33735/02

WyrokETPCz2010-01-05ECLI:CE:ECHR:2010:0105JUD003373502

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego, brak dostępu do adwokata w początkowej fazie zatrzymania oraz nieprzekazanie opinii prokuratora w postępowaniu odwoławczym naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że okres postępowania trwający pięć lat i dziesięć miesięcy był nadmierny i naruszył wymóg „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1, zwłaszcza biorąc pod uwagę fakt, że skarżący był pozbawiony wolności przez znaczną część tego okresu, a władze krajowe nie przedstawiły wystarczających uzasadnień dla opóźnień. Ponadto, Trybunał potwierdził, że nieprzekazanie skarżącemu pisemnej opinii prokuratora w postępowaniu odwoławczym stanowiło naruszenie zasady kontradyktoryjności i równości broni, co jest niezgodne z art. 6 ust. 1. Wreszcie, Trybunał, odwołując się do precedensu Salduz, stwierdził, że brak dostępu skarżącego do adwokata w początkowej fazie zatrzymania, kiedy to złożył obciążające go zeznania, które następnie wykorzystano w procesie, naruszył jego prawo do obrony z art. 6 ust. 1 i 3 lit. c).
Stan faktyczny
Skarżący, Ümit Aydın, urodzony w 1971 roku i zamieszkały w Diyarbakır, został zatrzymany 17 czerwca 1996 roku w Stambule w związku ze śledztwem dotyczącym nielegalnej organizacji terrorystycznej PKK. Podczas przesłuchania w komisariacie policji próbował uciec, wyskakując z okna na piątym piętrze, co spowodowało poważne obrażenia obu nóg. Był przesłuchiwany bez obecności adwokata, zarówno w szpitalu, jak i później przed prokuratorem i sędzią Sądu Bezpieczeństwa Państwa. Został skazany 28 września 2000 roku przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır na dwanaście lat i sześć miesięcy więzienia za członkostwo w organizacji terrorystycznej, a wyrok ten został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny 11 kwietnia 2002 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał za dopuszczalne skargi dotyczące długości postępowania, domniemania niewinności, nieprzekazania opinii prokuratora oraz braku dostępu do adwokata w areszcie, a pozostałe skargi za niedopuszczalne. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji (długość postępowania). 3. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji (nieprzekazanie opinii prokuratora). 4. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 i 3 lit. c) Konwencji (brak dostępu do adwokata w areszcie). 5. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania art. 6 ust. 2 Konwencji. 6. Zasądził na rzecz skarżącego 3 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 150 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, powiększone o odsetki za zwłokę. 7. Oddalił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   A V R U PA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ÜMĐT AYDIN - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 33735/02 )   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ocak 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (33735/02) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Ümit Aydın’ın (baꢀvuran) 10 Haziran 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne   Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme ’ ni n ( Avr up a Đnsan   Hakları Sözleꢀme s i - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu   avukatlarından M. Beꢀtaꢀ tara fından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1971 doğumlu olup, Diyarbakır’da ikamet etmektedir.   Haziran 1996 tarihinde, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi   (« emniyet müdürlüğü ») polisleri yasadıꢀı silahlı terör örgütü PKK (Kürdistan Đꢀçi Partisi)   hakkında yürütülen bir soruꢀturma kapsamında ve S.Ç. isimli bir « itirafçı »’nın yaptığı   ihbarlara dayanarak Đstanbul Güngören’de bulunan bir tekstil ꢀirketine ait binada arama   gerçekleꢀtirmiꢀtir. Polisler, aranılan binada bulunan on dokuz kiꢀiyi gözaltına almıꢀtır.   Gözaltına alınan ve üzerinde kimlik belgesi bulunmayan baꢀvuran kendisini sahte bir isimle   tanıtmıꢀtır. Daha sonra bütün ꢀüpheliler kimlik kontrolünden geçirilmek üzere emniyet   mü d ür l ü ğüne götürülmüꢀtür.   Baꢀvuran, ilk sorgulaması yapılmak üzere bir polis refakatinde Emniyet Müdürlüğü’nün   beꢀinci katında bulunan bir odaya götürülmüꢀtür. Baꢀvuran buradaki pencereden atlayarak   kaçmaya çalıꢀmı ꢀtır. Ağır yaralanan baꢀvuran, hemen Çapa Devlet Hastanesi acil servisine   götürülmüꢀ ve orada yine gerçek kimliğini söylememiꢀtir. Bu konuda düzenlenen tutanağa   göre, baꢀvuran sedyede yatarken zafer iꢀareti yapmıꢀ ve PKK lehine sloganlar atmıꢀtır.   Emniyet Müdürlüğü, 19 Haziran 1996 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi   savcısına (« savcı ») baꢀvuranın gözaltı süresinin 17 Haziran 1996 tarihinden baꢀlamak üzere   on beꢀ gün uzatılmasını talep etmiꢀtir. Gerekli izin 28 Haziran 1996 tarihine kadar yani on iki   gün için verilmiꢀtir.   Haziran 1996 tarihinde, baꢀvuran devlet hastanesinde avukatının bulunmadığı bir   ortamda ancak doktoru ve babasının refakatinde sorgulanmıꢀtır. Baꢀvuran, bu sorgulamada   askerlik hizmetini yaparken firar ettiği için kimliği hakkında yalan söylediğini ve korktuğu   için pencereden atladığını ifade etmiꢀtir. Öte yandan baꢀvuran, hakkındaki suçlamaları inkar   etmiꢀ ve PKK ile hiçbir iliꢀkisi olmadığını belirtmiꢀtir.   Haziran 1996 tarihinde, baꢀvuran yine avukatının yokluğunda savcı ve DGM nöbetçi   hakimi tarafından dinlenmiꢀtir. Nöbetçi hakim iki bacağındaki kırıklar yüzünden hareket   edemeyen baꢀvuranın ifadesini almak için hastaneye gitmiꢀtir. Đlgili ꢀahıs polise verdiği   ifadenin büyük bir kısmını tekrarlamıꢀ, 1994 ve 1995 yıllarında gözaltına alındığında olduğu   gibi polislerin yine kötü muamele uygulayacaklarından korktuğu için pencereden atladığını   ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, iddianamede yer alan eylemlere katılmadığını ve hastaneye sevk   edilirken slogan atmadığını ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca, yetkililerin pencereden   atlamasıyla ilgili ailesine yeteri kadar çabuk bilgi vermediğinden ꢀikâyetçi olmuꢀtur.   Hakim baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir. Đlgili ꢀahıs aynı gün Đstanbul Metris   Cezaevine götürülmüꢀtür. Baꢀvuranın tedavisi Đstanbul Devlet Hastanesinde devam etmiꢀtir.   Savcı, 5 Temmuz 1996 tarihinde yetkisizlik kararı alarak dosyayı Diyarbakır Devlet   Güvenlik Mahkemesi (« DDGM ») savcılığına göndermiꢀtir. DDGM savcılığı, 1 Ağustos   tarihli iddianamesinde baꢀvuran ile S.Ç.’yi ulusal toprakların bir bölümünün ayrılmasını   tahrik eden eylemler gerçekleꢀtirmekle suçlamıꢀ ve eski Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi   gereğince mahkûm edilmelerini istemiꢀtir. Savcı, baꢀvuranın birçok silahlı eyleme karıꢀma s ı nı   dayanak göstermiꢀtir.   Davayla ilgili duruꢀma l a r 6 Ağustos 1996 tarihinde DDGM önünde görülmeye baꢀlamıꢀtır.   Bu ilk duruꢀm a i l e 2 7 E y l ü l 1 9 9 6 t a r i h i n d e g ö r ü l e n b i r s o n r a k i d u r u ꢀma tama me n u s ul e i l i ꢀkin   konulara ayrılmıꢀtır.   Ocak 1997 ve 28 ꢁubat 1997 tarihlerinde görülen duruꢀma l ar d a , d i ğer tutuklu ve   tanıklar dinlenmiꢀtir. DDGM, öte yandan baꢀvu r a n ı n ye t k i b ö l ge s i nd e ye r a l a n b a ꢀka bir   cezaevine nakledilmesini emretmiꢀtir.   Nisan 1997 tarihli duruꢀma d a , ha ki ml e r Ad a le t B a ka nlı ğı Ceza ve Tevkifevleri Genel   Müdürlüğü tarafından gönderilen ve baꢀvuranın hâlâ Đstanbul Devlet Hastanesinde tedavi   gördüğünü ve tedavisi bittiği zaman Diyarbakır’a nakledileceğini bildiren bir yazıyı not   almıꢀtır. Bu tarihten sonra gerçekleꢀtirdiği on üç duruꢀma s o nu c unda DD GM , s a nı kl a r ın   tutukluluk halinin devamına ve yeni belgelerin dosyaya eklenmesine karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran o sırada hâlâ tedavi görmekte olduğundan, Diyarbakır cezaevine nakli   gerçekleꢀme mi ꢀtir.   Baꢀvuranın avukatı müvekkilinin hazır bulunamadığı duruꢀm a l a r a k a t ı l m ı ꢀtır.   Haziran 1999 tarihinde, T.C. Anayasası’nın 143. maddesi değiꢀtirilmiꢀ ve askeri   y a r g ı ç l a r D e v l e t G ü v e n l i k M a h k e m e l e r i b ü n y e s i n d e n ç ı k a r ı l m ı ꢀtır.   Temmuz 1999 tarihinde yapılan on yedinci duruꢀm a d a b a ꢀvuran ilk kez olarak üç sivil   y a r g ı ç t a n o l u ꢀan DDGM heyeti önüne çıkmıꢀ ve hakkında yapılan suçlamalar ile aleyhteki   delil unsurlarını kesin bir dille inkar etmiꢀtir.   Kasım 1999 tarihli duruꢀma d a , a le yht e i ki t a n ı kt a n b i r i o l a n A. D . , DD G M ö nünd e   baꢀvuranın PKK ile iliꢀkisi olduğunu bilmediğini ifade etmiꢀtir.   Haziran 2000 tarihinde, savcılık esas hakkındaki görüꢀlerini sunmuꢀtur. Baꢀvuranın   iddianamede yer alan ꢀiddet olaylarına karıꢀtığını yeterli delillerle belirleyemeyen ancak PKK   üyeliğini kesin olarak tespit eden savcılık, ilgili ꢀahısın eski Türk Ceza Kanunu’nun 168.   ma d d e s i uya r ı nc a ma h kûm e d i l me s i ni i s t e mi ꢀtir. DDGM, baꢀvurana savunmasını sunması için   Temmuz 2000 tarihli duruꢀma ya k a d ar s ür e t anı mı ꢀtır. Bu süre zarfında yazılı bir savunma   sunulmuꢀtur.   Eylül 2000 tarihinde, hakimler baꢀvuranı Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesinin 2.   fıkrası anlamında yasadıꢀı bir terör örgütüne üye olmaktan suçlu bulmuꢀ ve on iki yıl altı ay   hapis cezasına mahkûm etmiꢀtir. Mahkeme A.D.’nin polise verdiği ifade ile S.Ç.’nin ilk   sorgulama sırasında verdiği ve yargılamanın her safhasında tekrarladığı ifade gibi bazı delil   unsurlarını bu karara dayanak olarak göstermiꢀtir.   Eylül 2000 tarihinde, baꢀvuran kamuya açık bir duruꢀma t a le b i yl e t e myi z e gi t mi ꢀtir.   Yargıtay baꢀsa vcısının yazılı görü ꢀü olayın meydana geldiği dönemde uygulama gereği   baꢀvurana tebliğ edilmemiꢀtir.   Nisan 2002 tarihinde, Yargıtay, gerçekleꢀtirdiği oturumda temyiz edilen kararı   onamıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafına atıfta bulunmakta ve ilk olarak   y a r g ı l a m a s ü r e c i n i n b i r b ö l ü m ü n d e b ü n y e s i n d e a s k e r i y a r g ı ç b u l u n d u r m a s ı d o l a y ı s ı y l a D e v l e t   Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olamadığını iddia etmekte ve yargılama   süresinin uzunluğundan ꢀikâyetçi olmaktadır.   Baꢀvuran ikinci olarak, kendi gözünde aꢀırı bulduğu tutukluluk süresi ve mahkûmiyetinin   y a l n ı z c a b i r i t i r a f ç ı n ı n i f a d e s i n e d a y a n d ı r ı l m a s ı n ı n m a s u m i y e t k a r i n e s i n e a y k ı r ı l ı k t e ꢀkil   ettiğini savunmaktadır. Baꢀvuran bu bağlamda AĐHS’nin 6. maddesinin 2. paragrafının ihlal   edildiğini ileri sürmektedir.   Baꢀvuran, üçüncü olarak AĐHS’nin 6. maddesinin 3 b) paragrafının esas yönüne atıfta   bulunmakta ve Yargıtay baꢀsavcısının yazılı görüꢀünün kendisine tebliğ edilmediğinden   ꢀikâyetçi olmaktadır.   Baꢀvuran son olarak AĐHS’nin 6. maddesinin 3 c) paragrafının esas yönüne atıfta   bulunarak, ilk sorgulama sırasında avukat yardımı alamadığından ꢀikâyetçi olmaktadır.   AĐHS’nin mevcut davayı ilgilendiren kısımları aꢀağıdaki gibi kaleme alınmıꢀtır :   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında   Hükümet, o dönemde konuyla ilgili yasada bir değiꢀiklik yapıldığını hatırlatmaktadır.   AĐHM, Büyük Daire’nin Türkiye aleyhine Öcalan davasında, askeri yargıç değiꢀtirilerek   bu durum düzeltilmediği sürece, sivil bir kiꢀinin davasına bakan bir mahkemede askeri   y a r g ı ç l a r ı n b u l u n m a s ı n ı n v e b u d a v a d a s ü r e g e l e n y a r g ı i ꢀlemlerine katılmasının ilgili   y a r g ı l a m a n ı n b a ğımsızlığı ve tarafsızlığı yönünde kuꢀkulara yol açtığı kanaatine vardığını   hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Öcalan davası [GC], no 46221/99, prg. 114 - 118, 12 Mayıs   2005).   Bunun üzerine AĐHM, mevcut davada Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi bünyesinde   y e r a l a n a s k e r i y a r g ı c ı n d a v a n ı n e s a s ı h a k k ı n d a v e b a ꢀvuranın savunma haklarını   kullanmasıyla ilgili belirleyici hiçbir karara katılmadığını gözlemlemektedir (Öcalan, ilgili   bölüm, prg. 40 ve 42 ile karꢀılaꢀtırınız). Gerçekten, baꢀvuranın hazır bulunduğu ilk duruꢀm a   sadece sivil yargıçların bulunduğu mahkeme heyeti önünde yapılmıꢀtır. Savcılık ve baꢀvuran   esas üzerinde görüꢀ ve savunmalarını bu yargıçlar önünde sunmuꢀ ; polis önünde verdiği   ifadeyle baꢀvuranın mahkûmiyet kararının gerekçelerinden birini oluꢀturan A.D. de yine sivil   y a r g ı ç l a r ö n ü n d e t a n ı k l ı k e t m i ꢀtir (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Kabasakal ve   Atar davası, no 70084/01 ve 70085/01, prg. 34-35, 19 Eylül 2006).   Bu koꢀullar altında AĐHM, mevcut ꢀikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve   A ĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine   varmaktadır.   2. AĐHS’nin 6. maddesine dayalı diğer ꢀikâyetler hakkında   AĐHM, bu ꢀikâyetlerin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan   y o k s u n o l m a d ı ğı ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.   Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmeleri uygun olacaktır.   B. Esasa iliꢀkin   1. Yargılama süresi   Hükümet, davanın karmaꢀıklığı ve baꢀvurana isnat edilen suçlamaların niteliğine dikkat   çekmektedir. Hükümet, üstelik baꢀvuranın polis binasının beꢀinci katındaki pencereden   atlayıp iki bacağının kırılmasına sebep olarak ve 20 Temmuz 1999 tarihine kadar duruꢀma l ara   katılmayarak kasten yargılama sürecini yavaꢀlattığını savunmaktadır.   Hükümet, yetkililerin hiçbir surette yargılamanın aksamasına sebep olmadığını ve   dolayısıyla yargılama süresinin aꢀırı kabul edilemeyeceğini savunmaktadır.   Hükümetin bu argümanlarına karꢀı çıkan baꢀvuran, dile getirilen bu olayların ꢀikâyet ettiği   y a r g ı l a m a s ü r e s i ü z e r i n d e e t k i l i o l m a d ı ğını, zira DDGM önündeki duruꢀma l a r a k at ı l ma d ı ğı   dönemde orada bulunmasını gerektirecek hiçbir yargı iꢀleminin yapılmadığını ileri   sürmektedir.   AĐHM, ilk önce dikkate alınacak dönemin baꢀvuranın tutuklandığı 17 Haziran 1996   tarihinde baꢀladığını ve Yargıtay’ın kararını açıkladığı 11 Nisan 2002 tarihinde sona erdiğini   gözlemlemektedir. Dolayısıyla bu dönem iki dereceli yargılama için yaklaꢀık beꢀ yıl on ay   sürmüꢀtür.   AĐHM, bir yargılamanın makul sürede yapılıp yapılmadığını tespit edebilmek için özellikle   davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuran ile yetkili makamların tutumları baꢀta olmak üzere dava   ꢀartlarının ve AĐHM’nin konuyla ilgili yerleꢀik içtihadının incelenmesi gerektiğini   hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine Pélissier ve Sassi davası   [GC], no 25444/94, prg. 67, CEDH 1999-II).   AĐHM, kendisine sunulan tüm unsurları inceledikten sonra, mevcut davada Hükümetin   yu k a r ı d a b e l ir t i le n k ar ar d a n f a r k lı b i r d ü ꢀünmesini gerektirecek herhangi bir olgu ya da   argüman sunmadığı kanaatine varmaktadır. AĐHM, yargılama süresinin uzamasını sadece   kaçmaya çalıꢀırken kendisini ağır bir ꢀekilde yaralayan baꢀvuranın bu tutumuna bağlamanın   doğru olmayacağı kanısındadır. AĐHM, dosyada baꢀvuranın hangi gerekçelerle hızlı bir   ꢀekilde DDGM’nin yetki bölgesindeki bir cezaevine ya da bir hastaneye nakledilmediğini   veya ifadesinin istinabe yoluyla alınmadığını açıklayan bir unsur bulunmadığını not   etmektedir. AĐHM ayrıca, ilgili ꢀahsın avukatının duruꢀma l a rd a ha z ır b ul und u ğunu   kaydetmektedir.   Öte yandan AĐHM, Hükümetin baꢀvuranın katılmaması nedeniyle gerçekleꢀtirilemeyen   herhangi bir yargı iꢀlemi göstermediğini ve dosyadaki unsurların da bu konuya açıklık   getirmediğini gözlemlemektedir.   Son olarak AĐHM, yetkili mahkemelerin bakmakta oldukları bir davada adaletin bir an   önce tecelli etmesi için gerekli ihtimamı göstermeleri gereken yargılamanın büyük bir   kısmında baꢀvuranın tutukluluk halinin devam ettiğini gözlemlemektedir (bakınız, Rusya   aleyhine Kalachnikov davası, no 47095/99, prg. 132, CEDH 2002-VI, ve, daha yakın bir   zamanda, Türkiye aleyhine Gezici ve Đpek davası, no 71517/01, prg. 56, 10 Kasım 2005).   Konuya iliꢀkin içtihadını göz önüne alan AĐHM, mevcut davada ihtilaflı yargılama   süresinin aꢀırı olduğu ve “makul süre” gerekliliğini yerine getirmediği kanaatine varmaktadır.   Bu durumda, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlal edilmiꢀtir.   2. Baꢀsav cının yazılı görü ꢀünün baꢀvurana tebliğ edilmemesi   Hükümete göre, yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe   girmesiyle baꢀsavcının yazılı görüꢀünün tebliğ edilmeme sorunu çözülmüꢀtür.   AĐHM, daha önce Türkiye aleyhine Göç ([GC], no 36590/97, prg. 14, CEDH 2002-V)   davasının emsal kararında benzer bir ꢀikâyetle ilgili olarak hüküm verdiğini hatırlatmaktadır.   Mevcut davayı ilgilendiren dönemde yürürlükte olan yasaların bu emsal kararda uygulanan   y a s a l a r o l d u ğunu ve söz konusu karardan farklı muhakeme yapılmasını gerektirecek bir neden   göremediğini kaydeden AĐHM, mevcut davada baꢀsavcının yazılı görüꢀünün baꢀvurana tebliğ   edilmediği ve dolayısıyla aynı gerekçelerle 6. maddenin 1. paragrafının ihlal edildiği   sonucuna varmaktadır (idem, prg. 55).   3. Gözaltı sırasında avukat yardımından mahrum kalma   Hükümet, ön soruꢀturma safhasında avukat yardımı alamadığı yönündeki ꢀikâyetle ilgili   olarak, baꢀvuranın Devlet Güvenlik Mahkemesi ve Yargıtay önünde avukat tarafından temsil   edildiğini ve o safhalarda polise verdiği ifadelere itiraz etme imkânı bulduğunu savunmakta ve   bu bağlamda Türkiye aleyhine Bedri ve Reꢀit Aslan ((karar), no 63183/00, 26 Mayıs 2005)   davasında alınan karara atıfta bulunmaktadır. Hükümet, bütünüyle değerlendirildiğinde,   ihtilaflı yargılamanın adil olmadığının söylenemeyeceği kanaatindedir.   AĐHM, Salduz kararında ortaya çıkan ve bu alanda uygulanan, daha öncesinde Hükümetin   örnek gösterdiği kararın ilgili bölümlerinde de etkili olan kıstaslara (Salduz ilgili bölüm, prg.   50-55) atıfta bulunmaktadır.   Mevcut davada, o dönemde yürürlükte olan yasa engel teꢀkil ettiği için baꢀvuranın gözaltı   sırasında – yani ön sorgulama esnasında - avukat yardımı almadığına kimse itiraz   etmemektedir (Salduz, ilgili bölüm, prg. 27 ve 28).   Bu ꢀartlar altında, Salduz kararının 56 ile 59 arası ve 62. paragraflarının ilgili bö lümlerinde   belirtilen gerekçelerle AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3 c) maddelerinin ihlâl edildiği sonucuna   varılmaktadır (bakınız, ayrıca, Türkiye aleyhine Böke ve Kandemir davası, no 71912/01,   26968/02 ve 36397/03, prg. 71, 10 Mart 2009, ve, daha yakın bir zamanda Türkiye aleyhine   Karabil davası, no 5256/02, prg. 45, 16 Haziran 2009).   Dolayısıyla AĐHM, karar hakimleri önünde savunma hakkına saygı gösterilmesi   konusunda AĐHS’nin 6.maddesinin 3. paragrafı bakımından ortaya çıkan temel hukuki sorunu   karara bağladığı kanaatindedir (bakınız, diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine Kamil   Uzun davası, no 37410/97, prg. 64, 10 Mayıs 2007 ; Karabil, ilgili bölüm, prg. 46).   Bu nedenle AĐHM, masumiyet karinesinin çiğnendiği iddiaları hakkında ayrıca karar   verme gereğinin olmadığı sonucuna varmaktadır.   II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 3. PARAGRAFININ ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Son olarak, baꢀvuran AĐHS’nin 5. maddesinin 1 ve 3. paragraflarına atıfta bulunmakta ve   gözaltı ile tutukluluk sürelerinin uzunluğundan ꢀikâyetçi olmaktadır.   AĐHM, iç hukukta itiraz yolu bulunmadığından mevcut davada altı aylık sürenin ihtilaflı   gözaltı ve tutukluluk halinin sona erdiği tarihten itibaren, yani sırasıyla 26 Haziran 1996 ve 28   Eylül 2000 tarihlerinden baꢀlayarak hesaplanması gerektiğini not etmektedir. Bunun sonucu   olarak AĐHM, baꢀvurunun 10 Haziran 2002 tarihinde yani bu tarihler üzerinden altı aydan   fazla bir süre geçtikten sonra sunulmuꢀ olması dolayısıyla, bu ꢀikâyetler açısından gecikmiꢀ   olarak kabul edileceğini kaydetmektedir.   AĐHM, altı aylık süre kuralını yerine getirmediği için bu ꢀikâyetlerin AĐHS’nin 35.   ma d d e s i ni n 1 ve 4 . p ar a gr a f lar ı uya r ı nc a re dd e di lme s i ge r e k t i ği sonucuna varmaktadır.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, manevi tazminat olarak 30 000 Türk Lirası (TRY) (yaklaꢀık 7 000 Euro (EUR))   talep etmektedir.   Hükümet, bu talebin dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.   AĐHM, baꢀvurana manevi tazminat baꢀlığı altında 3 000 EUR ödenmesini uygun   görmektedir.   AĐHM, tespit edilen ihlalin telafisi için en uygun yolun, talep ettiği takdirde baꢀvuranın   A ĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı   kanısındadır (Salduz, ilgili bölüm, prg. 72).   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran ayrıca AĐHM önünde görülen yargılama masraf ve giderleri için 9 350 TRY   (yaklaꢀık 5 400 EUR) talep etmektedir. Bu tutara dayanak olarak, çalıꢀılan saatlerin   dökümünü ve sekreterlik giderleri, fotokopi, posta ve telekomünikasyon masrafları gibi   harcamaların listesini sunmaktadır.   Hükümet, bu talebin haklı olmadığı kanaatindedir.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı   ma kul mi kt a r la r da ki ya r gı g i de r le r i ni el d e ed e bi l i r .   Elindeki belgeler ile yukarıdaki kıstasları dikkate alan AĐHM, mevcut davada AĐHM   önünde görülen yargılama masraf ve giderleri karꢀılığında baꢀvurana 150 EUR ödenmesi   gerektiği kanaatine varmaktadır.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana   üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 6/1, 2 ve 3. maddesi (yargılamanın uzunluğu, masumiyet karinesi, baꢀsavcının   tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi, gözaltında avukat bulundurma hakkından   ya r a r l a n ma ma ) h a k kı n d a k i ꢀikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıꢀında kalanların   kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin (yargılamanın uzunluğu) ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin (baꢀsavcının tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi) ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 6/1 ve 3 c) maddesinin (gözaltında avukat yardımından yararlanmama) ihlal   edildiğine;   5. AĐHS’nin 6/2 maddesinin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;   6. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden   muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 3.000 (üç bin) Euro manevi   tazminat ve yargılama giderleri için 150 (yüz elli) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   7. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 5 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło