35363/02

WyrokETPCz2005-09-06ECLI:CE:ECHR:2005:0906JUD003536302

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa oraz przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawo skarżących do rzetelnego procesu przed niezawisłym i bezstronnym sądem w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał potwierdził swoje ugruntowane orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa, rozpatrującego sprawy cywilów, budzi obiektywne i uzasadnione obawy co do niezawisłości i bezstronności sądu, co stanowi naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Ponadto, Trybunał uznał, że postępowanie karne trwające ponad dziewięć lat i siedem miesięcy było nadmiernie długie i nie spełniało wymogu „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1 Konwencji, zwłaszcza że Rząd nie przedstawił żadnych argumentów uzasadniających to opóźnienie.
Stan faktyczny
Skarżący, Adem Kepeneklioğlu i Mehmet Hakan Canpolat, obywatele Turcji, zostali aresztowani w czerwcu 1992 roku i oskarżeni o zabójstwo z premedytacją, napad z bronią w ręku oraz członkostwo w nielegalnej organizacji terrorystycznej. Byli sądzeni przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule, w którego składzie zasiadał sędzia wojskowy. Postępowanie karne trwało ponad dziewięć lat i siedem miesięcy, zakończone prawomocnym wyrokiem skazującym w lutym 2002 roku.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że pozostała część skargi jest dopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji w odniesieniu do niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Stambule. Stwierdza, że nie jest konieczne rozpatrywanie innych skarg skarżących na podstawie art. 6 §§ 2 i 3 (b), (c) i (d) Konwencji. Stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji w odniesieniu do długości postępowania. Stwierdza, że nie ma potrzeby zasądzania żadnej kwoty skarżącym z tytułu słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   KEPENEKLİOĞLU VE CANPOLAT - TÜRKİYE   (Başvuru no: 35363/02)   KARAR   STRAZBURG   Eylül 2005   Bu karar, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Üzerinde şekle ilişkin   değişiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Kepeneklioğlu ve Canpolat – Türkiye Davası’nda   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire),   Başkan J.-P. COSTA,   Yargıçlar R. TÜRMEN,   K. JUNGWIERT,   M. UGREKHELIDZE,   A. MULARONI,   E. FURA-SANDSTRÖM,   D. POPOVIC ve   Bölüm Sekreter Yardımcısı S. NAISMITH’in katılımı ile kapalı oturumda 5 Temmuz   tarihinde toplanmış ve anılan tarihte izleyen kararı almıştır:   USUL   1.Dava, Adem Kepeneklioğlu ve Mehmet Hakan Canpolat isimli iki Türk vatandaşı   tarafından 7 Ağustos 2002 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin   (“Sözleşme”) 34. maddesine dayanarak Türkiye aleyhine AİHM’ye yapılan başvurudan (no.   35363) kaynaklanmaktadır.   2.Başvuranlar, İstanbul Barosu’na bağlı Y. Hoş isimli avukat tarafından temsil   edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), bu dava için bir Ajan tayin etmemiştir.   3. 8 Temmuz 2004 tarihinde, AİHM, başvurunun kısmen kabuledilmez olduğunu ilan   etmiş ve bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından makul süre içinde adil bir yargılama   yapılmaması, masumiyet karinesinin gözetilmemiş olması, savunmanın hazırlanması için   yetersiz imkan olması ve tutukluluk süresince yasal yardımın olmamasına ilişkin şikayetleri   bildirmeye karar vermiştir. AİHM, AİHS’nin 29 § 3. maddesini uygulayarak başvurunun   kabuledilebilirliğini ve esaslarını birlikte ele almaya karar vermiştir.   4. Gerek başvuranlar, gerekse Hükümet, görüşlerini zaman sınırının aşılmasından   sonra bildirmiştir. Dolayısıyla, bunlar dava dosyasına konulmamıştır.   5. 1 Kasım 2004 tarihinde, AİHM, Dairelerinin kompozisyonunu değiştirmiştir   (Madde 25 § 1). Bu dava, yeni oluşturulmuş İkinci Daire’ye tevzi edilmiştir (Madde 52 § 1).   OLAYLAR   I.DAVA ŞARTLARI   6. Adem Kepeneklioğlu ve Mehmet Hakan Canpolat isimli başvuranlar Türk   vatandaşıdır ve sırasıyla 1954 ve 1964 doğumludur. AİHM’ye başvurduklarında, Türkiye’de   tutuklu idiler.   7. 29 ve 30 Haziran 1992’de başvuranlar, İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’ne bağlı   polisler tarafından gözaltına alınmışlardır. 13 Temmuz 1992 tarihinde, tutuklu   yargılanmalarına karar verilmiştir.   8. 27 Temmuz 1992 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, inter alia   tasarlayarak adam öldürme ve silahlı soygunun yanı sıra, yasadışı terör örgütü mensupları   olmakla suçlayan bir iddianame hazırlamıştır.   9. 25 Kasım 1992 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranlar ve   diğer üç zanlının yargılanmasına başlamış ve başvuranların tutukluluk halinin uzatılmasına   karar vermiştir.   10. 3 Nisan 1998 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranları, Türk   Ceza Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca mahkum etmiş ve ölüm kararı vermiştir.   11. 10 Mart 1999’da, Yargıtay, kararı bozmuştur.   12. 12 Haziran 2001 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, bu kişileri aynı   suçlardan mahkum etmiştir.   13. 4 Şubat 2002 tarihinde, başvuranların temyizi üzerine, Yargıtay, Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin kararını onamıştır.   II. İLGİLİ İÇ HUKUK   14. İlgili iç hukuka ilişkin kapsamlı açıklama, Demirel - Türkiye (no. 39324/98, §§ 47-   49, 28 Nisan 2003) ile Özel – Türkiye (no. 42739/98, §§ 20-21, 7 Kasım 2002) kararlarında   bulunabilir.   HUKUK   15. Başvuranlar, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından “makul süre” içinde   yargılanmadıklarından şikayetçi olmuşlardır. Yargılama süresince tutuklu olduklarından   dolayı, masumiyet karinesi hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Ayrıca, avukatları ile   görüşmelerine katı sınırlamalar getirildiği ve bunun savunmalarını hazırlamalarını   engellediğini öne sürmüşlerdir. Polis gözaltında bulundukları sürede, Cumhuriyet Savcısı   huzurunda ve birinci derece mahkemesine ilk defa çıktıklarında, kendilerine bir avukata   danışma imkanı verilmediğini iddia etmişlerdir. Son olarak, soruşturmada şahitlerin   sorgulanmadığını iddia etmişlerdir. Şikayetlerine ilişkin olarak, başvuranlar, AİHS’nin 6 §§   1., 2. ve 3 (b), (c) ve (d) maddelerine atıfta bulunmuşlardır. Sözkonusu maddelerin ilgili   bölümleri şöyledir:   “1.Herkes, …, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar   verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının   makul bir süre içinde, … görülmesini istemek hakkına sahiptir…   2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz   sayılır.   3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:   b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;   c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından   yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve   adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para   ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;   d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia   tanıklarıyla aynı koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını   istemek;   I.KABULEDİLEBİLİRLİK   16. AİHM, bu şikayetlerin, belirlenmesi, esaslarının incelenmesini gerektiren, AİHS   kapsamında ciddi olgusal ve hukuki konular ortaya koyduğu kanısındadır. Dolayısıyla, bu   şikayetlerin AİHS’nin 35 § 3. maddesi kapsamında temelsiz olmadığı sonucuna varmıştır.   Kabuledilmez olduklarının ilanı için herhangi bir temel tespit edilmemiştir.   II. 6. MADDENİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI   A.İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile   yargılamaların adil olmasına ilişkin   17.Başvuranlar, kendilerini yargılayıp mahkum eden İstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi heyetinde askeri hakim bulunmasından dolayı adil yargılanma haklarının ihlal   edildiğinden şikayetçi olmuşlardır.   18.Hükümet, belirli zaman sınırı içinde görüşünü bildirmemiştir.   19. AİHM, geçmişte, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin komposizyonuna ilişkin   benzer başvuruları incelediğini ve 6 § 1. maddenin ihlal edildiğini tespit ettiğini not eder (bkz   diğerlerinin yanı sıra, yukarıda anılan Özel, §§ 33-34 ve Özdemir – Türkiye, no. 59659/00, §§   35-36, 6 Şubat 2003).   20. AİHM, bu davada farklı bir sonuca varmak için herhangi bir sebep bulunmadığı   kanısındadır. Yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık yapmaktan ötürü Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nde yargılanan başvuranların bir ordu mensubu ile Askeri Mahkeme üyesinin   bulunduğu bir heyet tarafından yargılanmaları hususunda endişeli olmaları anlaşılabilir. Bu   açıdan, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, davanın niteliğiyle ilgili olmayan   mülahazalardan etkilenmiş olabileceğinde endişe duymuş olabilirler. Diğer bir ifadeyle,   başvuranların, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmamasına ilişkin   endişeleri objektif olarak haklı görülebilir (bkz. Incal – Türkiye 9 Haziran 1998 kararı,   Reports of Judgments and Decisions 1998-IV, s. 1573, § 72 in fine).   21. Dolayısıyla, AİHM, 6 § 1. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.   B.Yargılamanın adilliğine ilişkin   22. Başvuranların bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanma haklarının   ihlal edilmiş olduğu tespitinden hareketle, AİHM, başvuranların, 6 §§ 2. ve 3 (b), (c) ve (d)   maddeleri kapsamında yaptığı diğer şikayetleri incelemenin gerekli olmadığına karar   vermiştir (bkz. yukarıda anılan Incal, § 74 ve Çıraklar – Türkiye, 28 Ekim 1998 kararı,   Reports 1998-VII, § 45).   C.Yargılamanın uzunluğuna ilişkin   23. Başvuranlar, kendilerine yönelik cezai yargılamanın makul bir sürede   sonuçlandırılmadığından şikayetçi olmuşlardır.   24. AİHM, sözkonusu yargılamanın 29 Haziran 1992 tarihinde başvuranların   yakalanmasıyla başladığını ve 4 Şubat 2002 tarihinde sona erdiğini gözlemler. Dolayısıyla,   dokuz yıl yedi aydan fazla sürmüştür.   25. AİHM, bu başvurudakine benzer konular ortaya koyan davalarda, 6 § 1. maddenin   ihlal edildiğini sıklıkla tespit etmiştir. (bkz örneğin, Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], no.   25444/94, § 67, AİHM 1999-II ve Ertürk – Türkiye no. 15259/02, 12 Nisan 2005).   26. Kendisine sunulmuş olan tüm belgeler ışığında, AİHM, Hükümet’in, AİHM’yi bu   davada farklı bir sonuca varmasını sağlayacak hiçbir kanıt ya da argüman ortaya koymadığı   kanısındadır. AİHM, konuya ilişkin içtihadını dikkate alarak, bu davada, yargılamanın   haddinden fazla sürdüğü ve “makul süre” şartını karşılamadığı kanaatine varmıştır.   27. Dolayısıyla, bir 6 § 1. madde ihlali sözkonusudur.   III.AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   28. AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili   Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme,   gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   29. 8 Temmuz 2004 tarihinde, başvuranlardan adil tazmine ilişkin taleplerini   bildirmeleri istenmiştir. Başvuranlar, öngörülen süre içinde hiçbir talep bildirmemişlerdir.   Dolayısıyla, AİHM, başvuranlara bu başlık altında herhangi bir meblağ ödenmesi gereğinin   bulunmadığı kanısındadır.   30. AİHM, bir başvuranın, 6 § 1. madde bağlamında bağımsız ve tarafsız olmayan bir   mahkeme tarafından mahkum edildiğini tespit ettiği durumlarda, prensip olarak, en uygun   tazmin biçiminin, başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yeniden   yargılanması olduğu kanısındadır (Gençel – Türkiye, no. 53432/99, § 27, 23 Ekim 2003).   YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1.Başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2.İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin olarak   AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Başvuranın AİHS’nin 6 § 2. ve 6 § 3. (b), (c) ve (d) maddeleri kapsamında yaptığı diğer   şikayetlerin incelenmesinin gerekli olmadığına;   4.Yargılamanın uzunluğuna ilişkin olarak AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   KARAR VERMİŞTİR..   İngilizce hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 § 2. ve 3. maddeleri uyarınca   yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   S. NAISMITH   J.-P. COSTA   Bölüm Sekreter Yardımcısı   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło