34592/97
WyrokETPCz2004-07-27ECLI:CE:ECHR:2004:0727JUD003459297
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego i szybkiego śledztwa w sprawie śmierci brata skarżącego, rzekomo spowodowanej przez funkcjonariuszy policji, naruszył proceduralny aspekt art. 2 Konwencji oraz art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał podkreślił, że art. 2 Konwencji nakłada na państwa obowiązek przeprowadzenia skutecznego śledztwa w przypadku utraty życia, zwłaszcza gdy jest to wynikiem użycia siły przez funkcjonariuszy państwowych. Stwierdzono, że śledztwo krajowe w sprawie śmierci brata skarżącego było wadliwe i przewlekłe, charakteryzowało się brakiem oględzin miejsca zdarzenia, opóźnieniami w zbieraniu dowodów (np. brak analizy odcisków palców), oraz zignorowaniem istotnych ustaleń (np. brak śladów prochu na rękach ofiary). Te niedociągnięcia uniemożliwiły ustalenie faktów i podważyły zaufanie publiczne do praworządności, naruszając tym samym proceduralny aspekt art. 2. Brak skutecznego śledztwa oznaczał również, że skarżący nie miał dostępu do skutecznego środka odwoławczego na poziomie krajowym, co stanowiło naruszenie art. 13 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Kemal Ağdaş, złożył skargę w związku ze śmiercią swojego brata, İrfana Ağdaşa, który zginął 4 grudnia 1996 roku. Skarżący twierdził, że jego brat został niesłusznie zabity przez funkcjonariuszy policji oraz że nie przeprowadzono skutecznego śledztwa w tej sprawie. Władze krajowe utrzymywały, że śmierć nastąpiła w wyniku strzelaniny z policją, gdy brat skarżącego próbował uniknąć kontroli tożsamości. Krajowe postępowanie karne zakończyło się uniewinnieniem policjantów.Rozstrzygnięcie
Trybunał odrzucił wstępne zarzuty Rządu. Stwierdził brak naruszenia art. 2 Konwencji w aspekcie materialnym (stosunkiem głosów 6 do 1). Stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji w aspekcie proceduralnym (jednogłośnie). Stwierdził, że nie ma potrzeby rozpatrywania skargi na podstawie art. 6 ust. 1 Konwencji (jednogłośnie). Stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji (jednogłośnie). Zasądził skarżącemu 15 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Odrzucił roszczenie o odszkodowanie za szkodę majątkową i koszty.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA KONSEYİ
İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
DÖRDÜNCÜ DAİRE AĞDAŞ/TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No: 34592/97)
(Özet Tercüme)
KARAR
STRAZBURG Temmuz 2004
____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıꢀ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam
olarak belirtilmiꢀ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koꢀulu ile Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla
alıntılanabilir.
Başvuru Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin eski 25. maddesi uyarınca 4 Aralık 1996
tarihinde Kemal Ağdaş tarafından Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na yapılan 34592/97
no'lu başvurudan kaynaklanmaktadır.
HUKUK
1. Hükümetin İlk İtirazı
Hükümet, başvuranın cezai soruşturmanın sonucunu beklemeksizin başvuruda bulunduğunu
ifade etmiştir.
Başvuran, iç hukuk yollarının etkisiz olduğunu düşündüğü için sözkonusu iç hukuk yollarını
tüketmeksizin Mahkemeye başvuruda bulunduğunu iddia etmiştir. Ulusal makamların
kardeşinin ölümü hakkında etkili ve yeterli bir soruşturma yapmadığını ileri sürmüştür.
Mahkeme 19 Temmuz 2001 tarihli kararında sözkonusu cezai soruşturmanın etkili olması
hakkındaki konunun başvuranın şikayetleri ile yakından ilgili olduğunu hatırlatmıştır.
Mahkeme, bu konunun Sözleşmenin 2. maddesi bağlamındaki şikayeti ile birlikte
incelenmesinin uygun olduğunu düşünmektedir.
II. SÖZLEŞMENİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, erkek kardeşi İrfan Ağdaş'm haksız olarak polis memurlarınca öldürüldüğünü ve
etkili bir soruşturma yapılmadığını ifade etmiştir.
A. Mahkeme Huzurundaki Argümanlar
Başvuran
Başvuran kardeşi İrfan Ağdaş'ın haksız olarak polis memurlarınca öldürüldüğünü ifade
etmiştir,
Sözkonusu ölüm hakkında, devletin sorumluluğu ile ilgili olarak başvuran, Mahkemenin dava
dosyasındaki kanıtları doğru değerlendirmediğini iddia etmiştir. Mahkemenin kabul ettiği
şekilde silahlı bir çatışma olmadığını, yapılan otopsi sonucunda İrfan'ın ateş etmediğinin or-
taya çıktığım; ellerinde nitrat izi bulunmadığını ileri sürmüştür.
Devletin, Sözleşmenin 2.maddesi kapsamında usul çerçevesindeki sorumluluğu ile ilgili
olarak başvuran, hazırlık soruşturmasının dosyanın gereksiz bir şekilde savcılıktan savcılığa
dolaşması nedeniyle uzadığını ileri sürmüştür. Ayrıca mahkeme huzurundaki işlemler,
yaşanan gecikmeler, sanıkların veya polis tanıklarının duruşmaya çağrılamaması gibi neden-
lerle kusurlu hale gelmiştir. Başvuranın ısrarlarına rağmen mahkeme olay yeri incelemesi
yapmamıştır. Polis memurları olarak kanıtları gizleyebilecek güçte olmalarına rağmen,
mahkeme sanıkların tutuklanmasını reddetmiştir. Başvuranın görüşüne göre bu, yetkililerin,
polislerin fiillerini gizleme çabasıdır. Bu olay ve diğer olaylar hakkında yapılan yetersiz
soruşturmalar, devletin resmi olarak toleranslı davrandığını göstermektedir.
2. Hükümet
2. Soruşturmanın Yetersizliğine İlişkin İddia
Sözleşmenin 2.maddesi uyarınca devletin yaşama hakkını koruma sorumluluğu, "kendi yetki
alanları içindeki herkese Sözleşmede açıklanan hak ve özgürlükleri tanırlar" şeklindeki
1.madde ile birlikte, doğrudan olmasa bile, bireyler kuvvet kullanılması sonucunda hayatlarını
kaybettiğinde etkili ve yeterli bir soruşturma yapılmasını gerekli kılar. (Mc Callum v. United
Kingdom, judgment of. 30 August 1990,; Kaya v. Turkey, judgment of 19 February 1998). Bu
soruşturmaların amacı ulusal kanunların uygulanmasını sağlamak ve devlet görevlilerinin
karıştığı iddia edilen durumlarda kendi sorumluluklarında gerçekleşen ölümler için güvenilir-
liklerini sağlamlaştırmaktır. Ne tür bir soruşturma ile bu amaçlara ulaşılacağı şartlara göre
değişir. Ancak ne tür bir soruşturma yapılırsa yapılsın yetkililer konu ile ilgili bilgi kendilerine
sunulur sunulmaz harekete geçmelidirler. Bir akrabanın resmi bir şikayette bulunması
beklenmemelidir. (İlhan v. Turkey, no. 22277/93).
Devlet görevlilerinin karıştığı ölüm olayları hakkındaki soruşturmanın etkili olabilmesi için
soruşturmayı yürüten kimselerin olaylara karışan kimselerden bağımsız olmaları gerekmek-
tedir. (Güleç v. Turkey, judgment of 27 July 1998; Oğur v. Turkey, no. 21594/93). Bu sa-
dece hiyerarşik ve kurumsal bağımsızlığı değil, aynı zamanda uygulamada da bağımsızlığı
gerektirir.
Yapılan soruşturma aynı zamanda uygulanan kuvvetin sözkonusu dava şartlarında haklı olup
olmadığını da ortaya koymalıdır. (Kaya, p.324, para. 87). Yetkililer, olayla ilgili kanıtları toplamak
için görgü tanıklarının ifadeleri, adli tıp raporları, ölüm sebebi ve klinik bulguların objektif
analizini ve yaralanmalarla ilgili ve ölüm nedeni hakkında tam ve doğru bilgileri içeren bir
otopsi raporu gibi unsurların hazırlanmasına dikkat etmelidir. (otopsilerle ilgili olarak Salman
v. Turkey, no. 21986/93, para. 106; tanıklarla ilgili olarak Tanrıkulu v. Turkey, no. 23763/94,
para. 109; adli tıp raporlarıyla ilgili olarak Gül v. Turkey, no. 22676/93, para.
89). Ölüm sebebinin veya sorumluların kimliğinin ortaya çıkmasını engelleyecek bir hata
ilgili soruşturmaya zarar verir.
Bu bağlamda hızlı davranmak büyük önem taşımaktadır. (Yaşa, para. 102-104; Çakıcı no.
23657/94, para. 80-87, 106; Mahmut Kaya v. Turkey no. 22635/93, para 106-107). Sor-
uşturmanın ilerlemesini engelleyen birçok faktör bulunduğu kabul edilmelidir. Ancak
yetkililerce atılacak hızlı adımlar kamuoyunun hukukun üstünlüğüne olan güvenini sağlamak
açısından önem taşımaktadır.
Mahkeme olay hakkındaki soruşturmanın incelemeye yetkili üst sıfatıyla Eyüp Savcısı
tarafından yürütüldüğünü belirtmiştir. Olayın ciddiyetine ve olayı aydınlatacak kanıtların
toplanması gerekliliğine rağmen, birçok eksik vardır. Balistik test yapılmasına rağmen,
parmak izi incelemesi-yapılmamıştır. Bu unsurlar, soruşturmanın bu kısmının güvenirliği ve
derinliği konusunda kusurlar olduğunu ortaya koymuştur.
Soruşturmadaki eksiklikler bir mahkemenin ölümün sorumluluğunun kime ait olduğunu
belirlemesini engelleyebilir. Ancak bu davada şüpheliler yargılanmış ve meşru müdafaa
haklarım kullandıktan sonucuna varıldığı için beraat etmişlerdir. Bu nedenle hazırlık
soruşturmasının faillerin belirlenip yargılanmasına yol açmadığı ileri sürülemez.
Polisin üstlerinin, polis memurları hakkında disiplin cezası vermeme veya dava açmama
yönündeki tavsiyesine rağmen bir hazırlık soruşturması yapılmış ve cezai işlem başlatılmıştır.
Hükümet, başvuranın, Sözleşmenin 2.maddesine dayanarak, kardeşinin haksız kuvvet
kullanılması sonucunda öldürüldüğü iddiasını reddetmiştir. Kardeşi tarafından kendilerine
ateş edilme tehlikesinin varlığıyla hareket etmişlerdir.
Hükümet ulusal hukukun, 2.maddenin gereklerini karşılamadığı iddiasını reddetmiştir.
Hükümet, bu hükmün prosedürle ilgili bölümü uyarınca hazırlık soruşturması yapıldığını ve
cezai işlemlerin yürütüldüğünü belirtmiştir. Tanık ifadeleri alınmış, otopsi yapılmış, telsiz
konuşmaları deşifre edilmiştir.
B. Mahkemenin Değerlendirmesi
1. Başvuranın Kardeşinin Öldürülmesi Hakkında
Mahkeme üstlendiği ikincil rolü konusunda hassastır ve ilk derece mahkemesi rolünü
üstlenirken dikkatli olmalıdır. (McKerr v. The United Kingdom (dec), no. 28883/95, 4 April
2000). Mahkemenin görevi kendi değerlendirmesini diğer mahkemenin yerine koymak
değildir, kanıtları değerlendirmek ulusal mahkemelerin görevidir. Ulusal mahkemelerin bul-
guları Mahkemeyi bağlamamasına rağmen, söz konusu bulgulardan ayrılmak için ikna edici
unsurların bulunması gerekmektedir. (Klaas v. Germany, judgment of 22 September 1993,
Series A no. 269, p. 18, para. 29-30) Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri bağlamında şikayette
bulunulduysa, Mahkeme detaylı bir inceleme yapmalıdır.(Ribitsch v. Austria, judgment of. December 1995, Series A no. 336, para. 32; Avşar v. Turkey, no. 25657/94, para. 283).
Mahkeme başvuranın kardeşinin ölümü ile ilgili birbirinden çok farklı iddialarla karşı
karşıyadır. Hükümet, kimlik kontrolü ve aramadan kaçan başvuranın kardeşi ile polis
memurları arasındaki silahlı çatışmada öldüğünü ileri sürmüştür.
Mahkeme, başvuranın kardeşinin ölümü ile ilgili olayların kesinlik kazanmadığını belirtmiştir.
Öncelikle olay yeri incelemesinin yapılmamış olması değerlendirme yapılmasını engellemiştir.
Ateş açılan alan sadece olayı telsizden öğrenen bir polis ekibi tarafından incelenmiştir. Polis
memurları boş kovanları, gazete parçalarını ve Irfan'a ait olduğu iddia
edilen bir silahı toplamışlardır. Ancak parmak izi olmadığı için silahın İrfan'a ait olduğu kesin
değildir.
Ayrıca, Mahkeme başvuranın hikayesinin görgü tanıkları veya diğer kanıtlarla desteklen-
mediğini belirtmiştir. Telsiz diyalogları çelişkilidir, buna göre emniyet müdürlüğü olayı" 502
no'lu karışık durum" olarak nitelendirmiştir. Ağır ceza mahkemesi huzuruna çıkan tek sivil
tanığın anlattıkları ise çelişmektedir.
Mahkemenin böyle bir evveliyat sebebiyle vurulma olayı hakkında ciddi şüpheleri vardır.
Bunda, otopsinin yapılması ve soruşturmanın yürütülme tarzlarının etkisi büyüktür.
Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2 Nisan 2001 tarihli karan dahil olmak üzere, Mahkeme
önündeki kanıtlara dayanarak Sözleşmenin 2. maddesi bağlamında dahilinde kuvvet
kullanılması sonucunda ölümün gerçekleştiğine karar vermek için kanıtların yeterli olmadığı
görüşündedir.
Bu nedenle Sözleşmenin 2. maddesinin ihlali söz konusu değildir.
Mahkeme, dava sürecindeki yavaşlığa ve işlemlerin gönülsüzce yapılmasına dikkat çekmiştir.
Mahkeme bu konu ile ilgili olarak aşağıdakileri sunmuştur:
i) Eyüp Savcısı 3 Nisan 1997 tarihinde üç polis memurunu suçlayan bir iddianame sunduğunda cezai
süreç başlamış, Yargıtay'ın beraat kararını onadığı l Temmuz 2002 tarihinde sona ermiştir.
Dolayısıyla cezai işlemler beş yıldan uzun sürmüştür. Ayrıca dava dosyasının yetki sorunu
nedeniyle mahkemeler arasında dolaşmasına bağlı olarak toplam süre altı yılı aşmıştır.
ii) Sanık polis memurları, davanın başında, 14 Mayıs 1997 tarihinde ilk defa ifade vermek
üzere çağırılmışlardır. Sanıklardan biri, dört ay sonra 16 Eylül 1997 tarihinde mahkemeye
çıkmıştır. Diğer iki sanık bir yıl sonra 17 Mart 1998 tarihinde Eyüp Ağır Ceza
Mahkemesi'nde ifade vermiştir.
iii) 17 Mart 1998 tarihinde, mahkeme, boş kovanları toplayan polis memurlarını ifade vermek
üzere mahkemeye davet etmiştir. Yaklaşık bir yıl sonra 16 Şubat 1999 tarihinde polis memur-
larından sadece biri ifade vermiştir.
iv) Mahkeme, 19 Nisan 1999 tarihinde, başvuranın talebi üzerine emniyet müdürlüğünde
tutulan boş kovanları görmek istemiştir. Ancak onbeş ay sonra bu talep yerine getirilmiştir.
Ayrıca yapılan balistik inceleme sonucunda bu kovanların ilk incelemedeki kovanlarla aynı
olmadığı sonucuna varılmıştır. Ancak mahkeme bu sonuca önem vermemiştir.
v) Mahkeme nihai kararında İrfan'ın ellerinde nitrat izi olmadığını belirten otopsi raporunu da
gözardı etmiştir.
Bu dava ile ilgili olarak cezai işlemlerin uzunluğu ve hazırlık soruşturmasındaki ciddi
eksikliklerin Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülen dava ile giderilmediği
sonucuna varmıştır.
Mahkeme ulusal makamların İrfan Ağdaş'ın ölümü hakkında yeterli soruşturma yapmadığına
karar vermiştir. Bu nedenle hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğini öne süren ilk
itirazlarını reddetmiş ve bu bağlamda 2. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran mahkemeye etkili bir şekilde ulaşamadığı için Sözleşmenin 6/1. maddesinin ihlal
edildiğini öne sürmüştür. Etkili bir soruşturma yapılmamıştır. Ayrıca ulusal mahkeme polis
memurlarının beraat etmesinde kararlıdır.
Hükümet, olay hakkında yapılan soruşturmanın ve polis memurlarının yargılanmasının
başvuranın iddialarına karşılık etkili bir iç hukuk yolunu oluşturduğunu öne sürmüştür.
Mahkeme Sözleşmenin 6/1 maddesi bağlamındaki şikayetinin, soruşturma makamlarının
başvuranın kardeşinin ölümü karşısında takındığı tavır ve bu tavrın iç hukuk yolları üzerindeki
yansımaları hakkındaki şikayeti ile bağlı olduğunu gözlemlemiştir. Bu nedenle 2. madde
ihlalleri ile ilgili olarak 6. madde bağlamındaki şikayetin etkili iç hukuk yolları sağlanması
hükmünü içeren 13. madde ile birlikte incelenmesi gerektiğini düşünmektedir.
Mahkeme, Sözleşme'nin 13. maddesinin Sözleşme'de yer alan hakların ve özgürlüklerin yerel
düzeyde korunması mekanizmalarının iç hukukta düzenlenmesini güvence altına aldığım hatır-
latmıştır. Dolayısıyla, 13. madde, Sözleşme'nin ihlaline ilişkin bir şikayetin ulusal düzeyde
dile getirilmesini ve ulusal makamlarca çözümlenmesini gerektirir. Ancak bu çözümün hangi
yolla yapılacağına karar verme yetkisi Sözleşme'ye taraf devletlere aittir. 13. madde altındaki
sorumluluğun boyutu başvuranın şikayetinin türüne göre değişir. Buna karşın
13. maddede sözü edilen yol hem hukuksal açıdan hem de uygulama açısından etkili
olmalıdır; yani kararın uygulanması sırasında yetkili makamların eylemleri veya ihmalleri
sonucunda uygulama adaletsizliğe yol açmamalıdır (Aksoy, para. 95; Aydın, para. 103;
Menteş vd., judgment of 28 November 1997, para. 89; Kaya para. 106).
13. maddede sözü edilen hak arama yolları, tazminatın yanısıra sorumluların kimliklerinin
tespit edilmesini ve cezalandırılmalarını sağlayacak etkili bir soruşturmanın yapılmasını ve
şikayetçinin soruşturma sürecine aktif katılımının sağlanmasını da içermektedir. (Kaya, para.
107).
Mahkeme, bulunan kanıtlara dayanarak başvuranın kardeşinin devlet görevlilerince haksız bir
şekilde öldürüldüğünün kesinleşmediği görüşündedir. Ancak daha önceki davalarda da karar
verdiği şekilde 2. madde bağlamındaki şikayetin 13. maddenin amaçları doğrultusunda
"tartışılabilir" olmasını engellemez. (Böyle and Rice v. The United Kingdom, judgment of 21
April 1998, Series A no. 131, p. 23, para. 52; Kaya, para. 107; Yaşa, para. 113).
Yetkililerin başvuranın kardeşinin ölümü hakkında etkili bir soruşturma yapma sorumluluğu
vardır. Olayda, yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 13. maddeye uygun cezai bir sor-
uşturma yapıldığı düşünülemez. Mahkeme bu nedenle başvuranın etkili bir iç hukuk yolundan
faydalanamadığını ve tazminat talebi dahil başvuruda bulunabileceği başka iç hukuk yollarının
olmadığını düşünmektedir.
Sonuç olarak, Sözleşmenin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Zararlar
Başvuru sahibi tazminat talebinde bulunmuştur. Ancak, Mahkeme İç Tüzüğünün 60.
maddesinin gerektirdiği şekilde sözkonusu taleple ilgili detay belirtmemiştir.
Maddi zararla ilgili olarak olayın gerçekleştiği tarihte İrfan Ağdaş'ın halen öğrenci olduğu
belirtilmiştir. Aksine bir kanıt olmadığı için, İrfan Ağdaş'ın gelirinin olmadığı sonucuna
varılmıştır. Mahkeme, bu nedenle maddi zarar için tazminat vermenin uygun olmadığını
düşünmektedir.
Mahkeme Sözleşmenin 2. maddenin prosedürle gerekliliğine aykırı olarak etkili bir
soruşturma yapılmadığını ve bunun 13. maddenin ihlali olduğunu tekrarlamıştır. Mahkeme
benzer davalardaki içtihatlarının ışığında başvurana manevi tazminat için 15,000 Euro
ödemeyi uygun bulmuştur.
B. Mahkeme Masrafları
Başvuran, Mahkeme huzurundaki işlemler için yapılan harcamaların karşılanması talebinde
bulunmamıştır. Dolayısıyla Mahkeme kendi inisiyatifî ile harekete geçemez.
C. Gecikme Faizi
Mahkeme, Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranlarına üç puan eklemek suretiyle
elde edilecek faiz oranının benimsenmesinin uygun olduğu görüşündedir.
MAHKEME BU NEDENLERDEN DOLAYI;
1. Hükümet'in ilk itirazlarının oybirliğiyle reddedilmesine;
2. Başvuranın kardeşinin ölümü ile ilgili olarak 1'e karşı 6 oyla 2. maddenin esasının ihlal
edilmediğine;
3. Ulusal makamlarca yürütülen soruşturmalarla ilgili olarak oybirliğiyle 2. maddenin ihlal
edildiğine;
4. Oybirliğiyle, başvuranın Sözleşmenin 6/1 maddesi bağlamındaki şikayetleri incelemenin
gerekli olmadığına;
5. Oybirliğiyle 13. maddenin ihlal edildiğine;
6. Oybirliğiyle,
a) Sorumlu devletin Sözleşmenin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinlik kazandığı tarihten
itibaren üç ay içinde başvurana manevi tazminat için 15,000 Euro ödemesine, sözkonusu
meblağa yansıtılabilecek vergilerle birlikte ödeme günündeki kur üzerinden sorumlu devletin
para birimine çevrilerek ödenmesine;
b) Sözkonusu üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için yukarıdaki
meblağlara Avrupa Merkez Bankasının uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle
elde edilecek oranın uygulanmasına
KARAR VERMİŞTİR.
Karar İngilizce olarak hazırlanmış olup Mahkeme İç Tüzüğünün 77/2 ve 3. paragrafları
uyarınca 27 Temmuz 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło