35561/06

WyrokETPCz2009-01-08ECLI:CE:ECHR:2009:0108JUD003556106

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długość tymczasowego aresztowania, brak skutecznego środka odwoławczego w celu zakwestionowania legalności aresztowania oraz przewlekłość postępowania karnego naruszyły odpowiednio art. 5 ust. 3, art. 5 ust. 4 i art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że tymczasowe aresztowanie skarżącego trwało nadmiernie długo (6 lat i 9 miesięcy) bez wystarczającego uzasadnienia ze strony rządu, co naruszyło art. 5 ust. 3. Stwierdził również, że krajowy środek odwoławczy w celu zakwestionowania legalności aresztowania nie był skuteczny i nie zapewniał kontradyktoryjnego postępowania, co stanowiło naruszenie art. 5 ust. 4. Ponadto, Trybunał ocenił, że całe postępowanie karne, trwające około 8 lat w dwóch instancjach, było nadmiernie długie i nie spełniało wymogu "rozsądnego terminu" z art. 6 ust. 1, biorąc pod uwagę brak przekonujących argumentów rządu.
Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Akpolat, został aresztowany 18 lipca 1995 roku w Stambule pod zarzutem morderstwa popełnionego w imieniu PKK. Był tymczasowo aresztowany przez 6 lat i 9 miesięcy, zanim został skazany na śmierć 17 kwietnia 2002 roku, wyrok później zamieniono na dożywocie. Jego apelacja została odrzucona przez Sąd Kasacyjny 10 czerwca 2003 roku. W trakcie postępowania krajowego jego wniosek o zwolnienie z aresztu został odrzucony, a odwołanie od tej decyzji również nie przyniosło skutku.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Zasądza na rzecz skarżącego 7 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Zasądza na rzecz skarżącego 2 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Odrzuca pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   AKPOLAT/TÜRKİYE   (Başvuru no. 35561/06)   KARAR   STRAZBURG   Ocak 2008   Sözkonusu karar AİHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle ilişkin   değişiklik yapılabilir.   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıꢀ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam   olarak belirtilmiꢀ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koꢀulu ile Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa   Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla   alıntılanabilir.   USULİ İŞLEMLER   Davanın nedeni, Türk vatandaşı Mehmet Akpolat’ın (“başvuran”), 11 Temmuz 2001   tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin (“AİHS”) 34.   maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı başvurudur   (başvuru no. 35561/06).   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Başvuran, 1975 doğumludur ve halen Türkiye’deki bir cezaevinde müebbet hapis   cezası çekmektedir.   Başvuran, 18 Temmuz 1995’te PKK adına bir kişiyi öldürdüğü şüphesi ile İstanbul’da   yakalanmıştır. Aynı gün, polis tarafından gözaltına alınmış ve polis memurları, başvuranın iki   ayrı ifadesini almıştır.   Temmuz 1995’te kendisini ayrıca sorgulayan bir Cumhuriyet Savcısı ve bir hakim   önüne çıkarılmıştır. Hakim, aleyhindeki cezai takibat beklenirken başvuranın tutuklanmasına   karar vermiştir.   Ağustos 1995’te İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, bu mahkemeye bir   iddianame sunarak başvuranı ve diğer beş kişiyi, ülke topraklarının bir kısmını ülkeden   ayırma amaçlı eylemler gerçekleştirmekle suçlamıştır. Ceza Kanunu’nun 125. maddesi   uyarınca ölüm cezası talep etmiştir.   Ekim 1995’te İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde (“birinci derece   mahkemesi”) dava görülmeye başlanmıştır.   Şubat 2001’de düzenlenen 31. duruşma sırasında başvuranın avukatı, başvuranın   tahliyetisi talep etmiştir. Avukat, talebinde ayrıca AİHM’nin, AİHS’nin 5. maddesine ilişkin   verdiği kararlara atıfta bulunmuştur. Birinci derece mahkemesi, tahliye talebini reddetmiştir.   Red kararına edilen itiraz da 9 Mayıs 2001’de reddedilmiştir.   Başvuran, 17 Nisan 2002’de iddia makamının talebine uygun biçimde suçlu bulunmuş   ve ölüm cezasına mahkum edilmiştir. 24 Eylül 2002’de ölüm cezası, ömür boyu hapis   cezasına çevrilmiştir. Başvuran aleyhindeki kararı temyiz etmiş, Yargıtay başvuruyu 10   Haziran 2003’te reddetmiştir.   HUKUK   I. AİHS’NİN 5/3 ve 5/4 MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, tutuklu yargılanma süresinin uzunluğundan şikayetçi olmuştur. Ayrıca,   tutuklanmasının kanuna uygunluğuna itiraz etmek için başvurabileceği etkili bir hukuk yolu   olmamasından da şikayetçi olmuştur. Şikayetlerini, AİHS’nin 5/3 ve 5/4 maddelerine   dayandırmıştır.   A. Kabuledilebilirlik   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetlerin dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   taşımadıklarını tespit eder. Bu nedenle, kabuledilebilir niteliktedirler.   B. Esas   Hükümet, AİHS’nin başvuranın tutuksuz yargılanma hakkına ilişkin 5/3 maddesi   bağlamındaki şikayeti hususunda, başvuranın tutuklu yargılanmasının kamu yararına   olduğunu ve başvuranın aleyhindeki delilleri yok etme veya yeniden suç işleme riskini   ortadan kaldırmak için gerekli olduğunu belirtmiştir.   Hükümet, AİHS’nin 5/4 maddesi bağlamındaki şikayeti hususunda, başvuranın Ceza   Kanunu’nun 298. maddesi bağlamında, tutuklu yargılanmasının kanuniliğine itiraz   edebileceği bir iç hukuk yolunun mevcut olduğunu belirtmiştir.   Başvuran, iddialarını yinelemiştir.   1. AİHS’nin 5/3 maddesi   AİHM, başvuranın tutuklu yargılanmasının, polis tarafından 18 Temmuz 1995’te   gözaltına alınması ile başladığını gözlemler. Birinci derece mahkemesinin, aleyhindeki   suçlamaları karara bağladığı 17 Nisan 2002’de sona ermiştir (bkz. Wemhoff/Almanya, 27   Haziran 1968 tarihli karar, A Serisi no. 7, 9. paragraf). Sonuç olarak, altı yıl dokuz ay   boyunca tutuklu yargılanmıştır.   AİHM, mevcut davadakine benzer konuların ortaya çıktığı davalarda sıklıkla   AİHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini yineler (bkz., Habip Çiftçi/Türkiye,   no. 28485/03, paragraflar 29-33, 23 Eylül 2008).   Kendisine sunulan delilleri inceleyen AİHM, Hükümet’in mevcut davada farklı bir   sonuca varmasını sağlayacak ikna edici bir delil ya da iddia sunmadığı kanısına varmıştır.   AİHM, yukarıda kaydedilenler ışığında, başvuranın tutuklu yargılanma süresinin aşırı   olduğu sonucuna varmıştır.   Dolayısıyla, AİHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.   2. AİHS’nin 5/4 maddesi   AİHM, daha önce tutuklu yargılamanın kanuna uygunluğuna itiraz aşamasında   başvurulabilen iç hukuk yolunun, uygulamada başarı ümidi vermediği ve sanık için çekişmeli   bir yargılama yöntemi sağlamadığı sonucuna varmıştır (bkz. Habip Çiftçi/Türkiye, 34.   paragraf). AİHM, mevcut davada daha önce vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmasına   neden olacak özel koşullar görmemektedir.   AİHM, yukarıda kaydedilenler ışığında, AİHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği   sonucuna varmıştır.   II. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, hukuki yargılama süresinin AİHS’nin 6/1 maddesi bağlamındaki “makul   süre” gereğini ihlal ettiğinden şikayetçi olmuştur.   Hükümet, şikayete itiraz etmiş ve davanın karmaşık olduğunu ileri sürmüştür.   Hükümet, birinci derece mahkemesinin davaya titizlikle baktığı kanaatindedir.   AİHM, başvuran aleyhindeki cezai takibatın, 18 Temmuz 1995’te yakalanması ile   başladığını ve Yargıtay’ın, mahkumiyetini onayladığı 10 Haziran 2003’te sona erdiğini   gözlemler. Dolayısıyla, iki aşamalı yargılamada yaklaşık sekiz yıl sürmüştür.   A. Kabuledilebilirlik   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetlerin dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   taşımadıklarını tespit eder. Bu nedenle, kabuledilebilir niteliktedirler.   B. Esas   AİHM, dava uzunluğunun makul olup olmamasının, dava koşulları ışığında   değerlendirilmesi gerektiğini yineler. Davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili makamların   tutumları göz önüne alınmalıdır (bkz., diğer hususlar meyanında, Pélissier ve Sassi/Fransa   [BD], no. 25444/94, 67. paragraf, AİHM 1999-II).   Kendisine sunulan delilleri inceleyen AİHM, Hükümet’in mevcut davada farklı bir   sonuca varmasını sağlayacak ikna edici bir delil ya da iddia sunmadığı kanısına varmıştır.   Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alan AİHM, dava uzunluğunun aşırı olduğu ve “makul   süre” gereğini karşılamadığı sonucuna varmıştır.   Dolayısıyla, 6/1 madde ihlal edilmiştir.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”   A. Tazminat   Başvuran, maddi tazminat olarak 14,994 Euro ve manevi tazminat olarak 20,000 Euro   talep etmiştir.   Hükümet, bu taleplerin aşırı ve dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.   AİHM, tespit edilen ihlal ve ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı   görmemektedir. Bu nedenle talebi reddeder. Diğer yandan, başvurana manevi tazminat olarak   7,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuran, AİHM ve ulusal mahkemeler önünde yaptığı masraflar için 6,684 Euro   talep etmiştir. Taleplerine gerekçe olarak, avukatlarının dava üzerinde harcadığı saatleri   gösteren bir çizelge sunmuştur.   Hükümet, taleplere itiraz etmiştir.   AİHM içtihadına göre, başvuran ancak gerçekten ve gerektiği için yapıldığını ve   miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak   kazanır. Mevcut davada sahip olduğu bilgileri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önünde   bulunduran AİHM, başvurana yaptığı masraf ve harcamalar için toplam 2,000 Euro tazminat   ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;   4. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   5. (a) AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden ulusal para birimine çevrilmek üzere   Sorumlu Devlet tarafından başvurana aşağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;   (i) Manevi tazminat olarak 7,000 Eueo (yedi bin Euro) ve ödenebilecek her tür vergi;   (ii)Yargılama masraf ve giderleri için 2000 Euro (iki bin Euro) ve başvurana   uygulanabilecek her tür vergi;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına   kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının   üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 8 Ocak 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło