34806/03

WyrokETPCz2009-09-22ECLI:CE:ECHR:2009:0922JUD003480603

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zatrzymanie skarżącego przez osiem dni po wydaniu sądowego nakazu zawieszenia wykonania kary i tymczasowego zwolnienia, naruszyło jego prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego z art. 5 ust. 1 Konwencji oraz czy brak skutecznego środka odwoławczego w tej sprawie naruszył art. 5 ust. 5 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zatrzymanie skarżącego przez osiem dni po wydaniu przez sąd krajowy decyzji o zawieszeniu wykonania kary i tymczasowym zwolnieniu z powodu stanu zdrowia, było niezgodne z art. 5 ust. 1 Konwencji. Trybunał podkreślił, że wyjątki od prawa do wolności muszą być interpretowane wąsko, a decyzje o zwolnieniu powinny być wykonywane bezzwłocznie. Opóźnienie wynikające z formalności administracyjnych nie usprawiedliwia pozbawienia wolności, zwłaszcza gdy decyzja o zwolnieniu jest podyktowana poważnymi względami zdrowotnymi. Ponadto, Trybunał stwierdził naruszenie art. 5 ust. 5, ponieważ prawo krajowe nie przewidywało skutecznego środka odwoławczego w celu uzyskania odszkodowania za takie bezprawne zatrzymanie.
Stan faktyczny
Skarżący, Turan Talay, urodzony w 1955 roku, został skazany na karę pozbawienia wolności przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Erzurum w grudniu 2001 roku. Podczas odbywania kary jego stan zdrowia pogorszył się w wyniku strajków głodowych, zdiagnozowano u niego zespół Wernickego-Korsakowa. W kwietniu 2003 roku ten sam sąd orzekł o zawieszeniu wykonania kary na sześć miesięcy i tymczasowym zwolnieniu skarżącego ze względu na jego stan zdrowia. Mimo tej decyzji, skarżący został zwolniony dopiero osiem dni później, 12 kwietnia 2003 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną w części dotyczącej art. 5 Konwencji, a w pozostałym zakresie za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 5 Konwencji. 4. Zasądził na rzecz skarżącego 5 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 5. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   TALAY -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:34806/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Eylül 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (34806/03) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaꢀı) Turan Talay’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 1 Ekim 2003   tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M. A. Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1955 doğumludur ve Kocaeli’nde ikamet etmektedir.   Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi, 23 Aralık 2001 tarihinde aldığı kararla baꢀvuranı   hapis cezasına mahkûm etmiꢀtir.   Đlgili ꢀahıs cezasını çekerken, birçok açlık grevi baꢀlatmıꢀ ve sağlık durumu bozulmuꢀtur.   Temmuz ve 24 Ekim 2002 tarihlerinde Adli Tıp Kurumunda muayene edilen baꢀvurana   Wernicke-Korsakoff Sendromu teꢀhisi konulmuꢀ ve cezasının altı ay süreyle ertelenmesi   tavsiye edilmiꢀtir.   Baꢀvuran hakkında yapılan talebi inceleyen Devlet Güvenlik Mahkemesi, 4 Nisan 2003   tarihinde aldığı kararla Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 399/1 maddesi uyarınca baꢀvurana   verilen cezanın infazını altı ay süreyle ertelemiꢀ ve ilgili ꢀahsın organik ruhsal bir hastalıktan   muzdarip olduğu gerekçesiyle geçici olarak tahliye edilmesine hükmetmiꢀtir. Mahkeme, karar   metninde baꢀvuranın durumunun altı aylık süre sonunda yeniden incelenmesi gerektiğini   belirtmiꢀtir.   Nisan 2003 tarihinde, yani sekiz gün sonra, baꢀvuran 4 Nisan tarihli karar uyarınca serbest   bırakılmıꢀtır.   Eylül 2004 tarihinde baꢀvuran, Türkiye’ye yapılan bir inceleme ziyareti sırasında   AĐHM’nin kendi bilirkiꢀi heyeti tarafından tıbbi muayeneden geçirilmiꢀtir (Türkiye aleyhine   Özgür ve diğer otuz baꢀvuru davası (karar), no 28480/04, 20 Ekim 2005).   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafına atıfta bulunarak, Devlet Güvenlik   Mahkemesinin infazı erteleme kararına rağmen 4 ile 12 Nisan 2003 tarihleri arasında sekiz   gün süreyle hapiste tutulmasının yasalara aykırılık teꢀkil ettiğini ve dolayısıyla bir özgürlük   mahrumiyetinin söz konusu olduğunu iddia etmektedir. Baꢀvuran ayrıca, AĐHS’nin 5.   maddesinin 5. paragrafına atıfta bulunarak, meꢀru olmadığına inandığı bu tutukluluk halinin   sebep olduğu zararlar için kendisine tazminat hakkı tanınmadığından ꢀikâyetçi olmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafı kapsamında dile getirilen ꢀikâyetle ilgili olarak   Hükümet, öncelikle baꢀvuranın altı aylık erteleme süresi sona erdikten sonra tekrar hapse   konulduğunu ve mevcut baꢀvuruda ꢀikâyet ettiği sekiz günlük gecikmenin de çekeceği toplam   cezadan düꢀüldüğünü kaydetmektedir. Hükümete göre, burada yapılan telafi baꢀvuranın   AĐHS’nin 34. maddesi anlamında mağdur sıfatını ortadan kaldırmaktadır.   Baꢀvuran, Hükümetin bu savına itiraz etmekte ve toplam cezadan sekiz gün düꢀülmesinin   ꢀikâyetine konu olan durumu telafi etmediğini savunmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranın durumunda olduğu gibi ceza infazının sağlık sorunları nedeniyle   ertelenmesine karar verilmesine rağmen sekiz gün süreyle hapiste tutmanın, toplam cezadan   belli bir miktar düꢀülmek suretiyle telafi edilemeyeceği kanaatindedir.   Hükümet, ayrıca baꢀvuran tarafından dile getirilen ꢀikâyetlerin bütününde iç hukuktaki itiraz   yollarının tüketilmediğini iddia etmektedir. Hükümet, baꢀvuranı idari mahkemeler huzurunda   tam yargı davası baꢀvurusu yapmamakla ya da Devlet organlarına isnat edilen yetkisini   kötüye kullanmaktan veya görevi ihmalden dolayı iddia edilen zararının telafisini elde   edebilmek amacıyla hukuk mahkemelerinde tazminat davası açmamakla eleꢀtirmektedir.   Baꢀvuran, Hükümet tarafından dile getirilen hukuki yolların AĐHS’nin 35/1 maddesi   anlamında etkili bir itiraz yolu teꢀkil etmediği kanaatindedir.   AĐHM, ilk olarak Hükümetin mevcut davada baꢀvuranın AĐHS’nin 5. maddesinin 1.   paragrafında teminat altına alınan özgürlük haklarını sözkonusu itiraz davalarını açarak nasıl   savunabileceğini belirtmediğini gözlemlemektedir (Türkiye aleyhine Değerli ve diğerleri   davası, no 18242/02, prg. 16-19, 5 ꢁubat 2008).   AĐHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafı kapsamında dile getirilen ꢀikâyetle ilgili olarak AĐHM,   Hükümetin buna benzer davalarda sözkonusu hukuki yolları kullanarak tazminat elde eden   herhangi bir mağdur örneği sunmadığını, dolayısıyla bu argümanın varsayımdan öteye   gidemediğini kaydetmektedir.   AĐHM, baꢀvurunun AĐHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını   ve ayrıca baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla,   ꢀikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.   B. Esasa iliꢀkin   1. Madde 5 / 1   Baꢀvuran, özgürlüğünün 4 ile 12 Nisan 2003 tarihleri arasında yasal olmayan yollarla   kısıtlandığını iddia etmektedir.   Bu teze karꢀı çıkan Hükümet, özellikle baꢀvuranın ceza infazına ait dosyanın oldukça kabarık   olduğunu ve bu yüzden Kocaeli Cumhuriyet Savcılığına postayla gönderildiğini   savunmaktadır. Kocaeli Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın tutukluluk halinin devamını   gerektirecek baꢀka bir tahkikata konu olup olmadığını tespit etmek üzere sözkonusu dosyayı   incelemek zorunda kalmıꢀtır. Hükümet, ihtilaflı gecikmenin idari formaliteler yüzünden   uzayan uygulamaların neticesinde oluꢀtuğunu belirtmektedir.   Baꢀvuran, karꢀı tez olarak adaletin organizasyon ve yönetiminde yapısal sorun ve eksiklikler   bulunduğunu ve kendi düꢀüncesine göre bundan Hükümetin sorumlu tutulması gerektiğini   ileri sürmektedir. Baꢀvuran ayrıca, mevcut davada ceza infazının sona erdirilmesinin değil   yalnızca ertelenmesinin sözkonusu olduğunu ve bu itibarla Kocaeli savcısının dosyayı   Hükümetin belirttiği gibi yeniden incelemesine gerek olmadığını savunmaktadır.   AĐHM, öncelikle 5. maddenin 1. paragrafında belirtilen özgürlük hakkıyla ilgili istisnai   durumların ayrıntılı bir ꢀekilde listelendiğini ve yalnızca dar bir yorumun bu hükmün -   kimsenin keyfi olarak özgürlüğünden mahrum bırakılmamasının sağlanması olan - amacına   uygun düꢀeceğini hatırlatmaktadır (bakınız, özellikle, Đtalya aleyhine Giulia Manzoni davası   kararı, 1 Temmuz 1997, Karar ve hükümlerin derlemesi 1997-IV, s. 1191, prg. 25).   Tahliye kararının ifası için belirli bir sürenin genellikle kaçınılmaz olduğunun hakkını veren   AĐHM, bu sürenin minimum düzeye indirgenmesi gerektiğini belirtmektedir (Giulia Manzoni,   ilgili bölüm, s. 1191, prg. 25 sonunda). Yine aynı ꢀekilde AĐHM’nin kannatine göre,   tahliyeyle ilgili idari iꢀlemlerin birkaç saatten daha uzun sürmesi kabul edilemez (Bulgaristan   aleyhine Nikolov davası, no 38884/97, prg. 82, 30 Ocak 2003). Dolayısıyla AĐHM, tahliye   kararının infazında ortaya çıkan gecikmeyle ilgili ꢀikâyetleri özel bir itinayla incelemek   durumundadır (Bulgaristan aleyhine Bojinov davası, no 47799/99, prg. 36, 28 Ekim 2004). Bu   bağlamda AĐHM, olaylarla ilgili ayrıntılı döküm sunma yükümlülüğünün Hükümete ait   olduğunu hatırlatmaktadır (Nikolov, ilgili bölüm, prg. 80).   AĐHM, mevcut davadaki olguların kesin tahliye kararı alınan davalardan farklı olduğunu   gözlemlemektedir. Bununla birlikte, baꢀvuran yalnızca ceza infazının ertelenmesinden   yararlansa bile, bu kararın bir mahkeme tarafından sağlık durumunun tutuklu kalmaya   elveriꢀli olmadığı gerekçesiyle alınmıꢀ olması dolayısıyla, verilen hükmün derhâl yerine   getirilmesi gerekirdi. AĐHM, Hükümetin gözlemlerinde konuyla ilgili bir açıklama   bulunmadığını not etmektedir.   AĐHM, Hükümet tarafından dile getirilen gerekçelerin sekiz günlük gecikmeyi haklı   göstermeye yetmediği kanaatindedir. Bu konuyla ilgili olarak AĐHM, Sözleꢀmeci Devletlerin   kendi yargılarına tabi kiꢀilerin özgürlük hakkına saygı gösterilmesini sağlamak üzere, mevcut   davada olduğu gibi dosya kabarık olsa dahi, yetkili personelin tahliye tezkerelerinin   gereklerini vakit kaybetmeden yerine getirmelerine imkan sağlamak için gerekli tedbirleri   almaları gerektiğini kaydetmektedir (Değerli ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 25).   Yukarıdaki gerçekler ıꢀığında AĐHM, baꢀvuranın tahliye tezkeresini takip eden sekiz gün   süresince tutulmaya devam edilmesinin, 5. maddenin 1. paragrafında izin verilen amaçlardan   birine dayanmaması dolayısıyla AĐHS’nin 5. maddesinde yer alan esaslara aykırı olduğu   sonucuna varmaktadır.   Bu nedenle, AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafı ihlâl edilmiꢀtir.   2. Madde 5 / 5   Baꢀvuran, AĐHS’nin 5. maddesi hükümlerine aykırı ꢀartlar altında tutulmasına karꢀı hiçbir   telafi yolunun bulunmadığını ileri sürmektedir.   Hükümet, idari itiraz yolunun mevcut olduğunu yinelemektedir.   AĐHM, öncelikle bu varsayıma dayalı argümanı reddettiğini hatırlatmaktadır.   AĐHM, daha sonra kanuna aykırı olarak tutulma durumlarına iliꢀkin tazminat sorunlarıyla   ilgili ulusal mevzuatta yeralan yegâne yasanın 466 sayılı yasa olduğunu (Türkiye aleyhine   ꢁahin Karataꢀ davası, no 16110/03, prg. 18, 17 Haziran 2008) ve bu yasanın mevcut dava   koꢀullarına yani baꢀvuranın ceza infazının ertelenmesini müteakiben tahliye edilmesindeki   gecikmeye değinmediğini not etmektedir. Zaten bu hukuki yol Hükümet tarafından da dile   getirilmemiꢀtir.   Tüm bu unsurlar AĐHM’nin 5. maddenin 5. paragrafının ihlâl edildiği sonucuna varmasına   yetmektedir.   II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Baꢀvuran, özellikle serbest bırakılması sırasında yetkili makamların sebep olduğu gecikmeye   atıfta bulunarak AĐHS’nin 3. maddesinin ihlâl edildiğini ileri sürmektedir.   Hükümet, bu sava karꢀı çıkmakta ve kanıtlanamadığı için sözkonusu ꢀikâyetin açıkça   dayanaktan yoksun olduğunu savunmaktadır.   ꢁikâyetin ifade ediliꢀ tarzını ve baꢀvuranın AĐHS’nin 3. maddesi bağlamındaki yakınmalarını   kanıtlamadığını göz önüne alan AĐHM, bu ꢀikâyetin dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin   35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği kanaatine   varmaktadır.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, 7.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.   Hükümet, sözkonusu talebin mesnetsiz ve aꢀırı olduğu kanaatindedir.   AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, baꢀvurana 5.000 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği   kanaatindedir.   B. Yargılama masraf ve gideri   Baꢀvuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri   için 6.345 TL (yaklaꢀık 3.200 Euro) talep etmektedir. Baꢀvuran, ödenecek saat ücretlerine   iliꢀkin olarak avukatı ile imzaladığı bir protokolü ve sözkonusu dava için avukatının çalıꢀma   saatlerinin gösteren bir belgeyi ek olarak sunmaktadır.   Hükümet, sözkonusu talebin aꢀırı olduğuna kanaat getirmektedir.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Mevcut davada, sahip olduğu unsurları ve   yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alan AĐHM, masrafların tamamı için baꢀvurana   2.000 Euro ödenmesi gerektiği kanaatindedir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı   orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE   1. Baꢀvurunun AĐHS’nin 5. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayete iliꢀkin kısmının   kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 5/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı   Devlet tarafından baꢀvurana aꢀağıdaki miktarların ödenmesine:   (i)   (ii)   her türlü vergiden muaf tutularak 5.000 Euro (beꢀ bin Euro) manevi tazminat;   her türlü vergiden muaf tutularak 2.000 Euro (iki bin Euro) yargılama masraf   ve gideri;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 22 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło