34494/97

WyrokETPCz2006-08-08ECLI:CE:ECHR:2006:0808JUD003449497

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego dochodzenia w sprawie domniemanego bezprawnego przeszukania domu przez funkcjonariuszy policji naruszył proceduralny aspekt prawa do poszanowania życia prywatnego i rodzinnego oraz mieszkania z art. 8 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał podkreślił, że art. 8 Konwencji, choć przede wszystkim chroni przed arbitralną ingerencją państwa, nakłada również pozytywne obowiązki na państwa, aby zapewnić poszanowanie tych praw. W przypadku wiarygodnych zarzutów o arbitralną ingerencję, taką jak bezprawne przeszukanie domu, państwo ma obowiązek przeprowadzenia skutecznego dochodzenia. Dochodzenie to musi wyjaśnić okoliczności zdarzenia, budować zaufanie publiczne i zapobiegać wrażeniu tolerowania przez państwo nadużyć. W niniejszej sprawie dochodzenie krajowe było nieskuteczne, ponieważ prokuratura bezkrytycznie przyjęła zaprzeczenia policji, nie weryfikując spójnych zeznań skarżącego i jego rodziny, co uniemożliwiło rzetelne zbadanie "broniącego się" zarzutu bezprawnego przeszukania.
Stan faktyczny
Skarżący, H.M., urodzony w 1958 roku, nauczyciel i działacz związkowy w Izmirze (Turcja), twierdził, że 15 marca 1996 roku jego dom został przeszukany przez czterech cywilów podających się za policjantów, bez okazania nakazu. Skarżący i jego syn zostali oskarżeni o nielegalne działania. Wcześniej skarżący był zaangażowany w działalność związkową, stawiał czoła postępowaniom karnym i został zaatakowany przez policję we wrześniu 1995 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna w pozostałym zakresie. 2. Stwierdza, że doszło do proceduralnego naruszenia art. 8 Konwencji. 3. Stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. 4. Zasądza skarżącemu kwotę 1000 EUR na pokrycie kosztów i wydatków, płatną w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami za zwłokę. 5. Oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   H.M. - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:34494/97)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   AĞUSTOS 2006   İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde   kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 34494/97 başvuru no’lu davanın nedeni, Türk   vatandaşı H.M.’nin (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 4 Ekim 1996   tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25.   maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Daire başkanı, başvuranın isminin   açıklanmaması talebini kabul etmiştir. Başvuran, İzmir Barosu avukatlarından Bülent Kaplan   tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu başvuran İzmir’de ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği   dönemde öğretmen olan başvuran, kamu eğitimcileri sendikası olan Eğitim-Sen’in yerel   şubesinin yöneticilerinden biri idi.   Başvuranın da aralarında bulunduğu dokuz sendikacı, 28 Ağustos 1995 tarihinde,   İzmir Karşıyaka tren istasyonu parkında izinsiz gösteri yapmışlardır.   Başvuran 23 Eylül 1995 tarihinde, arkadaşlarının yargılandığı davaya katılmak için   gittiği Adliye Sarayı önünde polisler tarafından tartaklanmıştır. Başvuran, “darp”’a bağlı   travma teşhisinin konulduğu beş günlük iş göremezlik raporunu aldıktan sonra, 25 Eylül günü   İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurmuştur.   Başvuran 4 Aralık 1995 tarihinde, 17 Ekim 1995 tarihinde düzenlenen bir başka   sendika toplantısından dolayı 2911 sayılı Kanun’da öngörülen suçtan itham edilmiştir.   Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı, 15 Şubat 1996 tarihinde yukarda belirtilen 28   Ağustos 1995 tarihli gösteri nedeniyle başvuran aleyhinde kovuşturma başlatmıştır. Ardından   başvuran tekrar temize çıkarılmıştır.   Başvuran yaklaşık bir yıl sonra kötü muamele yapmakla suçladığı polislerin   kimliklerinin tespit edilmesi için İzmir Emniyet Müdürlüğü’ne çağrılmıştır. Ancak bu tedbir   de sonuçsuz kalmıştır.   Dosyada bu usul işlemine dair hiçbir belge bulunmamaktadır.   Mart 1996 tarihinde saat 00:30 sularında sivil kıyafetli dört kişi başvuranın kapısını   çalmıştır. Bu kişiler kendilerini polis olarak tanıtmıştır. Başvuranın isteği üzerine bu   kişilerden biri, kimlik belgesini isim kısmını parmağı ile gizleyerek göstermiştir. Bu kişiler   başvuranı ve oğlunu yasadışı faaliyetlerde bulunmak ve suçlulara yardım ve yataklık   yapmakla suçlamışlar ve hiçbir hukuki izin göstermeksizin evini aramışlardır.   Başvuran o gün düzenlenen arama tutanağının kopyasını elde edememiştir.   Aynı gün başvuran, yasal olmayan bir tedbire maruz kaldığına kanaat getirerek,   Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurmuş ve soruşturma başlatılmasını istemiştir. Ayaküstü   dinlenen başvuran olayları ayrıntılı bir şekilde anlatmış ve tanık olarak eşi H. ve çocukları   M.A. ile E.Y.’nin isimlerini vermiştir.   Cumhuriyet Başsavcılığı 20 Mart 1996 tarihinde, “suç teşkil eden bir eylem   bulunmadığından” takipsizlik kararı vermiştir. Bunun için Cumhuriyet Başsavcılığı,   başvuranın evinde hiçbir arama yapılmadığına dair Emniyet Müdürlüğü’nün verdiği bilgileri   gözönünde bulundurmuştur.   Başvuran verilen bu karara itiraz etmiştir. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı 13   Mayıs 1996 tarihinde “dosyaya göre itiraz edilen kararın yasaya ve usule uygun olduğuna”   kanaat getiren başvuruyu reddetmiştir.   Cumhuriyet Başsavcılığı 15 Haziran 2003 tarihinde, mevcut başvuru Hükümet’e tebliğ   edildikten sonra ve İzmir Valiliği’nin talebi üzerine, emniyet yetkililerini başvuranın evinde   arama yapmış olabilecek görevlilerin kimliklerini tespit etmeye çağırmıştır. Yetkililer iddia   edilen olayın güvenlik kuvvetlerine atfedilemeyeceğini, daha önce bu konuda yapılan   sorgulamaların takipsizlik kararıyla sonuçlandığını ve bu arada dava zamanaşımına uğradığını   belirtmişlerdir.   İzmir Valiliği 10 Eylül 2003 tarihinde, davanın rafa kaldırıldığı yönünde başvurana   bilgi vermeye karar vermiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   A. Tarafların Argümanları   Başvuran, polis tarafından gerçekleştirilen izinsiz olduğunu düşündüğü aramanın   konutuna saygı hakkını ihlal etmesinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran AİHS’nin 8.   maddesini ileri sürmektedir.   Hükümet, o dönemde başvuran hakkında hiçbir şüphe olmadığından iddia edilen   arama hakkında hiçbir resmi bilginin bulunmadığını ileri sürerek bu iddiaya itiraz etmektedir.   Buradan başvuranın AİHS’nin 34. maddesi uyarınca mağdur sıfatının bulunmadığı sonucuna   varmaktadır.   Başvuran, sendikal faaliyetleri nedeniyle hakkında yapılan kovuşturmaları gözönüne   alarak, sendikal faaliyetler konusunda Devlet’in yıldırma politikasının varolduğu düşünülürse,   evinde arama yapılması için hiçbir gerekçenin bulunmadığının ileri sürülemeyeceğini   belirtmiştir.   Başvuran, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dava konusu emniyet yetkililerinin verdiği   bilgilerle yetinmeyip ileri sürülen olaya ışık tutması gerektiğine kanaat getirmektedir. Bu   konuda başvuran, sorumluların Devlet görevlisi olup olmamasının bir öneminin   bulunmadığını, her iki durumda da soruşturma yapılmasının gerektiğini eklemektedir.   Son olarak başvuran, Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’nın olaylardan altı yıl sonra   sorgulamaları yeniden başlatmasını üzüntüyle karşılamaktadır.   Hükümet, bu son nokta hakkında sözkonusu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın girişiminin   sadece mevcut davadaki iddia edilen olayları doğrulama ve başvuranın ilk şikayeti konusunda   yeni bir soruşturma açma amacı güttüğü yönünde cevap vermiştir.   B. AİHM’nin Değerlendirmesi   1. Kabuledilebilirlik Hakkında   AİHM, dava konusu olayları ve tarafların argümanlarını gözönüne alarak, başvurunun   dayanaktan yoksun olmadığını ve AİHS’nin 35§3 maddesinde yer verilen kabuledilemezlik   gerekçelerinden biriyle çelişmediğini tespit etmektedir. AİHM, Hükümet’in başvuranın   mağdur sıfatının olmamasına ilişkin itirazı konusunda, AİHS’nin 8. maddesi uyarınca bu   sorunun başvurunun esastan incelenmesine yakından bağlı olduğuna kanaat getirmektedir.   Dolayısıyla AİHM bu sorunu esasla birleştirmeye karar vermiştir.   2. Esas Hakkında   AİHM, Sözleşmeci Devletler’in, kişilere “istismarlara karşı yeterli ve uygun   güvenceleri” sunması koşuluyla konuya ilişkin mevzuat ve uygulamaların, bazı suçlar   hakkındaki maddi delillerin toplanması amacıyla yetkilileri, evleri aramaya yönelik tedbirlere   başvurmasına yetkili kılabileceğini kabul etmektedir. Durum böyle iken AİHM, mevcut   davada olduğu gibi ulusal hukuk, hukuki izin olmadan evde arama yapılmasını sağladığı   durumlarda, AİHM 8. maddenin güvence altına aldığı hakların kamu yetkilileri tarafından   keyfi olarak ihlal edilmesine karşı kişilerin korunması, benzeri yetkilerin kesin bir şekilde   sınırlandırılması ve yasal bir çerçeveye oturtulmasını gerektirdiğinden dolayı daha dikkatli   olmalıdır (Bkz. özellikle Camenzind-İsviçre, 16 Aralık 1997 tarihli karar ve Funke-Fransa, 25   Şubat 1993 tarihli karar).   8. maddenin temel amacı kamu kurumlarının keyfi müdahalelerine karşı kişiyi   korumak olsa da, bu maddenin güvence altına aldığı haklara saygıyı hedefleyen pozitif   tedbirlerin yetkililer tarafından alınmasını da gerektirebilir (Bkz. diğerleri arasında Moreno   Gomez-İspanya, no: 4143/02 ve M.C.-Bulgaristan, no: 39272/98). AİHM, sözkonusu haklara   saygıyı sağlama yollarını tercih ederken Devlet’in kullandığı takdir payına rağmen, 8. madde   uyarınca Devlet’in pozitif yükümlülüğünün, ulusal düzeyde yürütülen soruşturmanın etkililiği   ve sonuç olarak usule ilişkin zorunluluklara da saygı gösterilmesi konusuna ilişkin sorunlara   kadar genişletilebileceğini daha önce belirtmiştir (bkz. mutatis mutandis M.C.).   Niteliği ve içeriği ne olursa olsun bir soruşturma, iddia edilen olaylara ışık tutmakla   birlikte, kamuoyunun güvenini kazanmak ve 8. madde uyarınca kamu kurumlarının   suistimallerine yada suç işlemeleri konusunda tolerans gösterildiği izlenimini önlemek   amacıyla tek hukuk yolu olarak ortaya çıkmaktadır.   Mevcut dava dosyasında, AİHM’nin başvuranın evinde arama yapıldığını kesin bir   şekilde söylemesi için elde tutulur hiçbir delil bulunmamaktadır. Başvuran için iddialarını   destekleme imkanının olmaması ve AİHM’nin olayları tespit etmesinin, yetkililerin o   dönemde bilgilerine sunulan şikayetlere etkili bir şekilde yanıt vermemelerinden   kaynaklanmamaktadır.   Bu durumda AİHM, başvuranın 15 Mart 1996 tarihinde Karşıyaka Cumhuriyet   Başsavcılığı’na şikayet başvurusunda bulunduğunu not etmektedir. Başvuran şikayetinde   Devlet görevlilerinin evinde yasadışı olarak arama yaptıklarını iddia etmiştir. Söylediklerini   desteklemek amacıyla eşinin ve kızının olaya tanık olduğunu belirtmiştir.   Sendikal faaliyetleri nedeniyle hakkında birçok kez soruşturma açılan ve polisler   hakkında dava açan başvuranın geçmişi gözönüne alındığında, bu durumdan şüphesiz   haberdar olan Cumhuriyet Başsavcısı’nın, ortaya konulan durumu yeniden gündeme getirme   eğilimi olduğundan, başvuranın yıldırma eylemlerinin hedefi olup olmayacağı sorusu   üzerinde durmasını umabiliriz.   Durum ne olursa olsun, başvuranın ileri sürdüğü iddiaların “savunulabilir” olup   olmadıklarını doğrulamak için Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, AİHM’ye sunulduğu şekliyle,   başvuranın ailesinin içten, inandırıcı ve tutarlı olduğunu bildiği ifadelerine başvurması yeterli   olacaktı.   Oysa böyle bir doğrulama yapılmamış ve davada ortaya çıkan şüphe Cumhuriyet   Başsavcılığı’nın beş günde kapattığı sözümona soruşturmayla ortadan kaldırılmamıştır.   Koşulsuz bir şekilde emniyet yetkililerinin verdiği bilgileri kabul eden Cumhuriyet   Başsavcılığı, başvuranın iddia ettiğinin aksine, hiçbir Devlet görevlisinin iddia edilen olaya   karışmadığı sonucuna varmıştır.   Bununla birlikte, böyle bir sonuç inceleme yapılması zorunluluğunu ortadan   kaldırmamaktadır. Zira 8. madde uyarınca soruşturma yapma zorunluluğu nedeniyle,   mağdurun “sözde sorumluların” kimliklerinin tespit edilmesine yönelik haklı yada haksı,   yorumu değil, yasak olan bir eylemin bulunmasına ilişkin şikayet “savunulabilir” olmalıdır.   Buradan kendisine başvurulduğu andan itibaren Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’nın,   şikayetle ilgili özel koşulları, olayların aydınlatılması ve “gerçek” sorumluların kimliklerinin   tespit edilmesi isteğini belirten incelemeye tabi tutması gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır   (Bkz. mutatis mutandis Ay-Türkiye, no: 30951/96).   Böylece AİHM, başvuranın konutuna saygı hakkının korunmamasından mağdur   olduğunu iddia edebileceğine kanaat getirmektedir.   Ayrıca AİHM, Hükümet’in ön itirazını reddetmekte, başvuruyu kabuledilebilir ilan   etmekte ve yukarıda belirtilen gerekçelerden dolayı bu davada AİHS’nin 8. maddesinin   yürütülen soruşturmanın yetersiz olduğu gerekçesiyle usulen ihlal edildiği sonucuna   varmaktadır.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran manevi zararı için 25.000 Euro istemektedir.   Hükümet, bu miktarın aşırı olduğuna ve hiçbir şekilde kanıtlanmadığına kanidir.   AİHM, mevcut dava koşullarında ihlal tespitinin tek başına yeterli adil tazmin   oluşturduğuna kanaat getirmektedir.   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran, AİHM önünde yapılan yargılama masraf ve harcamaları için 5.000 Euro   istemektedir.   Hükümet, herhangi bir kanıt sunulmadığında bu açıdan hiçbir ödemenin yapılmaması   gerektiğini belirtmektedir.   AİHM içtihadına göre, bir başvuran masraf ve harcamaların ancak gerçekliğini,   gerekliliğini ve makul oranda olduklarını ortaya koyduğu sürece ödenmesini sağlayabilir. Bu   davada yukarıda belirtilen kriterleri ve içtihadını gözönüne alarak, başvurana 1.000 Euro   tutarında ödeme yapılmasının uygun olduğuna kanaat getirmektedir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 8. maddesinin usulen ihlal edildiğine;   3. Başvuranın uğradığı manevi zarar için mevcut kararın tek başına yeterli adil tazmin   oluşturduğuna;   4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından   başvurana masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro’nun miktara yansıtılabilecek her   türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3.   maddesine uygun olarak 8 Ağustos 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło