33750/03
WyrokETPCz2009-01-13ECLI:CE:ECHR:2009:0113JUD003375003
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy śmierć Süleymana Yetera w areszcie policyjnym w wyniku tortur oraz nieskuteczność krajowego postępowania karnego i dyscyplinarnego stanowiły naruszenie prawa do życia (art. 2 Konwencji)?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że państwo tureckie jest odpowiedzialne za śmierć Süleymana Yetera w areszcie policyjnym w wyniku tortur, co stanowi naruszenie materialnego aspektu art. 2 Konwencji. W aspekcie proceduralnym, Trybunał stwierdził, że krajowe postępowanie karne było nieskuteczne, ponieważ wymierzona kara dla skazanego funkcjonariusza była nieproporcjonalnie niska w stosunku do wagi przestępstwa, a główny podejrzany pozostawał na wolności przez długi czas. Dodatkowo, postępowanie dyscyplinarne zostało umorzone z powodu ustawy amnestyjnej, co Trybunał uznał za niedopuszczalne w przypadku poważnych naruszeń praw człowieka, takich jak tortury. Trybunał podkreślił, że system prawny musi mieć odstraszający wpływ i nie może tolerować bezkarności.Stan faktyczny
Süleyman Yeter, podejrzany o przynależność do nielegalnej organizacji, został zatrzymany w Stambule w marcu 1999 roku. Dwa dni później zmarł w areszcie policyjnym podczas przesłuchania. Raport z autopsji wskazał na liczne obrażenia i mechaniczną asfiksję jako przyczynę śmierci, co było zgodne z definicją tortur. W wyniku krajowego postępowania karnego jeden z funkcjonariuszy policji, M.Y., został skazany za nieumyślne spowodowanie śmierci, ale jego wyrok został znacznie obniżony, a on sam szybko zwolniony warunkowo. Sprawa głównego podejrzanego, A.O., pozostawała nierozstrzygnięta. Postępowania dyscyplinarne wobec funkcjonariuszy zostały umorzone na mocy ustawy amnestyjnej.Rozstrzygnięcie
Trybunał odrzuca zarzut wstępny rządu dotyczący statusu ofiary. Stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji w aspekcie materialnym. Stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji w aspekcie proceduralnym. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego badania zarzutu naruszenia art. 3 Konwencji. Zasądza na rzecz Ayşe Yeter Yumli (żony) 40 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Zasądza na rzecz Sırmy Yeter (matki) 40 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Zasądza na rzecz Mustafy Yeter (brata) 15 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Zasądza na rzecz Dursuna Yeter (brata) 15 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Zasądza na rzecz skarżących 720 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Zasądza odsetki za zwłokę.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
Đ KĐ NCĐ D A Đ RE
YETER - TÜRKĐYE DAVASI
(B a şvuru no. 33750/03)
KARAR
S T R A Z B U R G 3 O c a k 2 0 0 9
Đşbu karar AĐHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde
kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
YETER - TÜRKĐYE KARARI
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 33750/03 noTu davanın nedeni Ayşe (Yeter)
Yumli, Sırma Yeter, Mustafa Yeter ve Dursun Yeter adlı dört T.C. vatandaşının
("başvuranlar") Avrupa Đnsan Haklan Mahkemesi'ne 30 Eylül 2003 tarihinde, Đnsan Hakları ve
Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (AĐHS) 34. maddesi uyannca yapmış
olduğu başvurudur.
Başvuranlar, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından F. N. Ertekin tarafından
temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1970, 1924, 1955 ve 1957 doğumludur. Birinci başvuran
Đstanbul'da, ikinci ve üçüncü başvuran Erzincan'da, dördüncü başvuran ise Neunkirchen'de
(Avusturya) yaşamaktadır. Birinci başvuran 1962'de doğup 7 Mart 1999'da ölen Süleyman
Yeter'in eşi, ikinci başvuran annesi, üçüncü ve dördüncü başvuran ise kardeşleridir.
1. Olayların geçmişi
Süleyman Yeter, yasadışı silahlı bir örgüt olan MLKP (Marksist-Leninist Komünist
Parti) mensubu olduğu şüphesiyle 22 Şubat 1997 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde
gözaltına alınmış, gözaltındayken işkence görmüştür. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi
hakimi kararıyla 6 Mart 1997 tarihinde tutuklanmıştır. Mart 1997 tarihinde kendisine gözaltında işkence yapan polis memurları hakkında
Fatih Cumhuriyet Savcılığı'na şikâyette bulunmuş, 4 Temmuz 1997 tarihinde savcı Đstanbul
Ağır Ceza Mahkemesi'nde bir dava açarak, dokuz polis memurunu TCK'nm 243. maddesi
uyannca kötü muamele yapmakla suçlamış, Yeter sözkonusu davaya müdahil olarak
katılmıştır.
Bu arada Yeter 8 Ekim 1997 tarihinde serbest bırakılmıştır.
2. Süleyman Yeter 'in yakalanması ve ölümü Mart 1999 tarihinde polis "Sömürüşüz Bir Dünya Đçin Dayanışma" adlı, MLKP'nin
yayınlarından biri olarak tespit ettiği derginin bürosuna baskın yapmış, Yeter ve dergi çalışanı
dört kişi yakalanıp gözaltına alınmıştır.
Aynı tarihte Haseki Hastanesi'nden alınan bir doktor raporu Yeter'in vücudunda kötü
muamele izine rastlanmadığını belirtiyordu. Mart 1999 tarihinde Yeter Başkomiser Yardımcısı A.O, ve polis memuru M.Y.
tarafından ifadesinin alındığı sırada fenalaşmış ve hastaneye götürülürken yolda ölmüştür. Süleyman Yeter'in ölümünden Önce meydana gelen olaylara ilişkin bir başvuru AĐHM tarafından Erdoğan
Yılmaz vd. - Türkiye (no. 19374/03) davasında incelenmiştir.
YETER - TÜRKĐYE KARARĐ
Fatih savcısı aynı tarihte Yeter'in fenalaştığı odayı ve gözaltı kayıtlarım incelemiş,
hazırlanan olay raporunda gözaltı kayıtlarında silinme olmadığı tespit edilmiştir. Savcı aynı
zamanda A.O. ve M.Y.'nin ifadesini almıştır. Mart 1999 tarihinde savcı ve ailenin avukatlarının da hazır bulunduğu bir otopsi
yapılmış, hazırlanan raporda alın ve çenede yaralara ve vücudun diğer bölgelerinde yoğun
yaralanmaya işaret edilmiştir.
Aynı tarihte başvuranlar Fatih Savcılığı'na gönderdikleri dilekçede savcının Süleyman
Yeter ile aynı zamanda gözaltında tutulan şahısların ifadesini almasını talep etmiştir. Mart 1999 tarihinde başvuranların avukatları Fatih Savcılığı'na gönderdikleri
dilekçede Đstanbul Emniyet Müdürü H.O., Terörle Mücadele Şube Müdür Yardımcısı A.C. ve
Terörle Mücadele Şube Müdürü S.K. ve Yeter'i gözaltına alıp sorgulayan polis memurları
hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardır. Soruşturmanın düzgün bir şekilde yürütülmesi
için delillerin yok edilmesi ihtimaline karşı tüm bu şahısların geçici olarak görevden
uzaklaştırılmaları gerektiğini belirtmişlerdir. Suçun niteliği nedeniyle şahısların
tutuklanmasını talep etmişlerdir.
Aynı tarihte Đçişleri Bakanlığı bir idari soruşturma başlatmış, üç başkomiser olayı
soruşturmak üzere muhakkik olarak görevlendirilmiştir. Muhakkikler olay tarihinde görevde
olan Terörle Mücadele Şubesi polislerinin ifadelerine başvurmuştur.
Fatih savcısı YeterTe aynı zamanda Terörle Mücadele Şubesi'nde gözaltında olan
E.E.'nin ifadesini almış, E.E. ifadesinde Yeter'in kendisine hücresine gelmeden önce
kollanndan asılıp işkence yapıldığını söylediğini ifade etmiştir. Daha sonra aynı gün polisler
Yeter'i tekrar hücresinden almışlar ve Yeter geri dönmemiştir.
Fatih savcısı daha sonra A.C. ve S.K. adlı amirler dahil, Yeter'in yakalanma ve
sorgusunda görev aldığı iddia edilen 10 polis memurunun ifadesini almış, polislerin tamamı
Yeter'in sorgulamasında yer aldıklarını inkar etmişlerdir, Mart 1999 tarihinde başvuranların avukatları Fatih Savcılığı'na yeni bir dilekçe
vermişler, olaylann tanığı olduğunu iddia ettikleri B.N., E.O., I.Y., H.K. ve E.Er, adlı beş
kişinin daha ifadelerinin alınmasını talep etmişlerdir. Nisan 1999 tarihinde otopsi raporu sunulmuş, raporda Yeter'in vücudunun 25 farklı
yerinde çok sayıda sıyrık, lezyon ve yara tespit edilmiştir. Rapor, kesin ölüm nedeninin
belirlenmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu 1. Đhtisas Kurulu'na gönderilmiştir.
Süleyman YeterTe birlikte gözaltına alman B.N., aynı tarihte Fatih Savcılığı'na şikayette
bulunmuş, Yeter'in hücresinin bitişiğindeki hücreye konulduğunu, polis memurlanmn Yeter'i 5
Mart akşamı götürüp ertesi sabah geri getirdiklerini, Yeter'in işkenceye uğradığının ortada
olduğunu söylemiştir. Yeter'in aynı gün öğleden sonra tekrar hücresinden alındığını da teyit
etmiştir.
Adli Tıp Kurumu 1. Đhtisas Kurulu 28 Temmuz 1999 tarihinde raporunu sunmuş, otopsi
raporunda belirtilen yaralanma bulgularını teyit etmiştir. Bulguların Dünya Sağlık Örgütü'nün
Tokyo Deklarasyonu'nda ortaya konulan işkence tanımlaması ile uyuştuğu, kesin ölüm
YETER - TÜRKĐYE KARARI
nedeninin ise boyun bölgesine uygulanan travmanın sonucu olan mekanik asflksi olduğu
belirtilmiştir.
3. Polis memurları hakkında yürütülen ceza ve disiplin kovuşturması
Fatih savcısı, 5 Ağustos 1999 tarihinde hazırladığı raporda A.C. ve S.K. dahil olmak
üzere sözkonusu olaylar meydana geldiği sırada Terörle Mücadele Şubesi'nde görevde olan 16
polis memuru hakkında Đstanbul Cumhuriyet Savcılığının TCK'nın 243., 452/1 ve 463.
maddeleri uyarınca cezai işlem başlatmasını tavsiye etmiştir. Yüksek makamı itibariyle
Đstanbul Emniyet Müdürü H.O. hakkında ayrı bir suç duyurusunda bulunulması gerektiğini
belirtmiştir. Ağustos 1999 tarihinde Đstanbul Savcılığı raporu Fatih Savcılığı'na geri göndermiş,
cevabi yazısında Yeter'i sorgulayanların belirlenmesi amacıyla onunla birlikte gözaltında
bulunan tüm şüphelilerin sorgulanması, yüzleştirme yapılması ve işkence olayı ile ölüm
arasında bir illiyet bağının kurulmasını sağlayacak delillerin toplanması gerektiğini
belirtmiştir.
Aynı tarihte, muhakkikler tarafından yürütülen idari soruşturma sonucunda A.O., M.Y.
ve E.Er.'nin görevlerine devam etmeleri uygun görülmemiş ve görevlerinden geçici olarak
uzaklaştırılmışlardır.
Muhakkikler hazırladıkları soruşturma raporunu 23 Ağustos 1999 tarihinde yetkili
disiplin kuruluna sunmuşlar, raporda Yeter'in Ölümünden A.O., M.Y. ve E.Er.'in sorumlu
olduğu ve işkence suçu işlemiş olmaları nedeniyle Polis Disiplin Yönetmeliği'nin 8. maddesi
uyarınca teşkilattan atılmaları gerektiği belirtilmiştir. 29 Aralık 1999 tarihinde Merkezi
Disiplin Kurulu, 4455 sayılı Af Kanunu kapsamına girmesi nedeniyle dosya hakkında işlem
yapılmamasına karar vermiştir. Eylül 1999 tarihinde Fatih Savcılığı Đstanbul Savcılığı'na ikinci bir rapor göndermiş,
raporda A.O., M.Y., E.Er ve S.Yz. Yeter'i işkenceyle öldürmekle suçlanmıştır. Savcı, diğer 12
polis memuru hakkında yeterli delil olmaması nedeniyle takipsizlik kararı vermiştir. Eylül 1999 tarihinde Đstanbul savcısı Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne, A.O., M.Y.
ve E.Er'i TCK'nın 243. ve 452/1 maddeleri uyarınca kötü muamele sonucu cinayetle suçladığı
bir iddianame sunmuş, S. Yz hakkında takipsizlik kararı vermiştir. Ekim 1999 tarihinde başvuranlar Fatih Savcılığı'nm takipsizlik kararma Beyoğlu Ağır
Ceza Mahkemesi önünde itiraz etmiş, mahkeme itirazı 19 Haziran 2000 tarihinde reddetmiştir. Kasım 1999 tarihinde Adalet Bakanlığı Đstanbul Emniyet Müdürü H.O. hakkında işlem
yapılmamasına karar vermiştir.
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 29 Kasım 1999 tarihinde üç sanık polis memurunun
yargılamasına başlamış, başvuranlar ve avukatları yargılamaya müdahil olmuşlardır.
Mahkeme, başvuranların talebi üzerine sanık polis memurları hakkında gıyabi tutuklama
karan almıştır.
Sanık polis memurlarından E.Er. ve M.Y. 7 Nisan 2000 tarihinde polise teslim olmuş,
mahkeme şahısların ifadesini 17 Temmuz 2000 tarihinde almıştır. E.Er. ifadesinde şoför
YETER - TÜRKĐYE KARARI
olarak çalıştığını, olayın meydana geldiği günün arefesinde A.O.'nun talebi üzerine Süleyman
Yeter'i 4. kata götürdüğünü, bu nedenle gözaltı tutanağında imzası bulunduğunu, Yeter'in
sorgusuna hiçbir zaman katılmadığım savunmuş, mahkemenin daha önce savcı ve muhakkike
verdiği ifadeleriyle tutarsız olduğunu belirtmesi üzerine mahkeme Önünde verdiği ifadede
ısrarcı olmuştur. M.Y. ise Yeter'in sorgulama odasma getirildiğinde, kendisinin bilgisayar
başında olduğunu, Süleyman Yeter'in arkasına, A.O.'nun yanına oturtulduğunu ve kimlik
bilgileri doldururken Yeter'in yere yığıldığım ve derhal hastaneye götürüldüğünü, Terörle
Mücadele Şubesi'nde daktilograf olarak çalıştığını ve Yeter'i daha Önce hiç görmediğini
söylemiştir. A.O.'nun Süleyman Yeter'in sorgulanmasından sorumlu olduğunu ve ölen kişiyi o
sabah saat 7'ye kadar zaten birden çok kez sorguladığını eklemiştir. M.Y. Cumhuriyet
Savcısı'na verdiği ifadenin içeriğini kısmen kabul etmiştir. Polis baş muhakkikinin ifadesini
almadığım ileri sürmüştür. Onun adına, A.O.'nunki ile tutarlı bir ifade düzenlendiği
söylenmiştir. Amirleri imzalamasını istedikleri için, ifadenin içeriğim sorgulayamamıştır.
E. Er. 12 Mart 2001 tarihinde, M.Y. ise 19 Kasım 2001 tarihinde tutuksuz yargılanmak
üzere serbest bırakılmıştır.
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 17 Temmuz, 11 Eylül, 23 Ekim ve 4 Aralık 2000
tarihlerinde, 10 Şubat 2000 tarihli yazıda isimleri tanık olarak geçen polis memurlannın
ifadelerini almıştır.2 Polis memurlarından bazıları Süleyman Yeter'i gördüklerinde sağlıklı
olduğunu ifade etmişlerdir. Diğerleri, Süleyman Yeter fenalaştıktan sonra meslektaş lamım
onu hastaneye götürmelerine yardım ettiklerini belirtmişlerdir.
Başvuranlann avukatları 11 Haziran 2001 tarihinde mahkemeden soruşturmayı
genişletmesini talep etmişlerdir. Başvuranlar da mahkemeden
- olay yerinin teftiş edilip, olay yeri incelemesi gerçekleştirilmesini,
- Süleyman Yeter'in giysilerinin ölümünden sonra incelenip incelenmediğinin
araştın Đmasını, incelenmediyse Fatih Cumhuriyet Savcısı'na sorup bunun nedenin ortaya
çıkanlmasını,
- Süleyman Yeter'in sorgulanmasının video kaydının bulunup bulunmadığım, varsa
bunun incelenmesini,
- terörle mücadele şubesinin başında olan emniyet müdürlerinin ifadelerinin alınmasını,
talep etmişlerdir.
Mahkeme video kaydıyla ilgili olan dışındaki talepleri reddetmiştir. Ekim 2001 tarihli duruşma sırasında, mahkeme, Süleyman Yeter'in sorgulanmasının
kaydedilmediğini tespit etmiştir.
Başvuranlar 1 Kasım 2002 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne yazılı görüşlerini
bildirmişler, mahkemenin dikkatini ön soruşturmanın eksikliğine çekmişlerdir. Aynca
mahkemeden izleyen taleplerde bulunmuşlardır.
Fatih Cumhuriyet Savcısı daha önce 16 Eylül 1999 tarihli kararında bu memurlardan altısı hakkında dava
açmamaya kara- vermiştir.
YETER - TÜRKĐYE KARARI
- tutuklama emrinin gerektirdiklerini yerine getiremeyip A.O.'yu (kaçak sanık)
bulamayan memurlar hakkında suç duyurusunda bulunulması;
- sanık polis memurlarının Türk Ceza Kanunu'nun 450/3 maddesi uyarınca canavarca bir
his şevki ile adam öldürmekten suçlu bulunup cezaya çarptırılmaları;
- sanıkların amirleri hakkında dava açılması ve
- tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan sanıkların, suçun haince niteliği
nedeniyle tutuklanmalarına karar verilmesi.
Cumhuriyet Savcısı 27 Kasım 2002 tarihinde E. Er.'in beraat ettirilmesi, M.Y.'nin ise
Türk Ceza Kanunu'nun 243, 452/1 ve 463. maddeleri uyarınca mahkûm edilmesi yönünde
görüş belirtmiştir.
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Nisan 2003 tarihinde sanıkların gıyabında, E.Er.'in
delil yetersizliğinden beraatine karar vermiş, M.Y.'yi ise Süleyman Yeter'i kasıt olmaksızın
öldürmekten suçlu bulmuştur. M.Y. önce on yıl hapis cezasına çarptmlmıştır. Ardından bu
ceza, suç iki ya da üç kişi tarafından işlendiğinden ve esas fail teşhis edilemediğinden beş yıla
Đndirilmiştir. Mahkeme daha sonra bu cezayı, M.Y.'nin duruşmalardaki iyi halinden ötürü dört
yıl iki ay hapis cezasına indirmiştir. Ayrıca kaçak sanık A.O.'nun davasını ayırmıştır.
Başvuranlar bu karara itiraz etmişlerdir. Cumhuriyet Savcısı ve sanıklar da itirazda
bulunmuşlardır.
Yargıtay 3 Kasım 2004 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.
A.O. hakkındaki işlem halen Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nde derdesttir.
Sanık polis memuru M.Y. 28 Şubat 2005 tarihinde yakalanmış, 19 Mart 2005 tarihinde
şartlı salıverilmiştir.
4. Tazminat davası
Bu esnada başvuranlar 6 Mart 2000 tarihinde Đçişleri Bakanlığı'na başvurmuşlar,
Süleyman Yeter'in ölümü sonucu maruz kaldıkları maddi ve manevi zarar için tazminat talep
etmişlerdir.
Bakanlık 27 Mart 2000 tarihinde başvuranların taleplerini reddetmiştir. Başvuranlar
Đstanbul Đdare Mahkemesi'nde Đçişleri Bakanlığı aleyhine tazminat davası açmışlardır.
Bu mahkeme 3] Mart 2003 tarihinde başvuranların taleplerini kısmen kabul etmiş, Ayşe
Yeter'e 22.012.913.956 eski Türk Lirası (TL), Sırma Yeter'e 1.262.162.871 TL maddi
tazminat ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca başvuranların tümüne maruz kaldıkları
manevi zarar karşılığı götürü olarak 35.000.000.000 TL tazminat Ödenmesine karar vermiştir.
Başvuranlar bu karara itiraz etmişlerdir.
Danıştay 11 Ocak 2007 tarihinde ilk derece mahkemesinin manevi tazminata ilişkin
kararını bozmuş, maddi tazminatla ilgili kararı onamıştır. Tarafların verdiği bilgiye göre, dava
halihazırda Đstanbul Đdare Mahkemesi'nde derdest olup, henüz başvuranlara bir ödeme
yapılmamıştır.
YETER - TÜRKĐYE KARARI
HUKUK
I. AĐHS'NĐN 2. VE 13. MADDELERĐNĐN ÎHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Başvuranlar AĐHS'nin 2. ve 13. maddelerine dayanarak akrabaları Süleyman Yeter'in
polis tarafından işkence edilerek Öldürüldüğünden ve makamların etkili bir soruşturma
yürütmediklerinden şikayetçi olmuştur. Ayrıca Süleyman Yeter'e kötü muamele edilmesi ve
öldürülmesinin sorumlularına cay dinci yaptırım uygulanmadığını iieri sürmüştür.
Hükümet AĐHS'nin 2. maddesinin esası bakımından yorum yapmamıştır. Yalnızca,
olaya ilişkin soruşturma, takibat ve sanık polis memurlarının müteakip yargılanmalarının,
başvuranların iddialarına ilişkin etkili bir başvuru yolu sağladığını savunmuştur.
AĐHM, bu şikâyetlerin yalnızca 2. madde bakımından incelenmeleri gerektiği
kanısındadır.
A. Kabul edilebilirliğe ilişkin
Hükümet, başvuranların ulusal mahkemelerden tazminat aldıkları için artık mağdur
olarak değeriendirilemeyeceklerini savunmuştur. Bu bağlamda Hükümet, idare mahkemesinin
başvuranlara tazminat ödenmesine hükmettiğini belirtmiştir.
AĐHM, başvuranın mağdur statüsünün ortadan kalkması için ulusal mahkemelerin
açıkça ya da en azından özü itibariyle AĐHS'nin ihlal edildiğini kabul etmeleri ve bunu telafi
yoluna gitmeleri gerektiğini yineler, (bkz. Scordino - Đtalya (no. I) [BD], 36813/97).
AĐHM öncelikle, dava dosyasındaki bilgiye göre, manevi tazminata ilişkin işlemlerin
halen Đstanbul ĐdaTe Mahkemesinde derdest olduğunu ve bugüne kadar başvurana hiç ödeme
yapılmadığını kaydeder. Ayrıca, ölümle sonuçlanan kasıtlı kötü muamele durumlarında, 2.
maddenin ihlali, yalnız mağdurun yakınlarına tazminat ödenmesine hükmedilmesiyle telafi
edilemez. Yetkili makamlar polisin kasıtlı kötü muamelede bulunduğu olaylarda yapılacak
izlenmesi gereken yolu tazminat ödemeye indirgeyip, sorumluların yargılanması ve
cezalandırılması için gerekenleri yapmazlarsa, bazı durumlarda Devlet görevlilerinin, fiili
dokunulmazlıkla, denetimlerindeki kişilerin haklarını suistimal etmeleri mümkün olacak, bu
durumda Öldürme, işkence yapma veya insanlık dışı ve onur kırıcı muamelede bulunma genel
yasağı, çok büyük önemine rağmen uygulamada etkisiz kalacaktır (bkz. Nikoîova ve
Velichkova - Bulgaristan, 7888/03; Yaşa - Türkiye; Kaya- Türkiye; Tanrıkulu - Türkiye [BD],
23763/94; Velikova - Bulgaristan, 41488/98; Salman - Türkiye [BD], 21986/93; Gül -Türkiye,
22676/93). Yukarıda belirtilenlerden, tazminat talep etme ve tazminat alma imkanının, Devlet
görevlilerinin kasıtlı kötü muamelelerinden kaynaklanan ölümleri telafi edecek tedbirlerin
yalnızca bir kısmını teşkil ettiği açıktır. Öyleyse AĐHM polis memurları hakkındaki cezai
yargılamanın etkinliğini de incelemelidir. Buna göre, Hükümet'in bu başlık altındaki ön itirazı
başvuranların şikâyetinin esası ile yakından ilişkili olduğundan, AĐHM ön itirazı davanın esası
ile birlikte incelemeye karar verir.
Ayrıca, AĐHS'nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu şikâyetin dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, başka bir gerekçe altında da kabul edilemezlik unsuru
bulunmadığım tespit eder. Bu nedenle başvuru kabulediîebilir niteliktedir.
YETER - TÜRKĐYE KARARI
B. Esas
1. Genel ilkeler
AĐHM, AĐHS'nin 2. maddesinin, 3. maddeyle birlikte, AĐHS'nin istisnaya izin
verilmeyen en temel hükümlerinden biri olduğunu ve Avrupa Konseyi'ni oluşturan demokratik
toplumların en temel değerlerinden birini teşkil ettiğini hatırlatır. Bireylerin insan haklarının
korunması için bir araç olarak AĐHS'nin amaç ve hedefi, sözkonusu hükümlerin, sağladığı
güvenceleri uygulanabilir ve etkili kılacak şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını da
gerektirir (bkz. Anguelova - Bulgaristan, 38361/97; Salman; McCann ve Diğerleri - Đngiltere).
2. maddenin sağladığı korumanın önemi ışığında AĐHM, yalnız Devlet görevlilerinin
eylemlerini değil, bu eylemleri çevreleyen koşulları da göz önünde bulundurarak, hayattan
mahrum etme olaylarını en dikkatli incelemeye tabi tutmalıdır. Gözaltındaki kimseler
savunmasız konumdadırlar, makamların onları koruma görevi bulunmaktadır. Sonuç olarak,
bir kimsenin sağlıklı olarak gözaltına alınıp salıverildiğinde yaralı olduğu gözlemlendiğinde,
bu yaralanmaların nasıl meydana geldiğine ilişkin uygun bir açıklama yapmak devlete
düşmektedir (diğerlerinin yanısıra bkz. Selmouin - Fransa [BD], 25803/94). Makamların,
gözaltındaki kimseye yapılan muamelenin hesabını vermek sorumluluğu, o kişinin Ölmesi
halinde daha da asli hale gelir (bkz. Salman; Tanlı - Türkiye, 26129/95; Avşar - Türkiye,
25657/94).
AĐHM, bir kişinin 3. maddeye aykırı olarak polis tarafından ciddi bir kötü muameleye
tâbi tutulduğu yönünde savunulabilir bir iddia ortaya attığı durumlarda, sözkonusu hükmün ve
yaşam hakkını koruma yükümlülüğüne ilişkin 2. maddenin, AĐHS'nin 1. maddesinde yer alan
devletin "kendi yetki alanı içinde bulunan herkese AĐHS'de yer alan hak ve özgürlükleri
tanıması" genel yükümlülüğüyle birlikte okunduğunda, sorumluların belirlenmesi ve
cezalandırılmasına imkan sağlayacak etkili bir resmi soruşturma yapılması gerekliliğini
içerdiğini hatırlatır (bkz. Ali ve Ayşe Duran; Assenov ve Diğerleri - Bulgaristan). Aksi
takdirde, işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere ilişkin genel yasak, temel
önemine rağmen uygulamada etkisiz olacak ve kimi durumlarda devlet görevlilerinin, fiili bir
dokunulmazlıkla, kontrolleri altında bulunanların haklarını suiistimal etmeleri mümkün
olacaktır (bkz. Diri-Türkiye ve Labita-îtalya)
Bir dava açılmasının gerektiği durumlarda 2. ve 3. maddelerin getirdiği yükümlülükler,
resmi soruşturma evresinin ötesine geçmektedir: yargılama süreci dahil olmak üzere
kovuşturmanın tamamı, kötü muamele yasağı ve hukuki yollarla yaşam hakkının korunması
pozitif yükümlülüğünün gereklerini yerine getirmelidir. Her kovuşturmanın mahkûmiyet veya
belirli bir ceza ile sonuçlanması gerektiğine dair mutlak bir yükümlülük olmamasına rağmen,
yerel mahkemeler, hiçbir koşulda, yaşamı tehlikeye düşüren suçlar ile fiziksel ve ruhsal
bütünlüğe karşı yapılan vahim saldırıların cezasız kalmasına hiçbir şartta göz
yummamalıdırlar {Salman, yukarıda kaydedilen ve Okkalı / Türkiye, no. 52067/99)
Bu nedenle AĐHM'nin değerlendirmesi gereken önemli nokta, mahkemelerin kararlarını
verirken, yürürlükteki adli sistemin caydırıcı etkisinin ve bunun, yaşam hakkı ve kötü
muamelenin yasaklanmasını önlemede oynaması gereken rolün öneminin zayıflamaması için,
AĐHS'nin 2 ve 3. maddelerinde öngörüldüğü üzere davayı titizlikle incelediklerinin varsayılıp
sayılamayacağı ve ne dereceye kadar varsayılabileceğidir. {Okkalı, yukarıda kaydedilen; Ali
ve Ayşe Duran, yukarıda kaydedilen).
YETER-TÜRKĐYE KARARĐ
Bu bağlamda zımni olarak bir ivedilik ve makul süre zorunluluğu da bulunmaktadır.
Yetkili makamlar tarafından gözaltında tutulduğu sırada Ölen bir kişinin davasında yine yetkili
makamların verecekleri ivedi cevap, halkın hukukun üstünlüğüne duyduğu güvenin
korunmasında ve kanun dışı fiillere bulaşıldığı ya da bu fiillere müsamaha edildiği izleniminin
oluşmasını Önlemek bakımından çok Önemli olduğunu hatırlatır (Ali ve Ayşe Duran, yukarıda
kaydedilen).
2. Genel ilkelerin sözkonusu dava olaylarına uygulanması
AĐHM, yerel mahkemelerin, delilleri derledikten ve dava olaylarını inceledikten sonra,
Süleyman Yeter'in gözaltındayken maruz kaldığı kötü muamele sonucu öldüğünü ve
ölümünden sorumlu olan kişinin sorgulamayı yapan polis memurlarından M.Y. olduğunu
tespit ettiklerim gözlemlemektedir. Buna göre, AĐHM, Yeter'in ölümünden savunmacı
Hükümetin sorumlu olduğu kanaatine varmıştır. Dolayısıyla, AĐHS'nin 2. maddesi esas
bakımından ihlal edilmiştir.
Sözkonusu davada, yetki alanlarındaki kişilerin yaşamlarını, fiziksel ve ruhsal
bütünlüklerini korumak amacıyla çıkarılan kanunların bekçisi olan adli makamların
sorumluları cezalandırmaya kararlı olup olmadıklarının AĐHM tarafından değerlendirilmesi
gerekmektedir (Okkalı, yukarıda kaydedilen; Ali ve Ayşe Duran, yukarıda kaydedilen).
Kişilerin cezai mesuliyetlerine ilişkin iç hukuk sorunlarını ele almanın veya mahkûmiyet ya da
beraat kararlan vermenin AĐHM'nin görevi olmadığı doğru olmakla birlikte, AĐHM,
savunmacı Hükümetin AĐHS bağlamındaki uluslararası sorumluluğunu yerine getirip
getirmediğine karar vermek için, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nin polis memuru M.Y.'yi
suçlu bulurken gözönünde bulundurduğu unsurları ve sonuç olarak bu memura verilen cezayı
dikkate almalıdır. AĐHM bunu yaparken yerel mahkemelerin, devlet görevlilerin işledikleri
kötü muamele ve adam öldürme suçları için uyguladıkları yaptırım tercihlerine saygı
göstermelidir. Ancak yine de belli bir teftiş gücü uygulamalı ve suçun ağırlık derecesi ile
verilen ceza arasında açık bir orantısızlık olduğu durumlarda müdahale etmelidir (Ali ve Ayşe
Duran, yukarıda kaydedilen).
Bu bağlamda AĐHM, Süleyman Yeter'in polis sorgusu sırasında yapılan işkence sonucu
Öldüğünü hatırlatmaktadır. Đlk derece mahkemesi, polis memuru M.Y.'yi suçlu bulmuştur.
Komiser yardımcısı A.O.'nun ise nerede olduğu tespit edilemediğinden aleyhindeki yargılama
halen derdesttir. AĐHM, ayrıca, ilk derece mahkemesinin M.Y.'yi başta on yıl hapis cezasına
çarptırdığını, ancak mahkemenin suçun iki veya daha çok kişi tarafından işlendiği ve asıl failin
kimliğinin tespit edilmediği yönünde karar vermesi sonucu M.Y.'nin cezasının beş yıla
indirildiğini kaydetmektedir. Sanığın yargılama sırasında iyi hal sergilemesi nedeniyle, hapis
cezası dört yıl iki aya indirilmiştir. M.Y.'nin mahkûmiyetinin ardından 28 Şubat 2005
tarihinde cezaevine gönderilmesi, ancak on dokuz gün sonra, 19 Mart 2005'te, serbest
bırakılması da kayda değer bir unsurdur. Yukarıda anlatılanlar ışığında, AĐHM, Đstanbul Ağır
Ceza Mahkemesi'nin ciddi bir cezai suçun - kötü muamelede bulunarak bir tutuklunun
Ölümüne sebebiyet vermek - hiçbir şekilde hoş görülemeyeceğini göstermek yerine bu suçun
sonuçlarını hafifletmek için takdir yetkisini kullandığı kanaatindedir (Okkalı, yukarıda
kaydedilen). AĐHM ayrıca, yargılamanın dokuz yıldan uzun bir süredir devam etmesine
rağmen, işkence ile Süleyman Yeter'i Öldürmekle suçlanan eski komiser yardımcısı A.O.'nun
yerinin halen belirlenememiş olmasını da dikkate değer bulmaktadır.
YETER - TÜRKĐYE KARARI
Yukarıda belirtilenler ışığında AÎHM, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan
değerlendirmenin ve komisere verilen hafif cezanın, sözkonusu suçun ağırlığı ile uygulanan
ceza arasında ciddi bir oranüsızhk olduğunu gösterdiği kanaatindedir.
AĐHM, disiplin kovuşturmasıyla ilgili olarak, sanık polis memurlarının görevlerinden
uzaklaştırılmalarına rağmen 4455 sayılı Af Kanunu'ndan yararlanmaları nedeniyle aleyhlerinde
yürütülen disiplin kovuşturmasının sonlandırıldığım gözlemlemektedir. Sonuç olarak, hiçbir
disiplin yaptırımında bulunulmamıştır. AĐHM, bu bağlamda, bir devlet görevlisinin 3.
maddeye aykırı suçlardan biriyle itham edilmesi durumunda, cezai kovuşturmanm ve hüküm
verme sürecinin zamanaşımına uğramaması ve genel af veya affın mümkün kıhnmaması
gerektiğini yeniden vurgular (bkz, mutatis mutandis, Abdülsamet Yaman / Türkiye, no.
32446/96; Yeşil ve Sevim / Türkiye, no. 34738/04). Sözkonusu davada, iç hukukun uygulanma
şekli, bu sefer de disiplin kovuşturmasını etkisiz kıldığı için AĐHM içtihadına göre kabul
edilemez olan "tedbirler" kategorisine girmektedir. AĐHM, Hükümet'in bu sorunla ilgili olarak
aynı hatayı müteaddit kereler tekrarlamasından kaygı duymaktadır {Ali ve Ayşe Duran,
yukarıda kaydedilen; Gülşenoğlu / Türkiye, no. 16275/02; Mansuroğlu / Türkiye, no.
43443/98; Kişmir / Türkiye, no. 27306/95; Süheyla Aydın / Türkiye, no. 25660/94).
Sonuç olarak, AĐHM, sözkonusu davada uygulandığı şekliyle ceza hukuku sisteminin,
titizlikten uzak olduğu ve başvuranların şikâyetçi olduğu kanun dışı fiillerin etkili bir şekilde
Önlenmesini sağlayan caydırıcı bir etkiye sahip olmadığı görüşündedir (Okkalı, yukarıda
kaydedilen, Âli ve Ayşe Duran, yukarıda kaydedilen).
Yukarıda anlatılanlar ışığında, AĐHM, AĐHS'nin 2. maddesinin usul bakımından ihlal
edildiğini tespit etmiştir.
AĐHM, başvuranların mağdur statüsüyle ilgili olarak Hükümet'in yapmış olduğu ön
itirazı reddetmiş ve AĐHS'nin 2. maddesinin hem esas hem usul bakımından ihlal edildiği
sonucuna varmıştır.
II. AĐHS'NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Başvuranlar, Süleyman Yeter'in işkence sonucu öldüğü konusunda şikâyetçi olmuş ve bu
şikâyetlerini AĐHS'nin 3. maddesine dayandırmışlardır.
AĐHM, AĐHS'nin 2. maddesinin ihlaline karar verirken dayandığı gerekçeleri gözönünde
bulundurarak, bu şikâyetin kabuledilebilir nitelikte olmasıyla birlikte, esasa ilişkin ayrı bir
inceleme yapılmasına gerek olmadığı sonucuna varmıştır.
III. AĐHS'NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS'nin 41. maddesine göre:
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözîeşmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir
surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
YETER - TÜRKĐYE KARARJ
A- Tazminat
Başvuranlar, manevi tazminat olarak aşağıdaki miktarları talep etmişlerdir:
müteveffanın eşi Ayşe Yeter Yumli için 120-,000 Euro;
müteveffanın annesi Sırma Yeter için 80,000 Euro;
müteveffanın kardeşleri Mustafa Yeter ve Dursun Yeter için 40,Ö00'er Euro.
Hükümet, bu miktarların aşırı olduğu kanaatindedir.
AĐHM, başvuranların yakının işkence sonucu ölmesi ve etkili bir soruşturma
yapılmaması nedeniyle AĐHS'nin 2. maddesinin ihlalini saptamıştır. AĐHM, başvuranlar ile
kurban arasındaki aile bağlarını ve tespit edilen ihlalin ciddiyetini göz önünde bulundurarak
manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. AÎHM, hakkaniyete uygun olarak,
birinci ve ikinci başvuranların her birine (maktulün eşi ve annesi) 40,000 Euro; üçüncü ve
dördüncü başvuranların her birine (maktulün kardeşleri) 15,000 Euro ödenmesine karar
vermiştir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar, ayrıca, yerel mahkemeler önünde yapmış oldukları yargılama masraf ve
giderleri için 7,691 Euro, AĐHM Önündeki harcamalar için 8,052 Euro talep etmişlerdir.
Başvuranlar, taleplerini desteklemek üzere, Đstanbul Barolar Birliği'nin ücret cetveline göre
hazırlanan bîr ücret sözleşmesi sunmuşlardır. Bu sözleşmeye göre, başvuranlar, yargılama
masraf ve giderleri için AĐHM tarafından ödenmesine hükmedilen miktarın haricinde,
hükmedilen maddi ve / veya manevi tazminat miktarlarının % 25'ini temsilcilerine ödemeyi
taahhüt etmişlerdir. Ayrıca, bu miktarın 7,700 Euro'dan az olamayacağı da karara
bağlanmıştır. Başvuranlar, ayrıca, 2 Haziran 2003 tarihinde avukatlarına 1,180,000,000 Türk
Lirası (yaklaşık 720 Euro) ödediklerini belgeleyen bir fatura sunmuşlardır.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
AĐHM'nin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, sözkonusu davada, elindeki bilgiye ve
yukarıdaki ölçütlere dayanarak, yerel mahkemeler önünde yapılan yargılama masraf ve
giderlerine ilişkin talebi reddeder ve AĐHM önündeki yargılama masraf ve giderleri için 720
Euro ödenmesine karar verir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası'mn marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına
üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
10
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło