34027/03
WyrokETPCz2008-09-18ECLI:CE:ECHR:2008:0918JUD003402703
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy użycie siły przez policję wobec skarżącej podczas zatrzymania oraz późniejsze nieskuteczne dochodzenie w sprawie zarzutów złego traktowania naruszyły art. 3 Konwencji o ochronie praw człowieka i podstawowych wolności?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że siła użyta przez policję wobec skarżącej, która spowodowała obrażenia (obrzęki na szyi i skórze głowy), nie została przez Rząd wykazana jako ściśle konieczna i proporcjonalna, zwłaszcza w świetle uniewinnienia skarżącej przez sąd krajowy, który stwierdził, że nie stawiała oporu ani nie popełniła przestępstwa. To stanowiło materialne naruszenie art. 3. Ponadto, dochodzenie w sprawie zarzutów złego traktowania było nieskuteczne z powodu znaczących uchybień, takich jak brak przesłuchania wszystkich świadków, przedwczesne zamknięcie sprawy i zignorowanie ustaleń innego sądu krajowego, co doprowadziło do proceduralnego naruszenia art. 3.Stan faktyczny
Skarżąca, Hadiye Dur, członkini grupy „Matki Pokoju”, została zatrzymana 27 października 1998 r. podczas protestu w siedzibie partii politycznej. Twierdziła, że funkcjonariusze policji uderzyli ją pałką i ciągnęli za włosy, co spowodowało obrzęki na jej szyi i skórze głowy. W krajowym postępowaniu karnym została uniewinniona, a sąd stwierdził, że nie stawiała oporu policji ani nie popełniła przestępstwa. Jej późniejsza skarga dotycząca złego traktowania doprowadziła do dochodzenia, które zostało zamknięte bez postawienia zarzutów, a decyzja ta została utrzymana w mocy po odwołaniu.Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna.
Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym.
Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie proceduralnym.
Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skargi dotyczącej art. 13 Konwencji.
Zasądza na rzecz skarżącej 7 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe.
Zasądza na rzecz skarżącej 2 534 EUR tytułem kosztów i wydatków, pomniejszone o 850 EUR otrzymanej pomocy prawnej.
Oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
DUR/TÜRKĐYE
(Baꢀvuru no. 34027/03)
KARAR
STRAZBURG Eylül 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
_____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USULĐ ĐꢀLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 34027/03 no’lu davanın nedeni T.C.
vatandaꢀı Hadiye Dur’un (“baꢀvuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 27 Mayıs 2003
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi
uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından F. Karakaꢀ Doğan ve E. Keskin tarafından
temsil edilmiꢀtir.
OLAYLAR
I. DAVA KOꢀULLARI
Baꢀvuran, 1973 doğumludur ve Almanya’nın Köln kentinde yaꢀamaktadır.
A. Baꢁvuranın yakalanması ve kendisine karꢁı aꢁırı güç kullanımına iliꢁkin sağlık
raporları
1. Baꢀvuranın sunduğu ꢀekliyle olaylar Ekim 1998 saat 13.00’da aralarında baꢀvuranın da bulunduğu “Barıꢀ Anneleri”ne
mensup 43 kadın, partinin il sorumluları ile görüꢀmek üzere Anavatan Partisi (ANAP)
Đstanbul il baꢀkanlığına gelmiꢀlerdir. Kendilerini binanın giriꢀinde karꢀılayan iki kadın, devam
etmekte olan bir basın toplantısı olduğu cihetle binanın üçüncü katında, solda bulunan
bekleme salonunda beklemelerini istemiꢀler ve gitmiꢀlerdir.
Beꢀ ila on dakika sonra polis memurları, bekleme salonuna gelmiꢀler ve sis bombası
atarak içeri girmiꢀlerdir. Bir polis memuru, elindeki copla baꢀvuranın baꢀının arka kısmına
vurmuꢀ ve saçından tutarak merdivenlerden aꢀağı sürüklemiꢀtir. Baꢀvuran, daha sonra bir
polis aracına bindirilerek Beyoğlu polis karakoluna götürülmüꢀtür.
Aynı gün 15.30’da baꢀvuran, diğer 42 kadınla birlikte Adli Tıp Kurumu Đstanbul
ꢀubesi doktoru tarafından muayene edilmiꢀtir. Sağlık raporuna göre, baꢀvuranın boynunda ve
kafa derisinde ödemler bulunmaktadır. Doktor, baꢀvurana üç gün iꢀgöremezlik raporu
vermiꢀtir
Baꢀvuran geceyi polis karakolundaki diğer 10 kadınla birlikte bir hücrede geçirmiꢀtir.
Polis memurları iki ya da üç kez hücreye gelmiꢀler ve her defasında tutuklulara hakaret
ederek onları dövmüꢀlerdir. Ekim 1998’de baꢀvuranı muayene eden Adli Tıp Kurumu Beyoğlu ꢀubesi doktoru,
baꢀvuranın bedeninde yeni yaraların oluꢀmadığını belirtmiꢀtir.
Aynı gün baꢀvuran ve diğer 42 kadın, Beyoğlu Sulh Ceza Mahkemesi önüne
çıkarılmıꢀtır. Kahve satıꢀ büfesinde görevli Y.U.’yu rehin alıp almadıkları ve kendilerini
yakalayan polis memurlarına direnip direnmediklerine iliꢀkin sorgulanmıꢀlardır. Y.U.’yu
rehin almadıklarını ve kendilerini yakalayan polis memurlarına direnmediklerini ileri
sürmüꢀlerdir. Mahkeme, kadınlardan beꢀinin tutuklu olarak yargılanmasına ve diğerlerinin
serbest bırakılmasına karar vermiꢀtir.
2. Hükümet’in sunduğu ꢀekliyle olaylar Ekim 1998’de baꢀvuranın da aralarında bulunduğu 43 kadın, parti baꢀkan
yardımcısı tarafından düzenlenen bir basın toplantısı ardından Anavatan Partisi (ANAP)
Đstanbul il baꢀkanlığı binasına girmiꢀtir. Bu binada düzenlenecek ve parti mensuplarının
katılacak olduğu bir toplantıyı protesto amacıyla binayı iꢀgal etmiꢀlerdir. Güvenlik güçleri,
parti mensupları ile olası bir çatıꢀmaya engel olmak için kadınları bina dıꢀına çıkarmaya
teꢀebbüs etmiꢀtir. Baꢀvuranın da aralarında bulunduğu üç kadın, polise karꢀı koymuꢀlar ve
fiziksel güç kullanmıꢀlardır. Daha sonra sözkonusu 43 kadın yakalanmıꢀ ve muayene edilmek
üzere Adli Tıp Kurumu Beyoğlu ꢀubesine götürülmüꢀtür. Müteakiben, Beyoğlu polis
karakoluna götürülmüꢀlerdir.
Polis, binayı iꢀgal eden kadınların dört parti mensubunu dövdüğünü ve kendisini rehin
aldığını ileri süren Y.U.’nun ifadesini almıꢀtır. Y.U. ayrıca kadınların, yakalanmaları sırasında
polis memurlarına direndiklerini belirtmiꢀtir.
B. Baꢁvuran aleyhindeki cezai takibat Kasım 1998’de Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi
önünde bir iddianame sunmuꢀ ve sözkonusu 43 kadını, ideolojik sebeplerle polise direnmek
ve Y.U.’yu rehin almakla suçlamıꢀtır. Kasım 1999’da Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın ve diğer sanıkların
beraatine karar vermiꢀtir. Mahkeme, kararında itham edilen kadınların, “Barıꢀ Anneleri”ne
mensup olduğunu ve Anavatan Partisi’ni, sorunlarını bildirmek üzere parti mensupları ile bir
toplantı yapmak amacıyla ziyaret ettiklerini belirtmiꢀtir. Mahkeme ayrıca dava dosyasında,
“Barıꢀ Anneleri” mensuplarının bir suç iꢀlediğine iliꢀkin delil bulunmadığını belirtmiꢀtir.
Özellikle de Y.U.’yu rehin almamıꢀlar ya da binaya zarar vermemiꢀlerdir. Ayrıca üzerlerinde
suç iꢀlemelerine olanak verecek materyaller bulunmamaktadır. Kadınlar tarafından dövüldüğü
iddia edilen parti mensupları, kadınların aleyhinde ꢀikayette bulunmamıꢀtır. Mahkeme,
yakalanma sırasında hiçbir polis memurunun yaralanmaması nedeniyle sanığın, polise
direndiğine iliꢀkin delil bulunmadığını gözlemlemiꢀtir. Aksine, baꢀvuranın da aralarında
bulunduğu kadınlardan bazıları yaralanmıꢀtır.
Dava dosyasında yer alan bilgilere göre, 4 Kasım 1999 tarihli karar temyiz
edilmemiꢀtir.
C. Baꢁvuranın kötü muamele iddialarına iliꢁkin soruꢁturma Mart 1999’da baꢀvuran, Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’na ꢀikayette bulunarak
polis memurlarının, kendisini yakaladıkları sırada fiziksel güç kullandıklarını ileri sürmüꢀ ve
soruꢀturma baꢀlatılmasını talep etmiꢀtir.
Belirsiz bir günde Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır. Bu
soruꢀturma kapsamında, 26 Mayıs 1999’da baꢀvuran, Cumhuriyet Savcısı’na ifade vermiꢀ ve
iddialarını yinelemiꢀtir. Aynı gün, bedeninde yaralanma bulunmadığını belirten bir doktor
tarafından muayene edilmiꢀtir. 30 Eylül 1999’da Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın kötü
muameleye maruz kaldığı iddialarını reddeden polis memuru F.M.S.’nin ifadesini almıꢀtır.
Ekim 1999’da Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın iddiası hususunda F.M.S.
aleyhinde kovuꢀturma baꢀlatmama kararı almıꢀtır. Kararında F.M.S.’nin, yasadıꢀı bir
gösteriye katılan ve polise direnen baꢀvuranı kötü muameleye maruz bıraktığını ileri sürmek
için yeterli delil bulunmadığını belirtmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı, polisin kullandığı gücün aꢀırı
olmadığı ve görevleri kapsamında hareket ettikleri kanısındadır. Ekim 1999 tarihli karar, baꢀvurana ya da yasal temsilcilerine bildirilmemiꢀtir.
Baꢀvuranın yasal temsilcilerinden biri, 2002 Ekim ayında Fatih Cumhuriyet Savcılığı’ndan
kararın bir nüshasını almıꢀtır. Ekim 2002’de baꢀvuran, 8 Ekim 1999 tarihli karara itiraz etmiꢀtir. Mart 2003’te Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Ekim 1999 tarihli kararın kanuna
uygun olduğu sonucuna vararak baꢀvuranın itirazını reddetmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 3., 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, yakalandığı sırada maruz bırakıldığı muamelenin AĐHS’nin 3. maddesinin
ihlaline neden olduğu hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur. Ayrıca, AĐHS’nin 3., 6. ve 13.
maddeleri uyarınca kötü muamele iddialarına iliꢀkin yeterli ve etkili bir soruꢀturma
yapılmadığını ileri sürmüꢀtür.
Mahkeme, sözkonusu ꢀikayetleri müstakilen AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca
incelemenin uygun olduğuna karar vermiꢀtir.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, baꢀvuranın AĐHS’nin 35/1 maddesi kapsamında mevcut olan iç hukuk
yollarını tüketmemiꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür. Bu bağlamda, hukuk mahkemelerinde ya da
idari mahkemelerde dava açarak uğradığını iddia ettiği zararın telafisini arayabileceğini ancak
aramadığını ileri sürmüꢀtür.
Baꢀvuran, Hükümet’in iddiasına itiraz etmiꢀtir.
AĐHM, benzer davalarda Hükümet’in ilk itirazlarını incelemiꢀ ve reddetmiꢀ olduğunu
yinelemektedir (bkz., örneğin, Balçık ve Diğerleri, 22. paragraf; Eser Ceylan/Türkiye, no.
14166/02, 23. paragraf, 13 Aralık 2007). Sözkonusu davada yukarıda kaydedilen baꢀvurularda
vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmasını gerektirecek özel koꢀullar bulunmamaktadır.
Sonuç olarak, Hükümet’in ilk itirazının sözkonusu kısmını reddetmektedir.
Hükümet ayrıca Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen soruꢀturmadaki
geliꢀmelere iliꢀkin bilgi almadan önce üç yıl beklemesi nedeniyle baꢀvuranın iddialarının
aldatıcı olduğunu belirtmiꢀtir. 8 Ekim 1999 tarihli kararın Cumhuriyet Savcılığı kayıtlarından
bulunabileceğini ileri sürmüꢀ ve baꢀvuranın neden 2002 Ekim ayından önce haberdar
olmadığını sormuꢀtur. Baꢀvuranın, baꢀvurusunu yakalanmasından itibaren altı ay içerisinde
sunması gerektiğini ileri sürmüꢀtür.
Hükümet, görüꢀlerinde her ne kadar baꢀvuranın baꢀvurusunu zamanında yapmadığını
değil baꢀvuranın dayanaktan yoksun olduğunu iddia etmiꢀse de AĐHM, yukarıdaki
argümanların baꢀvuranın AĐHS’nin 35/1 maddesi bağlamındaki altı ay kuralına uymasına
iliꢀkin olduğu kanısındadır.
Bu bağlamda AĐHM, baꢀvuranın ex officio nihai yerel kararın yazılı bir nüshasının
kendisine tebliğ edilmesine hakkı olduğu hallerde, AĐHS’nin 35/1 maddesinin amaç ve
kapsamının, en iyi ꢀekilde, altı aylık sürenin yazılı kararın tebliğ edilme tarihinden itibaren
iꢀlemeye baꢀladığının kabul edilmesi ile yerine getirildiğini yinelemektedir.
Sözkonusu davada, baꢀvuranın Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı’nın kararından Ekim
2002’de haberdar olduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Sözkonusu tarihte
yürürlükte olan ve Cumhuriyet savcılarının takipsizlik kararlarını sanıklara ve davacılara
bildirmelerini öngören eski CMK’nın 164. maddesi aksine, sözkonusu karar baꢀvurana ya da
yasal temsilcilerine tebliğ edilmemiꢀtir. Ayrıca Hükümet, AĐHM’ye bu konuda herhangi bir
açıklama yapmamıꢀtır. Aksine, baꢀvuranın gereken özeni göstermediğini belirtmiꢀtir.
Ayrıca Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın itirazını gereğinden geç sunulduğu
gerekçesiyle reddetmemiꢀ, itirazının esasına iliꢀkin bir soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır. Bu nedenle
AĐHM, AĐHS’nin 35/1 maddesi bağlamındaki “nihai karar”ın, Đstanbul Ağır Ceza
Mahkemesi’nin 31 Mart 2003 tarihli kararı olduğu ve baꢀvuranın, baꢀvurusunu 27 Mayıs tarihinde sunarak altı ay kuralına uymuꢀ olduğu kanısındadır. Sonuç olarak, Hükümet’in
ilk itirazının sözkonusu kısmını reddetmektedir.
AĐHS’nin 35/3 maddesi çerçevesinde baꢀvurunun sözkonusu kısmının dayanaktan
yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
taꢀımadığını tespit eder. Bu nedenle, baꢀvurunun bu kısmı kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Sorumlu Hükümet’in AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında esas bakımından sorumluluğu
(a) Tarafların görüꢁleri
Baꢀvuran, polis memurlarının Anavatan Partisi Đl Baꢀkanlığı’na yapılan polis baskını
sırasında fiziksel güç kullanmalarının, kötü muamele teꢀkil ettiğini ileri sürmüꢀtür. Bu
bağlamda baꢀının arka kısmına copla vurulduğunu ve saçlarından tutularak merdivenlerden
aꢀağı sürüklendiğini belirtmiꢀtir.
Hükümet, baꢀvuran ve kadınlardan 42’sinin, güvenlik güçlerinin müdahalesini
gerektirecek ꢀekilde ꢀiddet içeren bir gösteri baꢀlattıklarını ve yakalanmaya karꢀı
direndiklerini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvurana ve diğer kadınlara uygulanan gücün, bu tür
koꢀullarda orantılı olduğunu ileri sürmüꢀtür.
(b) AĐHM’nin değerlendirmesi
AĐHM, 3. maddenin yakalama gibi belirli koꢀullar altında güç kullanımını
yasaklamadığını yineler. Ancak, bu tür bir güç, yalnızca zaruri durumlarda kullanılabilir ve
aꢀırı olmamalıdır.
Sözkonusu davada baꢀvuran, polis memurlarından birinin baꢀının arka kısmına copla
vurduğunu ve kendisini saçlarından tutarak merdivenlerden aꢀağı sürüklediğini ileri
sürmüꢀtür. AĐHM, sağlık raporunda baꢀvuranın boynunda ve kafa derisinde ödemler olarak
belirtilen bulguların, baꢀvuranın iddiaları ile tutarlı olduğu kanısındadır. Baꢀvuranın aldığı
yaraların, 3. madde kapsamına girecek derecede ciddi olduğu sonucuna varmıꢀtır.
AĐHM ayrıca baꢀvuranın aldığı yaraların, Devlet’in güvenlik güçlerinin görevlerini
yerine getirirken güç kullanmaları sonucu oluꢀtuğunun taraflar arasında ihtilaflı olmadığını
belirtir. Bu nedenle AĐHM, ikna edici iddialar ile kullanılan gücün zaruri ve yerinde olduğunu
gösterme sorumluluğunun Hükümet’e ait olduğu kanısındadır.
AĐHM bu bağlamda Hükümet’in sunduğu iddialarda ve dokümanlarda aralarında
baꢀvuranın da yer aldığı 43 kiꢀilik grubun, Anavatan Partisi binasını iꢀgal ettiği, bir kiꢀiyi
rehin aldığı ve diğer dört kiꢀiyi dövdüğünün görüldüğünü gözlemler. Ancak, olaylara iliꢀkin
görüꢀleri, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin 4 Kasım 1999 tarihli kararı ile çürütülmüꢀtür.
Sözkonusu karara göre, baꢀvuran ya da diğer kadınlar Y.U.’yu rehin almamıꢀ ya da iddia
edildiği gibi kimseyi dövmemiꢀtir. Anavatan Partisi’ne, polis memurlarına saldırmamıꢀ ya da
karꢀı koymamıꢀlardır. Sivil toplum hareketi haklarını kullanarak parti mensupları ile
görüꢀmek üzere gitmiꢀlerdir. Dava koꢀullarını ve özellikle de Beyoğlu Ağır Ceza
Mahkemesi’nin vardığı sonuçları göz önüne alan AĐHM, Hükümet’in baꢀvurana karꢀı
kullanılan gücün zaruri olduğunu açıklamak ya da göstermek için ikna edici iddialarda
bulunmadığı kanısındadır.
AĐHM, Devlet’in AĐHS’nin 3. maddesi bağlamında baꢀvuranın 27 Ekim 1998’de
aldığı yaralardan sorumlu olduğu sonucuna varmıꢀtır. Bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi, esas
bakımından ihlal edilmiꢀtir.
2. Sorumlu Hükümet’in AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında usul bakımından sorumluluğu
(a) Tarafların görüꢁleri
Baꢀvuran yetkili makamların, 27 Ekim 1998 tarihli sağlık raporu ile desteklenen ciddi
nitelikteki iddialarına iliꢀkin etkili bir soruꢀturma yürütmediklerini ileri sürmüꢀtür. Beyoğlu
Cumhuriyet Savcısı’nın ve Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin Beyoğlu Ağır Ceza
Mahkemesi önündeki dava dosyasını incelememelerinin, yerel makamların polis tarafından
maruz bırakıldığı kötü muameleye göz yumduğunu gösterdiğini belirtmiꢀtir.
Hükümet cevaben Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı’nın baꢀvuranın iddialarına iliꢀkin bir
soruꢀturma baꢀlattığını, ilgili delilleri topladığını ve araꢀtırma yaptığını belirtmiꢀtir.
(b) AĐHM’nin değerlendirmesi
AĐHM, bir kiꢀinin polis ya da Devlet görevlilerince, 3. maddeyi ihlal edecek ꢀekilde
kötü muameleye maruz bırakıldığını iddia ettiği durumlarda, Devlet’in AĐHS’nin 1. maddesi
bağlamındaki “kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleꢀme’nin birinci
bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanı[ma]” görevi ile birlikte yorumlanan sözkonusu
maddenin, etkili bir resmi soruꢀturma baꢀlatılmasını öngördüğünü yinelemektedir. 2. madde
kapsamındaki soruꢀturma gibi sorumlu kiꢀilerin tespitine ve cezalandırılmasına olanak
vermeli ve ꢀikayetçinin dava dosyasına kolayca eriꢀimine imkan tanımalıdır.
AĐHM öncelikle baꢀvuranın, mevcut baꢀvuruya yol açan olaydan hemen sonra
muayene edildiğini gözlemlemektedir. Baꢀvuranı muayene eden doktorun hazırladığı
rapordan baꢀvuranın boynunda ve kafa derisinde ödemler bulunduğu anlaꢀılmaktadır. Ancak,
Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı, eski CMK’nın, savcıya, herhangi bir suretle bir suçun
iꢀlendiği izlenimi verecek bir durumdan haberdar olur olmaz kamu davası açmağa mahal
olup olmadığına karar vermek üzere hemen iꢀin hakikatini araꢀtırma zorunluluğu getiren 153.
maddesine rağmen baꢀvuranın aldığı yaralar hususunda bir soruꢀturma baꢀlatmamıꢀtır. Ancak
beꢀ ay sonra baꢀvuran tarafından yapılan ꢀikayet üzerine Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı,
baꢀvuranın kötü muamele iddialarına iliꢀkin bir soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır.
Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranın ve baꢀvuranın yakalandığı sırada görevde
olan polis memuru F.M.S.’nin ifadelerini almıꢀtır. Ayrıca baꢀvuranın muayene edilmesini
öngörmüꢀtür. Soruꢀturma, Ağır Ceza Mahkemesi’nin Cumhuriyet Savcısı’nın takipsizlik
kararını onaylaması ile sona ermiꢀtir.
Ancak AĐHM, soruꢀturmanın yürütülmesi aꢀamasında aksaklıklar olduğunu
gözlemlemiꢀtir. Öncelikle, Cumhuriyet Savcısı olay sırasında Anavatan Partisi binasında
bulunan diğer kadınların ifadelerini almaya teꢀebbüs etmemiꢀtir. Görevde olan diğer polis
memurlarını çağırmamıꢀ ya da Y.U. dıꢀında Anavatan Partisi Đstanbul Đl Baꢀkanlığı’nda
çalıꢀan olası görgü tanıklarını tespit etmemiꢀtir. Ayrıca Cumhuriyet Savcısı, Beyoğlu Ağır
Ceza Mahkemesi baꢀvuranın beraat etmesi kararını vermeden önce 8 Ekim 1999’da F.M.S.
aleyhinde takibat yapmama kararı almıꢀtır. AĐHM, Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı’nın
baꢀvuranın yasadıꢀı bir gösteriye katıldığına, polise direndiğine ya da baꢀvuranın iddialarına
iliꢀkin cezai takibat baꢀlatmama kararı vermeden önce baꢀvuran aleyhindeki cezai takibatın
sonuçlanmasını beklemesi gerektiği kanısındadır. AĐHM ayrıca Đstanbul Ağır Ceza
Mahkemesi’nin, sözkonusu tarihte bir diğer ceza mahkemesinin, olayları çevreleyen koꢀulları
tespit etmesine ve baꢀvuranın ve diğer kadınların, yasadıꢀı bir gösteriye katılmadıkları ya da
polise direnmedikleri sonucuna varmasına rağmen Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı’nın kararını
onaylamasını dikkat çekici bulmaktadır.
AĐHM, yukarıda kaydedilenler ıꢀığında, baꢀvuranın kötü muamele iddialarına iliꢀkin
soruꢀturmanın yeterli olmadığı ve bu nedenle Devlet’in AĐHS’nin 3. maddesi bağlamındaki
usuli yükümlülüklerinin ihlaline yol açtığı sonucuna varmıꢀtır.
Bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi usul bakımından ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, AĐHS’nin 13. maddesine dayanarak etkili bir soruꢀturma yapılmaması
nedeniyle kendisini kötü muameleye maruz bırakan polis memurları aleyhinde tazminat
davası açma fırsatı olmadığını ileri sürmüꢀtür.
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiꢀtir.
AĐHM bu ꢀikayetin yukarıda incelenen ꢀikayetlerle bağlantılı olduğunu ve aynı ꢀekilde
kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiğini belirtmektedir.
Ancak, dava koꢀullarını, tarafların görüꢀlerini ve AĐHS’nin 3. maddesinin esas ve usul
bakımından ihlal edildiği tespitini göz önüne alan AĐHM, mevcut baꢀvuruda ortaya konan
yasal konuları incelemiꢀ olduğu kanısındadır. Bu nedenle baꢀvuranın AĐHS’nin 13. maddesi
kapsamındaki ꢀikayetini ayrıca karara bağlamaya gerek olmadığı sonucuna varmıꢀtır.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuran, manevi tazminat olarak 20,000 Euro talep etmiꢀtir. Ayrıca maddi tazminat
olarak 2,000 Euro talep etmiꢀtir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmiꢀtir.
Baꢀvuranın uğradığını iddia ettiği maddi zarara iliꢀkin olarak AĐHM, bu baꢀlık
altındaki talebinin gerekçesini gösteremediği sonucuna varmıꢀ ve dolayısıyla talebi
reddetmiꢀtir. Ancak AĐHM, baꢀvuranın sıkıntı ve strese maruz kalmıꢀ olduğu ve bunun
yalnızca ihlal bulgusu ile telafi edilemeyeceği sonucuna varmıꢀtır. Mahkeme baꢀvuranın
sadece ihlal tespiti ile yeterli olarak tazmin edilemeyecek manevi zarara uğradığını kabul
etmektedir. Mevcut davada tespit edilen ihlalin niteliğini göz önüne alan ve hakkaniyet
temelinde karar veren AĐHM, baꢀvurana manevi tazminat olarak 7,000 Euro ödenmesine
karar vermiꢀtir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran ayrıca AĐHM önünde yaptığı harcamalar için 5,500 yeni Türk Lirası (TRY)
(yaklaꢀık 3,000 Euro) ve kırtasiye, fotokopi ve posta masrafları için 2,000 Euro talep etmiꢀtir.
Bu masrafları, avukatlık ücreti sözleꢀmesine dayanarak belgelemiꢀtir. Bu sözleꢀmeye göre
AĐHM önündeki davanın baꢀarılı olması halinde avukata 5,500 TRY ödeyecekti. Baꢀvuran,
diğer masraflarına iliꢀkin olarak 34 Euro harcadığını gösteren faturalar sunmuꢀtur.
Hükümet, baꢀvuranın taleplerinin gerekçelerini gösteremediğini belirtmiꢀtir.
AĐHM’nin içtihadına göre bir baꢀvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıꢀ ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.
Sözkonusu davada özellikle avukatlık ücreti sözleꢀmesi olmak üzere elindeki bilgileri ve
yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulunduran AĐHM, baꢀvuranın AĐHM önünde yaptığı
harcamaları da kapsayacak ꢀekilde, daha önce verilen 850 Euro adli yardım miktarı düꢀülmek
üzere, 2,534 Euro ödenmesinin uygun olduğu kanısındadır.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas ve usul bakımından ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 13. maddesi bağlamında baꢀvuranın kendisini kötü muameleye maruz bırakan
polis memurları aleyhinde tazminat davası açamadığına iliꢀkin ꢀikayeti ayrıca incelemeye
gerek olmadığına;
4. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere
Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana aꢀağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;
(i) manevi tazminat olarak 7,000 EUR (yedi bin Euro) ve uygulanabilecek her tür
vergi;
(ii) yargılama masraf ve giderleri için, 850 Euro adli yardım miktarı düꢀülmek üzere,
2,534 EUR (iki bin beꢀ yüz otuz dört Euro) ve uygulanabilecek her tür vergi;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının
üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragrafları gereğince 18 Eylül 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło