34738/04
WyrokETPCz2007-06-05ECLI:CE:ECHR:2007:0605JUD003473804
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skarżący doświadczyli tortur podczas zatrzymania, a postępowanie krajowe w tej sprawie było nieskuteczne, naruszając odpowiednio art. 3 i art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obrażenia skarżących, potwierdzone raportami medycznymi i ustaleniami sądów krajowych, stanowiły tortury, ponieważ były celowe, okrutne i poważne, mające na celu wymuszenie zeznań. W odniesieniu do art. 13, Trybunał stwierdził, że choć początkowe śledztwo było szybkie, to przewlekłość postępowania karnego przeciwko funkcjonariuszom policji, zakończona umorzeniem sprawy z powodu przedawnienia, sprawiła, że środek prawny był nieskuteczny. Trybunał podkreślił, że w sprawach dotyczących tortur państwo ma pozytywny obowiązek zapewnienia szybkiego i skutecznego postępowania, które prowadzi do ukarania sprawców.Stan faktyczny
Dwóch skarżących, Hidir Yeşil i Haşan Sevim, zostało zatrzymanych 9 września 1996 roku w Stambule pod zarzutem przynależności do Marksistowsko-Leninowskiej Partii Komunistycznej (MLKP). Podczas zatrzymania byli poddawani torturom, co potwierdziły raporty medyczne i późniejsze ustalenia sądów krajowych. Pomimo skazania siedmiu funkcjonariuszy policji za tortury przez sąd pierwszej instancji w 2002 roku, sprawa została ostatecznie umorzona przez Sąd Kasacyjny w 2004 roku z powodu przedawnienia, po ponad ośmiu latach od zdarzeń.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie uznał skargę za dopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji oraz naruszenie art. 13 Konwencji. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania zarzutu naruszenia art. 6 Konwencji. Zasądził każdemu ze skarżących 30 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 5 000 euro łącznie na pokrycie kosztów i wydatków, pomniejszone o 850 euro pomocy prawnej. Odrzucił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
YEŞİL VE SEVİM-TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:34738/04)
KARARIN ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Haziran 2007
İşbu karar AÎHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı
şekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 34738/04 başvuru no Tu davanın nedeni, bu ülke
vatandaşları olan Hidir Yeşil ve Haşan Sevim’in (başvuranlar), 19 Ağustos 2004 tarihinde
Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ne (AİHM) yapmış oldukları başvurudur.
Başvuranlar, AİHM önünde, İstanbul Barosu avukatlarından Sayın F.N. Ertekin
tarafından temsil edilmektedirler,
OLAYLAR
DAVA KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1972 ve 1954 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedirler.
Başvuranlar, 9 Eylül 1996 tarihinde polis tarafından yakalanmış ve Marksist Leninist
Komünist Partisi (MLKP) üyesi oldukları şüphesiyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle
Mücadele Şubesi’nde gözaltına alınmışlardır. Eylül 1996 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet
Başsavcısı, Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nin talebi üzerine başvuranların
gözaltı sürelerinin 23 Eylül 1996 tarihine kadar uzatılmasına karar vermiştir.
Başvuranlar 18 Eylül 1996 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiş ve
başvuranlar aleyhlerindeki suçlamaları reddetmişlerdir. Ayrıca Hidir Yeşil sağlık durumunun
iyi olmadığını ve Haşan Sevim de gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye maruz
kaldığını ileri sürmüşlerdir.
Cumhuriyet Başsavcısı aynı tarihte başvuranların İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda
görevli bir adli tıp uzmanı tarafından muayene edilmelerine karar vermiştir. Adli tıp uzmanı
aynı gün düzenlediği sağlık raporunda Hidir Yeşil’in göğsünün sol kısmında birbirine paralel
seyreden 1x3 ebadından kabuklanmış sıyrık alanları ve sol kolda hareket kısıtlılığı tespit
edildiğini belirtmiştir. Adli tıp uzmanı, başvuranın gözaltında bulunduğu sırada dövüldüğünü,
elektroşoka maruz kaldığını, tazyikli su tutulduğunu ve cinsel organının sıkıldığını ileri
sürdüğünü tespit etmiş ve Hidir Yeşile’e beş günlük iş göremezlik raporu vermiştir. Haşan
Sevim’le ilgili olarak ise adli tıp uzmanı, Sevim’in ağrı şikayetlerinin bulunduğunu ve
özellikle de sol dirsek ve bilekte olmak üzere vücudun tamamında hareket kısıtlılığı tespit
edildiğini belirtmiştir. İlgilinin de gözaltında bulunduğu sırada dövüldüğünü, asıldığını,
tazyikli suya ve elektroşoka maruz kaldığını iddia etmesi üzerine adli tıp doktoru nörolojik ve
ürolojik muayenelerin yapılmasına karar vermiştir.
Aynı gün Hasan Sevim nörolojik ve ürolojik muayeneden geçirilmiş ve yapılan
muayeneler sonucunda patolojik bir bulguya ve parmaklarda ağrıya rastlanmamıştır. Bu
muayeneler sonucunda adli tıp doktoru on günlük iş göremezlik raporu vermiştir.
Yine 18 Eylül 1996 tarihinde başvuranlar, İstanbul DGM Yedek Hakimliği’ne
sevkedilmiş ve ifadeleri alındıktan soma başvuranların tutuklu olarak yargılanmalarına karar
verilmiştir. Başvuranlar bir kez daha gözaltında bulundukları sırada kötü muameleye maruz
kaldıklarını ileri sürmüşlerdir.
Ekim 1996 tarihinde başvuranların gözaltından sorumlu polis memurları aleyhinde
başlatılan cezai soruşturma çerçevesinde davaya bakmakla yükümlü Cumhuriyet Savcısı
ratione loci yetkisizlik kararı vermiş ve dava dosyasını Fatih Cumhuriyet Savcılığına
sevketmiştir.
Fatih Cumhuriyet Savcısı, 23 Ekim 1996 tarihinde Emniyet Müdürlüğü Terörle
Mücadele Şubesinden başvuranlar adına düzenlenen sağlık raporlarım, ifadeleri ve aynı
zamanda gözaltı kayıtlarının bir nüshasını talep etmiştir. Fatih Cumhuriyet Savcısı,
ifadelerinin
alınması
amacıyla
başvuranların
gözaltından
sorumlu
polis
memurlarının
çağrılmasına karar vermiştir. yılının Aralık ayı ile 1997 yılının Nisan ayı arasında Cumhuriyet Savcısı
tarafından başvuranların gözaltından sorumlu olan Bayram Kartal, Yusuf Öz, Ali İhsan Kaya,
Mustafa Ünal, Yalçın Büyükhan, Zafer Virlan ve Nafiz Aktaş isimli polis memurlarının
ifadeleri alınmıştır. Polis memurları, başvuranlara kötü muamelede bulundukları iddialarını
reddetmişlerdir.
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 7 Mayıs 1997 tarihinde Türk Ceza
Kanunu’nun 243. maddesi uyarınca yedi polis memuru aleyhinde ceza savası açmıştır.
Cumhuriyet Savcısı yedi polis memurunu, aralarından başvuranların da bulunduğu on iki
kişiye gözaltı sırasında kötü muamele etmekle itham etmiştir. Başvuranlar müdahil taraf
olarak bu davaya katılmışlardır.
Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Mayıs 1997 tarihinde ilk duruşmasını düzenlemiş ve
duruşma sırasında Sakarya Ağır Ceza Mahkemesinden başvuranlarla ilgili ek bilgi talep
edilmesine karar verilmiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Eylül 1997 tarihli duruşma sırasında sanıkların ifadelerini
dinlemiştir. Sanıklar başvuranlara kötü muamelede bulundukları iddialarını reddetmişlerdir.
Bununla birlikte yakalama sırasından güç kullanmak zorunda kaldıklarım ifade etmişlerdir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Kasım 1997 ve 29 Nisan 1999 tarihleri arasında yedi
duruşma düzenlemiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Haziran 1999 tarihinde iki şikayetçinin ifadelerini dinlemiş
ve tarafları yüzleştirmeden önce şikayetçi olan diğer kişilerin de ifadelerinin alınmasına ve
Sakarya Ağır Ceza Mahkemesinden istenen soruşturmanın cevabının beklenmesine karar
vermiştir. Aynı duruşma sırasında başvuranların avukatı, 18 ve 20 Eylül 1996 tarihlerinde
Sakarya Cezaevinde bulunan mağdurlarla yapılan görüşmelerin yer aldığı İşkenceyi Önleme
Komitesinin raporunun dosyaya eklenmesini talep etmiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi
Ekim 1999 tarihinde başvuranların avukatı tarafından
İşkenceyi Önleme Komitesinin raporunun dava dosyasına eklenmesi yönünde dile getirilen
talebin reddedilmesine karar vermiş ve başvuranların istinabe yoluyla ifadelerinin alınmasına
karar vermiştir.
Başvuranlar 21 Mart 2000 tarihinde Gebze Ağır Ceza Mahkemesi tarafından
dinlenmiştir. Başvuranlar gözaltında bulundukları sırada kötü muameleye maruz kaldıklarını
ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar Bayram Kartla ve Yusuf Öz’ü tanıdıklarını beyan etmiş ve
yüzleştirme yapılmasına karar verilmesi durumunda diğer polis memurlarını da teşhis
edebileceklerini belirtmişlerdir.
Ağır Ceza Mahkemesi 5 Haziran 2000 tarihinde başvuranların istinabe yoluyla alınan
ifadelerinin dava dosyasına eklendiğini tespit etmiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi 22 Haziran ve 25 Ekim 2000 tarihlerinde, tanıklık etmeleri
amacıyla C.Y. ve S.K. isimli iki mağdurun adreslerinin tespit edilmesine karar vermiştir. Ocak ve 2 Mayıs 2001 tarihli duruşmalarda C.Y. ve S. K. isimli kişilerin ifadelerine
başvurulmuş ve bu kişiler gözaltında bulundukları sırada kötü muameleye maruz kaldıklarım
ileri sürmüşlerdir. Ağır Ceza Mahkemesi, TCK’nın 243. maddesinde öngörülen suçlar için sayılı Kanun’un uygulanıp uygulanamayacağına ilişkin Anayasa Mahkemesi önünde
görülmekte olan bir başvurunun sonucunun beklenmesine karar vermiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Temmuz, 19 Kasım 2001 ve 28 Şubat 2002 tarihli
duruşmalarda Anayasa Mahkemesi’nin, TCK’nın 243. maddesinde öngörülen suçlar için 4616
sayılı
Kanun’un
uygulanıp
uygulanamayacağı
hususunda
henüz
herhangi
bir
görüş
bildirmediğini tespit etmiştir. Bununla birlikte Ağır Ceza Mahkemesi adresi tespit edilemeyen
bir sanığın ifadesinin alınmasından vazgeçmiş ve son görüşlerini sunmaları amacıyla
mağdurlara süre tanımıştır.
Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Nisan 2002 tarihli bir kararla şikayetçi olan kişilerin
dövüldüklerinin,
boğazlarının
sıkıldığının,
kıyafetlerinin
çıkarıldığının,
hırpalandıklarının,
tehdit edildiklerinin, tazyikli suya ve elektroşoka maruz bırakıldıklarının, uykudan ve
ihtiyaçlarım giderme imkanından yoksun bırakıldıklarının tespit edildiğine karar vermiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi, bu eylemlerin mağdurları itirafa zorlamak amacıyla polis memurları
tarafından gerçekleştirildiğine ve şiddetli acılara sebebiyet verdiklerini tespit etmiştir. Ağır
Ceza Mahkemesi ayrıca şikayetçilerin beyanlarının ve düzenlenen sağlık raporlarının, polis
memurlarının sözkonusu yaraların ilgili kişilerin yakalandıkları sırada meydana geldiği
yönündeki savunmalarını desteklemediğine kanaat getirmiştir. Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu’nun yasak sorgu yöntemleri arasında işkence altında sorgu yapılmasını yasaklayan
135. maddesine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin maddelerine atıfla bulunan Ağır
Ceza Mahkemesi, polis memurlarının işkence yapmak suçundan suçlu olduklarına karar
vermiştir (TCK’nın 243 § 1. maddesi). Bu nedenle Ağır Ceza Mahkemesi, Bayram Kartal’ı on
ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve iki ay on beş gün süreyle görevden
uzaklaştırılmasına karar vermiştir. Mahkeme diğer altı polis memurunun on bir ay yirmi gün
hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve üç ay süreyle görevden uzaklaştırılmalarına karar
vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların suçu tekrar etmeyeceklerine kanaat getirerek bu
cezaların infazının, Cezaların İnfazı Hakkındaki 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca
ertelenmesine karar vermiştir.
Yargıtay, 5 Mayıs 2004 tarihinde ilk derece mahkemesi kararını onaylayarak sanıklar
hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar vermiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I.
AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği ileri sürmektedirler.
A. Kabuledilebilirlik Hakkında
AİHM bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun
olmadığım tespit etmektedir. AİHM ayrıca başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit
etmemektedir. Bu nedenle sözkonusu başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun
olacaktır.
B. Esas Hakkında
Hükümet başvuranların iddialarına karşı çıkmaktadır.
AİHM mevcut davada adli tıp doktorları tarafından düzenlenen sağlık raporlarının,
gözaltı süresinin sonunda başvuranların vücudunda ciddi yaraların tespit edildiğini ortaya
koyduğunu tespit etmekte ve hiç kimse bu yaraların daha önceki bir dönemde meydana
gelmediği hususunda AİHM önünde bir itiraz dile getirmemektedir. Öte yandan ulusal
mahkemeler önünde ve AİHM önünde görülen ceza davası sırasında taraflarca sunulan delil
unsurları, polis memurları tarafından yapıldığı ileri sürülen çeşitli şiddet eylemlerine ilişkin
başvuranların beyanlarım doğrular niteliktedir. Bu nedenle, dosyada yer alan delil unsurları ve
dikkate alındığında ve ulusal mahkemelerin de kabul ettiği gibi AİHM de başvuranların çeşitli
şiddet eylemlerine maruz kaldıklarını kabul etmektedir.
AİHM özellikle de İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin başvuranların karşı karşıya
kaldıkları eylemleri, şiddet düzeylerini ve bu eylemlerin, görevleri çerçevesinde hareket eden
devlet memurları tarafından isnat edilen suçlamalarla ilgili olarak bilgi almak ya da gözaltında
bulunan kişileri itirafa zorlamak amacıyla bilinçli olarak gerçekleştirildiğini dikkate alarak
işkence
olarak
nitelendirdiğini
tespit
etmektedir.
AİHM
bu
kararlardan
ayrılmasını
gerektirecek bir neden görmemekte ve genel olarak değerlendirildiğinde, başvuranlara
uygulanan şiddet eylemlerinin, acımasız ve ciddi nitelikte olduğuna ve bunların “şiddetli”
acıların yaşanmasına neden olabilecek türden olduklarına kanaat getirmiştir. Bu nedenle bu
eylemlerin, AİHS’nin 3. maddesi “işkence” olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, kötü muamele iddiaları karşısında yetkililerin etkili bir şekilde hareket
etmediklerini ileri sürmekte ve AİHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.
A. Kabuledilebilirlik Hakkında
AİHM bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını tespit etmektedir. AİHM ayrıca başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit
etmemektedir. Bu nedenle sözkonusu başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun
olacaktır.
B. Esas Hakkında
Hükümet soruşturmanın etkili bir şekilde yürütüldüğünü ve soruşturmanın “etkili”
olup olmamasının başvuranlar lehine bir sonuç çıkıp çıkmaması ile ilgili olmadığını
belirtmektedir. Hükümet bununla ilgili olarak ulusal mahkemelerin yalnızca kanunları
uyguladığını ve davanın süresi ile ilgili olarak yetkili makamların suçlanamayacağını ifade
etmektedir. Hükümet sanık sayısının ve şikayetçi sayısının çok olması sebebiyle sözkonusu
davanın, tartışmasız bir şekilde karmaşıklık arz ettiğine dikkat çekmektedir. Adli yetkililer,
ifadelerin
alınması
hususunda
alışılmışın
dışında
güçlüklerle
karşılaşmışlardır.
Zira
başvuranlar ulusal mahkemelerle aktif olarak işbirliği yapmamış ve bu durum da davanın
yavaş ilerlemesine katkıda bulunmuştur,
AİHM, kendisine sunulan delillerden hareketle, başvuranların maruz kaldıkları
işkenceden Savunmacı Devletin sorumlu olduğuna karar vermiştir. Bu nedenle başvuranlar
tarafından ileri sürülen şikayetler, AİHS’nin 13. maddesi bakımından “savunulabilir”
niteliktedir. Bu nedenle yetkili makamların, Batı ve diğerleri-Türkiye (no: 33097/96 ve
57834/00) davasında ifade edilen gereklilikleri karşılayabilecek şekilde etkili bir soruşturma
açma ve yürütme zorunluluğunu bulunmaktadır. Ayrıca AİHM, bir devlet memurunun
AİHS’nin 3. maddesine aykırı şekilde muamelelerde bulunmakla itham edildiği durumlarda,
bu kişinin suçluluğu ispatlandığında kamu görevine devam etmesi mümkün olmadığından
kendisi ile ilgili olan bir soruşturma ya da dava sırasında görevine devam etmesinin
anlaşılmasının güç olduğunu tekrarlamaktadır (mutatls mutandis, Abdühamet Yanum-Türkiye,
no: 32446/96, 2 Kasım 2004).
Her ne olursa olsun, mahkumiyet kararlarının açıklanma ve infaz edilme safhaları da
dahil olmak üzere bu türden bir davanın yürütülmesinin ve tamamlanmasının, af gibi istisnai
tedbirler nedeniyle kesintiye uğraması ya da dikkatli ve özenli olma gerekliliği ile uyuşmayan hukuki
ertelemeler nedeniyle zamanaşımına uğramaları prensip olarak kabuledilemez niteliktedir (Okkalı-Türkiye,
no: 52067/99, 17 Ekim 2006). Kötü muamele iddiaları hakkında soruşturma yürütülmesi sözkonusu
olduğunda yasalara uygunluk ilkesi çerçevesinde kamu güvenini sağlamak ve suç ortaklığı yapıldığı ya
da yasal olmayan eylemlere müsamaha gösterildiği izleniminin önlenmesi için yetkili makamların ivedi
cevabının esas teşkil ettiği düşünülebilir {Batı ve diğerleri kararı).
AİHM sözkonusu polis memurlarının, TCK’ııın 243, maddesi bakımından işkence
altında itirafa zorlama suçundan dolayı
Mahkemesine sevkedildiklerini tespit
Mayıs 1997 tarihinde İstanbul Ağır Ceza
etmektedir. Bu nedenle İstanbul Savcılığının
sorumluları ivedi bir şekilde teşhis ettiğine ve başvuranların şikayetleri ile ilgili olarak olası
sorumlulukları tespit ettiğine kanaat getirilmesi mümkündür. Böylece AİHM’ye göre
sözkonusu hukuki gerekliliklerle bağdaşan bir hazırlık soruşturması yapılıp yapılmadığının
tespit edilmesinden ziyade burada asıl sözkonusu olan, Türk mahkemelerinin sorumluların
cezalandırılması arzusunda olup olmadıklarının incelenmesidir.
Ceza davası ile ilgili olarak AİHM öncelikle bir bütün olarak değerlendirildiğinde
dava süresinin uzun olduğu kanaatindedir. Ağır Ceza Mahkemesi, olayların meydana geldiği
tarihten beş yıl ve yedi ay sonra başvuranlara işkence yaptıkları gerekçesiyle polis
memurlarının suçlu olduklarına karar vermiştir. Bununla birlikte Yargıtay’ın temyiz
başvurusu hakkında görüş bildirmek ve bütün dava süresince görevlerine devam eden ve
başvuranlara işkence yaptıkları iddia edilen polis memurları aleyhinde açılan kamu davasının
zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar vermek için iki yıl ve bir ay beklemesi de
dikkat çeken bir konudur. Dava olayların üzerinden sekiz yıldan fazla bir sürenin geçmiş
olması nedeniyle kapanmıştır.
AİHM için AİHS’nin 3. maddesinde yer alan ifadeler dikkate alındığında (Jalloh- Almanya
[Büyük Daire], no: 54810/00), Türk mahkemelerinin, zamanaşımına uğramadan evvelden davayı sonuca
bağlamak amacıyla dava koşullarının ciddiyetinin gerektirdiği pozitif tedbirleri almaları gerektiği konusu
şüphe götürmemektedir.
Bu nedenle polislerin yargılanması için davada harcanan toplam süre dikkate
alındığında, ki bu süre yaklaşık sekiz saattir, AİHM Türk yetkililerin yeteri ölçüde hızlı
davrandıklarına ve makul düzeyde özen gösterdiklerine kanaat getirilemeyeceği kanaatindedir
zira şiddet eylemlerini gerçekleştiren kişiler, işkence yapmakla suçlu ilan edilmelerine rağmen
cezalandırılmamıştır. Bu durum başvurana işkence yaptıkları iddia edilen kişiler aleyhinde
açılan kamu davasının kapanmasına sebebiyet veren olaylar nedeniyle, cezai yargılama
yolunun AİHS’nin 13. maddesi bakımından “etkili” olmaktan uzak olduğunu ortaya koymak
için yeterlidir zira kullanılan başvuru yolu, hukuken olduğu kadar uygulamada da etkili
olmalıdır.
Sonuç olarak AİHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, polisler aleyhine yapılan yargılamanın adil olmadığını ve makul sürede
sonuçlanmadığım ileri sürmekte ve AİHS’nin 6. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM ileri sürülen bu şikayetin yukarıda incelenen şikayetle ilgili olduğunu tespit
etmekte ve bu nedenle kabuledilebilir ilan edilmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.
Bununla birlikte AİHS’nin 13. maddesi ile ilgili olarak yapılan tespit dikkate alındığında
mevcut davada bu maddenin ihlal edilip edilmediğinin ayrıca incelenmesinin gerekli
olmadığına karar vermiştir.
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA,
A. Tazminat
Manevi tazminat olarak Hidir Yeşil 80.000 Euro, Haşan Sevim ise 100.000 Euro talep
etmektedir.
Hükümet bu taleplerin aşırı olduğu kanaatindedir.
Başvuranların mağduru oldukları ve AİHS’nin 3. ve 13. maddeleri bakımından tespit
edilen ihlallerin ciddiyeti dikkate alındığında AİHM başvuranların her birine manevi tazminat
olarak 30.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuranlar ulusal mahkemeler önünde yapılan masraf ve harcamalar için 634 Euro ve
AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 7.946 Euro talep etmektedirler. Başvuranlar
bununla ilgili olarak iki adet makbuz sunmaktadırlar.
Hükümet bu iddiaların aşırı olduğunu belirtmektedir.
AİHM’ııin içtihadı uyarınca ancak gerçekten yapılan ve makul miktardaki masraf ve
harcamalar geri ödenebilmektedir. Mevcut davada ve elindeki mevcut unsurlar ve yukarıda
yer alan kriterler uyarınca AİHM başvuranlara toplu olarak tüm masraf ve harcamalar için
5.000 Euro ödenmesine ve bu miktardan adli yardım olarak ödenen 850 Euro’nun
düşürülmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nııı marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artış eklenmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE;
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. AİHS’nin 6. maddesine ilişkin olarak ileri sürülen şikayetin ayrıca incelenmesinin
gerekli olmadığına;
5. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay
içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere
Savunmacı Hükümet tarafından başvuranların her birine manevi tazminat olarak
30.000 Euro (otuz bin Euro), masraf ve harcamalar için toplu olarak 5.000 Euro
(beş bin Euro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar,
Avrupa Merkez Bankasının
o
dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda basit faizin uygulanmasına;
6. Adil tazmine ilişkin olarak dile getirilen taleplerin reddedilmesine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM iç tüzüğünün 77
maddelerine uygun olarak 5 Haziran 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
§
2. ve 3.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło