35073/97
WyrokETPCz2006-04-20ECLI:CE:ECHR:2006:0420JUD003507397
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy dziewięcioletnie postępowanie karne, w tym ośmioletnie postępowanie przed sądem pierwszej instancji, naruszyło prawo skarżących do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że okres postępowania karnego, trwający od aresztowania skarżących w kwietniu 1991 roku do decyzji Sądu Kasacyjnego w lutym 2000 roku (łącznie około dziewięciu lat), był nadmiernie długi. Oceniając rozsądny termin, Trybunał wziął pod uwagę złożoność sprawy oraz postawę skarżących i władz krajowych. Stwierdzono, że pomimo złożoności sprawy, opóźnienia, takie jak dwuletnie oczekiwanie na świadka obrony i trzyletnie odroczenia rozpraw bez zmian w dowodach, a także dwumiesięczne przerwy między rozprawami, doprowadziły do przekroczenia rozsądnego terminu.Stan faktyczny
Pięciu skarżących zostało aresztowanych w kwietniu 1991 roku w związku z napadem na bank i zarzutami przynależności do organizacji terrorystycznej „Dev-Yol”. Postępowanie karne rozpoczęło się w czerwcu 1991 roku przed Państwowym Sądem Bezpieczeństwa w Stambule. Skarżący byli przetrzymywani w areszcie przez ponad pięć i pół roku bez wyroku. W lutym 1999 roku zostali skazani na dożywocie, a wyrok ten został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny w lutym 2000 roku.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna.
2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BAŞLIK ve DİĞERLERİ- TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 35073/97)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Nisan 2006
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (35073/97) başvuru no’lu davanın nedeni, bu
ülke vatandaşları S. Aydın Başlık, Esral Karagöz, Yaşathak Aslan, Fercan Kaya ve
Nizamettin Doğan’ın (başvuranlar) 25 Şubat 1997 tarihinde Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na
(Komisyon) yapmış oldukları başvurudur.
Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) İstanbul Barosu
avukatlarından S. Kuşkonmaz tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
S. Aydın Başlık, Esral Karagöz, Yaşathak Aslan, Fercan Kaya ve Nizamettin Doğan
adındaki başvuranlar sırasıyla 1960, 1961, 1952, 1960 ve 1958 doğumludur. Başvurunun
yapıldığı sırada başvuranlar, İstanbul’da bulunan Sağmalcılar Cezaevinde bulunmaktadır. Nisan 1991 tarihinde, İstanbul’da meydana gelen bir banka soygunu nedeniyle
polis tarafından bir operasyon düzenlemiştir. Operasyon sırasında, güvenlik güçleri ile silahlı
bir çatışma meydana gelmiştir. Aynı gün, Karagöz yakalanmıştır. Nisan 1991 tarihinde Aslan, ertesi gün ise Başlık, Kaya ve Doğan da yakalanmış ve
gözaltına alınmışlardır. Haziran 1991 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM)
başvuranlar aleyhine ceza davası açılmıştır. İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcısı, Aslan’ı
anayasal düzeni yıkmayı ve Marksist Leninist bir düzeni hakim kılmayı amaçlayan “Dev-Yol”
yöneticisi olmakla itham etmiştir. Diğer başvuranlar, Türk Ceza Kanunu’un (TCK) 168.
maddesi uyarınca, aynı örgüte mensup olmakla itham edilmişlerdir. Cumhuriyet Başsavcısı
aynı zamanda başvuranları suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak, çok sayıda silahlı
soyguna katılmak, araba ve silah çalmak suçuyla itham etmiştir. Temmuz 1991 tarihinde ve 27 Ekim 1994 tarihleri arasında DGM tanıkları
dinlemiştir. Aralık 1996 tarihinde, başvuranlar, suçlu olduklarına dair bir karar olmadan beş
buçuk yıldır tutuklu bulunduklarını belirterek serbest bırakılma talebinde bulunmuşlardır.
Başvuranlar, Mahkeme tarafından çağırılan savunma tanığının ifade vermesinin beklendiği iki
yıl boyunca davanın etkisiz olduğunu ileri sürmüşlerdir.
DGM her duruşmada, işlenen suçun niteliği ve suça ilişkin delillerin durumunu
dikkate alarak, başvuranların serbest bırakılma taleplerini reddetmiştir.
Delillerin durumunda herhangi bir değişiklik olmadığı halde, duruşmalar, yaklaşık üç
yıl boyunca ertelenmiştir.
DGM, tek dereceli mahkemede yaklaşık sekiz yıl süren bu dava süresince, altmışa
yakın duruşma gerçekleştirmiştir. Başvuranlar, yargılama boyunca, dava yoğunluğu gerekçe
gösterilerek, iki duruşma arasındaki sürenin yaklaşık iki ay, yani TCK’da belirtilen sürenin iki
katı kadar sürdüğünü belirtmektedirler. Başvuranlar bu hususu dile getirmiş fakat bir sonuç
alamamışlardır.
DGM, 19 Şubat 1999 tarihinde, başvuranları atılı fiillerden suçlu bularak müebbet
hapis cezasına mahkum etmiştir. DGM karar gerekçesinde, soruşturma sırasında elde edilen
tutanaklara ve yargılama süresince alınan ifadelere değinmiştir.
Başvuranlarla birlikte Cumhuriyet Başsavcısı da temyize gitmiştir.
Yargıtay, 22 Şubat 2000 tarihinde, ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, yargılama süresinin AİHS’nin 6 § 1. maddesinde öngörülen “makul süre”
ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedirler.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
AİHM, şikayetlerin AİHS’nin 35 § 3.maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını ve başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmadığını saptamıştır.
B. Esas hakkında
Değerlendirilmeye alınacak dönem, başvuranların yakalanması ile Nisan ayında
başlamış (26-29 ve 30 Nisan) ve Yargıtay’ın 22 Şubat 2000 tarihinde kararını açıklaması ile
sona ermiştir. O halde iki dereceli olarak yapılan yargılama yaklaşık dokuz ay sürmüştür.
AİHM, bir yargılama süresinin makul olup olmadığının, davanın koşullarına göre ve
başta davanın karmaşıklığı olmak üzere, AİHM tarafından benimsenen kriterler ile başvuran
ve yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatır (bkz., diğerleri
arasında, Pélissier ve Sassi-Fransa [GC], no: 25444/94, § 67, CEDH 1999-II).
Mahkemenin bu konudaki içtihadını ve elindeki mevcut unsurların tümünü
inceledikten sonra AİHM, sözkonusu yargılama süresinin aşırı derecede uzun olduğuna ve
“makul süre” koşulunu karşılamadığına kanaat getirmiştir.
Sonuç olarak, AİHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuranlar, tazminat ya da masraf ve harcama adı altında herhangi bir talepte
bulunmamışlardır. Bu nedenle AİHM, başvuranlara bu ad altında herhangi bir tutar
ödenmesinin gerekli olmadığına kanaat getirmiştir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77§§2. ve 3.
maddesine uygun olarak 20 Nisan 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
4
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło