34520/97
WyrokETPCz2006-05-04ECLI:CE:ECHR:2006:0504JUD003452097
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
1. Czy skazanie byłych parlamentarzystów za ich wypowiedzi polityczne stanowiło naruszenie wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji)?
2. Czy obecność sędziego wojskowego w składzie sądu bezpieczeństwa państwa, orzekającego w sprawie cywilów, naruszała prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu (art. 6 ust. 1 Konwencji)?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżących na kary pozbawienia wolności za ich wypowiedzi polityczne, nawet jeśli były one ostre i krytyczne wobec polityki państwa, stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w ich wolność wyrażania opinii. Podkreślono, że wolność wypowiedzi jest szczególnie cenna dla osób wybranych, reprezentujących swoich wyborców, a ich wypowiedzi nie nawoływały do przemocy. W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie sądu bezpieczeństwa państwa, orzekającego w sprawach cywilów oskarżonych o przestępstwa związane z terroryzmem, budzi uzasadnione obawy co do niezawisłości i bezstronności sądu, co prowadzi do naruszenia tego artykułu.Stan faktyczny
Czterech skarżących, Mahmut Alınak, Sedat Yurttaş, Sırrı Sakık i Ahmet Türk, było byłymi parlamentarzystami w Turcji. W 1994 roku ich immunitety zostały uchylone, a partia DEP, z której pochodzili, została zdelegalizowana. Zostali aresztowani i tymczasowo aresztowani, a następnie oskarżeni o przestępstwa związane z separatyzmem i naruszeniem integralności państwa. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi skazała ich na kary pozbawienia wolności za propagandę separatystyczną lub wspieranie organizacji zbrojnej, opierając się na ich wypowiedziach i działaniach politycznych. Skazanie skutkowało utratą prawa do kandydowania w wyborach oraz, w przypadku dwóch skarżących, utratą prawa do wykonywania zawodu adwokata.Rozstrzygnięcie
1. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji w odniesieniu do skarżących Alınak, Sakık i Türk.
2. Stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji w odniesieniu do wszystkich czterech skarżących z powodu obecności sędziego wojskowego w Sądzie Bezpieczeństwa Państwa.
3. Uznaje, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania pozostałych skarg dotyczących art. 6 Konwencji.
4. Zasądza każdemu ze skarżących Alınak, Sakık i Türk 7 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe.
5. Zasądza wszystkim czterem skarżącym łącznie 4 000 EUR tytułem kosztów i wydatków.
6. Oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ALINAK VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 34520/97)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Mayıs 2006
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (34520/97) baꢀvuru no’lu davanın nedeni
bu ülke vatandaꢀları olan Mahmut Alınak, Sedat Yurttaꢀ, Sırrı Sakık ve Ahmet Türk’ün
(baꢀvuranlar) 25 Aralık 1996 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM),
Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları
baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar, Ankara Barosu avukatlarından Y. Alataꢀ tarafından temsil
edilmektedir.
OLAYLAR
I.
OLAYIN KOꢁULLARI
Alınak, Yurttaꢀ, Türk ve Sakık soyadlı baꢀvuranlar sırasıyla 1952, 1961,1942 ve doğumludurlar ve Ankara’da ikamet etmektedirler.
Baꢀvuranlar eski parlamenterlerdir. Baꢀvuranlar, 26 Ekim 1991 seçimlerinde SHP
(Sosyal Demokrat Halkçı Parti) listesinden seçilmiꢀ DEP (Demokrasi Partisi)
milletvekilleridir. Mart 1994 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) baꢀvuranların da
içlerinde bulundukları bazı DEP milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmıꢀlardır. Mart 1994 tarihinde, Türk, Sakık ve Alınak soyadlı baꢀvuranlar yakalanmıꢀ ve
gözaltına alınmıꢀlardır. Mart 1994 tarihinde, bu üç baꢀvuran geçici olarak tutuklanmıꢀlardır. Haziran 1994 tarihinde, Anayasa Mahkemesi, DEP’in ülkenin bölünmez
bütünlüğünü ve ulusun birliğini tehdit ettiği gerekçesiyle kapatılmasına karar vermiꢀtir.
Bunun yanısıra, Anayasa Mahkemesi, DEP’in kapatılmasıyla bağlantılı olarak
baꢀvuranların milletvekilliklerinin de düꢀtüğüne karar vermiꢀtir. Temmuz 1994 tarihinde, Yurttaꢀ soyadlı baꢀvuran avukatıyla birlikte
Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’na gitmiꢀtir. Baꢀvuran hemen Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde
gözaltına alınmıꢀtır. Baꢀvuran gözaltının ilk beꢀ gününü bir hücrede geçirmiꢀ ve 12 Temmuz
tarihinde geçici olarak tutuklanmıꢀtır. Temmuz 1994 tarihinde, savcı, Ceza Kanunu’nun 125. maddesine göre ölüm
cezasına çarptırılması gereken suçlar olan bölücülük ve ülke bütünlüğüne saldırıyla suçladığı
baꢀvuranlar hakkında iddianameler düzenlemiꢀtir.
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi 8 Aralık 1994 tarihinde karar vermiꢀtir. Bu
tarihte gerçekleꢀen en son duruꢀmada, baꢀvuranlar Cumhuriyet Baꢀsavcılığının kendilerine
isnat edilen suçlar için yeni bir niteleme öngördüğünü öğrenmiꢀlerdir. Alınak ve Sakık
soyadlı baꢀvuranlar için 3713 no’lu Terörle Mücadele Yasası’nın 8. maddesi nezdinde
bölücülük propagandası yapmak; Türk soyadlı baꢀvuran için Ceza Kanunu’nun 168 § 2
maddesi nezdinde silahlı örgüte üye olmak ve Yurttaꢀ soyadlı baꢀvuran için Ceza
Kanunu’nun 169.maddesi nezdinde silahlı bir örgüte yardım ve yataklık yapmak ꢀeklindeki
suçlar sıralanmıꢀtır. Baꢀvuranlar, bu duruꢀmaya kendilerine isnat edilen suçların yeniden
nitelendirilmiꢀ ꢀekilleri hakkındaki görüꢀlerini ifade etmeleri için çağrılmıꢀlardır.
Baꢀvuranların avukatları Devlet Güvenlik Mahkemesinin kendilerinin talep ettiği dava
usulünü reddetmesini protesto ederek bu duruꢀmaya katılmamıꢀlardır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, yukarıda belirtilen maddeler nezdinde, Sakık ve
Alınak soyadlı baꢀvuranları üç yıl, Türk soyadlı baꢀvuranı on beꢀ yıl ve Yurttaꢀ soyadlı
baꢀvuranı yedi buçuk yıl hapis cezasına çarptırmıꢀtır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, amacı Türkiye’nin Güneydoğu ve Doğu
bölgelerinde bir kürt Devleti kurmak olan bölücü terör örgütü PKK’nın yöneticilerinden
aldıkları talimatlar doğrultusunda baꢀvuranların yoğun bir bölücü faaliyet yürüttüklerinin
kesin olduğuna hükmetmiꢀtir. Bu bağlamda, Devlet Güvenlik Mahkemesi, 1991 yılındaki
milletvekilleri seçimlerinden önce, “Yaꢀasın PKK”, “Vur gerilla vur, Kürdistan’ı kur”
ꢀeklinde sloganların atıldığı gösterilerde baꢀvuranların PKK lehinde konuꢀmalar yaptıklarını,
halk arasında karıꢀıklık çıkardıklarını, Devlet otoritesine zararlı bir ortam oluꢀturduklarını,
TBMM’deki yemin töreninde milletvekili yeminlerini ederken üzerlerinde PKK’nın
renklerini taꢀıdıklarını, partinin kongreleri sırasında göndere Türk bayrağının değil PKK
bayrağının çekildiğini, öte yandan Türk Cumhuriyeti’ni iꢀgalci ve düꢀman olarak
nitelendirdiklerini ortaya koymuꢀtur.
Baꢀvuranlar ve Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı 8 Aralık 1994 tarihli karara
karꢀı temyize gitmiꢀlerdir. Savcı, yargılama maddelerinin Ceza Kanunu’nun 125. maddesiyle
bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır. Baꢀvuranlar ise kendilerine yöneltilen ceza davasının
siyasi bir amacı olduğunu ileri sürmektedirler: kürt davasını savunan milletvekillerinin
düꢀüncelerini bastırmak. Baꢀvuranlar, kendilerini mahkum eden Devlet Güvenlik
Mahkemesinin siyasi nitelikli istisnai bir mahkeme olduğunu ve tarafsız ve bağımsız bir
mahkeme olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürmektedirler. Bunun yanısıra baꢀvuranlar,
Cumhuriyet Baꢀsavcılığıyla silahların eꢀitliği ilkesine uyulmadığından kendilerinin adil
yargılanmadıklarından yakınmaktadırlar. Baꢀvuranlar, özellikle aꢀağıdaki olayları ileri
sürmüꢀlerdir: Baꢀvuranlar gözaltında geçirdikleri on beꢀ gün boyunca avukat yardımından
faydalanmamıꢀlardır. Baꢀvuranların temsilcileri ön soruꢀturma sırasında dosyadaki belgeleri
inceleyememiꢀlerdir ve Hükümet tarafından baꢀvuranların temsilcilerine baskı yapılmıꢀtır.
Baꢀvuranların savunmaları Devletin gizli servislerinin raporlarına konu olmuꢀ, ve bazen
duruꢀma salonuna giriꢀleri engellenmiꢀtir. Baꢀvuranların temsilcileri tarafından yöneltilen
talepler Devlet Güvenlik mahkemesince hiçbir zaman kabul edilmemiꢀtir. Baꢀvuranların
temsilcileri, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde ne Cumhuriyet Baꢀsavcılığı tarafından ön
soruꢀturma sırasında dinlenen tanıkları ne de Cumhuriyet Baꢀsavcılığı tarafından tayin
edilen kiꢀileri sorgulayabilmiꢀlerdir. Baꢀvuranların temsilcilerinin, Cumhuriyet
Baꢀsavcılığınca oluꢀturulan ses ve video bantlarının incelenmesi konusundaki talepleri
geçerli bir sebep belirtilmeksizin Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından reddedilmiꢀtir.
Baꢀvuranların mahkum edilmesine dayanak teꢀkil eden kanıtlar duruꢀma sırasında
okunmamıꢀtır. Baꢀvuranların, baꢀka tanıklar dinlenmesi ve karꢀı keꢀif yapılması
konusundaki talepleri Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından kabul edilmemiꢀtir.
Bununla birlikte, baꢀvuranlar, bazı avukatların ve yabancı temsilcilerin duruꢀma
salonuna girebilme konusunda karꢀılaꢀtıkları zorlukların tartıꢀmaların aleniyetini etkilediğini
savunmaktadırlar. En son olarak da baꢀvuranlar, kürt örgütlerine yakın yasal olan ve
olmayan tüm örgütlerin faaliyetlerini Devlet Güvenlik Mahkemesinin kendilerine isnat
ettiğinden, kendilerine yöneltilen suçlamalara iliꢀkin hiçbir kanıt niteliği taꢀımayan siyasi
görüꢀleri dikkate aldığından yakınmaktadırlar. Ekim 1995 tarihinde Yargıtay, Türk ve Yurttaꢀ soyadlı baꢀvuranlar hakkındaki
mahkumiyet kararını, bu baꢀvuranların Ceza Kanunu’nun 168 ve 169. maddelerini değil no’lu Kanun’un 8. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle bozmuꢀtur. Bunun yanısıra,
geçici olarak tutuklanmalarında geçen süreyi dikkate alarak, Yargıtay bu iki baꢀvuranın ꢀartlı
salıverilmelerine karar vermiꢀtir. Aynı zamanda, Yargıtay, Sakık ve Alınak soyadlı diğer
baꢀvuranların cezalarının belirlenmesi sırasında ilk derece mahkemesinin 3506 no’lu
Kanunu’nun “katsayıyla arttırma” ilkesini dikkate almadığı gerekçesiyle bu baꢀvuranlar
hakkındaki mahkumiyet kararını onamıꢀtır. Nisan 1996 tarihli bir kararla, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, 26 Ekim tarihli kararın gerekçelerine uyarak, baꢀvuranları, 3713 no’lu Kanunun 8 § 1 maddesi
çerçevesinde 14 ay hapis ve 116 666 666 Türk Lirası (TL) para cezasına çarptırmıꢀtır.
Baꢀvuranlar, bu son karardan sonra tekrar Yargıtay’a temyize gitmiꢀlerdir. Temmuz 1996 tarihinde, Yargıtay söz konusu kararı onamıꢀ ve bu kararın kesin
olduğuna hükmetmiꢀtir.
Türk Anayasası’nın 76 § 2 maddesi çerçevesinde, baꢀvuranların mahkum
edilmesi, ömür boyu seçilme hakkından mahrum olmalarına yol açmıꢀtır.
Avukatlık mesleğine mensup olan Yurttaꢀ ve Alınak soyadlı baꢀvuranlar,
avukatlık mesleğine iliꢀkin kanunun 5/a maddesi çerçevesinde, avukatlık mesleğini icra etme
haklarını kaybetmiꢀlerdir.
HUKUK AÇISINDAN
I.
AĐHS’NĐN 10 VE 11. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Daha önce baꢀka bir dilekçede bu ꢀikayeti dile getirmiꢀ olan Yurttaꢀ soyadlı
baꢀvuran dıꢀındaki (Yurttaꢀ-Türkiye davası, 25143/94 ve 27098/95 no’lu davalar) diğer
baꢀvuranlar cezai açıdan mahkum edilmelerinin toplantı ve ifade özgürlüklerini
engellendiğinden yakınmaktadırlar. Baꢀvuranlar siyasi fikirleri bağlamındaki ayrımcılığın
ulusal mahkemeleri verdikleri kararda etkilediği iddialarının altını çizmektedirler. Bu
bağlamda, baꢀvuranlar AĐHS’nin 14. maddesiyle bağlantılı olan 10 ve 11. maddelerine atıfta
bulunmaktadırlar. Sosyalist Parti ve diğerleri-Türkiye kararında (25 Mayıs 1998 tarihli
karar) izlediği muhakemeyi göz önüne alarak ve ayrımcılık iddiasının hiçbir dayanağının
olmadığını tespit ederek, AĐHM, bu ꢀikayetleri sadece AĐHS’nin 10. maddesi çerçevesinde
inceleyecektir.
AĐHM, daha önce de söz konusu olaya benzer sorunları konu eden davaları ele
almıꢀ ve AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (bkz özellikle Yurttaꢀ,
Ceylan-Türkiye, 23556/94 no’lu karar, Öztürk-Türkiye 22479/93 no’lu karar, Đbrahim Aksoy-
Türkiye, 28635/95, 30171/96 ve 34535/97 no’lu kararlar, Karkın-Türkiye, 43928/98 no’lu
karar, ve Kızılyaprak-Türkiye, 27528/95 no’lu karar)
AĐHM, söz konusu davayı yerleꢀik içtihadının ıꢀığında incelemiꢀtir ve Hükümetin
mevcut olayda baꢀka bir sonuca götürebilecek herhangi bir belge veya argüman sunmadığını
tespit etmiꢀtir. AĐHM, bildirilerde ve siyasi konuꢀmalarda kullanılan terimlere ve bunların
hangi koꢀullarda ifade edildiğine özel bir dikkat göstermiꢀtir. Bu bağlamda, AĐHM
incelemesine sunulan bu olayı çevreleyen koꢀulları özellikle terörle mücadeleye bağlı
zorlukları dikkate almıꢀtır (bkz. Đbrahim Aksoy ve Incal-Türkiye)
Uyuꢀmazlık konusu olan bildiri ve söylemleri baꢀvuranlar tek baꢀlarına veya siyasi
partilerinin diğer milletvekilleriyle ortak olarak, siyasi kiꢀilikleri ve TBMM’deki milletvekili
kimlikleriyle yapmıꢀlardır. Bu metinlerde, baꢀvuranlar özellikle kürt kimliğinin tanınmasını
talep etmekte ve çoğunluğu kürt kökenli vatandaꢀlardan oluꢀan bölgelerde Savunmacı
Devlet güçleri tarafından uygulanan “ꢀiddet politikası”nı yargılamaktaydılar. Bu bağlamda,
AĐHM, her birey için çok değerli olan ifade özgürlüğünün halk tarafından seçilmiꢀ bir kiꢀi
için özellikle değerli olduğunu hatırlatmaktadır; bu kiꢀi seçmenlerini temsil etmektedir,
onların sorunlarını gündeme getirmekte ve menfaatlerini savunmaktadır. Bundan yola
çıkarak, milletvekili olan baꢀvuranların ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleler AĐHM’i çok
daha ciddi bir inceleme yapmaya sevk etmiꢀtir (bkz. mutatis mutandis, Castells-Đspanya ve
Jerusalem-Avusturya, 26958/95 no’lu karar). ꢁüphesiz, baꢀvuranlar, olayda Meclis kürsünde
konuꢀmamaktaydılar. Yine de Hükümeti eleꢀtirmek haklarını kaybetmemekteydiler
(Castells).
AĐHM, Yargıtay’ın, uyuꢀmazlık konusu olan söylem ve bildirilerin Türk
Devletinin toprak bütünlüğünü bozmaya yönelik terimler içerdiği kanaatinde olduğunu tespit
etmiꢀtir.
AĐHM, ulusal mahkemelerin kararlarında belirtilen ve mevcut ꢀekliyle
baꢀvuranların ifade özgürlüğüne müdahale edildiğini doğrulamak için yeterli bir veri
olmayan nedenleri incelemiꢀtir (bkz. mutatis mutandis, Yurttaꢀ, ve Sürek-Türkiye 24762/94
no’lu karar) AĐHM, söz konusu bildirilerin özellikle sert olan bazı bölümlerinin, Türk
Devletince kürt problemiyle ilgili zaman içinde uygulanan siyasetin en olumsuz
tablolarından birini oluꢀturduğunun ve bu ꢀekilde siyasete düꢀmanca bir yan anlam
yüklediğinin gerçek olduğunu tespit etmektedir. Bununla birlikte, AĐHM, baꢀvuranların
kendilerini siyasi kimlikleriyle, türk siyasi hayatında oynadıkları rol çerçevesinde ifade
ettiklerini ve baꢀvuranların ne ꢀiddete baꢀvurmayı, ne silahlı direniꢀ ne de isyan çıkarmayı
teꢀvik ettiklerini, Yargıtay’ın gözünde esas ele alınması gereken veri olan düꢀmanca bir
konuꢀmanın söz konusu olmadığını vurgulamaktadır (bkz. Sürek-Türkiye, 26682/95 no’lu
karar ve Gerger-Türkiye, 24919/94 no’lu karar).
AĐHM, müdahalenin derecesini ölçmek için baꢀvuranların çarptırıldığı cezaların
yapısının ve katılığının da göz önüne alınması gereken etkenler olduğu kanaatindedir.
Olayda, baꢀvuranların on dört ay hapis cezasına çarptırılmalarının öngörülen
hedeflerle orantısız olduğu bundan dolayı demokratik bir toplumda gerekli olmadığı
görünmektedir. Dolayısıyla Alınak, Sakık ve Türk soyadlı baꢀvuranlar için AĐHS’nin 10.
maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II.
AĐHS’NĐN 6.MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında, baꢀvuranlar en baꢀta kendilerini mahkum eden
Devlet Güvenlik Mahkemesi bünyesinde askeri hakim bulunduğu için, tarafsız ve bağımsız
olmadığından ꢀikayet etmektedirler (AĐHS 6 § 1 maddesi). Bunun dıꢀında baꢀvuranlar, dava
sonunda savunmalarını hazırlayamadan, suçlamaların dava sürerken yeniden tanımlanması,
Yargıtay’daki savcının görüꢀünün kendilerine tebliğ edilmemiꢀ olması (AĐHS’nin 6 §§ 1 ve b maddesi), gözaltı sırasında avukat yardımından mahrum olmaları (AĐHS’nin 6 § 3 c
maddesi) ve son olarak da aleyhte tanıkları sorgulamaktan alıkonulmuꢀ olmalarından dolayı
söz konusu mahkeme önünde adil yargılanmadıklarını ileri sürmektedirler.
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında
AĐHM, birçok defa söz konusu olaya benzer konuları içeren davalara bakmıꢀ ve
AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (bkz. Özel-Türkiye, 42739/98 no’lu
karar, 7 Kasım 2002 ve Özdemir-Türkiye, 59659/00).
AĐHM, davayı incelemiꢀ ve Hükümetin mevcut durumda aksi bir sonuca
götürebilecek, ikna edici bir belge veya argüman sunmadığını tespit etmiꢀtir. AĐHM, Ceza
Kanunu ile Terörle Mücadele Yasası’nın suç saydığı ve cezalandırdığı suçlardan yargılanan
baꢀvuranların, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde, içlerinde askerlik mesleğinden olan bir
hakimin bulunduğu hakimlerin karꢀısına çıkmaktan korkmalarının anlaꢀılır olduğu
kanaatindedir. Bu sebeple, baꢀvuranlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, davanın özüne
yabancı düꢀünceler tarafından yönlendiriliyor olmasından endiꢀelenme hakkına meꢀru bir
ꢀekilde sahip olmaktaydılar. Dolayısıyla, bu yargılamanın bağımsızlığı ve tarafsızlığı
hakkında baꢀvuranlarca beslenen ꢀüpheler objektif olarak doğrulanmıꢀ kabul edilebilir.
(Incal)
Sonuç itibariyle, AĐHM, baꢀvuranları yargıladığı ve mahkum ettiği sırada Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin öngördüğü anlamda bağımsız ve
tarafsız bir mahkeme olmadığına hükmetmiꢀtir.
2. AĐHS’nin 6. maddesine iliꢀkin diğer ꢀikayetler
AĐHM, daha önce benzer davalarda, bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olan bir
mahkemenin, hiçbir ꢀekilde, kendi yargılamasına tabi kiꢀilere adil bir yargılanma garanti
edemeyeceği kararını verdiğini hatırlatmaktadır.
Baꢀvuranların davalarının kendisi gibi bağımsız ve tarafsız bir mahkeme
tarafından görülmesi haklarının ihlal edildiği tesbitini göz önünde bulundurarak AĐHM,
AĐHS’nin 6. maddesine iliꢀkin olarak yapılan ꢀikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına
karar vermiꢀtir (bkz. diğerleri arasında, Çıraklar)
III.
AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Zarar
Alınak, Sakık ve Türk soyadlı baꢀvuranlar tutuklanmaları ve mahkum edilmeleri
dolayısıyla uğradıkları kazanç kaybının telafisi için maddi tazminat olarak sırayla 152 000
Euro, 99 264 11 Euro ve 131 370, 96 Euro talep etmektedirler. Öte yandan, uğradıkları
manevi zararın telafisi için Alınak ve Sakık soyadlı baꢀvuranlar 150 000 Euro ve Türk
soyadlı baꢀvuran 400 000 Euro talep etmektedirler.
Hükümet talepleri reddetmek gerektiğini ileri sürmektedir. Hükümet, buna ek
olarak eğer AĐHM, baꢀvuranların ileri sürdüğü maddelerden birinin ihlal edildiğine karar
vermiꢀ olsaydı bu tespitin tek baꢀına yeterince adil bir tatmin oluꢀturacağını
vurgulamaktadır.
Baꢀvuranların iddia ettiği kazanç kaybıyla ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranların
maddi zarar konusundaki iddialarını yeterince desteklemediklerini tespit etmekle yetinmiꢀtir.
Sonuç olarak, AĐHM bu talebi kabul etmemektedir.
Olası manevi zarar için, AĐHM, baꢀvuranların davayla ilgili olaylar nedeniyle
birtakım sıkıntılar çektikleri kanaatindedir. AĐHS’nin 41.maddesinin öngördüğü ꢀekilde
hakkaniyetle hükmederek olarak Alınak, Sakık ve Türk soyadlı baꢀvuranlardan her birine
manevi tazminat olarak 7 500 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir (Mehdi Zana-Türkiye,
26982/95 no’lu karar ile karꢀılaꢀtırınız).
B. Masraf ve Harcamalar
Temsil edilmeleri için yapılan harcama ve masraflar için, baꢀvuranlar toplu olarak 850 Euro talep etmektedirler.
Hükümet bu miktarı çok aꢀırı ve haksız bulmaktadır.
AĐHM, hakkaniyetle ve yerleꢀik içtihatlarına göre hükmederek baꢀvuranlara toplu
olarak 4 000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU NEDENLERLE, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Alınak, Sakık ve Türk soyadlı baꢀvuranlar için AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,
2. Baꢀvuranları mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinde askeri bir hakim bulunması
sebebiyle dört baꢀvuran için de AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine,
3. AĐHS’nin 6.maddesine atıfta bulunarak yapılan diğer ꢀikayetlerin ayrıca incelenmesine
gerek olmadığına,
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde ve
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından
Alınak, Sakık ve Türk soyadlı baꢀvuranların her birine manevi tazminat için 7.500 Euro
(yedi bin beꢀ yüz) ve masraf ve harcamalar için dört baꢀvurana toplu olarak 4.000 Euro (dört
bin) ödenmesine;
b) bu miktarların, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilerek
ödenmesine;
5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3
maddesine uygun olarak 4 Mayıs 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło