanie zostało oddalone przez sądy krajowe z powodu przedawnienia. ETPCz stwierdził, że takie działanie nałożyło na skarżącego nieproporcjonalne i nadmierne obciążenie, naruszając zasadę sprawiedliwej równowagi między interesem publicznym a ochroną praw jednostki, co doprowadziło do pozbawienia go mienia bez odpowiedniego odszkodowania.
Stan faktyczny
Skarżący, Erkan Mörel, jest wnukiem Ayşe Saide Ergun, współwłaścicielki działki o powierzchni 255 951 m² w Çorlu, z której jego udział wynosił 4000 m². W 1988 roku Ministerstwo Obrony Narodowej podjęło decyzję o wywłaszczeniu tej działki, informując o tym gminę. Władze próbowały powiadomić właścicieli poprzez ogłoszenia w lokalnych i krajowych gazetach, podając jedynie imiona i imiona ojców pierwotnych właścicieli, bez nazwisk i aktualnych adresów. Skarżący dowiedział się o wywłaszczeniu dopiero w 1996 roku i wraz z innymi spadkobiercami złożył pozew o dodatkowe odszkodowanie. Sądy krajowe początkowo przyznały mu rację, ale ostatecznie oddaliły jego roszczenie z powodu przedawnienia, uznając, że powiadomienia były zgodne z prawem.
Rozstrzygnięcie
1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji. 3. Stwierdza, że nie jest konieczne badanie skargi na podstawie art. 6 Konwencji. 4. Stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za doznaną szkodę niemajątkową. 5. Zasądza na rzecz skarżącego: (i) 30 400 EUR tytułem szkody majątkowej; (ii) 4 000 EUR tytułem kosztów i wydatków; (iii) odsetki ustawowe od tych kwot od daty uprawomocnienia się wyroku do dnia zapłaty. 6. Oddala pozostałe roszczenia skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

t)   ღ ღ ღ ღ * AVRUPA   KONSEYİ   COUNCIL   O F E U R O P E   , AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ DAİRE   MÖREL-TÜRKİYE   (Başvuru no. 33663/02)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   H aziran 2007   İşbu karar AİHS’nin 44 § 2. Maddesi 'nde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek   o lu p , ş e k li b a z ı d ü z e ltm e le r e ta b i o la b ilir .   _____________________________________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı   tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı   bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Davanın nedeni, Erkan Mörel adlı Türk vatandaşının (“başvuran”), İnsan Haklarının ve   Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AÎHS”) 34. Maddesi uyarınca,   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi’ne (“AİHM”) 12.08.2002   tarihinde yapmış olduğu 33663/02 noTu başvurudur.   Başvuran İstanbul Barosuna bağlı avukat H. Kaplan tarafından temsil edilmiştir.   Başvuran, yetkili makamların kendisine tebliğ etmeden arazisini kamulaştırmaları   nedeniyle arazisinden mahrum bırakıldığından şikayetçi olmuştur.   AİHM, 23,09.2005 tarihinde başvuruyu Hükümet’e bildirmeye ve AÎHS’nin 29 § 3.   Maddesini uygulayarak, başvurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını beraber incelemeye   karar venniştir.   OLAYLAR   DAVANIN AYRINTILARI   9 4 4 d o ğ u m lu b a ş v u r a n İ s ta n b u l’ d a ik a m e t e tm e k te d ir .   Başvuran Çorlu’daki 255.951 m2 arsanın ortak sahiplerinden Ayşe Saide Ergun’un   torunudur. Başvuranın payı sözkonusu arsanın 4000 m2>lik kısmına tekabül etmektedir.   Başvuranın miras hakkı, 07.03.1973, 12.07.1974, 05.01.1982 ve 12.02.1996 tarihli dört ayrı   mahkeme kararı ile tasdik edilmiştir. Ancak sözkonusu arsanın tapusu Ayşe Saide Ergun   adına kaydedilmiştir.   Milli Savunm a Bakanlığı 06.04.1 988 tarihinde Çorlu B e l e d i y e s i n i sözkonusu arazinin   kamulaştırtacağı yönünde bilgilendirmiştir. Belediye'ye tapu senedinin üzerinde yazan arazi   sahiplerinin adlarım bildirmiş, bu kimselerin adreslerinin belirlenmesi için ilgili vergi   beyannamelerini talep etmiştir. Öte yandan tapu senedinde yalnız arazilerin ilk sahiplerinin ilk   adları ile babalarının ilk adları belirtilmiştir.   Belediye, 22.04.1988 tarihli yazısında, yalnız bazı arazi sahiplerine ait vergi   beyannamelerini sunabilmiştİr. Bakanlığa, bazı arazi sahiplerinin kimlikleri ile ilgili yeterli   bilgiindirmediklerinden, bu kimselerin vergi beyannamelerini bulamadıklarım bildirmiştir.   Çorlu’daki köy muhtarı, tapu dairesi, nüfus müdürlüğü, jandarma ve emniyet müdürlüğü   d e , B a k a n l ı ğ a , a r a z i s a h i p l e r i n i n s o y a d l a r ı i l e n ü f u s k a y ı t l a r ı k e n d i l e r i n e b i l d i r i l m e d i ğ i İ ç i n b u   kimselerin adreslerini tespit edemediklerini bildirmişlerdir.   03.05.1988 tarihinde yerel gazetede sözkonusu arazinin kamulaştınldığı beyan edilmiştir.   Ayrıca arazinin değerini bilirkişi kumlunun 05.05.2005 tarihinde tespit edeceği de   belirtilmiştir. Bu tarihte bilirkişi kurulu arazinin değerini 255.951.000 TL olarak tespit   etmiştir.   Belediye, 26.12.1988 ve 10.01.1989 tarihlerinde, hoparlörler aracılığıyla, şehirde, arazinin   kamulaştınldığmı ilan etmiştir. 28.12.1988 tarihinde, başka bir yerel gazetede, kamulaştırma   tazminatının, aralarında başvuranın büyükannesi de olduğu arazinin sahipleri adına açılmış bir   banka hesabında tutulduğu ilan edilmiştir. Aynı ilan 1989 yılının Ocak ayında ulusal bir   gazetede de yayınlanmıştır. Tüm bu yayınlarda yalnızca arazinin ilk sahiplerinin ilk adlan ile   babalarının ilk adlan belirtilmiştir.   30.07.1991 tarihinde sözkonusu arazi Hazine adına kaydedilmiştir.   10.11.1996 tarihinde başvuran ile sözkonusu arazinin ortak sahipleri olan bazı mirasçılar   arazilerinin kamulaştırıldığının farkına varmışlardır.   Başvuran, diğer dört mirasçı ile beraber, 23.11.1996 tarihinde, Milli Savunma Bakanlığı   hakkında Çorlu Asliye Hukuk Mahkemesine ek tazminat için dava açmıştır.   Bakanlık, mahkemeden, yasal zamanaşımı süresini aştığı gerekçesiyle, davayı   reddetmesini talep etmiştir. Davacılar yetkili makamların kendilerini arazilerinin   kamulaştırdığından haberdar etmediklerini ileri sürmüşlerdir. Tebligatların vefat etmiş   yakınlarının adına gönderilmesi nedeniyle hukuki hiçbir geçerliliklerinin olmadığını iddia   etmişlerdir.   9 9 7   yılının Kasım ayında mahkeme tarafından atanmış bir grup bilirkişi arazide keşfe   çıkmış, davacılara ödenmesi gereken toplam ek tazminatın 44.450,601.360 TL olduğu   sonucuna varmışlardır. Başvuranın payı 2.247.668.465 TL olmuştur.   Mahkeme, 18.02.1998 tarihinde, Bakanlığın, Kamulaştırma Kanunıinun 13. Maddesinde   belirtilen tebligat kurallarını ihlal ettiğini belirtmiştir. Yetkili makamların, kamulaştırmayı,   Kamulaştırma Kanunıinun 7. Maddesinde öngörüldüğü gibi geniş bir araştırma yapmaksızın,   yalnız bir gazetede yayınlayarak duyurduğunu kaydetmiştir. Ayrıca yetkili makamların noter   kanalıyla bir ihbarname çekebileceklerini kaydetmiştir. Bu nedenlerle, Çorlu Asliye Hukuk   Mahkemesi, Bakanlığın ön itirazım reddetmiş ve davacıların, kamulaştırma tazminatının, pek   çok arazi sahibinin sözkonusu araziyle ilgili mülkiyet haklarından vazgeçtikleri farz edilen   tarih olan 05.07.1989 tarihinden itibaren işleyecek bir faiz oranı ile beraber artırılması talebini   onamıştır, 1997 yılının Kasım ayma ait bilirkişi raporuna dayanarak başvurana 2.247.668.465   TL1ödenmesine karar vermiştir.   Yargıtay 05.11.1998 tarihinde, faiz oranının işlemeye başlayacağı tarihi değiştirerek ilk   derece mahkemesinin kararım onamıştır, Yargıtay faizin, arazinin Bakanlığa devredildiği tarih   olan 26.12.1996 tarihinde işlemeye başlamasına karar vermiştir.   Bakanlığın talebi üzerine, Yargıtay 5. Dairesi, 22.02.1999 tarihinde, 05.11.1998 tarihli   karan düzeltmiştir. Yetkili makamların Kamulaştırma Kanunıinun 7. Maddesinde öngörülen   işlemleri yerine getirmesine rağmen, arazi sahiplerinin adreslerini tespit edemedikleri   kaydetmiştir. Mahkeme, bu araziler için vergi beyannamesi sunulmadığının, 22.04.1988   tarihli Çorlu Belediyesinin yazısında da teyit edildiğini belirtmiştir. Yargıtay sonuç olarak   05.11.1998 tarihli kararını düzeltmiş, ilk derece mahkemesinin kararım ise bozmuştur.   Asliye Hukuk Mahkemesi 15.06.1999 tarihinde Yargıtay’ın gerekçesini takip etmiştir.   Tüm gerekli soruşturmalar tamamlandıktan sonra bile adreslerin tespit edilememesi   nedeniyle, Bakanlığın arazi sahiplerine yayın yoluyla tebliğde bulunması gerektiğine karar   vermiştir. Dolayısıyla yasal zamanaşımı süresine uyulmadığı için başvuranın davasını   reddetmiştir.   Yargıtay 07.10.1999 tarihinde 15.06.1999 tarihli kararı onamıştır.   Başvuran ve diğer mirasçılar 05.05.2000 tarihinde davanın yeniden açılması talebinde   bulunmuşlardır.   Çorlu Asliye Hukuk Mahkemesi 15.02.2001 tarihinde Çorlu Belediyesi ve Çorlu Vergi   Dairesine, arazi sahipleri ile mirasçıların sözkonusu arazi için hiç vergi ödeyip   ödemediklerini sormuştur. Bu yazıda geçen tüm adlar tam olarak bildirilmiştir   9 8 6 y ı l ı n d a n i t i b a r e n t ü m e m l a k v e r g i b e y a n n a m e l e r i b e l e d i y e l e r e v e r i l d i ğ i n d e n , Ç o r l u   Vergi Dairesi, Bakanlığa, Belediyeye başvurması tavsiyesinde bulunmuştur. Öte yandan 1986   yılından önce verilen vergi beyannameleri kağıtların geri dönüşüm yoluyla yeniden   kazanılmaları için imha edilmiştir.   Aynı tarihte Çorlu Belediyesi, mahkemeyi, sözkonusu araziye ait ve bazı adresleri içeren   1986, 1990, 1994 v e 1998 y ı l l a r ı n a a i t ver gi b e y a n n a m e l e r i n i n e l l e r in d e o l d u ğ u h u s u s u n d a   bilgilendirmiştir. Belediye, yazısına, 1986 yılına ait on altı emlak vergi beyannamesinin   kopyasını da eklemiştir. Bu beyannamelere göre, Ayşe Saide Ergun’un oğlu Sermet Ergun ile   118.02.1998 tarihinde yaklaşık 9.923 A B D D oları karşılığı.   başvuranın amcası, diğer ortak arazi sahipleriyle beraber 11.682 m2 arazi için toplam 2.175   TL ödemiştir.   Çorlu Asliye Hukuk Mahkemesi davacının kararın düzeltilmesi talebini 23.02.2001   tarihinde reddetmiştir.   Yargıtay, 24.01.2002 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Yetkili   makamların arazi sahiplerini tapu kayıtlarındaki bilgilere dayanarak bulmaya çalıştığını   gözlemlemiştir. Arazinin ilk sahiplerinin vefat ettiklerinin, mirasçıların ise bu arazilerle ilgili   vergi yükümlülüklerini yerine getirdiklerinin açık olduğunu kaydetmiştir. Ancak Yargıtay,   vergi dairesinin yetkili makamları arazi sahiplerinin adları ve adresleri ile ilgili   bilgilendirmemesinin, Milli Savunma Bakanlığı’nın Kamulaştırma Kanunu’nun 7. Maddesi   ile uyumlu olarak yaptığı tebligatı geçersiz kılmadığı sonucuna varmıştır.   HUKUKA İLİŞKİN   Başvuran, yetkili makamlar arazisini kendisine tebliğ etmeden kamulaştırdıkları için,   AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokoldün 1. Maddesi kapsamında mülkiyetin çekişmesiz kullanımı   hakkından mahrum kaldığından şikayetçi olmuştur.   Ayrıca Yargıtay davasını yasal zamanaşımı süresine uymadığı gerekçesiyle   reddettiğinden, AİHS’nin 6. Maddesi kapsamında adil yargılanmadığından şikayetçi olmuştur.   AİHS’nin ilgili maddeleri şöyledir:   M adde 6   “Herkes ... medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar ... konusunda ... bir mahkeme tarafından   davasının ... hakkaniyete uygun ... olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”   Ek I NoMu P ro to k o lM ad d e 1   “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.   Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun   genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.   Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek   veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının Ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri   yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez. “   AİHM, başvurunun AİHS’nin 35 § 3. Maddesi kapsamında dayanaktan yoksun olmadığını   kaydeder. Ayrıca başvurunun başka bir gerekçe altında da kabuledilmez olarak   değerlendirilemeyeceğine işaret eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir olarak ilan edilmek   durumundadır.   I. A İH S ’Y E E K 1 N O ’L U P R O T O K O L ’Ü N 1 . M A D D E S İN İN İH L A L E D İL D İĞ İ İD D İA S I   Başvuran, arazisinden haksız yere mahrum bırakıldığından şikayetçi olmuştur. Yetkili   makamların bu arazinin kamulaştırılması için yeterli tazminat ödemediğini savunmuştur.   Ayrıca bu arazinin kamulaştınlacağını kendisine bildirmeyerek ve bunun ardından ek   tazminat davasını yasal zamanaşımı süresine uymadığı gerekçesiyle reddederek, kaybının   telafisi için elindeki tek fırsata engel olmuşlardır.   Hükümet kamulaştırmanın Milli Savunma Bakanlığı tarafından 2946 Sayılı Yasa uyarınca   kamu yararına uygulandığını belirtmiştir. Ayrıca yetkili makamların arazi sahiplerinin   kimlikleri ve adreslerini araştırırken titizlik gösterdiğini savunmuştur. Ancak ilgili bilgi elde   edilemediği için, kamulaştırmanın, yayın kanalıyla, ailedeki yakınların adları geçilerek   bildirilmesi gerekmiştir. Bununla beraber kamulaştırılan arazinin ada ve parsel numaraları bu   yayınların her birinde belirtilmiştir.   AİHM, mülkiyet hakkının teminatını veren 1. Madde’nin üç ayrı kuralı ihtiva ettiğini   yineler (bkz. James ve Diğerleri - İngiltere). İlk paragrafın ilk cümlesinde belirtilen genel   nitelikteki ilk kural, mülkiyetin çekişmesiz kullanımı ilkesini ortaya koyar. Aynı paragrafın   ikinci cümlesinde geçen ikinci kural, mülkten mahrum kalmayı kapsar ve bu kavramı belirli   koşullara bağlar. İkinci paragrafta geçen üçüncü kural Sözleşmeye Taraf Devletler’in, diğer   yetkilerinin yanı sıra, mülkün kullanımını kamu yararıyla uyumlu olarak denetleme yetkisi   bulunduğunu kabul eder. Mülkiyetin çekişmesiz kullanımı hakkının engellendiği özel   durumları konu eden ikinci ve üçüncü kurallar, ilk kuralda belirtilen genel ilkeler ışığında   yorumlanır.   Mevcut davada, AÎHS’ye Ek 1 NoMu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamında “mülkiyetin”   çekişmesiz kullanımı hakkının engellendiği tartışamamaktadır. Ayrıca bu engellemenin   “kanunen öngörülmüş” olduğu ve A İH S’ye Ek 1 N o ’lu P rotokol’ün 1. M addesi’nİn koştuğu   üzere meşru bir amaç güttüğü, başka bir deyişle “kamu yararına” olduğu da   tartışamamaktadır.   ( Öte yandan, taraflar bu engellemenin meşruluğu üzerine fikir birliğinde değillerdir.   Dolayısıyla AÎHM, AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nde belirtilen ikinci kuralda   belirlenen amaçlar doğrultusunda orantılılık ilkesine uyulup uyulmadığını belirlemek   durumundadır.   Mülkiyetin çekişmesiz kullanımının engellenmesi, kamu yararının talepleri ile bireyin   temel haklarının korunması koşullan arasındaki adil dengeyi kurmalıdır (diğerlerinin yanı sıra   bkz. Sporrong ve Lönnroth - İsveç). Bu dengeyi kurma endişesi AİHS’ye Ek 1 No’lu   Protokol’ün 1. Maddesi’nİn bütününde yansıtılmıştır, dolayısıyla ikinci cümleyi ihtiva   etmektedir. Özellikle, başvurulan yollar ile ulaşılmak istenen amaç arasında, bir kimseyi   mülkünden mahrum bırakmak pahasına da olsa, ne şekilde olursa olsun makul bir orantılılık   ilişkisi bulunması gerekmektedir (bkz. Pressos Compania Naviera S.A. ve Diğerleri -   Belçika).   Bu bağlamda, AİHM, mülke değerine yakın makul bir meblağ ödenmeden el   konulmasının genellikle orantısız engelleme teşkil ettiğini, tazminatın hiç ödenmemesinin ise   AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamında yalnız istisnai durumlarda haklı   görülebileceğini zaten saptamıştır (bkz. The H o l y M o n a s t e r i e s - Yunanistan; T h e F o r m e r   King of Greece ve Diğerleri —Yunanistan, [BD], 25701/94 ve Jahn ve Diğerleri - Almanya   [BD], 46720/99, 72203/01 ve 72552/01 ).   ( AİHM, mevcut davada öncelikle sözkonusu kamulaştırmanın uygun biçimde tebliğ edilip   edilmediğini incelemesi gerektiği kanısındadır.   AİHM, Bakanlığın sözkonusu araziyi kamulaştırma kararını müteakiben, Çorlu’daki   Belediye, köy muhtarı, tapu dairesi, nüfus müdürlüğü, jandarma ve emniyet müdürlüğüne   arazi sahiplerinin tapu belgesine kaydedilmiş adlarının bildirildiğini ve bu kişilerin   adreslerinin bulunması için araştırma yapmalarının istendiğini kaydeder. Bu makamların   kayıtlarında istenen bilgiyi bulamamaları sonucunda, kamulaştırma yayın kanalıyla   duyurulmuştur. Ancak bu yayınlarda bulunan bilgiler, gerçek sahiplerin yakınlarının yalnız ilk   adları ile babalarının ilk adları bildirildiğinden, tam değildir.   AİHM, davadaki bir takım unsurların, Hükümet’in gözlemlerinin tam tersine, Türk   makamlarının arazi sahiplerinin adlarını ve adreslerini belirleme ve arazilerinin   kamulaştırılmasını onlara tebliğ etme görevlerini titizlikle yerine getirdikleri hususunda şüphe   uyandırdığını gözlemler.   İlk olarak, AÎHM, Çorlu Asliye Hukuk Mahkemesinin 1988 yılında ilk olarak ilgili vergi   beyannamelerini sorduğunda, Belediyenin bunları bulamadığını kaydeder. Ancak 13 yıl sonra,   2001’de, mahkeme aynı istekte bulunduğunda, Belediye mahkemeye, arazinin 1986, 1990,   9 9 4 v e 1 9 9 8 y ılla rın a a it v e rg i b e y a n n a m e le rin in e lle rin d e o ld u ğ u n u b ild irm iştir. A rd ın d a n   başvuranın yakım Sermet Ergun ile oıtak arazi sahiplerinin yaptığı 1986 yılına ait on altı   emlak vergisi beyannamesini mahkemeye sunmuştur.   İkinci olarak, başvuranın miras hakkını kabul eden mahkeme kararlarına göre, yayınlarda   yalnız ilk adı ile bahsedilen Ayşe Saide Ergun 1885 doğumludur. Dolayısıyla bu başvuruya   sebebiyet veren olaylar zamanında vefat etmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Bununla birlikte   yetkili makamlar pek çok tebligat göndermiş, bu kişiye ulaşmaya çalışmışlardır.   Üçüncü olarak, AİHM, bilgileri güncellemenin ve nüfus kayıtları arşivlerini düzenlemenin   devletin görevi olduğu kanısındadır. Sözkonusu arazi sahiplerinin, 1934 yılında 2525 Sayılı   Kanun’un yürürlüğe girmesinden bu yana soyadına sahip oldukları göz önünde   bulundurulduğunda, yetkili makamların onların tam adlarını tespit edememeleri kabul   edilemezdir.   Dolayısıyla AİHM yetkili makamların başvuranlara arazinin kamulaştırılmasıyla ilgili   tebligat göndermekte titizlik göstermedikleri sonucuna varmıştır.   Bu bulgular ışığında, başvuranın, mülkünden kanuni olarak mahrum edildiği bu durumda,   orantısız ve aşırı bir yük altına girmesinin gerekli olup olmadığının belirlenmesi gereklidir.   AİHM, 18.02.1998 tarihinde Çorlu Asliye Hukuk Mahkemesi’nin Bakanlığın yasal   zamanaşımına uyulmasına ilişkin ön itirazını reddettiğini gözlemler. Ayrıca Çorlu Asliye   Hukuk Mahkemesi başvurana arazisinin kamulaştırılması için ödenen tazminatın yeterli   olmadığına karar vermiş, Milli Savunma Bakanlığı’nın ek bir meblağ ödemesini emretmiştir.   Bu karar Yargıtay’ın 05.11.1998 tarihli kararıyla onanmıştır. Öte yandan Bakanlığın talebi   üzerine Yargıtay kararını düzeltmiştir. Sözkonusu tebligatın yasalarla uyumlu olarak   yapıldığına karar vermiştir. Ardından Çorlu Asliye Hukuk Mahkemesi başvuranın davasının   yasal zamanaşımı süresini aşarak açıldığına karar vererek başvuranın ek tazminat talebini   reddetmiştir.   ( AİHM, ulusal mahkemelerin başvuranın talebini reddetmelerinin başvuranı kamulaştırılan   araziye ek olarak fazladan zarara uğrattığını gözlemler. Bu nedenle, başvurana arazisi   karşılığında yeterli bir tazminatın ödenmemiş olduğu, sözkonusu engellemenin ise kanunen   öngörülmüş olsa bile, kamu yararının talepleri ile bireyin temel haklarının korunması   koşulları arasındaki adil dengeyi kuramamış olduğu sonucuna varmıştır.   Sonuç olarak AİHM, AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’ııin ihlal edilerek,   uygun bir tazminat ödenmeksizin başvuranın arazisinden mahrum bırakıldığı kanısındadır.   Bu nedenle bu Madde ihlal edilmiştir.   ^ II. A İH S ’N İN 6. M A D D E S İ’NİN İHLAL ED İL DİĞ İ İDDİA SI   Başvuran, AİHS’nin 6 § 1. Maddesi uyarınca, Yargıtay’ın davasını yasal zamanaşımı   süresine uymadığı için keyfi olarak reddetmesi nedeniyle adil yargılanmadığından şikayetçi   olmuştur. Eksik tebligatın sonucu olarak, ulusal mahkemelerin belirlediği kanimi haklarına   kavuşmasının engellendiğini Öne sürmüştür.   Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.   AİHM, AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’ne ilişkin bulgular ışığında, 6 § 1.   Madde kapsamında davanın esaslarının ayrı olarak incelenmesinin gerekli olmadığına karar   vermiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. Maddesi’ne göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A . T a zm in a t   Başvuran, ulusal mahkemenin 18.02.1998 tarihli kararında kullandığı bilirkişi raporlarına   dayanılarak yapılan hesaplamalara göre, arazisinin değeri ve gelir kaybına karşılık ve 1997   yılından itibaren işlemeye başlayacak olan faizle beraber maddi tazminat olarak 96.587 Euro   talep etmiştir. Ayrıca manevi tazminat olarak 10.000 Euro talep etmişlerdir.   Hükümet başvuranın maddi tazminat talebinin abartılı ve temelsiz olduğunu savunmuştur.   Başvuranın taleplerini dayandırdığı bilirkişi raporunun bağlayıcı olmadığını ileri sürmüştür.   B u r a p o r u n y a l n ı z c a a r a z i n i n d e ğ e r i n i t e s p i t e t t i ğ i n i , b a ş v u r a n ı n s ö z k o n u s u a r a z i n i n s a h i b i   olduğunu tasdik etmediğini öne sürmüştür. Ayrıca, AİHM’nin mevcut davada AİHS’nin ihlal   edildiğini tespit etmesi durumunda, bunun başvuranın maruz kaldığını iddia ettiği her türlü   manevi zarar için başlı başına yeterli tazmin teşkil edeceğini belirtmiştir.   Ulusal mahkemelerin 18.02.1989 ve 05.11.1989 kararlarına dayanarak, Aka - Türkiye   kararında kullanılan hesaplama yönteminin aynısını uygulayarak ve ilgili ekonomik verileri   göz önünde bulundurarak, AÎHM, başvuranlara, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden   Yeni Türk Lirası’na çevirerek 30.400 Euro maddi tazminat ödenmesine karar vermiştir.   AİHM, başvuranın manevi zarara uğradığını gözlemlemiştir. Tarafsızlık esasıyla hareket   ederek, mevcut davanın koşullarında bir ihlal tespit etmenin yeterli tazmin teşkil edeceği   sonucuna varmıştır.   B . Y a rg ıla m a g id erleri   Başvuran ayrıca ulusal mahkemeler ile AİHM’de açılan davalar için yargılama gideri   olarak 7000 Euro talep etmiştir. Ayrıca avukatlık ücreti olarak 5000 Euro talep etmiştir. Bu   bakımdan kendisi ile temsilcisi arasında imzalanan sözleşmeye atıfta bulunmuştur. Ancak bu   giderler için herhangi bir fatura ya da makbuz sunmamıştır.   Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.   AİHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı   ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Mevcut davada, AİHM, sahip   olduğu bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ışığında, başvurana, yargılama gideri olarak   Euro ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıştır.   C. Gecikme Faizi   AÎHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasinın kısa vadeli kredilere uyguladığı   marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiştir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   . A İH S ’y e E k 1 N o ’lu P ro to k o l’ü n 1 . M a d d e s i’n İn ih la l e d ild iğ in e ;   3. A İH S ’nin 6. M addesi kapsam ında yapılan şikayeti incelenm esinin gerekli olm adığına;   . İh la lin te s p it e d ilm e s in in , b a ş v u ra n ın m a ru z k a ld ığ ı m a n e v i z a ra rın a d il ta z m in i iç in b a ş lı   başına yeterli olduğuna;   5. (a) Sorum lu D evlet’in, aşağıdaki m eblağları, A İH S’nin 44 § 2. M addesi’ne göre nihai   kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden   Yeni Türk Lirası’na çevirerek başvurana ödemesine:   ( i )   (ii)   (iii)   30.400 Euro (otuz bin dört yüz Euro) maddi tazminat;   yargıla m a giderleri için 4.000 Euro (dört bin Euro);   yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek tüm vergiler;   (b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre   için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin tiç   puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.   . B a ş v u r a n la r ın a d il ta z m in ta le p le r in in g e r i k a la n ın ı reddetmiştir.   İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve   . f ık r a la r ı u y a r ın c a 1 4 .0 6 .2 0 0 7 ta r ih in d e y a z ılı o la r a k te b liğ e d ilm iş tir .   Santiago QUESADA   Zabıt Katibi   Bostjan M. ZUPANC1C   Başkan   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło