35721/04;3832/05

WyrokETPCz2009-05-05ECLI:CE:ECHR:2009:0505JUD003572104

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżącego za publikacje o charakterze politycznym naruszyło jego prawo do wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji) oraz czy nieprzekazanie opinii prokuratora generalnego w postępowaniu odwoławczym naruszyło prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność słowa skarżącego, choć przewidziana prawem i mająca na celu ochronę porządku publicznego, nie była konieczna w demokratycznym społeczeństwie. Analizując treść publikacji, ETPCz stwierdził, że miały one charakter polityczny i nie zawierały wezwań do przemocy ani nie usprawiedliwiały aktów terrorystycznych. W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym nieprzekazanie oskarżonemu opinii prokuratora generalnego w postępowaniu odwoławczym narusza zasadę równości broni i prawo do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Aziz Özer, obywatel Turcji, był redaktorem naczelnym magazynu i właścicielem wydawnictwa. Został dwukrotnie skazany na kary grzywny na podstawie art. 312 dawnego tureckiego kodeksu karnego za publikację artykułu w magazynie oraz broszury, które władze uznały za podżegające do nienawiści. W obu przypadkach sądy krajowe zamieniły kary pozbawienia wolności na grzywny. Skarżący odwołał się od wyroków, ale Sąd Kasacyjny podtrzymał orzeczenia, a decyzje te nie zostały mu formalnie doręczone, lecz dowiedział się o nich po otrzymaniu nakazów zapłaty grzywny.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Postanowił połączyć skargi. 2. Uznał za dopuszczalne skargi dotyczące art. 6 ust. 1 (nieprzekazanie opinii prokuratora generalnego), art. 10 oraz art. 1 Protokołu nr 1. 3. Uznał pozostałe skargi za niedopuszczalne. 4. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. 5. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu nieprzekazania opinii prokuratora generalnego. 6. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi na podstawie art. 1 Protokołu nr 1. 7. Zasądził od Rządu pozwanego na rzecz skarżącego: a) 3 600 euro tytułem szkody majątkowej. b) 2 000 euro tytułem szkody niemajątkowej. c) 2 000 euro tytułem kosztów i wydatków. d) Odsetki za zwłokę. 8. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ÖZER - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 35721/04 ve 3832/05)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mayıs 2009   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   T.C. vatandaꢀı Aziz Özer (baꢀvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 3 Eylül 2004   ve 20 Eylül 2004 tarihlerinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin   Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan   35721/04 ve 3832/05 numaralı baꢀvuru sonucu bu dava görülmektedir.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul barosu avukatlarından   Ö. Kılıç tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran Aziz Özer 1964 doğumlu T.C. vatandaꢀı olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Baꢀvuran merkezi Đstanbul’da bulunan yeni Dünya Đçin Çağrı dergisinin genel yayın   yönetmeni ve sahibidir. Baꢀvuran ayrıca yine merkezi Đstanbul’da bulunan Çağrı Basın Yayın   Ltd. ꢁti. yayınevinin sahibidir.   Eski Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi uyarınca baꢀvuran hakkında iki mahkumiyet kararı   verilmiꢀtir. Đlk mahkumiyet kararı (A) dergide yayımlanan «Ulusal baskılara son» baꢀlıklı bir   makale nedeniyledir. Đkinci mahkumiyet kararının (B) konusu ise baꢀvuranın sahibi olduğu   yayınevinde basılan «1 Mayıs’ta devrimci saflara» adlı bir kitapçıktır.   Suç unsurunu oluꢀturan yazılar ve baꢀvuran hakkında baꢀlatılan kovuꢀturmalar aꢀağıda iki   baꢀlık altında ele alınacaktır.   A. Baꢁvuranın ilk mahkumiyeti   Mart 2001 tarihinde Yeni Dünya Đçin Çağrı dergisinin 42 numaralı nüshasının 17. sayfasında   “Ulusal Baskılara Son” baꢀlıklı bir makale yayımlanmıꢀtır.   Mart 2001 tarihinde Cumhuriyet savcısının talebi üzerine ve Anayasa’nın 28. maddesi, Eski   Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 86. maddesi ve 5680 sayılı yasanın 2/1 maddesinin   uygulanmasına istinaden Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) nöbetçi hakimi sözü   edilen makalenin yasaya aykırı görüꢀler içerdiği gerekçesiyle derginin 42 numaralı sayısının   toplatılmasına karar vermiꢀtir.   Cumhuriyet savcısı 23 Mart 2001 tarihli bir iddianame ile sözkonusu makaleyi yayımlayan   baꢀvuranın eski TCK’nın 312. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince ırk ve bölge   farklılığı gözeterek halkı kin ve düꢀmanlığa tahrik etmek suçundan mahkum edilmesini talep   etmiꢀtir. Savcı aynı iddianamede, eski TCK’nın 36. maddesi uyarınca suç unsurunu teꢀkil   eden yayınlara da el konulmasını istemiꢀtir.   DGM 3 Haziran 2002 tarihinde, eski TCK’nın 312. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına dayalı   olarak baꢀvuranı bir yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Bununla birlikte DGM,   baꢀvuranın genel yayın yönetmeni olduğunu ve yazarlık vasfını dikkate alarak 5680 sayılı   Basın Kanunu’nun 16. maddesi uyarınca hapis cezasının 2.871 (YTL) (yaklaꢀık 1.600 Euro)   para cezasına çevrilmesine karar vermiꢀtir. Mahkeme para cezasının yirmi taksitte   ödenmesine hükmetmiꢀtir.   Baꢀvuran 6 Haziran 2002 tarihinde temyize gitmiꢀtir.   Yargıtay 19 Kasım 2003 tarihinde baꢀvuranın temyiz talebini reddetmiꢀ ve ilk derece   mahkemesinin kararını onamıꢀtır. Bu karar ilk derece mahkemesinin kalemine 5 ꢁubat   2004’te iletilmiꢀ, fakat ne baꢀvurana ne avukatına tebliğ edilmiꢀtir. ꢁiꢀli Cumhuriyet Savcısı   Nisan 2004 tarihinde baꢀvurana para cezası ödeme ilamını tebliğ etmiꢀtir.   Temmuz 2004’te baꢀvuran para cezasının ilk taksitini ödemiꢀtir.   B. Baꢁvuranın ikinci mahkumiyeti   Baꢀvuranın sahibi bulunduğu yayınevi Nisan 2001’de «1 Mayıs’ta Devrimci Saflara» baꢀlıklı   bir bildiri yayımlamıꢀtır.   Nisan 2001 tarihinde Đstanbul DGM, cumhuriyet savcısının talebi üzerine ve Anayasa’nın   28. maddesi, Eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 86. maddesi ve 5680 sayılı yasanın   2/1 maddesinin uygulanmasına istinaden yasaya aykırı görüꢀler içerdiği gerekçesiyle, bahse   konu bildirinin toplatılmasına karar vermiꢀtir.   Cumhuriyet savcısı 11 Mayıs 2001 tarihli bir iddianame ile sözü edilen kitapçığı basan   baꢀvuranın eski TCK’nın 312. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince ırk ve bölge   farklılığı gözeterek halkı kin ve düꢀmanlığa tahrik etmek suçundan mahkum edilmesini talep   etmiꢀtir. Savcı aynı iddianamede, eski TCK’nın 36. maddesi uyarınca suç unsuru ile ilintili   malzemelere de el konulmasını istemiꢀtir.   DGM 19 Eylül 2002 tarihinde, eski TCK’nın 312. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına dayalı   olarak baꢀvuranı bir yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Bununla birlikte DGM,   baꢀvuranın genel yayın yönetmeni oluꢀunu dikkate alarak 5680 sayılı Basın Kanunu’nun 16.   maddesi uyarınca hapis cezasının 2.871 YTL (yaklaꢀık 1.600 Euro) para cezasına   çevrilmesine karar vermiꢀtir. Mahkeme para cezasının yirmi taksitte ödenmesine   hükmetmiꢀtir.   Baꢀvuran aynı gün temyize baꢀvurmuꢀtur.   Nisan 2004 tarihinde Yargıtay baꢀvuranın temyiz baꢀvurusunu reddetmiꢀ ve ilk derece   mahkemesinin kararını onamıꢀtır. Yargıtay’ın bu kararı tebliğ edilmemiꢀtir, fakat   belirtilmeyen bir tarihte, baꢀvurana Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’na giderek hükmedilen   para cezasını ödemesi gerektiği bildirilmiꢀtir.   HUKUK   I. DAVALARIN BĐRLEꢀTĐRĐLMESĐ   Baꢀvuruların olaylar ve esas bakımından ortaya koydukları sorunlar açısından benzer   oluꢀlarını dikkate alan AĐHM, baꢀvuruların birleꢀtirilerek incelenmesini uygun görmektedir.   II. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA   AĐHM davanın temel olarak AĐHS’nin 10. ve 6/1 maddesi alanına giren sorunları ortaya   koyduğunu, fakat aynı zamanda AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3)d fıkraları, 7., 13., ve 14.   maddeleri ila Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde irdelenmesi gerektiğini   gözlemlemektedir.   A. 6. maddesinin 1. ve 3)d fıkraları, 7., 13. ve 14. maddesi çerçevesindeki ꢁikayetlerin   kabuledilebilirliği hakkında   AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3)d fıkraları ile bağlantılı olarak 14. maddesine atıfta bulunan   baꢀvuran, DGM tarafından mahkum edildiğinden ꢀikayetçi olmakta, 5680 sayılı Basın   Kanununa göre bu tür davaların sulh ceza ya da ağır ceza mahkemelerinin yargı yetkisine   girdiğini ileri sürmektedir. Baꢀvuran kendisini yargılayıp mahkum eden DGM’nin   bağımsızlığı ve tarafsızlığını sorgulamaktadır. Baꢀvuran ayrıca üçüncü bir ꢀahıs tarafından   iꢀlenen bir fiil nedeniyle cezaya çarptırılmasının AĐHS’nin 7. maddesinin ihlaline yol açtığını   ileri sürmektedir. Baꢀvuran AĐHS’nin 13. maddesine atıfla iç hukukta etkili baꢀvuru yollarının   bulunmadığından ꢀikayetçidir. Baꢀvuran son olarak AĐHS’nin 10. maddesiyle bağlantılı   olarak 14. maddesini hatırlatarak ifade ve iletiꢀim kurma haklarının ihlal edildiğini iddia   etmektedir.   AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkındaki ꢀikayetler ile   ilgili olarak bu mahkemenin bünyesinde hiçbir askeri hakimin yer almadığını, dolayısıyla   DGM’nin bağımsızlık ve tarafsızlığının bir ihtilafa yol açamayacağını hatırlatır. Kaldı ki bu   mahkeme statüsünde bulunan yargıçlar anayasal ve yasal güvencelerden yararlanmaktadırlar   (Bkz. mutatis mutandis, Đmrek-Türkiye kararı no: 57175/00, 28 Ocak 2003). Dayanaktan   yoksun bulunan bu ꢀikayetlerin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak   reddedilmesi gerekir.   AĐHS’nin 7. maddesinin ihlal edildiğine iliꢀkin ꢀikayet konusunda AĐHM, AĐHS’nin 10/2   maddesinde yer alan öngörülebilirlik koꢀulu konusunda aꢀağıda vardığı sonuç dikkate   alındığında , AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca bu ꢀikayetin temelden   yoksun olduğuna itibar etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Erdoğdu ve Đnce-Türkiye kararı no:   25067/94 ve 25068/94).   AĐHM baꢀvuranın diğer ꢀikayetlerinin genel ifadelerle yapıldığını ve iddialarının   gerekçelendirilmediğini saptamaktadır. Öte yandan, ihtilaflı tedbirlerin AĐHS’nin 14.   maddesi anlamında muamele farkından kaynaklandığını düꢀündürecek bir durum tespit   edilmemiꢀtir (Bkz. Đbrahim Aksoy-Türkiye kararı no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10   Ekim 2000). Aynı ꢀekilde ihtilaflı davanın da ayrımcı niteliği olduğuna iliꢀkin bir tespit   bulunmamaktadır (Bkz. diğer birçokları arasında, Demirtaꢀ-Türkiye kararı, no: 37452/97, 31   Ağustos 1999 ve mutatis mutandis, Gerger-Türkiye kararı no: 24919/94, 8 Temmuz 1999).   AĐHM bu ꢀikayetlerin de aynı ꢀekilde dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35. maddesinin   3. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerektiği kanısındadır.   B. Kalan ꢁikayetlerin kabuledilebilirliği hakkında   Hükümet altı ay kuralına uymayan 35721/04 numaralı baꢀvurunun reddedilmesi gerektiği   itirazında bulunmaktadır. Đç hukukta nihai karar 19 Kasım 2003 tarihinde alınmıꢀ ve ilk   derece mahkemesinin kalemine 5 ꢁubat 2004 tarihinde iletilmiꢀtir. Oysa iç hukukta alınan   nihai kararın üzerinden altı aydan fazla geçen bir sürenin ardından AĐHM’ye baꢀvuru 3 Eylül   tarihinde yapılmıꢀtır.   Baꢀvuran Hükümetin savına karꢀı çıkmakta ve Yargıtay’ın 19 Kasım 2003 tarihinde verdiği   kararının kendisine hiçbir ꢀekilde tebliğ edilmediğini ileri sürmektedir. Baꢀvurana göre   baꢀvuru ilk derece mahkemesinin kendisine tebliğ etmiꢀ olduğu para cezası ilamının tarihi   olan 24 Nisan 2004 tarihinden itibaren altı ay kuralına uygun olarak yapılmıꢀtır.   AĐHM, Türkiye aleyhine yapılan baꢀvurulardaki altı ay kuralına iliꢀkin yerleꢀik içtihadını   hatırlatmakta yarar görmektedir.   AĐHM’nin bu yöndeki içtihadına göre, iç hukukta nihai kararın tebliğinin öngörülmediği   durumlarda, kararın tarafların içeriğinden tamamen bilgi sahibi olacakları ꢀekilde kendilerine   sunulduğu andan itibaren altı ay kuralı iꢀlemeye baꢀlar (sözü edilen Seher Karataꢀ kararı).   AĐHM ayrıca baꢀvuranın ve/veya avukatının mahkeme kalemine gönderilen kararın bir   örneğini edinmek için yeterli ihtimamı göstermeleri gerektiğini hatırlatır (Bkz. Mıtlık Ölmez-   Türkiye kararı, no: 39464/98, 1 ꢁubat 2005).   AĐHM bununla birlikte bu kurala yönelik istisnaların olduğunu vurgular. Sözü edilen Seher   Karataꢀ kararında AĐHM, baꢀvuranın ancak, Yargıtay’ın kararının ilk derece mahkemesi   kalemine ulaꢀmasından ve/veya hükmedilen cezanın icrası için bir tebliğnamenin tebliğ   edilmesin den sonra bilgi sahibi olabileceğine itibar etmiꢀtir.   Hükmedilen para cezasının ödenmesi için gönderilen tebliğname altı ay kuralını   durdurmaktadır.   Öte yandan, Yargıtay’ın bir duruꢀma yapılmasına karar verdiğinde, duruꢀma tarihini tebliğ   etmektedir. Böyle bir durumda yargılanabilirler CMUK’un 304. maddesi gereğince temyiz   kararının duruꢀma sonunda veyahut duruꢀmayı takip eden hafta içinde verileceğini bilmek   durumundadırlar. Sonuç itibarıyla, daha önce 4 Aralık 2003 tarih ve 45358/99 baꢀvuru   numaralı Okul-Türkiye kararında da dile getirildiği üzere, sanıklar Yargıtay’ın kararının   tamamını aynı gün edinemedikleri takdirde, en geç karar metninin ilk derece mahkemesinin   kaleminde tarafların bilgisine sunulduğu tarihte bir örneğini alabilmelidirler.   Mevcut baꢀvuruda, Yargıtay duruꢀma yapmadan kararını 19 Kasım 2003 tarihinde vermiꢀtir.   Bu karar ilk derece mahkemesinin kalemine 5 ꢁubat 2004’te iletilmiꢀtir. Altı ay kuralı ilke   olarak, bu tarihten itibaren baꢀlamaktadır. Ancak, baꢀvuran ꢁiꢀli Cumhuriyet Savcılığı   tarafından tebliğ edilen para cezası ilamıyla bu karardan ancak 24 Nisan 2004 tarihinde   haberdar olabilmiꢀtir. AĐHM baꢀvuranın 3 Eylül 2004 tarihinde yani Yargıtay’ın kararından   yaklaꢀık on ay, kararın tamamının ilk derece mahkemesine tarafların bilgisine   gönderilmesinden yedi ay ve para cezasının tebliğ edilmesinden yaklaꢀık dört ay sonra   baꢀvurusunu yaptığını gözlemlemektedir.   AĐHM, Seher Karataꢀ (sözü edilen karar) kararındaki içtihadını göz önünde bulundurarak   35/1 maddesinin konusuna ve amacına uygun olarak altı ay kuralının, Yargıtay’ın bir duruꢀma   düzenlemediği dikkate alındığında, baꢀvurana savcılık tarafından ödemesi gereken para cezası   ilamının tebliğ edildiği tarihten itibaren baꢀlaması gerektiğine itibar etmektedir. Ayrıca, sözü   edilen dönemlerin toplam süresi ıꢀığında baꢀvurana yüklenebilecek herhangi bir ihmalkârlık   sözkonusu değildir.   AĐHM bu nedenle, Hükümetin altı ay kuralına iliꢀkin yapmıꢀ olduğu itirazını reddetmektedir.   AĐHM bunun dıꢀında, AĐHS’nin 10. maddesi (ifade özgürlüğü) ve 6/1 maddesi (savcının   görüꢀünün tebliğ edilmemesi) ve Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesine yönelik ꢀikayetlerin   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafına istinaden dayanaktan yoksun olmadığı ve hiçbir   kabuledilemezlik unsuru içermediğine itibar etmektedir. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir   niteliktedir.   III. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran eski TCK’nın 312. maddesine dayanılarak verilen iki mahkumiyet kararının   AĐHS’nin 10. maddesinin ihlaline yol açtığını ileri sürmektedir.   AĐHM’ye göre mahkumiyet kararları ifade özgürlüğüne yönelik aleni bir müdahale teꢀkil   etmektedir ve buna Hükümetin de itirazı yoktur. Öte yandan TCK’nın 312. maddesi uyarınca   yapılan müdahalenin meꢀru bir dayanağının bulunduğu ve AĐHS’nin 10/2 maddesi uyarınca   «yasa ile öngörüldüğü» ihtilaf konusu edilmemektedir. AĐHM farklı bir sonuca varılmasını   gerektirecek hiçbir gerekçe görmemektedir. AĐHM terörle mücadele konusunun hassas   niteliği ve yetkililerin bu türden eylemler karꢀısında temkinli davranmaları gerektiği dikkate   alındığında, baꢀvuranın mahkumiyet kararının 10/2 maddesinde yer alan kamu düzeninin   sağlanması ve suçun önlenmesi gibi iki meꢀru amacı izlediğini kabul etmektedir.   Yapılan müdahalenin gerekli olup olamdığı konusunda AĐHM, dava konusu olayları yerleꢀik   içtihadı ıꢀığında inceleyecektir (Bkz. diğerleri arasında Seher Karataꢀ kararı).   AĐHM suç unsuru metinlerde kullanılan ifadelere ve bunların halka açık hale gelmesi   koꢀullarına özel bir ihtimam gösterecektir. AĐHM bu bağlamda mevcut baꢀvurudaki olayları   çevreleyen, özellikle terörle mücadele sırasında karꢀılaꢀılan güçlükleri göz önünde   bulundurmaktadır (Bkz. sözü edilen Aksoy kararı).   AĐHM «Ulusal baskılara son» baꢀlıklı makalenin içeriğinde olduğu kadar kullanılan terimler   itibarıyla da siyasi içerilikli bir yazı olduğunu tespit eder. Mahkeme AĐHS’nin 10/2   maddesinin siyasi ve/veya toplumun genel menfaatlerini içeren konularda ifade özgürlüğüne   bir kısıtlama getirilmesini öngörmediğini vurgular. AĐHM öte yandan, Kızılyaprak-Türkiye   (no: 27528/95, 2 Ekim 2003) kararı ıꢀığında, «Türk Devleti ulusal kurtuluꢀ mücadelesi   üzerinde baskı oluꢀturuyor» ifadesinden yazarın PKK’yı desteklediği ve/veya bu örgütün   Türkiye’nin güneydoğusunda sivillere yönelik düzenlediği cinayetleri haklı göstermeye   çalıꢀtığı gibi bir çıkarımın yapılamayacağını not etmektedir. Bütün olarak   değerlendirildiğinde, yazar öncelikle Kürt halkına verdiği desteği vurgulamaktadır.   ikinci mahkumiyete konu olan bildiri için de aynı durum sözkonusudur. «Kürt halkının ulusal   ve demokratik hakları için verdiği haklı mücadele desteklenmelidir» veya «[bu] bağlamda,   iꢀçilerin ve her milletten çalıꢀanların öncelikli olarak Türk iꢀçilerinin ve çalıꢀanlarının ortak   sloganı: Halkların kardeꢀliği için tek yol devrim» gibi ifadeler AĐHM’ye göre ꢀiddet çağrısı   niteliğini taꢀımamaktadır. AĐHM Marksist siyasi bir söylemin sözkonusu olduğunu, “haklı   mücadele” söyleminin «savaꢀ» anlamına gelmediğini, yazarın bu ifadeyi hakların kabul   edilmesini sağlamak için yürütülen mücadeleye atfen kullandığı gözlemlemektedir.   AĐHM’ye göre bu tür siyasi söylemlerin baskıcı Türk yasalarına aykırı olmaları demokratik   kurallara aykırı oldukları anlamına gelmez. Bu açıdan ele alındığında, sözü edilen ifadeler   Avrupa Konseyi’ne üye diğer ülkelerde faaliyet gösteren siyasi hareketlerin söylemlerinden   farklılık göstermemektedir. AĐHM için önemli olan Hükümetin mezkur yazılı ifadelerin   ꢀiddeti körüklediğini, kanlı bir eyleme çağrı yaptığını veyahut hedeflenen amaçlara ulaꢀmak   için terörist eylemleri meꢀru kıldığını belirtir herhangi bir alıntıyı yapmamıꢀ olduğunu   saptamaktadır (Bkz. a contrario, Zana-Türkiye kararı, 25 Kasım 1997; bkz. aynı zamanda   Gerger-Türkiye kararı, no: 24919/94, 8 Temmuz 1999). Bu ifadeler belli baꢀlı kiꢀilere karꢀı   derin ve akıldıꢀı bir kini körükleyerek ꢀiddeti teꢀvik de etmemektedirler (Bkz. a contario,   Sürek-Türkiye 8no1), no: 26682/95, bkz. aynı zamanda, Đsak tepe-Türkiye kararı, no:   17129/02, 21 Ekim 2008).   AĐHM ihtilaf konusu tedbirin AĐHS’nin 10/2 maddesi uyarınca «demokratik bir toplum için   gereklilik» oluꢀturmadığını sonucuna varmaktadır. Bu nedenle bu hüküm ihlal edilmiꢀtir.   IV. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran 35721/04 numaralı baꢀvuru çerçevesinde Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın   görüꢀünün tebliğ edilmediğini, bundan dolayı AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğini ileri   sürmektedir.   AĐHM baꢀvuranın sunduğu ꢀikayete benzer bir ꢀikayeti daha önce incelediğini ve Yargıtay   Baꢀsavcısı’nın gözlemlerinin niteliğini ve yargılanan kiꢀinin yazılı olarak bunlara cevap   verme imkanından mahrum kalmasını göz önüne alarak, Yargıtay Baꢀsavcısı’nın görüꢀünün   tebliğ edilmemesinden dolayı AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀtığını   hatırlatır (Bkz. Göç kararı, no: 36590/97). AĐHM, Hükümetin Mahkemenin bu davada farklı   bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiꢀtir.   Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi bu bakımdan ihlal edilmiꢀtir.   V. EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuran DGM tarafından ödenmesine hükmedilen para cezasının AĐHS’ye Ek 1 no’lu   Protokol’ün 1. maddesinin ihlaline yol açtığını öne sürmektedir.   AĐHM, sözü edilen bu tedbirin, baꢀvuranın, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlalini oluꢀturan,   mahkumiyetinin ikinci dereceden sonucu olduğunu tespit etmektedir (Bkz. yukarıda sözü   edilen Öztürk-Türkiye kararı no: 22479/93). AĐHM bu nedenle bu ꢀikayetin esastan ayrıca   incelenmesini gerekli görmemektedir.   VI. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASINA ĐLĐꢀKĐN   AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine   karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi   edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil   tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran ödemiꢀ olduğu para cezasına karꢀılık olarak 10.000 Euro maddi tazminat ve 6.000   Euro manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM baꢀvurana ödemesi hükmedilen para cezasının AĐHS’nin 10. maddesinin ihlalinin   doğrudan bir sonucu olduğunu anımsatır. Bu nedenle baꢀvuranın ödemiꢀ olduğu para   cezasının tamamının geri verilmesi gerekir. Edinilen bilgilerin tamamı ıꢀığında, özellikle sözü   edilen para cezasının ödendiği sıradaki kur değiꢀim oranı dikkate alındığında AĐHM   baꢀvurana 3.600 Euro maddi tazminat ödenmesini uygun görmektedir. AĐHM manevi   tazminat konusunda ise baꢀvuranın bu baꢀvuruya konu olaylar nedeniyle birtakım sıkıntılar   çektiğini göz önünde bulundurmakta ve AĐHS’nin 41. maddesi gereğince hakkaniyet uygun   olarak baꢀvurana 2.000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran yargılama masraf ve giderleri için 4.380 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran bu   doğrultuda avukatı tarafından hazırlanan ve iç hukukta ve AĐHM nezdinde yapılan   çalıꢀmalara ve çalıꢀma saatlerine dair ayrıntıları vermektedir.   Hükümet bu miktarların dayanaksız ve aꢀırı olduğuna itibar etmektedir.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan belgeler ve yerleꢀik içtihat   ıꢀığında baꢀvurana yargılama giderlerine karꢀılık 2.000 Euro ödenmesine karar vermektedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvuruların birleꢀtirilmesine;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesi (Yargıtay cumhuriyet baꢀsavcısının görüꢀünün tebliğ edilmemesi),   10. maddesi ve AĐHS’ye Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi hakkındaki ꢀikayetlerin   kabuledilebilir olduğuna;   3. Kalan baꢀvuruların kabuledilemez olduğuna;   4. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   5. Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısının görüꢀünün tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1   maddesinin ihlal edildiğine;   6. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetin ayrıca incelenmesine   gerek olmadığına;   7. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana;   i.   ii.   iii.   maddi tazminat olarak 3.600 (üç bin altı yüz) Euro ödenmesine;   manevi tazminat olarak 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;   yargılama masraf ve giderleri için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   8. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 5 Mayıs 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło