34740/03
WyrokETPCz2009-01-13ECLI:CE:ECHR:2009:0113JUD003474003
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że ocena rozsądnego terminu postępowania wymaga uwzględnienia złożoności sprawy, zachowania skarżących oraz zachowania władz krajowych. W niniejszej sprawie, mimo złożoności wynikającej z liczby oskarżonych, Trybunał uznał, że znaczne opóźnienia w drugiej fazie postępowania przed Państwowym Sądem Bezpieczeństwa, spowodowane głównie przez oczekiwanie na akta z innych sądów, były nieuzasadnione. Trybunał uznał, że okres oczekiwania na dokumenty, który trwał około dwa i pół roku i skutkował siedemnastoma odroczeniami, świadczy o braku należytej staranności ze strony władz krajowych.Stan faktyczny
Skarżący, Murat Bozlak, Bahattin Günel i İsmail Arslan, obywatele Turcji, zostali zatrzymani w czerwcu 1996 roku po kongresie Halkın Demokrasi Partisi, podczas którego doszło do incydentów z udziałem maskowanej grupy skandującej hasła na rzecz PKK. Zostali oskarżeni o członkostwo w nielegalnej organizacji, a następnie skazani za pomoc nielegalnej organizacji. Wyrok został uchylony przez Sąd Kasacyjny z powodu niewystarczającego śledztwa. Sprawa wróciła do Państwowego Sądu Bezpieczeństwa, gdzie postępowanie było znacznie opóźniane przez długotrwałe oczekiwanie na akta z innych sądów. Ostatecznie, w lipcu 2002 roku, postępowanie karne zostało zawieszone na mocy ustawy nr 4616.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdza, że skarga dotycząca przewlekłości postępowania jest dopuszczalna, a pozostałe zarzuty są niedopuszczalne.
2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
3. Zasądza każdemu ze skarżących 1000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku.
4. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
BOZLAK VE DİĞERLERİ- TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 34740/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Ocak 2009
İşbu karar Sözleşme’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup
şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
T.C. vatandaşları Murat Bozlak, Bahattin Günel ve İsmail Arslan, (başvuranlar) tarafından
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 20 Ağustos 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel
Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS)
34. maddesi uyarınca yapılan 34740/03 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara barosu avukatlarından
S. Kaya tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar T.C. vatandaşı olup sırasıyla 1952, 1950 ve1946 doğumludur ve Ankara’da
ikamet etmektedirler.
Halkın Demokrasi Partisi’nin yıllık olağan kongresi 23 ve 24 Haziran 1996 tarihlerinde
Ankara’da yapılmıştır. 24 Haziran günü, maskeli bir grup kongrenin yapıldığı salona girerek
yasadışı PKK örgütü lehine sloganlar atmıştır. Daha sonra, Türk bayrağını indirerek PKK
afişi ile Abdullah Öcalan’ın posterini asmıştır. Kongrenin bitiminde polis, aralarında
başvuranların da bulunduğu birçok kişiyi gözaltına almıştır. Temmuz 1996 tarihinde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (« Devlet Güvenlik
Mahkemesi») nöbetçi hakimi önüne çıkarılan başvuranlar tutuklanmışlardır. Ağustos 1996 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, aralarında
başvuranların da bulunduğu kırk bir kişiyi eski ceza kanununun 168. maddesi kapsamında
yasadışı bir örgüte üye olmakla suçlamıştır. Eylül 1996 ile 4 Haziran 1997 tarihleri arasında görülen on iki duruşmada DGM,
sanıkların savunmaları ile tanıkların ifadelerini dinlemiş, davaları birleştirmiş ve birçok usuli
işlem gerçekleştirmiştir.
DGM, 14 Nisan 1997 tarihli duruşmada başvuranların tahliyesine karar vermiştir. Haziran 1997 tarihli duruşma sonunda DGM, başvuranları yasadışı bir örgüte yardım ve
yataklıktan suçlu bulmuş ve eski ceza kanununun 169. maddesi uyarınca Murat Bozlak isimli
başvuranı altı yıl, Bahattin Günel ve İsmail Arslan isimli başvuranları ise dört yıl hapis
cezasına mahkûm etmiştir.
Yargıtay, yeteri kadar soruşturma yapılmadığı gerekçesiyle 18 Haziran 1998 tarihinde bu
kararı bozmuştur. Yargıtay kararında özellikle Ankara ve Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemelerinde görülmekte olan diğer davalarla ilgili dosyaların istenmesi gerektiğini
vurgulamıştır.
Aynı gün, Anayasa’nın 143. maddesinde yapılan bir değişiklikle Devlet Güvenlik
Mahkemesi heyetindeki askeri yargıçlar sivil yargıçlarla değiştirilmiştir. 22 Haziran 1999
tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemelerine ilişkin yasa da aynı yönde gerekli değişiklik
yapılmıştır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, bu değişiklikten sonra ilk duruşmasını 25 Ağustos 1998
tarihinde gerçekleştirmiştir. Bu tarih ile 8 Ararlık 1998 tarihi arasında görülen dört duruşma
sırasında DGM, başvuranların da aralarında bulunduğu bazı sanıkların savunmalarını dinlemiş
ve orada bulunmayan diğer sanıkların ifadelerini istinabe yoluyla almıştır. 8 Aralık 1998
tarihli duruşmada DGM, Ankara 1. ve 2. Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde görülen beş
davayla ilgili dosyaların kendilerine gönderilmesini istemiştir. Diğer taraftan, Diyarbakır
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen 1995/213 ve 1994/517 sayılı iki davayla ilgili
dosyaları da istemiştir. Ocak 1999 tarihinde DGM, Ankara 1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin gönderdiği
dosyaları aldığını, ancak Ankara 2. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yanlış dosya
gönderdiğini bildirmiştir. Ankara 2. Devlet Güvenlik Mahkemesi ile Diyarbakır Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nden tekrar doğru dosyaları göndermelerini isteyen mahkeme
duruşmayı ertelemiştir. 18 Şubat 1999 tarihli duruşma, aynı dosyaların gelmemesi nedeniyle
yine ertelenmiştir. Mart 1999 tarihli duruşmada DGM, Ankara 2. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nden
istenen dosyaların kendileri yerine başka bir mahkemeye gönderilmiş olduğunu tespit etmiştir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nden istenen dosyaları beklemek üzere duruşma
ertelenmiştir.
DGM, 22 Nisan 1999 tarihli duruşmada, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin
1994/517 sayılı davayla ilgili yetkisizlik kararı alarak bu davayı İzmir Devlet Güvenlik
Mahkemesi’ne gönderdiğini tespit etmiştir. DGM ayrıca 1995/213 sayılı dava dosyasının,
öngörüldüğü üzere Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildiğini ve oradan da
dosyanın Yargıtay’a gittiğini belirlemiştir. DGM, hem İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde
görülen dava dosyasını istemeyi ve hem de Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava
dosyasının Yargıtay’dan çıkıp çıkmadığını sormayı kararlaştırmıştır.
DGM, 1 Haziran 1999 tarihinde, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen davaya
ait dosyanın kendilerine ulaştığını, ancak Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nden gelen
cevaba istinaden diğer davanın hâlâ Yargıtay’da beklediğini bildirmiştir. Bu duruşmanın
sonunda DGM, Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava dosyasının
Yargıtay’dan geri gelmesini bekleme kararı almıştır. Temmuz 1999 ile 14 Mart 2000 tarihleri arasında görülen beş duruşma da yine aynı
şekilde Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava dosyasının Yargıtay’dan geri
gelmesini beklemek üzere ertelenmiştir. Mayıs 2000 tarihli duruşmada DGM, Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden beklenen
cevabın kendilerine ulaştığını bildirmiştir. DGM ayrıca, bu mahkeme tarafından verilen
kararın Yargıtay tarafından bozulduğunu ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiğini
tespit etmiştir. DGM bu duruşmanın sonunda, mahkemenin dava dosyasını kendilerine
göndermesini istemiştir. 29 Haziran 2000 tarihli duruşma bu dosyayı beklemek üzere
ertelenmiştir.
DGM, 1 Ağustos 2000 tarihli duruşmada, Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen
dava dosyasının tekrar Yargıtay’a gönderildiğini tespit etmiş ve bu dosyanın geri gelmesini
bekleme kararı almıştır.
Ekim 2000 ile 3 Temmuz 2001 tarihleri arasında gerçekleştirilen altı duruşma, dosyanın
Yargıtay’dan gelmesini beklemek üzere ertelenmiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 4 Eylül 2001 tarihli duruşmada, Diyarbakır 2. Ağır Ceza
Mahkemesi tarafından verilen bilgilerin başka bir dosyaya ait olduğunu ve bu mahkemenin
bildirdiği dosya numarasının da yanlış olduğunu tespit etmiştir. Diyarbakır Ağır Ceza
Mahkemesi’nden dava dosyasını bir kez daha isteyen DGM, 16 Ekim 2001 tarihli duruşmayı
bu nedenle ertelemiştir. Aralık 2001 tarihli duruşmada DGM, dava dosyasının tebliğ aşamasında olduğundan
gönderilemediğini ve yalnızca kesinleşmeyen kararın bir kopyasının iletildiğini bildirmiştir.
Cumhuriyet savcısı, iddianamesini 29 Ocak 2002 tarihinde sunmuştur. Bunu takip eden
dört duruşma sanıkların savunmalarına ayrılmıştır. Temmuz 2002 tarihinde, başvuranlara atılı suçların 4616 sayılı kanunun uygulama
alanına girdiğini göz önünde bulunduran Devlet Güvenlik Mahkemesi, zanlılar hakkında beş
yıldır süren ceza davasını erteleme kararı almıştır.
Başvuranlar, bilinmeyen bir tarihte temyize gitmişlerdir.
Yargıtay, 15 Ekim 2002 tarihinde, ihtilaflı kararın temyize değil itiraza konu olduğunu
değerlendirerek dosyayı Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne iade etmiştir.
31Ocak 2003 tarihinde, DGM itirazı reddetmiştir. Bu karar 4 Mart 2003 tarihinde
başvuranlara tebliğ edilmiştir.
HUKUK
I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, yargılama sürecinde « makul süre » ilkesinin ihlâl edildiğini ileri
sürmektedirler. Başvuranlar, ayrıca yargılama sürecinin bir bölümünde bünyesinde askeri
yargıç bulundurması dolayısıyla Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız
olamadığını iddia etmektedirler. Gözaltıları sırasında avukatlarının bulunmadığı bir ortamda
alınan ifadelerinin delil olarak kullanılmasına itiraz eden başvuranlar, aynı zamanda başka
mahkemelerde yargılanan yüzlerce kişinin ifadelerinin iddianamede yer aldığını ve bunların
dosyada delil olarak gösterildiğini, oysa bu tanıkları sorgulamanın mümkün bile olmadığını
iddia etmektedirler. Son olarak başvuranlar, 4616 sayılı yasanın uygulanması suretiyle
haklarındaki atılı suçlarla ilgili adli bir karar elde etme haklarının ihlâl edildiğini öne
sürmektedirler.
Başvuranlar bu temel hususlarda AİHS’nin 6. maddenin 1. fıkrası ile 3c ve d fıkralarının
ihlâl edildiğini düşünmektedirler.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, ulusal mahkemeler tarafından ilgili şahıslar hakkında yürütülen ceza davasında
duruşmaların ertelenmesi nedeniyle başvuranların mağdur oldukları iddiasına karşı
çıkmaktadır.
Başvuranlar bu iddiaya itiraz etmektedirler.
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı ve bu mahkemede adil
yargılama yapılmadığı yönündeki iddialar
AİHM, başvuranların ilk mahkûmiyetlerinin Yargıtay tarafından 18 Haziran 1998 tarihinde
bozulduğunu gözlemlemektedir. Daha sonra 4 Temmuz 2002 tarihinde, Devlet Güvenlik
Mahkemesi, 4616 sayılı yasadaki düzenlemeler doğrultusunda esasa ilişkin kararını beş yıl
süreyle ertelemiştir. Dolayısıyla, dava hakkında kesinleşen karar sonrasında başvuranlar
hiçbir mahkûmiyet almamışlardır (bakınız, Türkiye aleyhine Kaplan davası (karar),
no 56566/00, 28 Eylül 2004).
Mevcut dosya, erteleme süresi tamamen sona erdiği halde, daha sonraki sürecin gelişimi
hakkında herhangi bir bilgi içermemektedir. Taraflar da bu konuyla ilgili olarak daha fazla
bilgi sunmamaktadır. Bununla birlikte, eğer söz konusu erteleme kararı kesintiye uğrasaydı,
başvuranlar zorunlu olarak sivil yargıçlardan oluşan bir Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde
yargılanacaktı.
Diğer taraftan, eğer ilgili şahısların davası yeniden incelenseydi, adil
yargılanmaya ilgili itirazlarını bu mahkeme önünde dile getirme imkânı bulabilirlerdi (bu
anlamda bakınız Türkiye aleyhine Veysel Turhan davası (karar), no 53648/00, 7 Haziran 2004
ve Türkiye aleyhine Öktem davası (karar), no 74306/01, 1 Eylül 2005).
Sonuç olarak, başvuru dilekçesinin bu bölümü açıkça dayanaktan yoksun olup, AİHS’nin
35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
2. Yargılama süresi
AİHM, yerleşik içtihadını anımsatarak, bir başvuranın lehine alınan bir karar veya önlemle
mağduriyet durumunun tamamen ortadan kalkması için ayrıca ulusal makamların da bu
mağduriyeti açıkça veya özünde kabul etmesi ve AİHS ihlâlini onarması gerektiğini
vurgulamaktadır (Türkiye aleyhine Öztürk davası [GC], no 22479/93, prg. 73, CEDH 1999-
VI). Ancak bu davada, 4 Temmuz 2002 tarihinde alınan karar, cezai yargılamanın uzaması
yüzünden başvuranların doğrudan gördükleri zararı hiçbir şekilde telafi etmemektedir. Bu
itibarla, Hükümet’in bu şikâyetle ilgili iddiası reddedilmelidir (bakınız, gerekli değişiklikler
yapıldıktan sonra, Türkiye aleyhine Aslı Güneş davası (karar), no 53916/00, 13 Mayıs 2004).
AİHM, bu şikâyetin AİHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca, bu şikâyetle ilgili başka hiçbir kabuledilemezlik
gerekçesi bulunmamaktadır.
B. Esasa ilişkin
Değerlendirmeye alınacak dönem, başvuranların yakalanmasıyla 24 Haziran 1996
tarihinde başlamakta ve ilgili şahısların mahkemenin duruşmayı erteleme kararına yaptıkları
itirazın Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından reddedildiği 31 Ocak 2003 tarihinde sona
ermektedir.
Mahkemenin davayı erteleme kararından sonraki süreçle ilgili olarak AİHM’in kanaati şu
şekilde gelişmektedir: yargılama her ne kadar teorik olarak beş yıllık erteleme döneminde
yeniden yapılabilir olsa da, davanın ertelenmesi prosedürü ile esasa ilişkin yargılama, doğası
gereği, bir tutulmamalıdır, zira gerçekçi ve makul bir gözle bakıldığında, ilgili şahıslara isnad
edilen suçlamaların erteleme kararından sonraki dönemde de kendilerini olumsuz etkilemeye
devam ettiği söylenemez (bakınız Türkiye aleyhine Koç ve Tambaş davası (karar),
no 46947/99, 24 Şubat 2005, Türkiye aleyhine Öktem davası (karar), no 74306/01, 1 Eylül
2005, ve Birleşik Krallık aleyhine Withey davası (karar), no 59493/00, CEDH 2003-X).
AİHM’in değerlendireceği yargılama, beş mahkeme tarafından yürütülmüş ve yaklaşık altı
yıl yedi ay sürmüştür.
AİHM, yargılama süresinin makul olup olmadığı konusunun dava koşulları ışığında ve
davanın karmaşıklığı ile başvuran ile ilgili makamların tutumu gibi içtihadında yerleşmiş
ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bakınız, diğer birçokları arasından,
Fransa aleyhine Pélissier ve Sassi davası [GC], no 25444/94, prg. 67, CEDH 1999-II)
Mevcut davada, ulusal mahkemeler başvuranların da aralarında bulunduğu kırk bir kişiyi
yargıladıkları için ihtilaflı yargılama süreci oldukça karmaşık bir görünüm sunmaktadır.
Başvuranlar, yetkisiz bir mahkemeye başvurmak suretiyle dava süresinin uzamasına
katkıda bulundukları doğruysa da bunun aslında yargılamanın en fazla birkaç ay uzamasına
neden olduğu görülmektedir.
Ulusal makamların tutumu hakkında ise AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi ile Yargıtay
önünde yürütülen yargılama süresinin ilk aşamasında eleştirilecek hiçbir unsur olmadığını
tespit etmektedir. Ancak davanın iadesinden sonra ikinci kez Devlet Güvenlik Mahkemesi
önünde yürütülen yargılama için aynı şey söylenemez. Aslında, bu mahkeme önünde görülen
dava yaklaşık dört yıl sürmüştür. Bu sürecin neredeyse tamamı, özellikle Diyarbakır Ağır
Ceza Mahkemesi’nde bulunan dosya ile diğer dava dosyalarının istenmesine ayrılmıştır.
Sadece bu yüzden on yedi duruşma ertelenmiş olup, iki buçuk yıllık bir yargılama süreci bu
beklentiyle geçmiştir.
AİHM, kendisine sunulan tüm unsurları ve konuyla ilgili yerleşik içtihadını inceledikten
sonra, mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin aşırı olduğu ve « makul süre » ilkesine
cevap vermediği kanaatine varmaktadır.
Dolayısıyla, 6. maddenin 1. fıkrası ihlâl edilmiştir.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuranlar Murat Bozlak ve İsmail Arslan’ın her biri maddi tazminat olarak 25.000 Euro,
başvuran Bahattin Günel 20.000 Euro talep etmektedir. Başvuranların her biri ayrıca 30.000
Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHM tespit edilen ihlal kararı ile öne sürülen maddi tazminat talebi arasında bir illiyet
bağı kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir.
AİHM bunun yanı sıra başvuranların belirli bir manevi zarara uğradıkları kanaatindedir.
Bu bağlamda, hakkaniyete uygun olarak başvuranların her birine manevi tazminat olarak
1.000 Euro ödenmesini kararlaştırır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar AİHM önünde yapmış oldukları yargı giderleri için 20.160 Euro talep
etmektedirler. Başvuranlar bu yönde herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmamıştır.
Hükümet bu miktara karşı çıkmaktadır.
AİHM’nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir.
AİHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar ışığında yargılama masraf ve giderlerine
ilişkin bu talebi reddetmektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına
üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Yargılama süresinin uzunluğunun aşırı olduğu hakkındaki şikayetin kabuledilebilir, bunun
dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvuranların her birine
manevi tazminat olarak 1.000 (bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 13 Ocak 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Sally Dollé Françoise
Greffière
Tulkens
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło