35160/05
WyrokETPCz2009-07-16ECLI:CE:ECHR:2009:0716JUD003516005
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy maltretowanie skarżącego podczas zatrzymania przez policję, nieskuteczne dochodzenie w tej sprawie oraz umorzenie postępowania karnego z powodu przedawnienia naruszyły art. 3 i 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obrażenia skarżącego, udokumentowane w kilku raportach medycznych, były spójne z jego twierdzeniami o maltretowaniu i nie zostały w przekonujący sposób wyjaśnione przez władze tureckie, co wskazuje na naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym. W odniesieniu do aspektu proceduralnego art. 3, Trybunał podkreślił, że postępowania karne dotyczące naruszeń art. 3 nie powinny być objęte przedawnieniem. Umorzenie sprawy przeciwko funkcjonariuszom policji z powodu przedawnienia uniemożliwiło skuteczne pociągnięcie ich do odpowiedzialności, co stanowiło naruszenie proceduralnych obowiązków państwa. Brak skutecznego dochodzenia i niemożność uzyskania zadośćuczynienia cywilnego w konsekwencji umorzenia sprawy karnej doprowadziły również do naruszenia art. 13 Konwencji, gwarantującego prawo do skutecznego środka odwoławczego.Stan faktyczny
Skarżący, Ali Yavuz, został zatrzymany przez policję w Izmirze 7 marca 1999 r. i twierdził, że był maltretowany. Raporty medyczne z 8 marca, 25 czerwca i 30 lipca 1999 r. potwierdziły obrażenia na jego twarzy i głowie, a jeden z nich stwierdził, że obrażenia te nie mogły powstać w wyniku uderzenia głową o drzwi celi, jak twierdziła policja. Prokurator początkowo umorzył sprawę, ale po odwołaniu skarżącego wszczęto postępowanie karne przeciwko dwóm funkcjonariuszom policji. Sąd pierwszej instancji dwukrotnie uniewinnił funkcjonariuszy, a ostatecznie Sąd Kasacyjny odrzucił sprawę z powodu przedawnienia.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał za dopuszczalne skargi dotyczące nieskuteczności dochodzenia karnego i braku możliwości dochodzenia roszczeń cywilnych w związku z maltretowaniem w areszcie. 2. Uznał pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 3. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji zarówno w aspekcie materialnym, jak i proceduralnym. 4. Stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji. 5. Uznał, że nie ma potrzeby badania art. 6 Konwencji. 6. Odrzucił pozostałe roszczenia skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
ALĐ YAVUZ v. TÜRKĐYE KARARI
ĐKĐNCĐ D A ĐRE
ALĐ YAVUZ v. TÜRKĐYE DAVASI
(B a ꢀvuru no. 35160/05)
KARAR
STRAZBURG TEMMUZ 2009
KESĐN
16/10/2009
Đꢀb u k a r a r n ih a id ir a n c a k ꢀe k li b a zı d e ğ iꢀ ik lik le r e ta b i tu tu la b ilir .
_________________________________________________________________________________________
© T.C. Adalet Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi çeviri, Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler
Genel Müdürlüğü, İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu
çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu
ile Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, İnsan Hakları Daire Başkanlığı’na
atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
ALĐ YAVUZ v. TURKEY JUDGMENT
Ali Yavuz v. Türkiye davasında,
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Đkinci Daire) aꢀağıdaki hakimlerden
oluꢀmaktadır:
Baꢀkan,
Françoise Tulkens,
Ireneu Cabral Barreto,
Hakimler
Vladimiro Zagrebelsky,
Danutė Jočienė,
András Sajó,
Nona Tsotsoria,
Iꢀıl Karakaꢀ,
Sally Dollé,
ve Daire Yazı Đꢀleri Müdürü, Stanley Naismith'in katılımıyla oluꢀan
Mahkeme heyeti 23 Haziran 2009 tarihinde yapılan kapalı karar toplantısı
sonucunda aynı tarihte aꢀağıdaki kararı almıꢀlardır.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (no. 35160/05) no’lu
davanın nedeni, Türkiye Cumhuriyeti vatandaꢀı Bay Ali Yavuz’un
(“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 19 Eylül 2005 tarihinde
öncelikle faks ve daha sonra posta yoluyla Đnsan Hakları ve Temel
Özgürlüklerin Korunmasına Đliꢀkin Sözleꢀme’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi
uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
2. Baꢀvuran, Đzmir Barosu avukatlarından Sayın M. Đꢀeri tarafından
temsil edilmiꢀtir. Türkiye Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi
tarafından temsil edilmiꢀtir.
3. Baꢀvuran gözaltında bulunduğu esnada güvenlik güçleri tarafından
iꢀkenceye maruz bırakıldığını ve ulusal mercilerin sanık polis memurlarının
idari ve cezai sorumluluklarını tespit etmediklerini ileri sürmüꢀtür.
Dolayısıyla, hukuk mahkemeleri nezdinde tazminat davası açma hakkına
halel geldiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran Sözleꢀme’nin 3, 6, 13 ve 14.
maddelerine atıfta bulunmuꢀtur.
ALĐ YAVUZ v. TÜRKĐYE KARARI
4. Baꢀvuru 15 Mayıs 2008 tarihinde Hükümete bildirilmiꢀtir. Ayrıca,
baꢀvurunun kabul edilebilirlik ve esasına iliꢀkin kararın aynı zamanda
verileceği belirtilmiꢀtir ( Madde 29 § 3).
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
5. Baꢀvuran 1963 yılında doğmuꢀtur ve Bursa’da yaꢀamaktadır
6. Baꢀvuran ve diğer dört kiꢀi 7 Mart 1999 tarihinde saat 12.30 sularında
polis memurları tarafından Kadifekale, Đzmir’de gözaltına alınarak Đzmir
Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmüꢀlerdir. Aynı gün saat 16.00 sularında
Đzmir Atatürk Devlet Hastanesine götürülerek doktor muayenesinden
geçirilmiꢀ ve büyük bir kısmı okunamayan bir sağlık raporu alınmıꢀtır.
Sağlık raporunun okunabilen kısımları baꢀvuranın ꢀuurunun yerinde
olduğunu, acil bir müdahaleye gerek olmadığını ve sağlık durumunun iꢀten
izin almasını gerektirmediğini belirtmektedir.
7. Baꢀvuranın gözaltında bulundurulduğu yerde görevli iki polis
memuru tarafından, 8 Mart 1999 tarihinde saat 8.15 sularında, baꢀvuranın
ikram edilen kahvaltıyı almayı kızgın bir ꢀekilde reddederken kafasını
hücresinin
kapısına
vurduğunu
belirten
tutanağı
hazırlayarak
imzalamıꢀlardır. Söz konusu polis memurlarının isimleri hazırlanan raporda
belirtilmemiꢀtir.
8. Baꢀvuran 8 Mart 1999 tarihinde saat 15.55 sularında Konak Adli Tıp
Merkezi’nden bir doktor tarafından muayene edilmiꢀ ve doktor sağ üst göz
kapağında ödem ve lezyon ile aynı göz kapağının altında ufak bir lezyon ve
üst dudakta da lezyon tespit etmiꢀtir. Sağlık raporu, bu bulgular sonucunda
baꢀvuranın iki gün iꢀ göremez halde olduğunu tespit ettiğini belirtmiꢀtir.
Aynı gün baꢀvuran sorgu hâkimi tarafından salıverilmiꢀtir.
9. Baꢀvuran 9 Mart 1999 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına ꢀikâyette
bulunmuꢀ ve savcı aynı gün kendisinin ifadesini almıꢀtır. Baꢀvuran
gözaltında bulunduğu sırada polis memurları tarafından uygulanan ꢀiddete
maruz kaldığını iddia ederek vücudunda ve suratında halen izleri bulunan
kötü muamelenin tespit edilmesi için adli tıp doktoruna sevk edilmesini
talep etmiꢀtir.
10. Aynı gün, baꢀvuran kendi inisiyatifi ile Đzmir Tabipler Odasına
giderek doktorlar tarafından muayene edilmiꢀtir. Doktorlar tarafından
ALĐ YAVUZ v. TURKEY JUDGMENT
hazırlanan 25 Haziran 1999 tarihli sağlık raporunda, kafa ve boyun
kısmının çeꢀitli yerlerinde yara ve sağ gözün çevresinde lezyonun
bulunduğu belirtilmektedir. Sağlık raporu ayrıca baꢀvuranın post-travmatik
stres altında olduğunu belirtmiꢀtir. Sağlık raporu baꢀvuranın vücudunda
kendisine ꢀiddet uygulandığını doğrulayan izler bulunduğu ꢀeklinde
sonuçlandırılmıꢀtır.
11. Cumhuriyet Savcısı, 2 Haziran 1999 tarihinde suçlanan polis
memurlarının ifadesini alarak aynı gün takipsizlik kararı vermiꢀtir. Polis
memurları baꢀvuran gözaltına alındığında orada bulunmadıklarını beyan
etmiꢀlerdir. Baꢀvuranı daha sonra sorguladıklarını ifade etmiꢀlerdir.
Cumhuriyet Savcısı, polis memurlarının ifadelerine dayanarak baꢀvuranın
vücudunda meydana gelen izlerin 8 Mart 1999 tarihinde ikram edilen
kahvaltıyı almayı kızgın bir ꢀekilde reddederken kafasını hücresinin
kapısına vurduğu anda meydana geldiğinin sabit olduğu kanaatine
ulaꢀmıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı, polis memurlarına karꢀı yeterli delilin
mevcut olmadığı sonucuna ulaꢀmıꢀtır.
12. Baꢀvuran 12 Temmuz 1999 tarihinde Cumhuriyet Savcısının
takipsizlik kararına karꢀı Karꢀıyaka Ağır Ceza Mahkemesi’ne itirazda
bulunarak, iddialarına dayanak olarak Đzmir Tabipler Odası tarafından
hazırlanan sağlık raporunu sunmuꢀtur.
13. Baꢀvuran 30 Temmuz 1999 tarihinde bir adli tıp doktoru tarafından
muayene edilmiꢀ olup doktor 8 Mart 1999 tarihinde hazırlanan raporda
mevcut bulunan bulgulara atıfta bulunarak sağ göz çevresinde ve dudağında
lezyonlar oluꢀtuğu, söz konusu periorbital lezyonların kafasının kapıya
vurması ile oluꢀamayacağı ve ꢀiddet uygulanması sonucu oluꢀmasının
muhtemel olduğunu belirtmiꢀtir.
14. Karꢀıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Ağustos 1999 tarihinde,
baꢀvuran tarafından sunulan sağlık raporlarının cezaî tahkikat baꢀlatılması
için yeterli kanıt sunduğunu belirterek baꢀvuranın itirazını kabul etmiꢀtir.
15. Đzmir Cumhuriyet Savcısı, 26 Ağustos 1999 tarihinde, Đzmir Asliye
Ceza Mahkemesi nezdinde baꢀvuran gözaltında iken görev baꢀında olan
polis memurlarının, Eski Ceza Kanunu’nun 245. maddesinde düzenlenen
görev sırasında efrada sui muamele suçunu iꢀledikleri gerekçesiyle dava
açmıꢀtır. Baꢀvuran 10 Kasım 1999 tarihinde davaya müꢀteki sıfatıyla
katılmıꢀtır.
16. Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi dava sürecinde baꢀvuranın da
içlerinde bulunduğu her iki tarafın tanıklarını dinlemiꢀtir. Baꢀvuran
iddialarını tekrarlamıꢀ ve kötü muamelenin uygulandığı esnada gözleri bağlı
ALĐ YAVUZ v. TÜRKĐYE KARARI
bulunduğundan failleri teꢀhis edemediğini beyan etmiꢀtir. Ayrıca,
sorgulama esnasında sözlü olarak hakarete uğradığını da eklemiꢀtir.
Baꢀvuranın gözaltına alınması esnasında olay mahallinde bulunan polis
memurları da baꢀvuranın göstericiler arasında olduğunu ve gözaltına
alınmaya karꢀı fiziksel olarak direndiğini belirtmiꢀtir. Baꢀvuran ile birlikte
gözaltına alınan diğer ꢀahıslar da baꢀvuranın suratında sorgulamadan sonra
çürükler gördüklerini beyan etmiꢀlerdir.
17. Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi 9 Ekim 2000 tarihinde somut delil
yetersizliğinden polis memurlarının beraatına karar vermiꢀtir. Mahkeme
sağlık raporunun olayın gerçekleꢀtiği tarihten üç ay sonra 25 Haziran 1999
tarihinde verildiğini ve baꢀvuranın failleri tespit edemediğini gerekçe olarak
göstermiꢀtir.
18. Baꢀvuran 24 Kasım 2000 tarihinde temyize baꢀvurmuꢀtur. Yargıtay Nisan 2002 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını polis memurlarına
ithaf edilen suçların Eski Ceza Kanunu’nda kamu görevlilerinin itiraf veya
bilgi almak için iꢀkence uygulamasını yasaklayan 243. madde kapsamında
olmasına rağmen aynı kanunun 245 maddesine göre değerlendirmenin
yapılmasından dolayı bozmuꢀtur. Yargıtay, bu yüzden, dosyanın Đzmir Ağır
Ceza Mahkemesi’nde görülmesi gerektiğini belirterek dosyayı ilk derece
mahkemesi olan Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi’ne iade etmiꢀtir.
19. Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi 9 Nisan 2003 tarihinde görevsizlik
kararı vererek dosyayı Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermiꢀtir.
20. Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi 6 Ekim 2003 tarihinde, diğer sebeplerle
birlikte, baꢀvuran tarafından sunulan Đzmir Tabipler Odası’nın hazırladığı
sağlık raporunun gözaltı süresi bittikten üç ay sonra hazırlandığını ve tıbbi
inceleme ve açıklamalara değinmeksizin sadece baꢀvuranın olayları kendi
anlatım ꢀekline göre aksettirdiğini belirterek polis memurlarının beraatına
karar vermiꢀtir. Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi 7 ve 8 Mart 1999 tarihlerinde
hazırlanan ilk iki sağlık raporlarına atıfta bulunmaksızın sadece 30 Temmuz tarihli raporun bir paragrafına atıfta bulunmuꢀtur.
21. Baꢀvuran kararı temyiz ederek iddialarını destekleyen yeterli
kanıtların mevcut olduğunu ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran ayrıca kendisine beꢀ
veya altı polis memurunun iꢀkence ettiğini ancak cezai tahkikatın sadece iki
polis memuru hakkında baꢀlatıldığını belirtmiꢀtir.
22. Yargıtay 21 Mart 2005 tarihinde suçlar hakkındaki soruꢀturmanın
zamanaꢀımına uğradığı gerekçesiyle davayı reddetmiꢀtir.
ALĐ YAVUZ v. TURKEY JUDGMENT
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK
23. Đlgili ulusal mevzuata iliꢀkin açıklama Batı ve diğerleri v. Türkiye
(nos. 33097/96 ve 57834/00, ECHR 2004-IV) ve Okkalı v. Türkiye (no.
52067/99, 17 Ekim 2006) davasına iliꢀkin kararda bulunabilir.
HUKUKĐ DEĞERLENDĐRME
I. SÖZLEꢁMENĐN 3, 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI
24. Baꢀvuran gözaltında iken iꢀkenceye maruz kaldığını iddia ederek
Sözleꢀme’nin 3. maddesine istinat etmiꢀtir. Ayrıca baꢀvuran Sözleꢀme’nin 6
ve 13. maddelerine atfen özellikle Yargıtay nezdindeki duruꢀmasız ve uzun
süreli yargılamanın adil olmadığını belirterek kötü muameleye iliꢀkin
ꢀikayeti ile alâkalı cezaî tahkikattaki eksiklikler dolayısıyla etkili hukuk
yolları bulunmadığını iddia etmiꢀtir.
25. Mahkeme bu ꢀikâyetlerin yalnızca aꢀağıda belirtilen 3. madde
açısından incelenmesi gerektiği kanaatindedir:
Madde 3
“Hiç kimse iꢀkenceye veya insanlık dıꢀı ya da aꢀağılayıcı muamele veya cezaya tabi
tutulamaz.”
A. Kabul edilebilirlik Hakkında
26. Hükümet, ulusal hukukta kararın 21 Mart 2005 tarihinde
kesinleꢀtiğini ancak baꢀvuranın Mahkeme’ye 15 Kasım 2005 tarihinde
baꢀvurduğunu belirtmiꢀtir. Dolayısıyla, baꢀvurunun Sözleꢀme’nin 35 § 1
maddesinde belirtilen altı aylık süre içerisinde yapılmadığını belirterek
reddedilmesi gerektiğini belirtmiꢀtir. Hükümet, ayrıca Sözleꢀme’nin 35 § 1
maddesinde belirtilen iç hukuk yolarının tüketilmesi ꢀartının da yerine
getirilmediğini ileri sürmüꢀtür. Bu bağlamda, baꢀvuranların tazminat elde
etmek için iç hukukta öngörülen hukuki ve idari itiraz yollarını
kullanmadığını savunmaktadır
27. Mahkeme, baꢀvurunun ilk olarak 19 Eylül 2005 tarihinde faks ile
yapıldığını Hükümetin atıfta bulunduğu tarihin ise orijinal baꢀvuru
formunun üzerinde bulunan pul (üzerinde ki tarih) olduğunu belirtmektedir.
Bu pul baꢀvuru formunun Mahkeme’ye ulaꢀtığı tarihi belirtmektedir.
ALĐ YAVUZ v. TÜRKĐYE KARARI
Dolayısıyla, baꢀvuru formu Mahkeme’ye yazılı olarak, kural uyarınca, altı
ay içerisinde ulaꢀmıꢀtır.
Mahkeme, Hükümet’in ilk itiraz olarak sunduğu iç hukuk yollarının
tüketilmediği iddiasını benzer davalarda inceleyerek reddettiğini hatırlatır.
(bakınız, özellikle, Ataꢀ ve Seven v. Türkiye, no. 26893/02, § 29, 16 Aralık
2008). Mahkeme, mevcut davada daha önceki çıkarımlarından ayrılmasını
gerektirecek özel bir sebep bulmamıꢀtır. Buradan yola çıkan Mahkeme,
Hükümetin itirazlarını reddetmektedir.
28. Mahkeme, bu ꢀikâyetin Sözleꢀme’nin 35. maddesinin 3. paragrafı
anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve ayrıca baꢀka bir
kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla,
söz konusu ꢀikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esas Hakkında
1. Davalı Devletin Sözleꢀme’nin 3. maddesinin esası bakımından
sorumluluğu
29. Hükümet, söz konusu ꢀikâyetleri reddederek baꢀvuranın kötü
muamele ile ilgili iddialarının üç değiꢀik mahkeme tarafından tamamen
derinlemesine incelendiğini ve mevcut deliler ıꢀığında polis memurlarının
mahkum edilemeyeceği kanaatinde olduklarını belirtmiꢀtir.
30. AĐHM, 3. maddeye iliꢀkin kararlarında ortaya konan temel ilkeleri
yineler (özellikle bkz. Ivan Vasilev - Bulgaristan, 48130/99; Yavuz -
Türkiye, 67137/01; Emirhan Yıldız ve Diğerleri - Türkiye, 61898/00; Diri -
Türkiye; 68351/01). Mevcut davayı da bu ilkeler ıꢀığında inceleyecektir.
31. Mahkeme baꢀvuran hakkında dört adet sağlık raporu hazırlandığını
belirtmektedir. Büyük bir kısmı okunamamakla birlikte baꢀvuranın
gözaltına alındığı tarihte, 7 Mart 1999, hazırlanan ilk raporda baꢀvuranın
çalıꢀmasında bir sakınca olmadığı belirtilmiꢀtir. Baꢀvuranın, gözaltından
çıkmasından sonraki gün hazırlanan ikinci sağlık raporunda ise baꢀvuranın
sağ göz çevresi ile üst dudağında ödem ve lezyon tespit edildiği
belirtilmektedir. Bu sağlık raporu, baꢀvuranın iki gün iꢀ göremez vaziyette
olduğunu belirtmiꢀtir. Baꢀvuranın, 9 Mart tarihindeki muayenesi baz
alınarak hazırlanan üçüncü sağlık raporu ise baꢀvuranın ağrı ve lezyonların
yanında post-travmatik stres de yaꢀadığını ve bunun baꢀvurana kötü
muamele uygulandığı yönündeki iddiaları desteklediğini belirtmiꢀtir. Son
olarak, 8 Mart tarihli sağlık raporundaki bulgulara atıfta bulunan dördüncü
sağlık raporu sağ göz çevresinde ve dudağında lezyonlar oluꢀtuğu, söz
ALĐ YAVUZ v. TURKEY JUDGMENT
konusu periorbital lezyonların kafasının kapıya vurması ile oluꢀamayacağı
ve ꢀiddet uygulanması sonucu oluꢀmasının muhtemel olduğunu belirtmiꢀtir.
32. Mahkeme, baꢀvuranın yakalanması esnasında olay mahallinde
bulunan polis memurlarının baꢀvuranın yakalanmaya karꢀı fiziksel dirençte
bulunduğunu beyan ettiklerini hatırlatır. Mahkeme bu bağlamda ilk sağlık
raporunun büyük bir kısmının okunamaz durumda olmasından dolayı
baꢀvuranın vücudunda bulunan izlerin gözaltına alınma esnasında mı veya
önce mi mevcut bulunduğunun tespit edilemediği kanaatindedir. Ancak
Mahkeme 2 Haziran 1999 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadeleri
alınan iki polis memurunun da yakalamadan önce baꢀvuranın yüzünde
oluꢀmuꢀ mevcut bir yara izi olduğuna iliꢀkin bir ifadede bulunmadıklarına
dikkat çeker. Aksine, 8 Mart sabahında hazırlanan tutanakta belirtildiği
üzere baꢀvuranın gözaltında iken kendisine zarar verdiğini ifade etmiꢀlerdir.
Mahkeme söz konusu tutanağın, isimleri tutanakta belirtilmemiꢀ iki polis
memuru tarafından hazırlandığını ve baꢀvuranın veya diğer bir tanığın
imzası bulunmaksızın hazırlandığına dikkat çekmektedir. Periorbital
lezyonların kafasının kapıya vurması ile oluꢀamayacağına iliꢀkin sonuca
ulaꢀan dördüncü sağlık raporunun bulguları dikkate alındığında (bakınız
yukarıda 13. Paragraf), Mahkeme, baꢀvuranın suratında bulunan izlerin
kafasını hücresinin duvarlarına vurarak oluꢀtuğu iddiasının güvenilir
olmadığı sonucuna ulaꢀmıꢀtır.
33. Mahkeme, iki polis memurunun beraatına karar veren ulusal
mahkemenin ilk iki sağlık raporuna hiç değinmediğini belirtmektedir.
Üçüncü sağlık raporunun ise iddia edilen olaylar gerçekleꢀtikten üç ay sonra
hazırlandığından dolayı ikna edici olmadığı kanaatindedir. Ayrıca, söz
konusu sağlık raporu dördüncü sağlık raporunun bir paragrafına atıfta
bulunarak içeriğini daha fazla incelememiꢀtir. Bu bağlamda, Mahkeme 25
Haziran 1999 tarihinde hazırlanan üçüncü sağlık raporunun baꢀvuranın
gözaltından salıverildiği günün akabinde, 9 Martta, yapılan muayene baz
alınarak hazırlandığını belirtmiꢀtir.
34. Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, Mahkeme baꢀvuranın iddialarının
tutarlı ve sağlık raporları ile temellendirildiğini ancak Hükümetin
baꢀvuranın suratında meydana gelen izleri açıklayan mantıklı bir bildirimde
bulunmadığı sonucuna ulaꢀmıꢀtır.
Buna göre Sözleꢀme’nin 3. maddesi esastan ihlal edilmiꢀtir.
2. 3. maddenin usul yönü açısından Devlet’in sorumluluğu ve pozitif
yükümlülüğü
35. Mahkeme, Devlet memurlarının 3. maddeyi ihlâl eden suçlarla
suçlandıklarında, cezai yargılama ve cezalandırmanın zamanaꢀımına
ALĐ YAVUZ v. TÜRKĐYE KARARI
uğramaması ile af çıkarılması ve bağıꢀlamaya müsaade edilmemesi
gerektiğini yeniden teyit eder (bakınız Erdoğan Yılmaz ve Diğerleri v.
Türkiye, no. 19374/03, §56, 14 Ekim 2008 ve mutatis mutandis, Ali ve Ayꢀe
Duran v. Türkiye, no. 42942/02, § 72, 8 April 2008).
36. Mahkeme, polis memurları hakkındaki suçlamaların zamanaꢀımına
uğraması sebebiyle 21 Mart 2005 tarihinde kovuꢀturmanın sona erdirildiğini
belirtmek ister. Bu bağlamda, Mahkeme, daha önceki birkaç davada elde
ettiği, Türk Ceza Kanunu sisteminin sıkı olmaktan çok uzak olduğu ve
zamanaꢀımına uğradığı için devlet memurları hakkında açılan ceza
davalarının düꢀmesi durumunda, bu memurların iꢀlediği yasadıꢀı eylemlerin
etkili biçimde önlenmesini sağlayabilecek caydırıcı etkisinin bulunmadığı
tespitlerini yineler (diğerlerinin yanı sıra bkz. Yeꢀil ve Sevim ve Hüseyin
Esen - Türkiye, 49048/99). Mahkeme mevcut davada farklı bir sonuca
ulaꢀması için bir neden olmadığı sonucuna varmıꢀtır.
37. Yukarıdakiler ıꢀığında, Mahkeme, polis memurları hakkındaki cezai
yargılamanın uygun olarak değerlendirilebileceği ve bu nedenle
Sözleꢀme’nin 3. maddesi kapsamındaki Devlet’in usulü yükümlülüklerinin
ihlal edildiği kanısındadır.
38. Dolayısıyla 3. madde usul yönünden ihlâl edilmiꢀtir.
II. SÖZLEꢁMENĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
39. Baꢀvuran, polis memurları aleyhine açtığı ceza davalarının
zamanaꢀımı sebebiyle düꢀmesi nedeniyle hukuk mahkemelerinde tazminat
davası açma hakkının reddedildiğini ileri sürmektedir.
Baꢀvuran Sözleꢀmenin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır:
Madde 13
“Bu Sözleꢀme'de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi
görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal bir
makama etkili bir baꢀvuru yapabilme hakkına sahipti”
40. Hükümet, bu iddiaya itiraz ederek baꢀvuranın maruz kaldığını iddia
ettiği zararlara iliꢀkin olarak hukuk mahkemeleri nezdinde dava
açabileceğini ileri sürmüꢀtür.
41. Mahkeme 28. paragraftaki bulgularına atıfta bulunarak ve daha
önceki benzer davalarda yapmıꢀ olduğu çıkarımları hatırlatarak bu
kapsamdaki iç hukuk yollarının baꢀvuranların iddia edilen ihlaller
neticesinde herhangi bir tazminat alamadıklarından bahisle iꢀlevsel
ALĐ YAVUZ v. TURKEY JUDGMENT
olmadığını belirtmektedir (bakınız, diğerlerinin yanında, Batı ve Diğerleri v.
Türkiye, nos. 33097/96 ve 57834/00, § 148, ECHR 2004-IV ). Mahkeme
mevcut davada da önceki çıkarımlarından ayrılmasını gerektirecek bir sebep
görmemektedir.
42. Dolayısıyla, 13. maddenin ihlali söz konusudur.
III. SÖZLEꢁMENĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI
43. Baꢀvuran ulusal mahkemelerin tarafsız ve özgür olmadığı ve
Yargıtay nezdinde duruꢀma yapılmadığından ꢀikâyet etmektedir. Ayrıca,
Kürt kökenli olması dolayısıyla iꢀkenceye uğradığını ve adil yargılanma
hakkının kendisine verilmediğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran bu kapsamda
Sözleꢀme’nin 6 ve 14. maddelerine ve Sözleꢀme’nin 3 ve 6. maddelerine
atıfta bulunarak ꢀikâyette bulunmuꢀtur.
44. Mahkeme Sözleꢀme’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlâline iliꢀkin
yaptığı açıklamalara atıfta bulunarak (paragraf 34) mevcut davada
Sözleꢀme’nin 6 maddesi kapsamında ayrıca değerlendirme yapılmasına
gerek olmadığı kanaatindedir. (bakınız, örnek olarak, Mehmet Eren v.
Türkiye, no. 32347/02, § 59, 14 Ekim 2008).
45. Mahkeme Sözleꢀmenin 14. maddesine atfen yapılan ꢀikâyet ile ilgili
olarak
kendisine
sunulan
belgelerin
ıꢀığında
bu
iddianın
temellendirilemediği kanaatindedir. Dolayısıyla, Mahkeme söz konusu
ꢀikâyetlerin dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle Sözleꢀme’nin 35 §§ 3
ve 4 maddeleri uyarınca baꢀvuruyu kabul edilemez bulmuꢀtur.
IV. SÖZLEꢁMENĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
46. Sözleꢀme'nin 41. maddesi aꢀağıdaki ꢀekilde düzenlenmiꢀtir:
“Eğer Mahkeme, bu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlâl edildiğine karar
verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlâlin sonuçlarını
ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar
gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder."
ALĐ YAVUZ v. TÜRKĐYE KARARI
47. Baꢀvuranlar adilâne tazmin ile ilgili olarak taleplerini zamanında
Mahkeme’ye sunmamıꢀlardır. Bu yüzden sunulan belgeler Mahkeme’nin
incelemesi için dava dosyasına dahil edilmemiꢀtir. Dolayısıyla, Mahkeme
bu hususta kendilerine herhangi bir tazminat ödenmesine yönelik bir karar
alınmasına yer olmadığı kanaatindedir (bakınız, örnek olarak, Svyato-
Mykhaylivska Parafiya v. Ukrayna, no. 77703/01, § 156, 14 Haziran 2007).
ĐꢁBU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBĐRLĐĞĐ ĐLE
1. Baꢀvuranın gözaltında iken uğramıꢀ olduğu kötü muamele ile alâkalı
olarak, cezai tahkikâtların etkisizliğine iliꢀkin ve tazminat talepli hukuk
davalarının bulunmaması hakkındaki ꢀikâyetlerin kabul edilmesine;
2. Baꢀvurunun geri kalanının kabul edilmediğinin beyan edilmesine;
3. Sözleꢀmenin 3. maddesinin gerek usulî konular gerekse esastan ihlâl
edildiğine;
4. Sözleꢀme'nin 13. maddesinin ihlâl edildiğine;
5. Sözleꢀmenin 6. maddesi kapsamında inceleme yapılmasına gerek
bulunmadığına;
6. Baꢀvuranın adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine karar
vermiꢀtir.
Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.
maddeleri uyarınca 16 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ
edilmiꢀtir.
Sally Dollé
Françoise Tulkens
Daire Yazı Đ ꢀ leri Müdürü
Baꢀkan
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło