33746/02

WyrokETPCz2007-10-02ECLI:CE:ECHR:2007:1002JUD003374602

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy dziewięcioletni okres tymczasowego aresztowania przed skazaniem za przestępstwa terrorystyczne naruszył prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie lub zwolnienia z aresztu, zgodnie z art. 5 ust. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że dziewięcioletni okres tymczasowego aresztowania skarżących był nadmierny i naruszył art. 5 ust. 3 Konwencji. Podkreślono, że sądy krajowe przedłużały areszt, używając stereotypowych uzasadnień, bez przedstawienia wystarczających i konkretnych powodów dla tak długiego pozbawienia wolności. Trybunał odrzucił argument rządu, że zaliczenie okresu aresztu na poczet kary pozbawia skarżących statusu ofiary, oraz potwierdził, że skarga została złożona w terminie sześciu miesięcy od ostatniej decyzji krajowej dotyczącej aresztu.
Stan faktyczny
Skarżący, Alibaba Arı i Ali Şen, zostali aresztowani w październiku 1993 r. pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji terrorystycznej TKP-ML. W styczniu 1994 r. prokurator wniósł przeciwko nim akt oskarżenia, zarzucając próbę naruszenia porządku konstytucyjnego. Po długim postępowaniu, w czerwcu 2002 r. ich odwołania zostały odrzucone, a 23 października 2002 r. zostali skazani na dożywocie przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa w Stambule. Wyrok ten został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny w maju 2003 r.
Rozstrzygnięcie
Trybunał uznał skargę za dopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. Zasądził na rzecz każdego ze skarżących 7 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz łącznie 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. Oddalił pozostałą część roszczeń skarżących o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   DÖRDÜNCÜ DAİRE   ARI VE ŞEN/TÜRKİYE   (Başvuru no. 33746/02)   KARAR   STRAZBURG   Ekim 2007   Söz konusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,şekle ilişkin   değişiklik yapılabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULİ İŞLEMLER   Davanın nedeni, iki Türk vatandaşı Alibaba Arı ve Ali Şen’in (“başvuranlar”), 20   Haziran 2002 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin   (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne   yaptığı başvurudur (başvuru no. 33746/02).   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Başvuranlar, sırasıyla 1962 ve 1963 doğumludur.   Sırasıyla 24 ve 28 Ekim 1993 tarihlerinde başvuranlar, yasadışı bir terör örgütü olan   TKP-ML (Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist) üyesi olduklarından şüphe edilmesi   üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele şubesi polis memurları tarafından   gözaltına alınmıştır.   Ocak 1994’de İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, başvuranlar ve diğer   sekiz kişi aleyhinde bir iddianame sunmuştur. Başvuranlar, Ceza Kanunu’nun 146 § 1. ve   No.lu Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine aykırı olarak anayasal düzene zarar   verme teşebbüsünde bulunmakla suçlanmışlardır.   Haziran 2002’de başvuranlar, 3 Haziran 2002 tarihli karara itirazlarını sunmuştur.   Haziran 2002’de İstanbul DGM 5. Dairesi başvuranların itirazlarını reddetmiştir.   Ekim 2002’de İstanbul DGM başvuranların müebbet hapsine karar vermiştir.   Mayıs 2003’de Yargıtay, 23 Ekim 2002 tarihli kararı onamıştır.   HUKUK   I. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuranlar, tutuklu yargılanma sürelerinin AİHS’nin ilgili kısımları aşağıda   kaydedilen 5 § 3. maddesi bağlamındaki “makul süre” gereğini aştığı hususunda şikayette   bulunmuştur:   “Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan   herkes[in] ... makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya   hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”   Hükümet sözkonusu iddiaya itiraz etmiştir.   A. Kabuledilebilirlik   1. Mağduriyet durumu   Hükümet, gözaltında tutuldukları sırada harcadıkları sürenin, yerel mahkeme   tarafından verilen cezadan düşürülmüş olması nedeniyle AİHS’nin 5 § 3. maddesi uyarınca   mağdur olarak kabul edilemeyeceklerini ileri sürmüştür.   AİHM, Ceza Kanunu’nun 63. maddesi uyarınca nihai kararın verilmesinden önce,   kişinin şahsi özgürlüğünden mahrum bırakılacak şekilde hapsedilmesi dönemi cezadan   düşürülmelidir. Ancak, tutuklu yargılanma sürecinin cezadan düşürüleceğinin göz önüne   alınması, 5 § 3. maddenin ihlal edildiği gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.   2. İç hukuk yollarının tüketilmesi   Hükümet AİHM’den AİHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca iç hukuk yollarının   tüketilmemiş olması nedeniyle başvuruyu reddetmesini istemiştir. Bu bağlamda,   başvuranların CMK’nın 298. ve 299. maddeleri uyarınca devam etmekte olan tutuklu   yargılanmalarına itiraz etmediklerini ileri sürmüştür.   AİHM, daha önce benzeri davalarda Hükümet’in ilk itirazını incelemiş ve reddetmiş   olduğunu hatırlatmaktadır. Söz konusu davada yargı içtihatlarını terk etmesini gerektirecek   özel koşullar görmemektedir. Sonuç olarak, bu başlık altında Hükümet’in ilk itirazını   reddetmektedir.   3. Altı ay kuralı   Hükümet aynı zamanda AİHS’nin 35. maddesi uyarınca altı aylık zaman sınırı   kuralına uyulmaması nedeniyle başvurunun reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Yerel   hukuk uyarınca etkin iç hukuk yollarının mevcut olmadığı kanısındaysalar başvuranların,   AİHM’ye daha önce başvuruda bulunmuş olmasının gerektiğini belirtmiştir.   AİHM, hiçbir iç hukuk yolunun mevcut olmaması durumunda AİHS’nin 35 § 1.   maddesi bağlamındaki altı aylık zaman sınırının prensip olarak, başvuruda şikayette   bulunulan eylemin tarihinden itibaren işlemeye başladığını yinelemektedir.   Bununla birlikte, başvuranların bir iç hukuk yolundan yararlandıktan sonra etkin   olmadığını fark ettikleri veya fark etmeleri gereken istisnai davalarda özel durumlar   uygulanabilmektedir. Bu tür bir durumda altı aylık süre, başvuranın koşulların farkına vardığı   veya varması gereken tarihten itibaren hesaplanabilmektedir.   Söz konusu davada 4 Haziran 2002’de başvuranlar, İstanbul DGM 4. Dairesi’nin   tutuklu yargılanma sürelerini uzatan kararına itiraz etmiştir. 5 Haziran 2002’de talepleri,   İstanbul DGM 5. Dairesi’nce reddedilmiştir. 20 Haziran 2002’de sunulmuş olması nedeniyle   AİHM, başvurunun altı aylık zaman sınırı içerisinde sunulmuş olduğunu kabul etmektedir.   Sonuç olarak, Hükümet’in itirazlarının sözkonusu kısmını reddetmektedir.   AİHM, başvurunun AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça temelden yoksun   olmadığını belirtmektedir. Kabuledilmez olması için de gerekçe bulunmamaktadır. Bu   nedenle kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.   B. Esaslar   AİHM sözkonusu davada göz önüne alınması gereken sürenin İstanbul DGM kararı ile   sırasıyla başvuranların tutuklanma tarihleri olan 24 ve 28 Ekim 1993’te başladığını ve 23   Ekim 2002’de sona erdiğini belirtmektedir. Bu nedenle dokuz yıl sürmüştür. Bu süre boyunca   yerel mahkemeler, “suçun niteliğine ve delillerin durumuna ilişkin olarak” benzer ve   kalıplaşmış terimler kullanarak başvuranların tutuklu yargılanma sürelerini uzatmıştır.   AİHM sıklıkla sözkonusu başvuruda ortaya konan konulara benzer konuların   görüldüğü davalarda AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.   Sunulan delilleri inceleyen AİHM, sözkonusu davada Hükümet’in farklı bir karara   varmalarını sağlayacak deliller ya da iddialar ortaya koymadığı kanısındadır. Konuya ilişkin   içtihatlarını göz önüne alan AİHM, sözkonusu davada başvuranların yargılanmadan önce   gözaltında tutulma sürelerinin haddinden fazla ve AİHS’nin 5 § 3. maddesine aykırı olduğu   kanısındadır.   Dolayısıyla sözkonusu madde ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Zarar   Başvuranlar, manevi zarar için 9,000 Euro talep etmiştir.   Hükümet sözkonusu talebe itiraz etmiştir.   AİHM eşit temellere dayanarak başvuranların her birine sözkonusu başlık altında   7,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   B. Mahkeme masrafları   Başvuranlar, yasal ücretler için 9,900 Yeni Türk Lirası (YTL) – yaklaşık 5,620 Euro –   ve mahkeme masrafları için 300 YTL – yaklaşık 680 Euro – tazminat talep etmiştir.   Hükümet sözkonusu taleplere itiraz etmiştir.   Mevcut bilgilere dayanarak değerlendirmede bulunan AİHM, huzurunda vuku bulan   masraflar için başvuranlara toplam olarak 1,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   B. Gecikme Faizi   AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan   eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmuştur.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;   4. (a) sorumlu Devletin başvurana, kararın AİHS’nin 44 § 2. maddesine göre kesinleştiği   tarihten itibaren üç ay içerisinde, kararın verildiği tarihte uygulanan oran üzerinden yeni Türk   Lirası’na çevrilmek ve her türlü vergiden muaf olmak üzere, aşağıda kaydedilen miktarları   ödemesi gerektiğine:   (i) Manevi tazminat 7,000 Euro (yedi bin Euro);   (ii) Mahkeme masrafları için toplam 1000 Euro (bin Euro);   (b) Yukarıda kaydedilmiş olan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar,   Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   oluşacak faiz oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle   yükümlü olduğuna karar vermiş,   5. Başvuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmını reddetmiştir.   İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve   3. fıkraları uyarınca 2 Ekim 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło