35392/04

WyrokETPCz2009-11-10ECLI:CE:ECHR:2009:1110JUD003539204

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu do adwokata podczas zatrzymania i przesłuchania policyjnego, a także nieskuteczność pomocy prawnej w początkowej fazie postępowania, naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że brak dostępu do adwokata podczas zatrzymania i przesłuchania policyjnego, w sytuacji gdy oświadczenia złożone w tym czasie zostały wykorzystane jako dowód w postępowaniu karnym, narusza prawo do rzetelnego procesu. Powołał się na swoją wcześniejszą linię orzeczniczą, w szczególności wyrok w sprawie Salduz przeciwko Turcji, podkreślając, że ograniczenie dostępu do adwokata bez uzasadnionych przyczyn, innych niż ogólne przepisy prawa, jest niezgodne z Konwencją. Ponadto, Trybunał uznał, że krótkie, piętnastominutowe spotkania z adwokatem w trzecim i czwartym dniu zatrzymania nie mogły zapewnić skutecznej pomocy prawnej, co również stanowiło naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Yunis Bolukoç, Ferhat Kıyak i Ayhan Ateş, zostali aresztowani w Turcji pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji zbrojnej DHKP-C. Pierwszy skarżący był aresztowany dwukrotnie, w 1998 i 2000 roku. Drugi i trzeci skarżący zostali aresztowani w 2000 roku. Podczas zatrzymania, zwłaszcza w początkowej fazie, skarżący mieli ograniczony lub żaden dostęp do adwokata. Drugi i trzeci skarżący spotkali się z adwokatem na 15 minut w trzecim i czwartym dniu zatrzymania. Wszyscy skarżący zostali skazani na kary pozbawienia wolności, a sąd krajowy oparł się m.in. na ich oświadczeniach złożonych w trakcie zatrzymania. Skarżący wnieśli skargę do ETPCz, zarzucając naruszenie prawa do rzetelnego procesu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje za dopuszczalne skargi dotyczące braku pomocy prawnej podczas zatrzymania oraz skargę pierwszego skarżącego dotyczącą niezależności i bezstronności Państwowego Sądu Bezpieczeństwa, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji. 3. Uznaje, że nie ma potrzeby rozpatrywania pozostałych skarg pierwszego skarżącego w ramach art. 6 Konwencji. 4. Zasądza, że Rząd pozwany ma zapłacić każdemu ze skarżących 1 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz łącznie 1 000 euro tytułem kosztów i wydatków, powiększone o odsetki za zwłokę. 5. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   BOLUKOÇ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 35392/04)   KARAR   STRAZBURG   Kasım 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 35392/04 no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaꢀları   Yunis Bolukoç, Ferhat Kıyak ve Ayhan Ateꢀ’in (“baꢀvuranlar”) Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne, 9 Temmuz 2004 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin   Korunmasına Dair Sözleꢀme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Đstanbul Barosu   avukatlarından M. Filorinali ve Y. Baꢀara tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuranlar sırasıyla 1962, 1978 ve 1980 doğumlu olup söz konusu baꢀvurunun   yapıldığı tarihte Kandıra cezaevinde bulunmaktaydılar.   Mart 1998 tarihinde, birinci baꢀvuran Yunis Bolukoç, yasadıꢀı silahlı bir örgüt olan   DHKP-C’ye üye olduğu ꢀüphesiyle yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır.   Bir polis memuru tarafından hazırlanan 14 Mart 1998 tarihli rapora göre, DHKP-C   üyesi olduğunu söyleyen birinci baꢀvuran, örgütün talimatları doğrultusunda polise ifade   veremeyeceğini belirtmiꢀtir.   Mart 1998 tarihinde, birinci baꢀvuran Yunis Bolukoç, Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nde hakim önüne çıkartılmıꢀ ve baꢀvuranın tutuklanmasına karar verilmiꢀtir.   Mart 1998 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,   baꢀvuranı yasadıꢀı silahlı bir örgüte üye olmakla suçlayan bir iddianame hazırlamıꢀtır. Söz   konusu suçlamalar, diğer kanun hükümleri meyanında, Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi ile   No.lu Kanun’un 5. maddesine dayandırılmıꢀtır.   Nisan 1998 tarihinde, Đstanbul 5 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde birinci   baꢀvuran hakkında ceza yargılaması baꢀlatılmıꢀtır. 28 Temmuz 1998 tarihinde yapılan bir   sonraki duruꢀmada, mahkeme, söz konusu davayı Đstanbul 6 No.lu Devlet Güvenlik   Mahkemesi önünde derdest olan bir baꢀka dava ile birleꢀtirmeye karar vermiꢀtir. Söz konusu   yargılama sırasında, baꢀvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar   verilmiꢀtir.   Temmuz 2000 tarihinde, birinci baꢀvuran, serbest bırakılmasının ardından iꢀlediği   iddia edilen suçlardan ötürü daha önceki gerekçeler ileri sürülerek yeniden yakalanarak   gözaltına alınmıꢀtır.   Aynı gün, ikinci ve üçüncü baꢀvuran, aynı gerekçelerle yakalanarak gözaltına   alınmıꢀtır.   Temmuz 2000 tarihinde, üçüncü baꢀvuran iki polis memuru tarafından sorgulanmıꢀ   ve hem kendini hem diğer baꢀvuranları suçlayıcı bazı ifadelerde bulunmuꢀtur.   Temmuz 2000 tarihinde, ikinci baꢀvuran, Cumhuriyet Savcısı’nın izni üzerine,   15.00–15.15 saatleri arasında avukatıyla görüꢀmüꢀtür. Aynı gün, üçüncü baꢀvuran, 15.30-   15.45 saatleri arasında avukatıyla görüꢀmüꢀtür.   Aynı tarihte, polis ꢀüpheli örgüt üyelerinin fotoğraflarını ikinci baꢀvurana göstermiꢀtir.   Đkinci baꢀvuran, kendisine silah ve bir fotokopi makinesi tedarik eden bir kiꢀiyi teꢀhis etmiꢀtir.   Đkinci baꢀvuran da iki polis memuru tarafından sorgulanmıꢀ ve hem kendini hem diğer   baꢀvuranları suçlayıcı bazı ifadelerde bulunmuꢀtur.   Temmuz 2000 tarihinde, ikinci baꢀvuran ve üçüncü baꢀvuran, olay yeri tatbikatına   katılmıꢀ ve diğer hususlar meyanında, 30 Mart 2000 tarihinde Đstiklal Caddesi’ndeki bir   binaya Molotof kokteyli attıklarını itiraf etmiꢀlerdir.   Temmuz 2000 tarihinde polis tarafından hazırlanan zabıt raporuna göre, birinci   baꢀvuran polise ifade vermeyi reddetmiꢀ ve adli makamlara gönderilene kadar açlık grevinde   olacağını söylemiꢀtir. Bir polis memuru tarafından hazırlanan 17 Temmuz 2000 tarihli bir   baꢀka rapora göre, DHKP-C üyesi olduğunu söyleyen birinci baꢀvuran, polise ifade   vermeyeceğini veya herhangi bir belge imzalamayacağını belirtmiꢀtir.   Temmuz 2000 tarihinde, baꢀvuranlar Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi   Cumhuriyet Savcısı önüne çıkartılmıꢀlar ve aleyhlerindeki suçlamaları reddetmiꢀlerdir. Đkinci   ve üçüncü baꢀvuranlar, polise verdikleri ifadeleri geri almıꢀlardır. Birinci baꢀvuran,   aleyhindeki suçlamaları kabul etmediği için polise ifade vermeyi reddettiğini söylemiꢀtir.   Aynı gün, baꢀvuranlar Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde hakim önüne   çıkartılmıꢀtırlar ve Cumhuriyet Savcısı’na vermiꢀ oldukları ifadeleri yinelemiꢀlerdir. Đkinci ve   üçüncü baꢀvuranların avukatı duruꢀmada hazır bulunmuꢀtur. Mahkeme, baꢀvuranların   tutukluluğunun devamına karar vermiꢀtir.   Temmuz 2000 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,   baꢀvuranları yasadıꢀı silahlı bir örgüte üye olmakla suçlayan bir iddianame hazırlamıꢀtır.   Đkinci ve üçüncü baꢀvuranlar, aynı zamanda, çeꢀitli tarihlerde Molotof kokteyli atmakla   suçlanmıꢀlardır. Söz konusu suçlamalar, diğer kanun hükümleri meyanında, Ceza   Kanunu’nun 168/1 (birinci baꢀvuran için), 168/2 ve 264. (ikinci ve üçüncü baꢀvuran için)   maddeleri ile 3713 No.lu Kanun’un 5. maddesine dayandırılmıꢀtır.   Ağustos 2000 tarihinde, Đstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde   baꢀvuranlar hakkında ceza yargılaması baꢀlatılmıꢀtır. Baꢀvuranlar, diğer on sanıkla birlikte   yargılanmıꢀlardır.   Haziran 2001 tarihinde, Đstanbul 6 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Cumhuriyet   Savcısı’nın esasa iliꢀkin nihai görüꢀünü dinlemiꢀtir. Baꢀvuranların da aralarında bulunduğu   sanıklara esasa iliꢀkin nihai görüꢀlerini sunmaları için süre tanınmıꢀtır. Aynı gün, mahkeme,   suçlamaların birbiriyle iliꢀkili olmadığı gerekçesiyle, Đstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin davaların kendi bünyesinde birleꢀtirilmesine yönelik talebini reddetmiꢀtir.   Ağustos 2001 tarihinde, Đstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranın   isteği üzerine, Đstanbul 6 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde derdest olan davasını   kendi bünyesindeki davalarla birleꢀtirmeye karar vermiꢀtir.   Kasım 2002 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranları   aleyhlerindeki suçlamalardan mahkum etmiꢀ ve yasadıꢀı silahlı bir örgüte üye olmaktan on iki   yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Mahkeme, ayrıca, ikinci ve üçüncü baꢀvuranları   Molotof kokteyli atmak suçundan beꢀ yıl altı ay yirmi gün hapis cezası ile para cezasına   çarptırmıꢀtır. Mahkeme, söz konusu kararını verirken, olay yeri tatbikatına iliꢀkin rapor,   yakalama ve arama tutanakları ve sanıkların özellikle gözaltındayken verdikleri ifadeler dahil   olmak üzere dava dosyasındaki delilleri göz önünde bulundurmuꢀtur.   Ocak 2004 tarihinde Yargıtay bir duruꢀma yaparak ilk derece mahkemesinin   baꢀvuranlarla ilgili kararını onamıꢀtır.   Yeni Ceza Kanunu’nun kabulünün ardından, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, verdiği   ek kararla, baꢀvuranların yasadıꢀı silahlı bir üye olmak suçundan aldıkları cezayı altı yıl üç ay   hapis cezasına, ikinci ve üçüncü baꢀvuranların Molotof kokteyli atmak suçundan aldıkları   cezayı ise iki yıl altı ay hapis cezası ve para cezasına indirmiꢀtir. Dava dosyasında yer alan   belgelere göre, dava 10 Kasım 2008 tarihinde Yargıtay önünde halen derdesttir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, gözaltındayken kendilerine avukat yardımı sağlanmadığı konusunda   ꢀikayetçi olmuꢀlardır. Birinci baꢀvuran, ayrıca, kendisini yargılayan Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin yargıçlar kurulunda askeri bir hakimin bulunması nedeniyle bağımsız ve   tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmadığı ve aleyhindeki cezai kovuꢀturmanın çok uzun   sürdüğü konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. Baꢀvuranlar, bu ꢀikayetlerini AĐHS’nin 6. maddesinin   1. ve 3. paragraflarına dayandırmıꢀlardır.   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, AĐHM’den, altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle baꢀvuranların   gözaltındayken avukat yardımı almadıkları yönündeki ꢀikayetlerinin reddini talep etmiꢀtir.   Hükümet, bu bağlamda, hazırlık soruꢀturmasının tamamlanmasından sonraki altı ay içerisinde   baꢀvuruda bulunulmadığını ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuranlar, Hükümet’in iddialarına itiraz etmiꢀlerdir.   AĐHM, benzer davalarda Hükümet’in ön itirazını inceleyip reddettiğini hatırlatır   (Çimen / Türkiye, no. 19582/02). AĐHM, söz konusu davada, yukarıda adı geçen baꢀvuruda   vermiꢀ olduğu karardan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koꢀul bulunmadığı   kanaatindedir.   Sonuç olarak, AĐHM, Hükümet’in ön itirazını reddeder.   AĐHM, baꢀvuranların yargılamanın adilliğine iliꢀkin ꢀikayetleri ile birinci baꢀvuranın   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı yönündeki iddiasının,   AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı kanaatindedir. AĐHM, ayrıca   baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu   nedenle söz konusu ꢀikayetler kabuledilebilir niteliktedir.   Cezai yargılama süresiyle ilgili olarak, yargılama süresinin tamamını (beꢀ yıl on ay)   inceleyen ve davanın karmaꢀıklığını, sanıkların sayısını, yargılamanın baꢀlangıçta birinci   baꢀvuran aleyhindeki iki ayrı ceza davasıyla ilgili olduğunu ancak daha sonra baꢀvuranın   talebi üzerine davaların birleꢀtirildiğini, davanın iki aꢀamalı yargı sürecinden geçtiğini ve   temyiz aꢀamasında önemli bir gecikme yaꢀanmadığını, ayrıca birinci baꢀvuranın bu dönemler   için adli makamlara atfedilebilecek herhangi bir pasif dönem iddiasında bulunmadığını göz   önünde bulunduran AĐHM, söz konusu davada birinci baꢀvuranla ilgili yargılama süresinin   çok uzun olmadığı sonucuna varmıꢀtır (Aydoğan ve Diğerleri / Türkiye, no. 41967/02;   Mehmet Yavuz / Türkiye, no. 47043/99). AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.   paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle baꢀvurunun bu kısmının   kabuledilemez olduğuna karar verir.   B. Esas   AĐHM, avukat yardımı konusuyla ilgili olarak, Salduz / Türkiye davasında aynı   ꢀikayeti incelediğini ve AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesinin ihlalini tespit   ettiğini hatırlatır. AĐHM, Salduz davasında, baꢀvuranın devlet güvenlik mahkemelerinin yetki   alanına giren bir suçla itham edilmesi nedeniyle, 3842 no.lu Kanun’un 31. maddesi uyarınca,   gözaltı sırasında avukata eriꢀim hakkının kısıtlandığını tespit etmiꢀtir. Sonuç olarak, baꢀvuran   polise ifade verirken avukata eriꢀim hakkından yararlanmamıꢀtır. Baꢀvuranın avukata eriꢀim   hakkının kısıtlanması için herhangi bir gerekçe gösterilmemiꢀ, yalnızca ilgili kanun   hükümlerinin bir gereği olduğu söylenmiꢀtir. Dolayısıyla, AĐHS’nin 6. maddesinin gerekleri   yerine getirilmemiꢀtir.   Söz konusu davayı inceleyen AĐHM, bu davada yukarıda adı geçen Salduz kararında   yapmıꢀ olduğu tespitlerden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koꢀul bulunmadığı   kanaatindedir. Bu bağlamda, AĐHM, baꢀvuranların avukatlarıyla görüꢀme ꢀekliyle ilgili olarak   Hükümet tarafından herhangi bir açıklamada bulunulmadığı için, ikinci ve üçüncü   baꢀvuranların, yakalanmalarının üçüncü ve dördüncü gününde avukatlarıyla yaptıkları on   beꢀer dakikalık görüꢀmeler sonucunda avukatların etkili surette yardımda bulunmasına   olanak tanınmadığı sonucuna varmıꢀtır (Tağaç ve Diğerleri / Türkiye, no. 71864/01). AĐHM,   ayrıca, AĐHS’nin “teorik veya hayali hakları değil, uygulanabilir ve etkili hakları güvence   altına almayı” amaçladığını hatırlatır.   Dolayısıyla, söz konusu davada AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesi ihlal   edilmiꢀtir.   Ayrıca, dava olaylarını, tarafların ifadelerini ve AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte   6/3(c) maddesinin ihlal edildiğine dair tespitini göz önünde bulunduran AĐHM, birinci   baꢀvuranın Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı yönündeki   ꢀikayetinin esasına iliꢀkin olarak bu hüküm uyarınca ayrıca karar vermeye gerek olmadığı   sonucuna varmıꢀtır (Getiren / Türkiye, no. 10301/03).   II.   ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER AĐHS MADDELERĐ   Baꢀvuranlar, ayrıca, kabuledilebilirliğe ve esasa iliꢀkin görüꢀlerinde, ek kararın   verilme ꢀekli ve süresiyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı tarafından Yargıtay’a   sunulan tebliğnamenin kendilerine bildirilmemesi konusunda ꢀikayetçi olmuꢀlardır.   Elindeki bilgileri göz önünde bulunduran AĐHM, söz konusu ꢀikayetlerin yetki alanına   girdiği kadarıyla, bu ꢀikayetlerden hiçbirinin AĐHS veya Protokollerinde güvence altına alınan   hak ve özgürlüklerin ihlalini oluꢀturmadığı sonucuna varmıꢀtır. Bu nedenle, söz konusu   ꢀikayetler, AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle   AĐHS’nin 35/4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.   III.   AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuranlar, manevi tazminat olarak 10,000’er Euro talep etmiꢀlerdir.   Hükümet, söz konusu miktara itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, baꢀvuranların her birine 1,000 Euro ödenmesine   karar verir.   AĐHM, ayrıca, en uygun telafi biçiminin, baꢀvuranların, talep etmeleri halinde   AĐHS’nin 6. maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden yargılanmaları olacağı   kanaatindedir (Salduz).   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuranlar, ayrıca, AĐHM önünde yapmıꢀ oldukları yargılama masraf ve giderleri   için 5,500 Euro talep etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar, taleplerini desteklemek üzere, avukatları   tarafından hazırlanan ücret cetvelini ibraz etmiꢀlerdir.   Hükümet, bu miktara itiraz etmiꢀtir.   AĐHM’nin içtihadına göre, bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, söz konusu davada, elindeki bilgilere ve   yukarıdaki ölçütlere dayanarak, yerel mahkemeler önündeki yargılama masraf ve giderlerine   iliꢀkin talebi reddederek baꢀvuranlara ortaklaꢀa 1,000 Euro ödenmesine karar verir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢀvuranlara gözaltındayken avukat yardımı sağlanmadığı yönündeki ꢀikayet ile   birinci baꢀvuranın Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız   olmadığı yönündeki ꢀikayetinin kabuledilebilir, baꢀvurunun geri kalan kısmının   kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesinin ihlal edildiğine;   3. Birinci baꢀvuranın AĐHS’nin 6. maddesi kapsamındaki diğer ꢀikayetinin   incelenmesine gerek olmadığına;   4. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten   itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na   çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet   tarafından manevi tazminat olarak baꢀvuranların her birine 1,000 Euro (bin Euro),   yargılama masraf ve giderleri için ortaklaꢀa 1,000 Euro (bin Euro) ödenmesine;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin   yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal   kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 10 Kasım 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło