35686/02
WyrokETPCz2008-05-27ECLI:CE:ECHR:2008:0527JUD003568602
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy odmowa przesłuchania kluczowego świadka, odmowa dostępu do nagrań dowodowych oraz odmowa przesłuchania świadków obrony w postępowaniu karnym o korupcję naruszyła prawo do rzetelnego procesu, w szczególności zasadę kontradyktoryjności i równości broni, zgodnie z art. 6 ust. 1 i 3 lit. d) Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że krajowe sądy naruszyły prawo skarżącego do rzetelnego procesu, odmawiając mu możliwości przesłuchania kluczowego świadka oskarżenia (A.Ö.), którego zeznania były decydujące dla skazania. Ponadto, sądy odmówiły skarżącemu dostępu do nagrań wideo i audio, które stanowiły główny dowód, oraz nie przesłuchały wszystkich świadków obrony, co uniemożliwiło mu skuteczne kwestionowanie dowodów i przedstawienie własnej wersji wydarzeń. Trybunał podkreślił, że brak kontradyktoryjności i równości broni w odniesieniu do kluczowych dowodów i świadków, które miały decydujące znaczenie dla wyroku skazującego, stanowił naruszenie art. 6 ust. 1 i 3 lit. d) Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Sermet Mustafa Ünel, był dyrektorem generalnym w Ministerstwie Transportu w Turcji. Został oskarżony o przyjęcie łapówki od A.Ö., właściciela firmy lotniczej, w zamian za wydanie pozwolenia na loty. A.Ö. złożył skargę, a następnie wziął udział w operacji policyjnej, podczas której skarżący został zatrzymany na gorącym uczynku, przyjmując pieniądze, co zostało nagrane. Skarżący został skazany za korupcję, a jego apelacje zostały oddalone, mimo że wielokrotnie domagał się przesłuchania A.Ö., dostępu do nagrań oraz przesłuchania świadków obrony.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednomyślnie:
1. Stwierdza, że skargi na podstawie art. 6 ust. 1 i 3 lit. d) Konwencji są dopuszczalne, a pozostała część skargi jest niedopuszczalna.
2. Stwierdza brak naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do zarzutu prowokacji policyjnej.
3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 i 3 lit. d) Konwencji z powodu braku kontradyktoryjności i równości broni.
4. a) Zasądza na rzecz skarżącego 5 000 EUR (pięć tysięcy euro) tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, wolne od wszelkich podatków.
b) Zasądza na rzecz skarżącego 1 500 EUR (tysiąc pięćset euro) tytułem zwrotu kosztów i wydatków.
c) Nakazuje, aby od upływu trzymiesięcznego terminu do dnia zapłaty, odsetki proste były naliczane według stopy równej krańcowej stopie oprocentowania Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe.
5. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ÜNEL -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:35686/02)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Mayıs 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (35686/02) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı
Sermet Mustafa Ünel’in (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 26 Haziran 2002
tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, AĐHM önündeki davası için avukat tayin etmemiꢀtir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran, 1959 yılı doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir. ve 2000 tarihleri arasında baꢀvuran, Ulaꢀtırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürü
olarak görev yapmaktaydı. Ocak 2000 tarihinde, bir havacılık firmasının sahibi olan A.Ö. baꢀvuran hakkında Ankara
Savcılığı’na ꢀikayette bulunmuꢀtur. A.Ö uçuꢀ izni alabilmek için baꢀvurana para ödemek
zorunda bırakıldığını ileri sürmüꢀtür. A.Ö Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiꢀ ve
baꢀvuranın uçuꢀ izni vermek için maddi bir karꢀılık talebinde bulunduğunu beyan etmiꢀtir.
A.Ö. ifadesinde, ilk seferinde talep edilen miktarı ödemesinin ardından, 20 Ocak 2000
tarihine kadar geçerli uçuꢀ izni aldığını ifade etmiꢀtir. Yönetmelikte yapılan düzenlemelerin
ardından A.Ö yeni bir izne ihtiyaç duymuꢀtur. 31 Aralık 1999 tarihinde, A.Ö baꢀvuranın
makamına gitmiꢀtir. Baꢀvuran, 50.000 Amerikan Doları karꢀılığında A.Ö’nün talebini yerine
getireceğini belirtmiꢀtir. 20 Ocak 2001 tarihinde baꢀvuran, A.Ö’ye uçuꢀ izni verilmesini
reddetmiꢀtir. Aynı gün A.Ö. sözkonusu sorunla ilgili olarak Ulaꢀtırma Bakanı’nın makamına
çıkmıꢀtır. Ulaꢀtırma Bakanı’nın önerileri üzerine A.Ö, Bakan Beyin yanında baꢀvuranı
aramıꢀtır. Müsteꢀar Yardımcısı ve Bakanlığın bir avukatı da Bakan Beyin makamında hazır
bulunmaktaydı. Telefonda baꢀvuran, “para yoksa ruhsat da yok” ꢀeklinde yanıt vermiꢀtir.
Aynı akꢀam, A.Ö polis yetkililerine baꢀvurmuꢀ polis yetkilileri de A.Ö’yü ꢀikayetini sunmak
üzere Savcılığa yönlendirmiꢀlerdir. Ardından olayların açıklığa kavuꢀturulması için A.Ö polis
operasyonuna katılmayı kabul etmiꢀ ve randevu belirlemek için baꢀvuranı aramıꢀtır. Baꢀvuran
ile A.Ö arasında geçen konuꢀma kaydedilmiꢀtir. Ocak 2000 tarihinde baꢀvuranın suçlandığı olayları açıklığa kavuꢀturmak için polis
tarafından bir operasyon düzenlenmiꢀtir. A.Ö, daha önceden seri numaraları alınmıꢀ paraları
baꢀvurana teslim etmiꢀtir. Baꢀvuran, parayı aldığı anda suçüstü yakalanmıꢀtır. Sözkonusu olay
gizli kamera ile kaydedilmiꢀtir. Aynı gün, baꢀvuranın evinde bir arama gerçekleꢀtirilmiꢀ ve
25.000 Amerikan Doları tutarındaki bir çek ele geçirilmiꢀtir. Baꢀvuran gözaltına alınmıꢀtır. Ocak 2000 tarihinde baꢀvuran hakim karꢀısına çıkarılmıꢀ, hakim, baꢀvuranın
tutuklanmasına karar vermiꢀtir. ꢁubat 2000 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı, baꢀvuranı ve A.Ö’yü rüꢀvet suçu ile suçlamıꢀtır.
Rüꢀvet ve görevi kötüye kullanma suçundan baꢀvuran hakkında Ankara Ağır Ceza
Mahkemesi’nde ceza davası açılmıꢀtır.
Cezai yargılama sırasında, operasyona katılan polis memurları dinlenmiꢀtir. A.Ö. yazılı
beyanını sunduğu tek bir duruꢀmaya katılmıꢀtır. Bu duruꢀma sırasında rahatsızlanarak,
mahkeme tarafından dinlenmeden salonu terk etmiꢀtir.
Baꢀvuran birçok kez, yakalanması sırasında yapılan film kaydının ꢀifre çözümlemesi
aracılığıyla kriminolojik incelemesinin yapılmasını, bu kaydın duruꢀma sırasında
gösterilmesini, yakalamanın ses kayıtlarının ve A.Ö. ile yapmıꢀ olduğu telefon görüꢀmesinin
ses kayıtlarının kağıda dökülmesini talep etmiꢀtir. Ağır Ceza Mahkemesi, sözkonusu talepleri
kabul etmemiꢀtir. Baꢀvuranın, A.Ö.’nün Ağır Ceza Mahkemesi duruꢀmasına katılması, A.Ö
ile yüzleꢀme talebi ve Ulaꢀtırma Bakanı’nın duruꢀmaya çağrılması yönündeki ısarlı talebi
reddedilmiꢀtir.
Baꢀvuran, savunma tanığı olarak aralarında Genel Müdür Yardımcısı S.K ve hava trafik
kontrolörünün de bulunduğu bazı tanıkların dinlenmesini talep etmiꢀtir. Sözkonusu tanıklara
çağrıda bulunulmuꢀtur. Tanıklar, duruꢀma günü hazır bulunmuꢀlar, ancak dinlenmemiꢀlerdir.
Bununla birlikte, diğer dört savunma tanığı Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dinlenmiꢀtir. 25
Ekim 2000 tarihinde, yalnızca S.K’nın istinabe yoluyla ifadesi alınmıꢀtır.
Aleyhte tanıklarından biri olan H.Đ., baꢀvuranın para talebinde bulunduğu konusunda
A.Ö.’nün Bakan’a ꢀikayetini sunduğunu iꢀittiğini belirtmiꢀtir. Sözkonusu tanığa göre, A.Ö.
Bakan’a bir kaset kaydı dinletmiꢀti ancak kasetteki sesler anlaꢀılır değildi. Kasım 2000 tarihli savunma layihasında, baꢀvuran, A.Ö. ile yüzleꢀme, duruꢀma sırasında
video kaydının yayınlanması, telefon ve video kayıtlarının kopyasının verilmesi ile tanıkların
dinlemesi taleplerinin Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddetmesini kınamıꢀtır. Baꢀvuran,
yürütülen ceza soruꢀturmasının zaafiyet içinde olduğunu belirtmiꢀtir.
Aynı gün duruꢀmanın sonunda, Ağır Ceza Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun 212. maddesi
uyarınca baꢀvuranı ve A.Ö.’yü rüꢀvet suçundan suçlu bulmuꢀ ve baꢀvuranı, yedi yıl hapis ve
339.786.250.000 TL (yaklaꢀık 493.266 Amerikan Doları) para cezasına, A.Ö.’yü ise üç yıl
hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Haziran 2001 tarihinde, duruꢀma gerçekleꢀtirilmesinin ardından, Yargıtay, usul hatasından
ve Türk Ceza Kanunu’nun 219. maddesinin uygulanmamasından dolayı baꢀvuran bakımından
sözkonusu kararı bozmuꢀtur. Yargıtay, kararın A.Ö’ye iliꢀkin kısmını onamıꢀtır. Eylül 2001 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi, dava dosyasını yeniden incelemeye
baꢀlamıꢀtır. Baꢀvuran, yargılama sırasında taleplerini yinelemiꢀ, talepleri sonuçsuz kalmıꢀtır.
Esasa iliꢀkin olarak hazırladığı son layihasında baꢀvuran, kendisine yöneltilen iddiaların iki
kanıt unsuruna dayandığının altını çizmiꢀtir. Sözkonusu kanıt unsurları, A.Ö. tarafından
sunulan ꢀikayet dilekçesi ve yakalanması sırasındaki video kaydıdır. Baꢀvuran, sözkonusu
video kaydını izlememeleri nedeniyle avukatlarının savunmasını hazırlayamadıklarını
belirtmiꢀtir. Ardından baꢀvuran, taleplerine rağmen, A.Ö.’nün Ağır Ceza Mahkemesi’nde
ifade vermediğini belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, cezai yargılama boyunca Ağır Ceza Mahkemesi’nin
taleplerini sürekli reddetmesine de itiraz etmiꢀtir.
Olaylara iliꢀkin olarak, baꢀvuran, A.Ö.’nün sahibi olduğu havacılık ꢀirketi için uçak
kiralamasına aracı olarak A.Ö’ye yardımcı olduğunu, kendisine sunulan paranın da teminat
olarak verildiğini ileri sürmüꢀtür.
Ekim 2001 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın suçlu olduğunu yinelemiꢀtir. Ağır
Ceza Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun 212. ve 219. maddeleri uyarınca baꢀvuranı, altı yıl,
on beꢀ ay on beꢀ gün hapis ve 424.732.812.500 TL (yaklaꢀık 268.018 Amerikan Doları) para
cezasına çarptırmıꢀtır. Ağır Ceza Mahkemesi, ayrıca baꢀvuranın ömür boyu kamu
hizmetinden yasaklanmasına da karar vermiꢀtir.
Baꢀvuran, temyiz baꢀvurusunda bulunmuꢀtur. Temyiz layihasında, baꢀvuran, duruꢀma
sırasında kanıtların incelenmemesine ve A.Ö’nün duruꢀmada dinlenmesinin sürekli olarak
reddedilmesine iliꢀkin görüꢀlerini yinelemiꢀtir. Mayıs 2002 tarihinde, Yargıtay, duruꢀma gerçekleꢀtirmesinin ardından, ilk derece
mahkemesinin kararını onamıꢀtır. Aralık 2004 tarihinde, baꢀvuranın durumuna daha uygun cezai hükümleri öngören Yeni
Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından 6 Haziran 2006 tarihinde, Ağır Ceza
Mahkemesi, ek bir karar vermiꢀ ve baꢀvuranın hapis cezasını dört yıl iki aya indirmiꢀtir. Ağır
Ceza Mahkemesi, para cezasında da değiꢀikliğe gitmiꢀ ve cezayı 67.957 YTL (yaklaꢀık
35.753 Euro) olarak belirlemiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. PARAGRAFININ VE 3. PARAGRAFININ d)
BENDĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Baꢀvuran, adil yargılama yapılmadığından ꢀikayetçi olmaktadır. Đddialarını desteklemek için
baꢀvuran AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafına ve 3. paragrafının d) bendine atıfta
bulunmaktadır.
Hükümet, baꢀvurunun kabuledilebilirliğine iliꢀkin olarak görüꢀ bildirmemiꢀtir.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Baꢀvuran, silahların eꢀitliği ilkesi ihlal edildiğinden Ağır Ceza Mahkemesi önündeki
yargılamasının adil olmadığından ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran, AĐHM önünde, polis
tarafından organize edilen bir komplonun kurbanı olduğunu ifade etmiꢀtir.
AĐHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafının d) bendi uyarınca, baꢀvuran, avukatlarının
savunmasını hazırlama imkanlarının bulunmamasından ve ihtilaflı olayların baꢀlıca tanığı
olarak beyanları soruꢀturmaların ve mahkumiyetinin temelini oluꢀturan davalıyı
sorgulayamamalarından ꢀikayetçidir. Baꢀvuran, ayrıca ulusal mahkemelerin, bazı savunma
tanıklarının dinlenmesini reddettiğini de belirtmektedir. Baꢀvuran, ulusal mahkemeleri,
yakalanması sırasındaki video ve ses kayıtları ve A.Ö. ile yaptığı görüꢀmelerin kopyasına
eriꢀimini engellemekle suçlamaktadır.
Hükümet, baꢀvuranın iddiasına karꢀı çıkmaktadır. Hükümet’e göre, cezai yargılama,
baꢀvuranın savunma hakkına riayet edilerek gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Hükümet, ihtilaflı
mahkumiyetin, takdiri hakimlere ait olan bir dizi kanıta dayandığını belirtmektedir. Hükümet,
Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını bozduğunu böylece kararın ikinci kez
incelendiğini hatırlatmaktadır.
AĐHM, Sözleꢀmenin 19. maddesi uyarınca taraf devletlerin Sözleꢀmeden kaynaklanan
yükümlülüklerini yerine getirmelerini sağlamak görevi olduğunu hatırlatır. Ancak kanıtların
kabuledilebilirliği esas olarak iç hukuk kurallarına dayanır ve ilke olarak toplanan unsurların
değerlendirilmesi görevi ulusal mahkemelere düꢀmektedir. AĐHM ise sözkonusu kanıt
unsurlarının sunulma ꢀekli de dahil olmak üzere bir bütün olarak ele alındığında cezai
yargılamanın hakkaniyete uygun olarak görülüp görülmediğini araꢀtırmakla yükümlüdür
(Bkz. diğerleri arasından, Van Mechelen ve diğerleri- Hollanda, 23 Nisan 1997 tarihli karar;
Teixeira de Castro- Portekiz, 9 Haziran 1998 tarihli karar; Sequeira-Portekiz, baꢀvuru no:
73557/01; Shannon-Birleꢀik Krallık, baꢀvuru no: 67537/01).
Bu bağlamda, AĐHS’nin ön soruꢀturma safhasında ve suçun niteliği gerekli kıldığında, kimliği
gizli tutulan muhbirler gibi kaynaklara müracaat edilmesine engel oluꢀturmadığını, ancak bu
tür kaynakların daha sonra bir esas hakimi tarafından mahkumiyete gerekçe olarak
kullanılmasının yargılamanın hakkaniyeti bakımından sorun teꢀkil edebileceğini hatırlatmak
uygun olacaktır (Teixeira de Castro; Sequeira).
Baꢀvuranın üçüncü bir kiꢀinin iꢀbirliğiyle suçüstü yapmayı amaçlayan bir polis operasyonu
sırasında yakalanmıꢀ olması vesilesiyle, AĐHM, daha önce birçok kez sızdırılan ajanlar ve
provokatör ajanların müdahaleleri hakkında karar vermek durumunda kaldığını
hatırlatmaktadır (Bkz, son olarak, Ramanauskas-Litvanya, baꢀvuru no: 74420/01, 5 ꢁubat tarihli karar).
Ancak AĐHM, suçun niteliği ve polisin üstlendiği görev bakımından bu davanın farklı
olduğunu belirtmektedir. Ortaya konan ve itiraz edilmeyen olaylardan, üçüncü bir kiꢀinin
ꢀikayetini Savcılığa sunmasının ardından, baꢀvuranın rüꢀvet alma, nüfuzunu kötüye kullanma
ve görevi kötüye kullanma çerçevesinde gerçekleꢀtirilen operasyon sonucunda yakalandığı
anlaꢀılmaktadır. AĐHM, A.Ö.’nün ꢀikayetçi olduğu sırada Savcılığı baꢀvuranın tutumu
konusunda bilgilendirdiğini ve baꢀvurana rüꢀvet verdiğini itiraf ettiğini kaydetmektedir.
AĐHM, ayrıca, A.Ö.’nün de suçlandığını ve açılan ceza davasında sözkonusu olaylardan suçlu
bulunduğunu not etmektedir.
Bu bağlamda A.Ö. provokatör ajan olarak nitelendirilemez. Ayrıca, AĐHM, polislerin
hareketlerini de suça teꢀvik edici olarak düꢀünmemektedir. AĐHM, baꢀvuranın polis
tarafından suç iꢀlemeye teꢀvik edildiği hususunda ulusal mahkemeler önünde hiçbir ꢀekilde
ꢀikayetini dile getirmediğini de gözlemlemektedir. Aslında polisin ve Savcılığın baꢀvuranın
rüꢀvet almasından ꢀüphelenmek için haklı nedenleri bulunmaktadır. Bu nedenle, AĐHM,
belirtilen polis operasyonunun AĐHS’nin 6. maddesi ile yasaklanan bir provokasyon olarak
değerlendirilemeyeceği kanaatindedir (mutatis, mutandis, Sequeira; Eurofinacom-Fransa,
baꢀvuru no: 5753/00; a contrario , Teixeira de Castro ve Ramanauskas).
AĐHM, bu bağlamda AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edilmediğini tespit etmektedir.
Đncelenmesi gereken, tamamı ele alındığında özellikle vicahi yargılama ve silahların eꢀitliği
ilkesine riayet edilmesi gibi baꢀvuranın savunma hakkı bakımından cezai yargılamanın,
hakkaniyete uygun olup olmadığıdır.
AĐHM, usul yönleri de dahil olmak üzere her ceza davasının vicahi yargılama özelliğine haiz
olması ve iddia makamı ile savunma arasında silahların eꢀitliği ilkesini güvence altına alması
gerektiğini hatırlatmaktadır: bu durum adil yargılanma hakkının temel özelliklerinden biridir.
Vicahi yargılama hakkı, bir ceza davasında, hem iddia makamı hem savunma için, diğer
tarafça sunulan görüꢀlerden ve kanıt unsurlarından bilgi sahibi olma imkanı anlamına
gelmektedir. Ayrıca, AĐHS’nin 6/1 maddesi, kovuꢀturma makamlarının aleyhte ve lehte sahip
oldukları ilgili kanıtların tamamını savunmaya iletmelerini gerektirmektedir (Fitt-Birleꢀik
Krallık, baꢀvuru no: 29777/96; Georgios Papageorgiou –Yunanistan, baꢀvuru no: 59506/00).
AĐHM, baꢀvuranın tanıkların dinlenmemesine iliꢀkin ꢀikayetinin, tanık ifadelerinin aleyhte
kanıt unsuru olarak kullanılması ile bağlantılı olarak AĐHS’nin 6/1 maddesi kapsamında
yapılan ꢀikayet ile yakından ilgili bir sorunu ortaya çıkardığını gözlemlemektedir. Bu
çerçevede, AĐHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafında ifade edilen unsurların, 1. paragrafta
genel olarak güvence altına alınan adil yargılanma hakkının özel unsurlarını oluꢀturduğunu
hatırlatmaktadır. Bu nedenle, AĐHM, baꢀvuran tarafından dile getirilen ꢀikayetin, bu iki
paragraf birlikte ele alınarak değerlendirilmesi gerektiğine kanaat getirmektedir (Bkz.
Foucher-Fransa, 18 Mart 1997; Van Geyseghem-Belçika, baꢀvuru no: 26103/95; Carta-
Đtalya, baꢀvuru no: 4548/02, 20 Nisan 2006; Menteꢀ-Türkiye, baꢀvuru no: 36487/02, 6 ꢁubat
2007).
AĐHM, bu bakımdan kanıt unsurlarının normal koꢀullarda halka açık olarak görülen duruꢀma
sırasında, vicahi yargılama yapılması amacıyla baꢀvurana sunulması gerektiğini, ancak
hazırlık soruꢀturması ve soruꢀturma safhasında elde edilen ifadelerin kullanılmasının,
savunma hakkına saygının korunması kaydıyla AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafına ve 3
paragrafının d) bendine aykırılık teꢀkil etmediğini hatırlatmaktadır. Genel kural olarak,
AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ve 3. paragrafının d) bendi, aleyhte tanıklığa itiraz
etmesi ve ifade sırasında veya sonrasında ifade veren kiꢀiyi sorgulaması için baꢀvurana yeterli
ve uygun fırsatın tanınmasını gerektirmektedir (Bkz, diğerleri arasından, Isgro-Đtalya, 19
ꢁubat 1991 tarihli karar; Luca-Đtalya, baꢀvuru no: 33354/96; Hulki Güneꢀ- Türkiye, baꢀvuru
no: 28490/95). Bir mahkumiyet kararı, yalnızca ya da kesin bir ꢀekilde, sanığın ne soruꢀturma
sırasında ne duruꢀma sırasında sorguya çektirebildiği bir kiꢀinin ifadelerine dayandığı hallerde
savunma haklarının, AĐHS’nin 6. maddesinde ifade edilen güvencelerle bağdaꢀmayacak bir
ꢀekilde sınırlandığı sonucunu ortaya çıkarmaktadır (Sadak ve diğerleri – Türkiye (no:1),
baꢀvuru no: 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96; Saidi- Fransa, 20 Eylül 1993).
Mevcut davada, AĐHM, baꢀvuranın suçluluğuna karar verirken, Ağır Ceza Mahkemesi’nin
kararını, belirleyici bir önem atfederek A.Ö’nün ifadesine, baꢀvuranın yakalanması sırasında
çekilen film kaydına ve bu esnada üzerinde bulunan paralara dayandırdığını belirtmektedir.
AĐHM, baꢀvuranın, yargılama süreci boyunca aleyhindeki kanıtlara ulaꢀması talebinin
reddedilmesinden ꢀikayetçi olduğunu belirtmektedir. Baꢀvuran, Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki
duruꢀmalar sırasında, düzenli olarak, ihtilaflı film kasetinin yayınlanmasını, yakalanması
sırasında kaydedilen video kasetler ile A.Ö ile yaptığı telefon görüꢀmeleri kaydının
kriminolojik incelemesinin yapılmasını, A.Ö’nün, Ulaꢀtırma Bakanı’nın, ve diğer tanıklardan
bazılarının dinlenmesini talep etmiꢀtir.
AĐHM, Hükümet’in cezai yargılamanın AĐHS’nin 6. maddesinin gereklerine uygun olarak
yapıldığına kanaat getirdiğine ve baꢀvuranın sözkonusu iddiaları yaptığına itiraz etmediğini
kaydetmektedir.
Kanıt unsurları film ve ses kayıtlarına iliꢀkin olarak ise, baꢀvuran, Ağır Ceza Mahkemesi
nezdinde bunların kağıda geçirilmelerinin ve duruꢀmada izlenmelerinin niye öyle
davrandığını ve davranıꢀının kendine isnat edilen suç olarak değerlendirilemeyeceğinin
anlaꢀılacağını ısrarla tekrarlamıꢀtır. AĐHM, kayıtların içeriği hakkında yorum yapmaya gerek
duymamaktadır. Ancak AĐHM, bu kayıtların baꢀvuranı mahkum etmek için mahkemenin
temel aldığı baꢀlıca unsurlar olduğunu tespit etmektedir. Bu bağlamda baꢀvuranın, ifadesi
sırasında veya baꢀka bir esnada, sözkonusu unsurlardan haberdar olması baꢀvurana belli bir
yarar sağlardı (mutatis, mutandis, Georgios Papageorgiou).
A.Ö.’nün dinlenmemesine iliꢀkin olarak ise AĐHM, A.Ö’nün baꢀvuran hakkında ꢀikayette
bulunduğuna ve baꢀvuranın tutumlarını polis ve adli yetkililerin dikkatlerine sunduğunu not
etmektedir. A.Ö’nün ifadesi, en azından A.Ö. ile baꢀvuran arasındaki -iddianamenin zımnen
esas aldığı ve suçun hukuki niteliğinin belirlenmesinde esas rolü oynayan- iliꢀkinin
niteliğinin tespiti açısından belli bir önem taꢀımaktadır.. Bu durumda baꢀvuranın A.Ö’yü
sorgulama ve ifadelerinin geçerliliğinin sorgulama hakkı bulunmaktaydı (Bkz, özellikle,
Luca, Barbera Messegue ve Jabardo- Đspanya, 6 Aralık 1988).
Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçe göstermeksizin, Ulaꢀtırma Bakanı’nı ve baꢀlıca lehte
tanıkları dinlemeyi reddettiği de görülmektedir. A.Ö’nün ꢀikayetinden ve H.Đ’nin ifadesinden,
A.Ö. ile baꢀvuran arasında geçen telefon görüꢀmesini dinlemesinden dolayı, Bakan’ın
tanıklığının ꢀikayet konusu davaya açıklık getirebileceği anlaꢀılmaktadır.
Baꢀvuran
tarafından dinlenmesi talep edilen diğer üç tanığa iliꢀkin olarak ise, yalnızca S.K.’nın, cezai
yargılamanın sonlarında dinlendiği görülmektedir.
Kuꢀkusuz, birinci derecede iç hukuk kurallarına bağlı olan kanıtların kabuledilebilirliği
hakkında görüꢀ bildirmek AĐHM’nin görevi değildir. Ancak, yargılamanın bütününün adli bir
niteliğe haiz olup olmadığının araꢀtırılmasına iliꢀkin görevi çerçevesinde, AĐHM, baꢀvuranın
savunma haklarının gerektiği gibi güvence altına alınmadığını tespit etmektedir. Zira ilgiliye,
kanıt unsurlarının gerçekliğini tartıꢀma konusu yapma ve bu unsurların aleyhinde
kullanılmasına karꢀı çıkma imkanın tanınmadığı gözlemlenmektedir. Ayrıca, baꢀvuran,
silahların eꢀitliği ilkesine riayet edilerek, aleyhte tanıklarla ayın koꢀullar altında lehte tanıkları
sorgulayamamıꢀ ya da sorgulatamamıꢀtır. Silahların eꢀitliği ilkesi, yalnızca, konu bakımında,
iddia makamı ile savunma arasında bir eꢀitlik bulunması değil aynı zamanda da tanıkların
dinlenmesinin vicahi niteliğe haiz olması gerektiği anlamına gelmektedir (Barbera, Messegue
ve Jabardo).
AĐHM, Yargıtay’ın da iki inceleme sırasında sözkonusu eksiklikleri gidermediğini tespit
etmektedir.
Baꢀvuranın, sürekli yinelediği taleplerine rağmen, baꢀvuranın suçlu bulunmasında belirleyici
nitelik taꢀıyan kanıt unsurlarının, vicahi yargılama ve silahların eꢀitliği ilkesine riayet edilerek
sanığın hazır bulunduğu bir duruꢀmada uygun bir ꢀekilde sunulmadığı ve tartıꢀılmadığını göz
önüne alarak, AĐHM, bütünü içinde düꢀünüldüğünde, yargılamanın, adil bir yargılamanın
gereklerini karꢀılamadığı sonucuna ulaꢀmıꢀtır.
Bu bakımdan, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ve 3. paragrafının d) bendi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 6/2 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, yakalanma sahnesinin televizyonda yayınlanmasının, AĐHS’nin 6/2 maddesinde
ifade edilen masumiyet karinesi ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
AĐHM, baꢀvuranın, ihtilaflı filmin yayınlanma bağlam ve koꢀullarını belirleme imkanı taꢀıyan
hiçbir unsur sunmadığını saptamaktadır. Baꢀvuran, örneğin, yayın sırasında, yüzünün ve
kimliğinin saklanıp saklanmadığını belirtmemektedir.
Sonuç olarak, yeterli hukuki mesnetten yoksun olan söz konusu ꢀikayet, açıkça dayanaktan
yoksundur ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca kabuledilemez
niteliktedir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
A. Tazminat
Baꢀvuran, maaꢀı ve emekliliği göz önüne alındığında yüksek dereceli bir memur olduğunu
ileri sürmektedir. Baꢀvuran, yargılanması sırasında aylık gelir kaybına tekabül eden maddi
zararın tazmin edilmesini talep etmektedir. Baꢀvuran, alamadığı maaꢀını 75.000 Euro olarak
değerlendirmektedir. Baꢀvuran ayrıca 50.000 Euro değerindeki evini ve 11.000 Euro
değerindeki arabasını da avukatlık ücreti ve diğer masrafları ödeyebilmek için sattığını iddia
etmektedir. Hapis cezasına mahkum edilmesi nedeniyle yararlanamayacağı emeklilik
haklarının telafi edilmesi için baꢀvuran, 70.000 Euro istemektedir. Son olarak, baꢀvuran, son
mahkumiyeti sırasında istenilen para cezasına tekabül eden 35.000 Euro’nun ödenmesini de
talep etmektedir.
Ayrıca, duruꢀmalar sırasında ahlaksız bir insan olarak değerlendirilmesi nedeniyle
aꢀağılandığını, manevi olarak küçük düꢀürüldüğünü ileri sürmektedir. Baꢀvuran, durumundan
haberdar olan mesleki ve sosyal çevresinde sürekli bir korku olduğunu, kendisine ve ailesine
karꢀı manevi bir haksızlık yapıldığını iddia etmektedir. Özellikle, eꢀinin boꢀanma talebinde
bulunduğunu ve oğlunun eğitimine sağlıklı bir ortamda devam edebilmek için baꢀka bir ꢀehre
gitmek zorunda kaldığını belirtmektedir. Baꢀvuran, manevi tazminat olarak 50.000 Euro talep
etmektedir.
Hükümet, bu iddialara karꢀı çıkmaktadır ve ꢀayet ihlal olduğu kararına ulaꢀılırsa ihlal
tespitinin kendisinin yeterli adil tatmin oluꢀturacağı kanaatindedir.
AĐHM, adil tatmin ödenmesi için tek kriterin mevcut davada baꢀvuranın ulusal mahkemeler
önünde AĐHS’nin 6. maddesinde ifade edilen haklardan yararlanmaması sebebinden
kaynaklandığını kanaatindedir. AĐHM, aksi takdirde davanın seyrinin nasıl olacağı konusunda
yorum yapma gereği duymamakta ancak baꢀvuranın AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ve
3. paragrafının d) bendinin ihlal edilmesi nedeniyle belli bir manevi zarara maruz kaldığı
kanaatindedir. AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak, maruz
kaldığı zararın tazmini için baꢀvurana 5.000 Euro ödenmesine hükmetmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesinde öngörülen gerekliliklere uymayan bir mahkeme tarafından
bir mahkumiyet kararı verildiğinde, ilgilinin talebi üzerine davanın yenilenmesinin ya da
dosyanın yeniden açılmasının tespit edilen ihlali gidermek bakımından en uygun yolu teꢀkil
edeceğine kanaat getirmektedir ( Öcalan-Türkiye, baꢀvuru no: 46221/99; Menteꢀ-Türkiye,
baꢀvuru no: 36487/02, 6 ꢁubat 2007).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran, iç hukuktaki yargılama sırasında, savunma masrafları da dahil olmak üzere
yargılama masraf ve giderleri için 6.270 Euro talep etmektedir.
Baꢀvuran, üç avukatından birinin 2.500.000.000. TL’ye (yani yaklaꢀık, 1.470 Euro) tekabül
eden avukatlık ücret makbuzları ile mahkumiyetinden dolayı ödemek zorunda kaldığı karꢀı
tarafın 270.460.000 TL tutarındaki (yaklaꢀık 158 Euro) avukatlık danıꢀma ücret makbuzunu
AĐHM’ye sunmaktadır.
Hükümet, bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM yerleꢀik içtihadına göre, AĐHS ihlalini önlemesi ya da giderilmesi, AĐHM’nin ödeme
tespitinde bulunması ve bu ödemenin yapılması amacıyla yargılama masraf ve giderlerinin
ödenmesinin haklı bulunması için, mağdur tarafın sözkonusu masraf ve giderleri yapmıꢀ
olması gerekmektedir. Ayrıca, yargılama masraf ve giderlerinin, gerçekliği, gerekliliği ve
makul yapıda olduklarının ortaya konması da gerekmektedir (Georgios Papageorgiou).
AĐHM, baꢀvuranın sözlü olarak, cezai yargılama süresi boyunca, ilk derece mahkemesi
olarak görev yapan Ağır Ceza Mahkemesi’nin, ihtilaflı kanıtların sunulmasına hükmetmesini
talep ettiğini hatırlatmaktadır. Sözkonusu talep yeterince ikna edici olmayan gerekçelerle
reddedilmiꢀtir. AĐHM, mevcut davada sunulan ꢀikayetlerin ulusal mahkemeler önünde
baꢀvuranın avukatları tarafından da belirtildiğini kaydetmekte ve baꢀvuranın, makbuzlarını
belge olarak sunduğu avukatlık ücretinin bir kısmının ödenmesini elde etmeye hakkı olduğuna
kanaat getirmektedir (Georgios Papageorgiou). Baꢀvuran tarafından dosyaya sunulan
unsurlar göz önüne alındığında, AĐHM, ulusal mahkemeler önünde yapmıꢀ olduğu yargılama
masraf ve giderlerinin tamamı için toplamda baꢀvurana 1.500 Euro ödenmesinin makul
olacağına kanaat getirmektedir. AĐHM önünde yapılan yargılamaya iliꢀkin olarak ise, AĐHM,
baꢀvuranın bu harcamalarını destekleyen baꢀka hiçbir belge sunmadığını tespit etmektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç
puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ve 3. paragrafının d) bendi kapsamında yapılan
ꢀikayetlerin kabuledilebilir, baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. Polis provokasyonu iddiasına iliꢀkin olarak AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal
edilmediğine;
3. Vicahi yargılama ve silahların eꢀitliği ilkesine riayet edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin
6.maddesinin 1. paragrafı ve 3. paragrafının d) bendinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet
tarafından baꢀvurana:
(i)
5.000 Euro (beꢀ bin Euro) manevi tazminat ödenmesine, bu miktarın her
türlü vergiden muaf tutulmasına;
(ii)
Yargılama masraf ve giderleri için 1.500 Euro (bin beꢀ yüz Euro)
ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve
3. paragraflarına uygun olarak 27 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
10
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło