3372/05

WyrokETPCz2008-07-01ECLI:CE:ECHR:2008:0701JUD000337205

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego przeciwko skarżącemu naruszyła jego prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji, oraz czy brak skutecznego środka odwoławczego w prawie krajowym w odniesieniu do tej przewlekłości naruszył art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że okres postępowania karnego trwający 5 lat i 8 miesięcy był nadmierny, biorąc pod uwagę złożoność sprawy, zachowanie skarżącego (które w niewielkim stopniu przyczyniło się do opóźnienia) oraz postępowanie władz krajowych, w tym decyzję sądu pierwszej instancji o braku jurysdykcji po pięciu latach. Trybunał stwierdził również, że w Turcji brakowało skutecznego środka odwoławczego, który pozwoliłby skarżącemu na dochodzenie roszczeń związanych z przewlekłością postępowania, co stanowiło naruszenie art. 13 Konwencji, zgodnie z ugruntowanym orzecznictwem Trybunału.
Stan faktyczny
Skarżący, Nurettin Samsa, został przesłuchany przez policję 7 października 1998 r. w związku z podejrzeniem fałszerstwa dokumentów, co doprowadziło do wszczęcia postępowania karnego. Z tego powodu został wykluczony z zawodu policjanta, mimo zdania egzaminów. Postępowanie toczyło się przed Sądem Karnym Pierwszej Instancji w Gaziantep przez ponad pięć lat, po czym sąd ten uznał się za niewłaściwy i przekazał sprawę do Sądu Karnego dla Poważnych Przestępstw. Ostatecznie, 21 czerwca 2004 r., skarżący został uniewinniony z powodu braku dowodów, a decyzja ta stała się prawomocna.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji. 4. Zasądził skarżącemu 5 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. 5. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   SAMSA - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 3372/05)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Temmuz 2008   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 3372/05 numaralı baꢀvurunun nedeni T.C. vatandaꢀı   Nurettin Samsa’nın (baꢀvuran) 6 Aralık 2004 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini   güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca   yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Gaziantep barosu avukatlarından   N. M. Demir tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran 1976 doğumlu olup Gaziantep’te ikamet etmektedir.   Baꢀvuran 7 Ekim 1998 tarihinde evrakta sahtecilik ꢀüphesi ile polis tarafından ifadesi   alınmıꢀtır. Baꢀvuran vermiꢀ olduğu ifadelerinde hakkında yapılan suçlamaları reddetmiꢀtir.   Gaziantep Asliye Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 13 Ekim 1998 tarihli bir iddianame   ile eski TCK’nın 345. maddesine dayalı olarak evrakta sahtecilik suçundan baꢀvuran hakkında   ceza davası açmıꢀtır.   Bu ithamlar dikkate alınarak, polis akademisi giriꢀ sınavını kazanmasına rağmen polislik   mesleğinden men edilmiꢀtir.   Asliye Ceza Mahkemesi 15 Ekim 1998 ve 24 Ekim 2003 tarihleri arasında on iki duruꢀma   gerçekleꢀtirmiꢀ, duruꢀmalar sırasında baꢀvuranın ya da avukatının huzurunda tarafları,   tanıkları ve Đstanbul Adli Tıp Kurumu uzmanlarını dinlemiꢀtir.   Asliye Ceza Mahkemesi 24 Ekim 2003 tarihinde dosyada yer alan unsurlar ıꢀığında ve   baꢀvurana yapılan suçlamaları dikkate alarak bu eylemlerin eski TCK’nın 345. maddesinin   değil 342. maddesinin alanına girdiğine itibar ederek Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi lehine   yetkisizlik kararı vermiꢀtir.   Ağır Ceza Mahkemesi 14 Kasım 2003 ve 21 Haziran 2004 tarihleri arasında üç duruꢀma   gerçekleꢀtirmiꢀ, tarafları ve tanıkları dinlemiꢀtir. Mahkemeye çağrıldığı halde baꢀvuran 24   Mart 2004 tarihli duruꢀmaya katılmamıꢀtır ve mahkeme duruꢀmanın 21 Haziran 2004 tarihine   ertelenmesine karar vermiꢀtir.   Ağır Ceza mahkemesi 21 Haziran 2004 tarihinde delil yetersizliğinden baꢀvuranı beraat   ettirmiꢀtir. Temyize gidilmediğinden, karar nihai hale gelmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran yargılamanın uzunluğunun AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen «makul süre»   ilkesinin ihlaline yol açtığını ileri sürmektedir.   Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmakta, bilhassa baꢀvuranın tutumunun ve davanın karmaꢀık   yapısının davanın sonuçlanmasını geciktirdiğinin altını çizmektedir.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder.   B. Esasa dair   Hükümet dikkate alınması gereken dönemin baꢀvuranın iddia ettiğinin aksine hakkında   yapılan suçlamalardan haberdar olduğu 7 Ekim 1998 tarihinde değil, Asliye Ceza   Mahkemesi’nin davayı görmeye baꢀladığı 13 Ekim 1998 tarihinde baꢀladığını ifade   etmektedir. Taraflar bu dönemin Ağır Ceza Mahkemesi’nin vermiꢀ olduğu beraat kararı ile   tamamlandığında hemfikirdir.   AĐHM ceza sürecinin uzunluğunun incelenmesinde dikkate alınacak dönemin bir kimsenin   özerk ve kelimenin tam anlamıyla kesin olarak «itham edildiği» gün baꢀladığını ve son yargı   aꢀamasında suçunun sabit bulunması veya serbest bırakılması ile sona erdiğini   hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Corigliano-Đtalya kararı, 10 Aralık 1982 ve   Imbrioscia-Đsviçre kararı, 24 Kasım 1993).   Sonuç itibarıyla, incelenmesi gereken dönem baꢀvuranın polis tarafından dinlendiği 7 Ekim   tarihinde baꢀlamakta ve ilk derece mahkemesinde hakkında yapılan suçlamalardan   beraat ettiği 21 Haziran 2004 tarihinde sona ermektedir. Temyize gidilmediğinden sözü edilen   karar bu son tarihte nihai hale gelmiꢀtir. Bahse konu süreç tek dereceli yargıda yaklaꢀık beꢀ   yıl sekiz aydır.   Esasa gelince, AĐHM yargılama süresinin uygunluğunun davanın ꢀartları ıꢀığında ve özellikle   de davanın karmaꢀıklığı ile baꢀvuran ve ilgili mercilerin tutumu gibi, içtihadında yerleꢀmiꢀ   ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında,   Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94).   AĐHM sözkonusu davanın pek çok bilirkiꢀi incelemesini gerektirdiği cihetle, bir ölçüde   karmaꢀık bir yapısının olduğunu tespit eder.   Tarafların tutumuna gelince, AĐHM Asliye Ceza Mahkemesi önündeki yargılamayı geciktirici   baꢀvurana yüklenebilecek herhangi bir ihmalin olmadığını kaydetmektedir. Baꢀvuran bizzat   kendisi veya temsilcisi aracılığıyla mahkeme tarafından yapılan duruꢀmaların tamamında   hazır bulunmuꢀtur. Buna karꢀın, baꢀvuran Ağır Ceza Mahkemesi önünde halka açık yapılan   üç duruꢀmadan 24 Mart 2004 tarihli olanında mahkemeye çağrıldığı halde gelmemiꢀtir.   Mahkeme bunun üzerine duruꢀmayı baꢀvuranın huzurunda kararını verdiği 21 Haziran 2004   tarihine ertelemiꢀtir. Bu ise mezkur yargılamayı yaklaꢀık üç ay geciktirmiꢀtir.   AĐHM bununla birlikte Asliye Ceza Mahkemesi’nin beꢀinci yılın sonunda sözü edilen davada   Ağır Ceza Mahkemesi lehine yetkisizlik kararı verdiğini tespit etmektedir. Fakat yine de   dosyada bu denli uzun bir süreyi haklı gösterecek herhangi bir unsur yer almamaktadır.   AĐHM bu baꢀvurudakine benzer ꢀikayetleri daha önce de incelediğini ve AĐHS’nin 6/1   maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Pelissier ve Sassi   kararı).   AĐHM mahkemeye sunulan tüm delil unsurlarının incelediğini, Hükümetin Mahkemenin bu   davada farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığına   itibar etmektedir. Mahkemenin bu yöndeki yerleꢀik içtihadı ıꢀığında AĐHM, sözkonusu yargı   sürecinin aꢀırı olduğu ve «makul süre» koꢀulunu karꢀılamadığı sonucuna varmaktadır.   Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran Türkiye’de yargılamanın uzunluğuna karꢀı çıkacak baꢀvuru yolunun mevcut   olmadığından ꢀikayetçidir ve AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet kabuledilebilirlik ve davanın esasına iliꢀkin 3 Aralık 2007 tarihli görüꢀlerinde   argümanlarını sunmamıꢀtır.   Baꢀvuran 18 Ocak 2008 tarihli cevaben sunduğu görüꢀlerinde iddiasını yinelemiꢀtir.   Hükümet daha sonra 26 ꢁubat 2008 tarihli cevaben vermiꢀ olduğu görüꢀlerinde yargılamanın   uzunluğuna karꢀı iç hukukta baꢀvuru yollarının mevcut olduğunu savunmuꢀ, bu itibarla   Anayasa’nın 141. maddesini ve olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan ve   mahkemelere dava dosyalarının bir an evvel incelenmesini ꢀart koꢀan Yargı Muhakeme Usulü   Kanunu’nun 77. maddesine atıfta bulunmaktadır. Fakat baꢀvuran bu baꢀvuru yolunu   kullanmamıꢀtır. Bu nedenle baꢀvuran iç hukuk yollarını tüketmiꢀ sayılmamaktadır ve   AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği yönündeki ꢀikayeti dayanaktan yoksundur.   AĐHM bu ꢀikayetin yukarıda ele alınan ꢀikayet ile ilintili olduğu için kabuledilebilir nitelikte   olduğunu tespit eder.   AĐHM 13. maddenin davaların makul bir süre zarfında sonuçlandırılmasını öngören 6/1   maddesinin ihlaline karꢀı iç hukuktaki mahkemeler nezdinde etkili bir baꢀvuru hakkını   güvence altına aldığını hatırlatır (Bkz. Kudla-Polonya no: 30210/96). AĐHM daha önce de   Hükümetin buna benzer itirazlarını ve argümanlarını reddettiğini, mevcut davada bu sonucu   farklı kılacak herhangi bir gerekçenin yer almadığını hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında,   Tendik vd.-Türkiye, no: 23188/02, 22 Aralık 2005 ve Ebru ve Tayfun Çolak-Türkiye kararı   no: 60176/00, 30 Mayıs 2006).   AĐHM sonuç olarak, baꢀvuranın AĐHS’nin 6/1 maddesi uyarınca davasının makul bir süre   zarfında görülmesi hakkına karꢀı iç hukukta bir baꢀvuru yolunun bulunmamasının AĐHS’nin   13. maddesinin ihlaline yol açtığına itibar etmektedir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASINA ĐLĐꢀKĐN   AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine   karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi   edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil   tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran polislik mesleği boyunca kazanmıꢀ olduğu meblağ ila bu mesleği sürdürebilmiꢀ   olsaydı uğrayacağı maddi zarara karꢀılık 631.000 YTL maddi ve 50.000 Euro manevi   tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı kuramamakta   ve bu talebi reddetmektedir. Buna karꢀılık, AĐHM baꢀvuranın yargılamanın uzunluğu ve buna   karꢀı etkili bir baꢀvuru yolunun bulunmayıꢀının ihlal tespiti ile giderilemeyeceğini   belirtmektedir (Bkz. özellikle sözü edilen Kudla kararı ve Acunbay-Türkiye kararı no:   61442/00 ve 61445/00, 31 Mayıs 2005). AĐHM hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 5.000   Euro ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargı giderleri için 2.465 Euro talep etmekte, bu   talebini destekleyici herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmamaktadır.   Hükümet bu miktara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar   ıꢀığında baꢀvuranın bu talebini reddetmektedir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç   puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana manevi   tazminat için 5000 (beꢀ bin) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 1 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło