34623/03
WyrokETPCz2007-06-14ECLI:CE:ECHR:2007:0614JUD003462303
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy długość aresztu tymczasowego skarżącego, trwającego ponad osiem lat, naruszyła jego prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie lub do zwolnienia na czas postępowania, zgodnie z art. 5 ust. 3 Konwencji? Czy prawo tureckie zapewniało skarżącemu skuteczne prawo do odszkodowania za naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji, zgodnie z art. 5 ust. 5 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długość aresztu tymczasowego skarżącego, wynosząca łącznie ponad osiem lat, była nadmierna. Sądy krajowe, uzasadniając przedłużanie aresztu, posługiwały się stereotypowymi sformułowaniami takimi jak „charakter zarzucanego przestępstwa” i „stan dowodów”, które same w sobie nie mogły usprawiedliwić tak długiego pozbawienia wolności. W związku z tym Trybunał stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. Dodatkowo, Trybunał ustalił, że turecka ustawa nr 466, dotycząca odszkodowań za niesłuszne pozbawienie wolności, nie przewidywała możliwości uzyskania zadośćuczynienia w przypadku, gdy areszt tymczasowy, choć zgodny z prawem krajowym, przekroczył rozsądny termin w rozumieniu art. 5 ust. 3 Konwencji. Tym samym, skarżący nie miał skutecznego środka prawnego do dochodzenia odszkodowania za stwierdzone naruszenie, co doprowadziło do naruszenia art. 5 ust. 5 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Cahit Solmaz, urodzony w 1979 roku, został aresztowany 3 października 1995 roku w Stambule w wieku 16 lat pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji zbrojnej DHKP-C. Po początkowym przyznaniu się do winy pod przymusem, skarżący konsekwentnie zaprzeczał zarzutom. Był przetrzymywany w areszcie tymczasowym przez ponad sześć lat do momentu skazania w marcu 2002 roku, a następnie, po uchyleniu wyroku przez Sąd Kasacyjny, przez kolejne dwa lata do momentu zwolnienia w październiku 2004 roku. Łączny czas aresztu tymczasowego wyniósł osiem lat, sześć miesięcy i pięć dni. Sądy krajowe wielokrotnie odmawiały zwolnienia, powołując się na stereotypowe uzasadnienia.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Przyłączył wstępny zarzut Rządu do meritum sprawy i odrzucił go.
2. Uznał skargę za dopuszczalną.
3. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji.
4. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 5 Konwencji.
5. Zasądził na rzecz skarżącego 10 000 euro z tytułu szkody niemajątkowej oraz 2 000 euro z tytułu kosztów i wydatków, pomniejszone o 850 euro otrzymanej pomocy prawnej, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami za zwłokę.
6. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE
CAHĐT SOLMAZ -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:34623/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Haziran 2007
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (34623/03) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu
ülke vatandaꢀı olan Cahit Solmaz’ın (baꢀvuran), 29 Eylül 2003 tarihinde Avrupa Đnsan
Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) Đnsan
Hakları ve Temel Özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu
baꢀvurudur.
Adli yardımdan yaralanan baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M.A. Kırdök ve
M. Kırdök tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN UNSURLARI
Baꢀvuran, 1979 yılı doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.
Baꢀvuran, on altı yaꢀındayken, 3 Ekim 1995 tarihinde, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü
Terörle Mücadele ꢁubesi’ne bağlı polisler tarafından yakalanmıꢀ ve gözaltında alınmıꢀtır.
Baꢀvuranın yasadıꢀı silahlı bir örgüt olan DHKP-C (Devrimci Halk Kurtuluꢀ Partisi) üyesi
olduğundan ve bu örgüt adına yasadıꢀı eylemlere katıldığından ꢀüphe edilmiꢀtir.
Polis, 4 Ekim 1995 tarihinde, baꢀvuranın evinde gerçekleꢀtirdiği aramalar sırasında,
sözkonusu örgüte ait belgelerin ve iki gaz tabancasının ele geçirildiğini gösteren bir arama
tutanağı düzenlemiꢀtir.
Baꢀvuran, 12 Ekim 1995 tarihinde, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde itirafta
bulunmuꢀ, sözkonusu örgüte üye olduğunu ve üzerine atılı eylemleri kabul etmiꢀtir. Aynı
gün, polis tarafından bir ifade tutanağı hazırlanmıꢀ ve bu tutanak baꢀvuran tarafından
imzalanmıꢀtır.
Baꢀvuran, 16 Ekim 1995 tarihinde, hazırlık soruꢀturması çerçevesinde, Đstanbul Devlet
Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiꢀtir. Baꢀvuran, baskı altında
imzaladığını iddia ettiği 12 Ekim 1995 tarihli ifadenin içeriğini ve DHKP-C üyesi olduğunu
tamamen reddetmiꢀtir.
Aynı gün baꢀvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi önüne çıkarılmıꢀ ve
Cumhuriyet Savcısı’na verdiği beyanları tekrarlamıꢀtır. Bununla birlikte, nöbetçi hakim,
dosyadaki unsurların tamamını dikkate alarak baꢀvuranın tutuklu yargılanmasına karar
vermiꢀtir.
Baꢀvuran, 17 Ekim 1995 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde bu karara
itiraz etmiꢀ ve tutuksuz yargılanma talebinde bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, özellikle, gözaltında
bulunduğu sırada kendisinin itirafta bulunması amacıyla iꢀkencelere maruz kaldığını ve bu
nedenle alınan beyanlarının aleyhte kanıt oluꢀturmaması gerektiğini ileri sürmüꢀtür.
Aynı gün, Devlet Güvenlik Mahkemesi, “atılı suçu ve kanıtların durumunu göz önüne
alarak” tutuksuz yargılanma talebini reddetmiꢀtir.
Cumhuriyet Savcısı, 27 Ekim 1995 tarihinde, baꢀvuran ve diğer dört kiꢀi aleyhinde,
eski Türk Ceza Kanunu’nun 146/1. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdile teꢀebbüsten ve 1993–1995 yılları arasında DHKP-
C örgütü adına ve yararına yasadıꢀı eylemlerden dolayı ceza davası açmıꢀtır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 1995–2002 yılları arasında birçok açık duruꢀma
gerçekleꢀtirmiꢀtir. Avukatının da hazır bulunduğu bu duruꢀmalarda baꢀvuran, tahliye talebini
yinelemiꢀtir. Bununla birlikte, “ atılı suçu ve kanıtların durumunu göz önüne alarak” Devlet
Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranın taleplerini her defasında reddetmiꢀtir. Temmuz 1999 tarihli iddianamesinde, Cumhuriyet Savcısı, yasadıꢀı silahlı bir
örgüte üye olmasından dolayı 3713 sayılı Terörle Mücadele yasasının 5. maddesi ile Türk
Ceza Kanunu’nun 168/2. maddesi uyarınca ve 13 kere patlayıcı madde atmasından dolayı da
Türk Ceza Kanunu’nun 264/6–8. maddesi uyarınca baꢀvuranın mahkumiyetini istemiꢀtir.
Ayrıca Savcı, olayların meydana geldiği sırada baꢀvuranın yaꢀı sebebi ile Türk Ceza
Kanunu’nun 55/3. maddesinin uygulanmasını önermiꢀtir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, dosyadaki unsurların tamamını dikkate alarak, 25 Mart tarihinde, baꢀvuranı üzerine atılı olaylardan suçlu ilan etmiꢀtir. Devlet Güvenlik
Mahkemesi, baꢀvuranı, Türk Ceza Kanunu’nun 55/3., 59. ve 168/2. maddesi ile 3713 sayılı
yasanın 5. maddesi gereğince, 8 yıl 4 ay hapis cezasına; Türk Ceza Kanunu’nun 264. maddesi
gereğince 18 yıl 5 ay 18 gün hapis cezasına ve Türk Ceza Kanunu’nun 77/2. maddesi
gereğince 17 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır.
Baꢀvuranın temyiz baꢀvurusu üzerine ve tarafların dinlenmelerinin ardından, 15 Ekim tarihli bir karar ile Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀ ve davayı Devlet
Güvenlik Mahkemesi’ne göndermiꢀtir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 3 Haziran 2003 ve 4 Eylül 2003 tarihlerinde
gerçekleꢀtirilen açık duruꢀmalarda, “atılı suçu ve kanıtların durumunu göz önüne alarak”
baꢀvuranın tahliye talebini iki kez reddetmiꢀtir.
Baꢀvuranın avukatı, 8 Eylül 2003 tarihinde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun
104. maddesine ve AĐHS’nin tutukluluk süresine iliꢀkin 5/3. maddesine atıfta bulunarak,
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 4 Eylül 2003 tarihli karara itiraz etmiꢀ ve müvekkilinin
salıverilmesini talep etmiꢀtir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi Baꢀkanı, 15 Eylül 2003 tarihli bir karar ile sözü edilen 4
Eylül 2003 tarihli kararı, yürürlükteki yasaya aykırı olmadığı gerekçesiyle onamıꢀtır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 13 Kasım 2003 ve 10 ꢁubat 2004 tarihlerinde, iki açık
duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀtir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, bu duruꢀmalarda, “atılı suçu ve
kanıtların durumunu göz önüne alarak” baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına karar
vermiꢀtir.
Baꢀvuranın avukatı, 11 Mart 2004 tarihinde, cezaların uygulanması hususundaki
hükümleri ve müvekkilinin ağırlaꢀan sağlık ꢀartlarını (baꢀvuranın ailesinden edindiği bilgiye
göre, 2 Mart 2004 tarihinde geçirdiği bir kalp krizinin ardından Edirne Tıp Fakültesi
Üniversitesi acil servisine kaldırılmıꢀtır) ileri sürerek, Devlet Güvenlik Mahkemesi
Baꢀkanından, baꢀvuranın tahliyesini talep etmiꢀtir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi Baꢀkanı, 18 Mart 2004 tarihli bir karar ile “atılı suçu ve
kanıtların durumunu göz önüne alarak” sözkonusu talebi reddetmiꢀtir.
Cezai yargılamaya iliꢀkin düzenlemeyi içeren ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni
kaldıran 5190 sayılı yasanın yürürlüğe girmesinin ardından, dava, ilk duruꢀmasını 1 Temmuz tarihinde gerçekleꢀtiren Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye baꢀlamıꢀtır.
Baꢀvuranın avukatının talebi üzerine, 28 Eylül 2004 tarihli duruꢀmada, Ağır Ceza
Mahkemesi esasa yönelik savunma hazırlanması için ek süre vermiꢀ fakat ilgilinin tahliye
talebi reddedilmiꢀtir. Dava, 23 Kasım 2004 tarihine ertelenmiꢀtir.
Baꢀvuranın avukatı, 28 Ekim 2004 tarihli bir mektup ile AĐHM’ye Türk Ceza
Kanunu’nun yeni hükümleri uyarınca baꢀvuranın 28 Ekim 2004 tarihinde salıverildiğini
bildirmiꢀtir.
Dosyadaki unsurlara göre, dava hala, baꢀvuran aleyhinde yapılan suçlamaların
doğruluğu hakkında henüz karar veremeyen Ağır Ceza Mahkemesi önünde sürmektedir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 5/3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, tutuklu yargılanma süresinden ꢀikayetçi olmaktadır. Bu bağlamda baꢀvuran,
AĐHS’nin 5/3. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe Đliꢀkin
AĐHS’nin 35.maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas Hakkında
AĐHM, AĐHS’nin 5/3. maddesinde belirtilen sürenin bitiꢀ tarihinin “ilk derece
mahkemelerinde suçlamanın esası hakkında karar verildiği gün” olduğunu hatırlatmaktadır
(Bkz. Wemhoff-Almanya, 27 Haziran 1968 tarihli kararı ve Labita-Đtalya, baꢀvuru no:
26772/95) ve birden çok tutuklu yargılanma süresi sözkonusu olduğunda, tutuklu yargılanma
dönemlerinin tamamını göz önüne almak uygun olacaktır (Bkz. Baltacı-Türkiye, baꢀvuru no:
495/02, 18 Temmuz 2006, Solmaz-Türkiye, baꢀvuru no: 27561/02).
Mevcut davada, AĐHM, baꢀvuranın dava konusu olan ilk tutukluluk döneminin,
yakalandığı tarih olan 3 Ekim 1995 tarihinde baꢀladığını ve 25 Mart 2002 tarihinde mahkum
edilmesiyle sona erdiğini gözlemlemektedir. Bu ilk dönem, altı yıl beꢀ ay ve yirmi iki gün
sürmüꢀtür. Yargıtay’ın 25 Mart 2002 tarihli kararı bozduğu 15 Ekim 2002 tarihinden itibaren
davanın incelenmesi, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yeniden baꢀlamıꢀ ve AĐHS’nin 5/3.
maddesi uyarınca baꢀvuranın ikinci tutuklu yargılanma süresi baꢀlamıꢀ oldu. Bu dönem, 25
Aralık 2004 tarihinde, baꢀvuranın salıverilmesiyle sona ermiꢀtir. Bu dönem iki yıl ön üç gün
sürmüꢀtür. Toplamda, baꢀvuran, sekiz yıl altı ay beꢀ günü tutuklu olarak geçirmiꢀtir.
AĐHM, belirli bir durumda bir sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süre sınırını
geçmemesine özen göstermenin, ilk olarak ulusal yargı mercilerinin üzerine düꢀen bir görev
olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, masumiyet karinesi doğrultusunda bireysel özgürlüğe
saygı kuralına istisna getirilmesini meꢀru kılan kamu çıkarının gerektirdiği gerçek bir
zorunluluğun olup olmadığını ortaya çıkaracak bütün koꢀulları incelemesi ve tutuksuz
yargılanma talebini reddettiğinde kararında bunu gerekçelendirmelidir. AĐHM, esas itibariyle
sözkonusu kararlarda yer alan gerekçelere ve ilgili tarafından baꢀvurusunda belirtilen inkar
edilemez olgulara dayanarak, AĐHS’nin 5/3. maddesinin ihlal edilip edilmediğini
belirlemelidir (Bkz. Assenov ve diğerleri- Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar).
Bu bağlamda yakalanan kiꢀinin bir suç iꢀlediğinden ꢀüphe edilmesine neden olan
makul nedenlerin devam etmesi, tutukluluk halinin devamı için sine qua non (olmazsa
olmaz) koꢀuldur. Ancak bir süre sonra bu da yeterli olmaz. Dolayısıyla AĐHM, adli makamlar
tarafından benimsenen diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye
yetip yetmediğini belirlemelidir. Bu gerekçeler “uygun” ve “yeterli” olduğu takdirde, AĐHM,
bunun üzerine yetkili ulusal makamların “yargılamanın devamına özel bir ihtimam gösterip
göstermediğini araꢀtırmalıdır (Bkz. diğerleri arasında, Mansur-Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli
karar, Ali Hıdır Polat-Türkiye, baꢀvuru no: 61446/00, 5 Nisan 2005 ve Baltacı).
Dosya unsurlarından, ulusal mahkemelerin baꢀvuranın sürekli olarak yinelediği serbest
bırakılma taleplerini reddettiği ve “atılı suçun niteliği” ve “kanıtların durumu” gibi birbirinin
aynı, hatta stereotip ifadeler kullanarak tutuklu yargılanmaya devam edilmesine karar verdiği
ortaya çıkmaktadır.
Oysa AĐHM’nin gözünde, “kanıtların durumu” suçluluğun ciddi belirtilerinin var
olduğunu ve var olmaya devam ettiği ꢀeklinde değerlendirilse de , bu davada sözkonusu
koꢀullar, bu kadar uzun bir süre baꢀvuranın tutuklu kalmaya devam etmesini tek baꢀına haklı
gösteremez (Bkz. Ali Hıdır Polat, Baltacı).
AĐHM, bu koꢀullarda ve bu durumda baꢀvuranın tutuklu yargılanma süresinin uzun
olmasını göz önünde bulundurarak, AĐHS’nin 5/3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna
varmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 5/5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, tutukluluğunun “makul süreyi” geçmesi sebebiyle AĐHS’nin 5/5. maddesi
uyarınca tazminat elde etmesinin Türk Hukuku’nda mümkün olmamasından ꢀikayetçidir.
A. Kabuledilebilirlik Hakkında
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği kapsamındaki ön itirazını belirtmektedir.
Hükümete göre, baꢀvuran, 466 sayılı Kanun uyarınca zararına iliꢀkin tazminat elde edebilirdi.
AĐHM, sözkonusu itirazın, AĐHS’nin 5/5. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetin
incelenmesi ile yakından ilgili olduğu kanısındadır ve itirazı esasa eklemiꢀtir.
AĐHM, ꢀikayetin, AĐHS’nin 35/3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını tespit etmektedir ve ꢀikayet esastan inceleme yapılmasını gerektirmektedir. AĐHM,
kabuledilemezliğe dair baꢀka hiçbir gerekçe olmadığını tespit etmektedir.
B. Esas Hakkında
AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin 1, 2, 3 veya 4. paragraflarına aykırı koꢀullarda
özgürlükten yoksun bırakılma sebebiyle tazminat talebinde bulunmanın mümkün olduğu
durumlarda, AĐHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafına riayet edildiğini hatırlatmaktadır
(Wassink-Hollanda, 27 Eylül 1990). 5. paragrafta ifade edilen tazminat hakkı 5. maddenin
sözkonusu diğer paragraflardan birinin ihlal edildiğinin bir ulusal makam veya AĐHS’nin
organları tarafından tespit edilmesini gerektirmektedir.(N.C.-Đtalya, baꢀvuru no:24952/94).
Mevcut davada, AĐHM, tutukluluk süresinin “makul süreyi” geçmesi sebebiyle
AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafının ihlal edildiği sonucuna ulaꢀmıꢀtır. Baꢀvuranın maruz
kaldığı zarar için tazminat talep etme olanağına sahip olup olmadığını belirlemek
gerekmektedir. sayılı Kanun’nun 1. maddesi ile ilgili olarak, AĐHM Kanun dairesinde
yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuꢀturma yapılmasına veya son
soruꢀturmanın açılmasına yer olmadığına veya hut beraetlerine veya ceza verilmesine mahal
olmadığına karar verilen durum haricinde ki bu davada zaten bu durum sözkonusu değildir,,
bu madde ile öngörülen tazmin varsayımlarının tamamının, özgürlükten mahrum bırakmanın
yasaya aykırı olmasını öngördüğünü ortaya koymaktadır. Oysa dava konusu tutukluluk iç
hukuka uygun olduğunda, baꢀvuran tazminat elde edemez (Sakık ve diğerleri).
Her halukarda, AĐHM, olayların meydana geldiği dönemde, 466 sayılı yasanın
hükümlerinin tutukluluk süresinin “makul süreyi” geçmesi durumunda tazminat ödemeyi
öngörmediğini, bu nedenle de baꢀvuranın zararının tazmin edilmesi için bütün olanaklardan
yoksun olduğunu gözlemlemektedir (Bkz. aynı anlamda, Çiçekler-Türkiye, baꢀvuru no:
14899/03, 22 Aralık 2005).
Sonuç olarak, mevcut dava koꢀullarında, AĐHM, Türk Hukuku’nun, baꢀvuranın maruz
kaldığı özgürlükten yoksunluk için baꢀvurana tazminat hakkı sunmadığını gözlemlemektedir.
Dolayısıyla AĐHM, Hükümet’in itirazını reddetmekte ve AĐHS’nin 5/5. maddesinin ihlal
edildiği sonucuna ulaꢀmaktadır.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, maruz kaldığı manevi zarar için 20.000 YTL, yaklaꢀık 10.722 Euro manevi
tazminat talep etmektedir.
Hükümet, bu miktara itiraz etmektedir.
AĐHM, baꢀvuranın, tutuklu yargılanma süresinin uzun olmasından dolayı ihlal
tespitinin yeterince telafi edemeyeceği bir manevi zarara uğradığını kabul etmektedir (Bkz.
özellikle, Kudla-Polonya, baꢀvuru no: 30210/96 ve Acunbay-Türkiye, baꢀvuru numaraları:
61442/00 ve 61445/00, 31 Mayıs 2005). Hakkaniyete uygun olarak ve baꢀvuranın yaꢀını göz
önünde bulundurarak, AĐHM, baꢀvurana 10.000 Euro manevi tazminat ödenmesinin uygun
olacağını düꢀünmektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Baꢀvuran, yerel mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu masraf ve harcamalar
için 8.000 YTL yaklaꢀık 4.289 Euro talep etmektedir. Bu amaçla baꢀvuran, bir ücret makbuzu
sunmaktadır.
Hükümet, bu miktara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, içtihadına göre, bir baꢀvuran, masraf ve harcamaların geri ödemesini ancak
gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir.
Mevcut davada, sahip olduğu unsurları ve sözü edilen kriterleri dikkate alarak AĐHM,
baꢀvurana tüm masraflar için, Avrupa Konseyi’nden adli yardım baꢀlığı altında aldığı 850
Euro düꢀülerek 2.000 Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.
C.Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artıꢀın eklenmesinin uygun olacağına hükmeder.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1.Hükümet’in ön itirazının esasa eklenmesine ve bu itirazın reddine;
2.Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
3.AĐHS’nin 5/3. maddesinin ihlal edildiğine;
4.AĐHS’nin 5/5. maddesinin ihlal edildiğine;
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere, Savunmacı
Hükümet tarafından, baꢀvurana manevi tazminat olarak 10.000 (on bin) Euro ve
masraf ve harcamalar için 2.000 (iki bin ) Euro’nun miktara yansıtılabilecek her türlü
vergiden muaf tutularak ve Avrupa Konseyi tarafından baꢀvurana adil yardım olarak
verilen 850 Euro’nun (sekiz yüz elli) düꢀülerek ödenmesine,
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77/2 ve 77/3.
maddesine uygun olarak 14 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło