34685/97
WyrokETPCz2004-11-10ECLI:CE:ECHR:2004:1110JUD003468597
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżącego za artykuł prasowy stanowiło naruszenie jego prawa do wolności wypowiedzi, chronionego przez art. 10 Konwencji? Czy skład Stambulskiego Sądu Bezpieczeństwa Państwa, obejmujący sędziego wojskowego, naruszył prawo skarżącego do niezawisłego i bezstronnego sądu zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżącego za artykuł prasowy, pomimo ostrego języka, nie nawoływało do przemocy ani nienawiści, lecz stanowiło krytyczną ocenę polityki państwa, a zatem ingerencja w wolność wypowiedzi nie była proporcjonalna ani „konieczna w społeczeństwie demokratycznym”. W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał potwierdził swoje ugruntowane orzecznictwo, stwierdzając, że obecność sędziego wojskowego w składzie sądu orzekającego w sprawach bezpieczeństwa państwa uzasadniała obawy skarżącego co do niezawisłości i bezstronności sądu, co prowadziło do naruszenia prawa do rzetelnego procesu.Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Hatip Dicle, napisał artykuł zatytułowany „Uluslararası Atatürk Barış Ödülü”, który został opublikowany w gazecie Yeni Politika 31 maja 1995 roku. Tego samego dnia gazeta została skonfiskowana przez siły bezpieczeństwa na polecenie prokuratora w Stambule, zanim trafiła do dystrybucji. 19 lipca 1995 roku prokurator Stambulskiego Sądu Bezpieczeństwa Państwa oskarżył skarżącego o podżeganie do nienawiści i wrogości na tle rasowym i religijnym, na podstawie art. 312 §§ 2 i 3 tureckiego Kodeksu Karnego. 3 kwietnia 1996 roku Stambulski Sąd Bezpieczeństwa Państwa, w składzie z sędzią wojskowym, uznał skarżącego za winnego i skazał go na dwa lata pozbawienia wolności oraz grzywnę w wysokości 600 000 TL. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny 3 lipca 1996 roku.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji oraz naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Stwierdził brak naruszenia art. 18 Konwencji. Zasądził skarżącemu 5 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 3 000 euro na pokrycie kosztów i wydatków. Odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ÜÇÜNCÜ DAİRE1
DİCLE/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 34685/97)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Kasım 2004 Dairenin 1 Kasım 2004 tarihinden önceki oluşumunda
_____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USULİ İŞLEMLER
Dava, Mehmet Hatip Dicle (”başvuran”) isimli bir Türk vatandaşı tarafından AİHS’nin eski
25. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) 12 Aralık 1996
tarihinde Türkiye aleyhine yapılan başvurudan kaynaklanmaktadır.
Mahkeme 14 Kasım 2002 tarihinde Hükümet’e başvurunun kısmen kabul edilebilir olduğunu
bildirmiş ve başvuranın İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve
tarafsızlığına ilişkin şikayetini, düşünce ve ifade özgürlüğüne müdahale edildiği ve yukarıda
belirtilen haklarına yapılan müdahalelerin AİHS uyarınca geçerli hedeflere yönelik olmadığı
iddialarını haklı bulmuştur.
OLAYLAR
Başvuran 1955 doğumludur ve Ankara merkez cezaevindeyken başvuruda bulunmuştur.
Halen Ankara’da ikamet etmektedir. Başvuran, 31 Mayıs 1995 tarihinde Yeni Politika
gazetesinde “Uluslararası Atatürk Barış Ödülü” başlıklı bir makale yazmıştır. Aynı gün gazete
İstanbul Cumhuriyet Savcısının emriyle güvenlik kuvvetleri tarafından henüz dağıtımına
başlanmadan toplatılmıştır.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı 19 Temmuz 1995 tarihinde başvuranı Ceza
Kanunu’nun 312 § § 2 ve 3. maddeleri uyarınca ırk ve dine dayalı ayrımcılık yaparak
insanları nefret ve düşmanlığa teşvik etmekle suçlayan bir iddianame hazırlamıştır.
Aleyhine açılan davaların bağlamında başvuran, makaleyi kaleme aldığını itiraf etmiştir.
Başvuran aynı zamanda yalnızca fikirlerini beyan ettiğini ve makalenin bir suç öğesi
içermediğini iddia etmektedir.
Biri askeri olmak üzere üç hakimden oluşan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 3 Nisan
1996’da başvuranı suçlu bulmuş ve kendisini iki yıl hapis cezası ile 600.000 TL para cezasına
çarptırmıştır. Yargıtay, 3 Temmuz 1996’da kararı onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
*************
HUKUK
SÖZLEŞMENİN 9 VE 10. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI
Başvuran, suçlu bulunmasının düşünce ve ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğinden şikayet
etmektedir. Bu iddiasını AİHS’nin 9 ve 10. maddelerine dayandırmaktadır.
AİHM, bu şikayetlerin yalnızca AİHS’nin 10. maddesi kapsamında değerlendirilmesi
gerektiği görüşündedir (bkz _İncal/Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar
Raporları 1998-IV, s. 1569, § 60). Bu madde şu şekildedir:
“1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile
kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve
vermek özgürlüğünü de içerir…
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda,
zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin
korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın,
başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması
için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir…”
AİHM, öncelikle geçmişte bu davaya benzer sorunlara ilişkin birçok dava incelediğine ve
AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğine dikkat çekmektedir (özellikle
aşağıdaki kararlara bakınız: Ceylan/Türkiye, no. 23556/94, § 38, AİHM 1999-IV,
Öztürk/Türkiye, no. 22479/93, §74 AİHM 1999-VI, İbrahim Aksoy/Türkiye, no. 28635/95,
30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000, § 80).
Söz konusu davada, AİHM, şikayet konusu mahkumiyetin, başvuranın 10 § 1. madde ile
koruma altına alınan ifade özgürlüğü hakkını kısıtladığını düşünmektedir. AİHM, 10§2.
madde uyarınca kısıtlamanın kanunlarda yeri olduğunun ve meşru bir amaca, toprak
bütünlüğünü korumaya yönelik olduğunun farkındadır (bkz. Yağmurdereli/Türkiye, no.
29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). Dolayısıyla AİHM davaya ilişkin tahkikatını, söz konusu
kısıtlamanın “demokratik bir toplumda zorunlu” olup olmadığı sorunu ile sınırlandıracaktır.
AİHM, bu davayı içtihat hukukuna göre incelemiş ve Hükümet’in yukarıda sıralanan
yargılardan farklı bir sonuca yol açabilecek bir kanıt ya da sav sunmadığına karar vermiştir.
Makalede kullanılan kelimelere özellikle dikkat etmiştir. Davanın geçmişini ve özellikle
terörizmin engellenmesine ilişkin sorunları da göz önüne almıştır (yukarıda sözü edilen
İbrahim Aksoy ve İncal davalarına bakınız).
Bu bağlamda, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin söz konusu makalenin insanları nefret ve
düşmanlığa sevk edecek sözler içerdiği yönündeki kararının aksine AİHM, makalenin
Türkiye’nin Kürt sorunu hakkındaki politikaları konusunda eleştirel bir değerlendirmeden
ibaret olduğu görüşündedir. AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi kararının gerekçelerini
incelemiş ancak bunları başvuranın ifade özgürlüğü hakkına getirilen kısıtlamayı mazur
görmek için yeterli bulmamıştır (bkz. mutatis mutandis, Sürek/Türkiye (no. 4), no. 24762/94,
§ 58, 8 Temmuz 1999). Mahkeme, bazı özellikle ağır dille yazılmış paragrafların Türk
Devleti’ne ilişkin çok olumsuz bir resim çizmesine ve bu şekilde makaleye düşmanca bir ton
katmasına rağmen şiddetli, silahlı direnişi veya ayaklanmayı teşvik etmedikleri ve bir nefret
konuşması teşkil etmedikleri kanaatindedir. AİHM’nin görüşünce alınan tedbirin
gerekliliğinin değerlendirilmesinde temel etken budur (Sürek/Türkiye (no. 1), no.26682/95, §
62, AİHM 1999-IV ve Gerger/Türkiye, no.24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999 aksine). Üstelik
Yeni Politika’nın söz konusu makaleyi içeren 31 Mayıs 1995 tarihli sayısına dağıtımdan önce,
basım evindeyken el konulmuş ve bu şekilde başvuranın görüşlerini gazetenin okuyucularına
iletmesi engellenmiştir. AİHM aynı zamanda müdahalenin uygunluğunu değerlendirirken
verilen cezaların niteliğini ve ağırlığını da göz önüne almaktadır.
Yukarıdaki hususlar ışığında AİHM başvurana verilen cezanın hedefe uymadığı ve bu nedenle
“demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı görüşündedir. Buna göre Sözleşme’nin 10.
maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kurulunda askeri bir hakim bulunmasına
ilişkin olarak, davasına bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından bakılmamasının
AİHS’nin 6 § 1. maddesini ihlal ettiğini iddia etmektedir. AİHS’nin 6 §1 maddesinin ilgili
kısmı şöyledir:
“Herkes … kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan … bağımsız ve
tarafsız bir mahkeme tarafından davasının … görülmesini istemek hakkına sahiptir.”
AİHM, söz konusu davaya benzer sorunlara ilişkin çok sayıda davaya bakmış ve AİHS’nin 6
§ 1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (bkz. yukarıda sözü geçen Özel, §§ 33-34 ve
Özdemir §§ 35-36).
AİHM, Hükümet’in söz konusu davada farklı bir karar alınmasına neden olacak bir kanıt ya
da sav sunmadığı görüşündedir. Başvuranın – “devlet güvenliği”ne ilişkin suçlar nedeniyle bir
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandığı için – askeri hakim içeren bir kurul tarafından
yargılanmaktan endişe duymasının anlaşılır olduğunu düşünmektedir. Bu nedenle, Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin davanın doğasıyla ilişkili olmayan hususlardan etkilenebileceğinden
korkmaya hakkı bulunmaktadır. Dolayısıyla, başvuranın bu mahkemenin bağımsızlığına ve
tarafsızlığına ilişkin şüpheleri haklıdır (bkz. yukarıda bahsedilen İncal, § 72 in fine).
Sonuç olarak, AİHM, başvuranı yargılayan ve suçlu bulan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,
AİHS’nin 6 §1 maddesi bağlamında öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı
kanaatindedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 18. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
BAŞVURAN, Ceza Kanunu’nun 312. maddesi uyarınca ifade özgürlüğü hakkına getirilen
kısıtlamaların 10 § 2. maddede belirlenen meşru hedeflere uymadığı ve dolayısıyla
Sözleşme’nin aşağıdaki 18. maddesine aykırı olduğunu iddia etmiştir:
“Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar
ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”
Mahkeme başvuranın ifade özgürlüğü hakkı üzerine getirilen kısıtlamaların AİHS’nin 10 § 2
maddesinde belirtilen meşru hedeflerle uyumlu olduğuna karar vermiştir.
Dolayısıyla AİHM Sözleşme’nin 18 maddesinin ihlal edilmediği kanaatindedir.
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran, gelir kaybı nedeniyle 42.000 euro maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.
Başvuran aynı zamanda 45.ooo euro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
Gelir kaybı iddiasına ilişkin olarak AİHM sunulan kanıtların, başvuranın AİHS’nin 10.
maddesinin ihlali nedeniyle ne kadar gelir kaybına uğradığının belirlenmesi için yeterli
olmadığını düşünmektedir (benzer bir karar için bkz. Karakoç ve Diğerleri/Türkiye, no.
27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). Bu nedenle AİHM bu iddiayı
reddetmektedir.
Manevi tazminata ilişkin olarak AİHM, başvuranın dava sırasında sıkıntıya düşmüş
olabileceği kanaatindedir. AİHS’de öngörülen tarafsız bir değerlendirme neticesinde
Mahkeme başvurana 5.000 euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
AİHM, başvuranın AİHS’nin 6 § 1 maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız olmayan bir
mahkeme tarafından mahkum edildiğine karar verdiğinde, ilke olarak, en uygun tazmin
şeklinin başvuranın en kısa sürede bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yeniden
yargılanmasını sağlamak olduğunu düşünmektedir (Gençel, § 27)
B. Mahkeme masrafları
Başvuran aynı zamanda yerel mahkemelerde yaptığı masraflar için 6.036 euro ve Komisyon
ve AİHM’de yaptığı masraflar için de 4.174,8 euro talep etmiştir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
AİHM, mevcut bilgilere dayanarak yaptığı değerlendirme sonucunda bu kalem altında
başvurana 3.000 euro ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan
eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesine karar vermiştir.
YUKARIDAKİ NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME OYBİRLİĞİYLE
1. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine
2. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine
3. AİHS’nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine
4. a) Sorumlu Devletin masraf ve harcamalarla ilgili olarak, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi
uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde başvurana aşağıdaki meblağların
ödeme günündeki kur üzerinden ulusal para birimine dönüştürülerek ödenmesine
(i) manevi tazminat olarak 5.000 euro (beş bin euro) ödenmesine;
(iii) mahkeme masrafları için 3.000 euro (üç bin euro) ödenmesine;
(iv) ayrıca uygulanabilecek vergilerin bu miktara eklenmesine;
b) Üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa Merkez
Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme
faizi olarak uygulanmasına;
5. Başvuranın diğer adil tazmin taleplerinin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İngilizce olarak hazırlanmış olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 § 2 ve 3. bentleri uyarınca 10
Kasım 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło