34588/03

WyrokETPCz2008-12-09ECLI:CE:ECHR:2008:1209JUD003458803

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania cywilnego w Turcji, trwającego ponad dziewięć lat i charakteryzującego się wielokrotnymi uchyleniami orzeczeń przez Sąd Kasacyjny, naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długość postępowania, trwającego dziewięć lat i jeden miesiąc przez trzy instancje z wielokrotnymi przekazaniami sprawy do ponownego rozpoznania, była nadmierna. Stwierdził, że sprawa nie była skomplikowana, a choć zachowanie skarżącego w pewnym stopniu przyczyniło się do opóźnień, nie usprawiedliwiało to ogólnej długości postępowania. Główną przyczyną przewlekłości była niewydolność krajowego systemu sądowego, objawiająca się częstymi błędami sądów pierwszej instancji prowadzącymi do uchylania orzeczeń przez Sąd Kasacyjny i ponownego rozpatrywania sprawy.
Stan faktyczny
Skarżący, Mustafa Açıkgöz, właściciel firmy budowlanej w Turcji, zawarł w 1993 r. umowę na budowę mieszkań i sklepów. W 1994 r. S.K. wniósł przeciwko niemu pozew do Sądu Cywilnego Pierwszej Instancji w Beypazarı, zarzucając niewywiązanie się z umowy dotyczącej przeniesienia własności mieszkań. Postępowanie krajowe, obejmujące liczne raporty biegłych, decyzje sądu pierwszej instancji oraz wielokrotne uchylenia i przekazania sprawy do ponownego rozpoznania przez Sąd Kasacyjny, trwało ponad dziewięć lat.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdził dopuszczalność skargi. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdził, że nie jest konieczne odrębne rozpatrywanie skargi na podstawie art. 1 Protokołu nr 1. 4. Zasądził na rzecz skarżącego 2,400 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. 5. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   MUSTAFA AÇIKGÖZ/TÜRKİYE   (Başvuru no. 34588/03)   KARAR   STRAZBURG   Aralık 2008   Sözkonusu karar AİHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle ilişkin   değişiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULİ İŞLEMLER   Davanın nedeni, Türk vatandaşı Mustafa Açıkgöz’ün (“başvuran”), 31 Temmuz 2003   tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”)   34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı   başvurudur (başvuru no. 34588/03).   Başvuran, Ankara Barosu avukatlarından E. Sansal tarafından temsil edilmiştir.   OLAYLAR   Başvuran, 1958 doğumludur ve Ankara’da yaşamaktadır.   Başvuran, Türkiye’de kayıtlı bir inşaat şirketi olan Mustafa Açıkgöz İnşaat Limited   Şirketi’nin sahibi ve yöneticisidir.   Nisan 1993’te S.K. ve F.Ö.’ye ait olan ve Beypazarı’nda bulunan arsa üzerine   dairelerden ve dükkanlardan oluşan bir bina inşa etmek üzere bu kişilerle bir sözleşme   yapmıştır. Arsanın sahipleri mülkiyetini başvurana ve başvuran da inşaat tamamlandığında,   altı dairenin mülkiyetini S.K. ve F.Ö.’ye devredecekti. Sözleşmeye göre, S.K. ve F.Ö., ikisi   iyi güneş alan üçer daireye sahip olacaktı.   Mart 1994’te S.K., binayı inşa ettiğini ancak dairelerin mülkiyetini kendisine   devretmediğini ileri sürerek Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesi’nde başvuran aleyhinde   dava açmıştır. S.K., 8, 15 ve 18 no’lu dairelerin, kendi adına kaydedilmesini talep etmiştir.   Nisan 1994 ve 1 Mayıs 1997 tarihleri arasında yirmi sekiz duruşma yapılmıştır. Bu   süre boyunca mahkemeye, dairelerin dağılımı ve binanın bölümleri ya da dairelerin   aydınlanması hususunda beş bilirkişi raporu sunulmuştur.   Mayıs 1997’de Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesi, S.K.’nın talebini kabul   etmiştir.   Aralık 1997’de Yargıtay, birinci derece mahkemesinin, başvuran ve S.K. arasında   yapılan sözleşmenin hükümlerini doğru olarak değerlendirmediği ve bu nedenle, yanlış   daireleri numaralandırdığı sonucuna vararak 1 Mayıs 1997 tarihli kararı bozmuştur. Yargıtay,   sözleşme kapsamındaki “iyi güneş alan” ifadesinin, binanın güney cephesindeki daireler   şeklinde yorumlanması gerektiği kanısına varmıştır.   Başvuran, Yargıtay kararının gözden geçirilmesini talep etmiştir.   Mayıs 1998’de gözden geçirme talebi reddedilmiştir.   Dava dosyası, müteakiben birinci derece mahkemesine geri gönderilmiştir.   Mayıs 1998 ve 24 Eylül 1998 tarihleri arasında iki duruşma yapılmıştır.   Eylül 1998’de mahkemeye, daha iyi güneş alan dairelerin numaralarının, 11, 14, 17   ve 20 olduğunu gösteren bir bilirkişi raporu sunulmuştur.   Eylül 1998’de Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesi, yüzölçümleri aynı olan 5, 6 ve   no’lu dairelerin yanı sıra 17 ve 20 no’lu dairelerin S.K. adına tapuya tescil edilmesi   gerektiğine karar vermiştir.   Nisan 1999’da Yargıtay, birinci derece mahkemesinin kararını bir kez daha   bozmuştur. Başvuranın, sözkonusu karar sonucu haksız bir zarara uğradığı sonucuna   varmıştır.   Davacı, Yargıtay’ın kararının gözden geçirilmesini talep etmiştir.   Aralık 1999’da gözden geçirme talebi reddedilmiştir.   Dava dosyası, müteakiben birinci derece mahkemesine geri gönderilmiştir.   Aralık 1999 ve 9 Ekim 2000 tarihleri arasında altı duruşma yapılmıştır.   Mayıs 2000’de mahkemeye, bir bilirkişi raporu sunulmuştur.   Ekim 2000’de Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesi, toplam yüzeyi, 5, 6 ve 8 no’lu   dairelerin toplam yüzeyinden daha az olan 1, 3, 5 ve 6 no’lu daireler ile 17 ve 20 no’lu   dairelerin S.K. adına tapuya tescil edilmelerine karar vermiştir.   Nisan 2001’de Yargıtay, 9 Ekim 2000 tarihli kararı onaylamıştır.   Başvuran, Yargıtay kararının gözden geçirilmesini talep etmiştir.   Ekim 2001’de Yargıtay, başvuranın talebini kabul etmiş, 30 Nisan 2001 tarihli kararı   iptal etmiş ve 9 Ekim 2000 tarihli kararı bozmuştur. Yargıtay, birinci derece mahkemesinin,   bilirkişilerden rapor hazırlamalarını ve dairelerin dağılımı ile binanın bölünmesine ilişkin   öneri sunmalarını istediğini ve bilirkişilerin, 26 Mayıs 2000’de yedi öneri içeren bir rapor   sunduklarını kaydetmiştir. Mahkemenin, başvurana sözkonusu önerilere ilişkin tercihini   açıklama fırsatı vermediğini gözlemlemiştir. Mahkeme, bunun yerine, resen başvuranı   olumsuz yönde etkileyen ilk öneriyi tercih etmiştir. Dava dosyası, müteakiben birinci derece   mahkemesine geri gönderilmiştir.   Ekim 2001 ve 8 Temmuz 2002 tarihleri arasında dört duruşma yapılmıştır.   Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesi, 11 Mart 2002 tarihli duruşmada başvuranın,   tercih ettiği bilirkişi önerisini açıklamasını istemiş, ancak başvuran belirlenen süre içerisinde   cevap vermemiştir.   Temmuz 2002’de Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesi, kararını vermiş ve 17 ve 20   no’lu dairelerle birlikte 2, 3, 4 ve 5 no’lu dairelerin S.K. adına tapuya kaydedilmelerine karar   vermiştir.   Yargıtay, 21 Nisan 2003’te 8 Temmuz 2002 tarihli kararı onaylamıştır.   HUKUK   I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, AİHS’nin 6/1 maddesi bağlamında hukuki yargılama süresinin “makul   süre” gereğine uymadığından şikayetçi olmuştur.   A. Kabuledilebilirlik   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   taşımadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru, kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Hükümet, yargılama süresinin makul süre gereğine uygun olduğunu kaydetmiştir.   Başvuranın davasının karmaşık olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca, yargılama süresince   uzlaşmayı reddettikleri için tarafların tutumlarının, yargılama süresinin uzamasına yol açtığını   belirtmiştir.   Başvuran, iddialarını yinelemiştir.   Göz önüne alınması gereken süre, 7 Mart 1994’te başlamış ve Yargıtay’ın, Beypazarı   Asliye Hukuk Mahkemesi’nin son kararını onayladığı 21 Nisan 2003’te sona ermiştir. Bu   nedenle, dava dosyasının birkaç kez yeniden incelendiği üç aşamalı yargılamada dokuz yıl bir   ay sürmüştür.   AİHM, yargılama süresinin makul olup olmadığının, davanın koşulları ışığında   davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili makamların tutumları ve ihtilafta yer alan   başvuran için neyin tehlikede olduğu gibi kriterler göz önüne alınarak değerlendirilmesi   gerektiğini yineler (bkz., Frylender/Fransa [BD], no. 30979/96, paragraf 43, AİHM 2000-   VII).   AİHM, başvuran ve S.K. arasında sözleşmenin yorumlanması hususunun karmaşık   olmadığı kanısındadır.   AİHM, başvuranın kendi tutumu ile – mahkemeye, tercih ettiği bilirkişi önerisini   belirlenen süre içerisinde bildirmemesi – yargılamanın uzamasına yol açmış olsa da, bunun   davanın toplamda bu kadar uzun sürmesini açıklamaya yetmediğini gözlemler (bkz.   Türkoğlu/Türkiye, no. 58922/00, 38. paragraf, 8 Ağustos 2006).   AİHM, yetkili makamların tutumlarına ilişkin olarak, Yargıtay yedi karar verirken,   Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesi’nin dört karar verdiğini gözlemler. Toplamda, dokuz   yılda on bir karar verilmiştir. Gecikme esas olarak davanın yeniden incelenmesinden   kaynaklanmıştır. Genellikle birinci derece mahkemelerinin yaptığı hatalar sonucu, dava   dosyalarının, incelenmek üzere geri gönderilmesi öngörülür. Tek dava dahilinde bu kadar çok   iade kararının alınması ise, hukuki sistemin işleyişindeki yetersizliği ortaya koyar (bkz.,   mutatis mutandis, Wierciszewska/Polonya, no. 41431/98, 46. paragraf, 25 Kasım 2003).   AİHM, yukarıda kaydedilenlere ilişkin olarak, mevcut davada yargılama süresinin   aşırı olduğu ve “makul süre” gereğine uymadığı kanaatindedir.   Dolayısıyla, AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   II. 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi tarafından güvence altına alınan mülkiyet   hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürmüştür.   Hükümet, başvuranın ihtilaf konusu dairelerin sahibi olmadığını ileri sürmüştür. Bu   hususta, 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin uygulanamayacağını iddia etmiştir.   AİHM, şikayetin yukarıda incelenen şikayetle bağlantılı olduğunu ve bu nedenle,   kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiğini kaydeder.   Ancak AİHM, 6/1 madde bağlamında vardığı sonuca ilişkin olarak, mevcut davada, 1   no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğini ayrıca incelemenin gerekli olmadığı   kanısındadır (bkz. Öztunç/Türkiye, no. 74039/01, 32. paragraf, 27 Mart 2007 ve   Zanghì/İtalya, 19 Şubat 1991, 23. paragraf, A Serisi no. 194-C).   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”   A. Tazminat   Başvuran, maddi ve manevi tazminat olarak 3,000,000 Euro talep etmiştir.   Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.   Tespit edilen ihlal ve ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı   kanısında olan AİHM, talebi reddeder. Ancak, hakkaniyet temelinde, başvurana manevi   tazminat olarak 3,600 EUR ödenmesine karar verir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuran, yargılama masraf ve giderleri için talepte bulunmamıştır.   Bu nedenle AİHM, sözkonusu başlık altında tazminat ödenmesini gerekli   görmemektedir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki şikayeti ayrıca incelemenin gerekli   olmadığına;   4. (a) AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Sorumlu Hükümet’in ulusal para birimine   çevrilmek üzere Sorumlu Devlet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 2,400 EUR (iki   bin dört yüz Euro) ve uygulanabilecek her tür verginin ödenmesine;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına   kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının   üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 9 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło