35832/97

WyrokETPCz2005-10-25ECLI:CE:ECHR:2005:1025JUD003583297

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy rozwiązanie stowarzyszenia, którego statut zawierał krytykę polityki rządu, ale nie nawoływał do przemocy, stanowiło naruszenie wolności zrzeszania się gwarantowanej w art. 11 Konwencji? Czy postępowanie krajowe, w którym zmieniono kwalifikację prawną zarzutów, naruszyło prawo do rzetelnego procesu z art. 6 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność zrzeszania się (rozwiązanie stowarzyszenia) nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym" w rozumieniu art. 11 ust. 2 Konwencji. Stwierdził, że statut stowarzyszenia, choć zawierał krytykę polityki rządu, nie promował przemocy ani nienawiści, a jego cele nie były sprzeczne z podstawowymi zasadami demokracji. W odniesieniu do art. 6, Trybunał uznał, że skarżący mieli możliwość skutecznego przedstawienia swojej obrony, pomimo zmiany kwalifikacji prawnej zarzutów przez sądy krajowe, a decyzja sądu pierwszej instancji nie stała się prawomocna w sposób uniemożliwiający jej zaskarżenie.
Stan faktyczny
Skarżący byli członkami stowarzyszenia IPSD, założonego w Turcji w 1992 roku w celu walki z bezrobociem i drożyzną. Wkrótce po założeniu, władze tureckie nakazały zamknięcie siedziby stowarzyszenia, a prokurator zażądał jego rozwiązania, powołując się na nieprawidłowości w statucie. Mimo początkowo korzystnego dla stowarzyszenia orzeczenia sądu pierwszej instancji, decyzja ta została zaskarżona przez prokuratora, a ostatecznie Sąd Kasacyjny i sąd pierwszej instancji (po ponownym rozpoznaniu) orzekły o rozwiązaniu stowarzyszenia, uznając, że jego statut narusza prawo krajowe poprzez krytykę państwa i dążenie do celów politycznych.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził brak naruszenia art. 6 Konwencji. Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 11 Konwencji. Trybunał zasądził skarżącym łącznie 7 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   IPSD VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:35832/97)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ekim 2005   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (35832/97) baꢀvuru no’lu davanın   nedeni, bu ülke vatandaꢀları Fettah Ayhan Erkan, Tacettin Çolak, Đbrahim Halil Arabulan,   Meral Küçükosmanoğlu, Ramazan Kap, Nihat Güldemir ve Ahmet Pektopal’ın (baꢀvuranlar)   Mart 1997 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) eski 25. maddesi   uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (Komisyon) yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar AĐHM önünde Konya Barosu avukatlarından Orhan Özer tarafından   temsil edilmektedirler.   OLAYLAR   Đꢀsizlik ve Pahalılıkla Savaꢀ Derneği (ĐPSD) 13 Temmuz 1992 tarihinde 2908 sayılı   Dernekler Kanunu uyarınca kurulmuꢀtur. Đstanbul Valiliği’ne verilen dernek tüzüğüne göre   derneğin kuruluꢀ amacı siyasal görüꢀlerine bakılmaksızın yoksulluk çeken kiꢀileri bir araya   getirmektir.   Ağustos 1992 tarihinde Đstanbul Valiliği dernek tüzüğünü Đçiꢀleri Bakanlığı’na   iletmiꢀtir. Đçiꢀleri Bakanlığı Đstanbul Valiliği’ne hitaben yazdığı 15 Eylül 1992 tarihli   yazısında, dernek tüzüğünde kullanılan “Türkiye’nin halkları” ve “Türkiye’yi bir pazara ve   ham madde kaynağına dönüꢀtürerek egemenlikleri altına almak isteyen emperyalistlere karꢀı   mücadele etmeyi gerekli görür” gibi ifadelerin, Türk Devleti’ni küçük düꢀürücü nitelikte ve   Devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü ilkesine aykırı olduğunu belirtmiꢀtir.   Ekim 1992 tarihinde Đçiꢀleri Bakanlığı’nın emri üzerine dernek binası   mühürlenmiꢀtir.   Ekim 1992 tarihinde Fatih Cumhuriyet Savcısı, dernek tüzüğündeki usulsüzlükler   nedeniyle 2908 sayılı Kanun’un 50§1. maddesi uyarınca derneğin kapatılmasını talep etmiꢀtir.   Baꢀvuranların avukatı, 13 Ekim ve 16 Aralık 1992 tarihlerinde Fatih Asliye Hukuk   Mahkemesi’ne sözkonusu adli iꢀleme karꢀı itiraz baꢀvuru yapmıꢀ ve dernek binasının yeniden   açılması için yürütmeyi durdurma kararı talep etmiꢀtir. Baꢀvuranların avukatı 2908 sayılı   Kanun’un 10. ve 50§1. maddelerine uyulmadığını belirtmiꢀtir. Avukat diğer yandan AĐHS’nin   11. maddesine dikkat çekmiꢀtir.   Fatih Asliye Hukuk Mahkemesi 17 Eylül 1993 tarihli kararla baꢀvuranların talebini   kabul etmiꢀ ve sözkonusu adli iꢀlemi dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle iptal etmiꢀtir.   Baꢀvuranlar 28 Eylül ve 16 Kasım 1993 tarihlerinde Đstanbul Valiliği’ne dernek   binasındaki mührün kaldırılması için baꢀvurmuꢀlardır.   Adalet Bakanlığı 17 Eylül 1993 tarihli karara karꢀı “kanun yararına” bir hukuki yola   baꢀvurabilmek amacıyla Fatih Cumhuriyet Savcılığı’ndan dosyanın tamamının kendilerine   gönderilmesini talep etmiꢀtir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 427§6.   maddesinde öngörülen bu istisnai hukuk yolu, ilk derece mahkemesi tarafından verilen ve   temyiz edilmediği için kesinleꢀen bir karara Cumhuriyet Savcısı’nın itiraz edebilmesini   sağlamaktadır. “Kanun yararına” yapılan bu baꢀvurunun ardından Yargıtay’ın vereceği   kararın, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kesinleꢀmiꢀ hüküm üzerinde herhangi bir   etkisi yoktur.   Adalet Bakanlığı Fatih Cumhuriyet Savcılığı’na yazdığı 2 Eylül 1994 tarihli bir   yazıyla, 17 Eylül 1993 tarihli kararın tebliğinde Tebligat Kanunu’nun 43. maddesine göre   usul hatası olduğunu, dolayısıyla da bu kararın kesinleꢀmediğini belirtmiꢀtir. Adalet Bakanlığı   “kanun yararına” kullanılacak hukuki yolun ancak kesinleꢀmiꢀ kararlara karꢀı mümkün   olduğunu vurgulamıꢀtır. Ardından belirtilmeyen bir tarihte 17 Eylül 1993 tarihli karar,   Tebligat Kanunu’nun 43. maddesine uygun olarak taraflara tebliğ edilmiꢀ, 15 Eylül 1994   tarihinde ise Fatih Cumhuriyet Savcısı 17 Aralık 1993 tarihli kararı temyize götürmüꢀtür.   Đddianame ĐPSD’nin politik faaliyetlerde bulunduğu belirtilerek feshedilmesi talep edilmiꢀtir.   Baꢀvuranlar 14 Ekim 1994 tarihli görüꢀlerinde kararın Cumhuriyet Savcısı tarafından   temyiz edilmesinin gerek esas gerekse usul açısından yasaya aykırı olduğunu belirtmiꢀlerdir.   Baꢀvuranlar Adalet Bakanlığı’nın davaya taraf olmadığını ve Bakanlığın davaya karıꢀmasının   yürütme tarafından yargı alanına yapılmıꢀ bir müdahale teꢀkil ettiğini eklemiꢀlerdir. Sonuç   olarak baꢀvuranlar ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın onanmasını talep   etmiꢀlerdir.   Yargıtay 12 Aralık 1994 tarihinde verdiği bir kararla ilk derece mahkemesinin verdiği   kararı bozmuꢀtur. Yargıtay gerekçe olarak dernek tüzüğünde kullanılan ifadelerin, derneklerin   siyasi faaliyet yürütmelerini ve Türk Devleti’ni küçük düꢀürmelerini yasaklayan 2908 sayılı   Dernekler Kanunu’nun 5. maddesinin 11. ve 12. fıkralarına aykırı olduğunu belirmiꢀtir.   Ekim 1995 tarihinde Fatih Asliye Hukuk Mahkemesi Đkinci Dairesi Yargıtay’ın   kararını onamıꢀ ve oy çokluğuyla derneğin feshedilmesine karar vermiꢀtir.   Baꢀvuranlar 24 Kasım 1995 tarihinde bu kararı temyize götürmüꢀlerdir.   Mart 1996 tarihinde Yargıtay 25 Ekim 1995 tarihli kararı onamıꢀtır.   Baꢀvuranlar 22 Nisan 1996 tarihinde Yargıtay’a kararın düzeltilmesi talebinde   baꢀvurmuꢀlardır. Yargıtay’ın bu talebi reddetmesi üzerine karar kesinleꢀmiꢀ ve 28 Ekim   1996’da taraflara tebliğ edilmiꢀtir.   Kasım 1996 tarihinde Đstanbul Valiliği derneğin kapatılmasını onaylamıꢀtır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar, ilk derece mahkemesi tarafından verilip kesinleꢀen bir kararın, istisnai bir   hukuki yola baꢀvurulması suretiyle bozulmasından ve olaylara iliꢀkin yapılan nitelemenin   dava sürecinde değiꢀtirilmesinden ötürü, hukuk mahkemelerindeki yargılamanın adaletsiz   olduğundan ꢀikayet etmektedirler.   AĐHM bu ꢀikayetleri AĐHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının a) ve b)   bentleri açısından inceleyecektir.   A. Đlk derece mahkemesi tarafından verilen karar   Baꢀvuranlar öncelikle derneğin, HUMK’un 427§6. maddesine göre “kanun yararına”   yapılan bir temyizin ardından feshedildiğini, oysa sözkonusu istisnai hukuk yolunun   lehlerinde verilen kesinleꢀmiꢀ karar üzerinde hiçbir etkisinin olmaması gerektiğini ileri   sürmektedirler.   Hükümet olayların baꢀvuranlar tarafından sunulduğu ꢀekline karꢀı çıkmaktadır.   Hükümet Fatih Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 17 Eylül 1993 tarihinde verdiği kararın   kesinleꢀmediğini, zira sözkonusu kararın yasaya uygun bir ꢀekilde tebliğ edilmediğini, 15   Eylül 1994 tarihinde Cumhuriyet Savcısı’nın kararı temyize götürdüğünü ve bunun “kanun   yararına” yapılmıꢀ bir temyiz olmadığını ileri sürmektedir. Dolayısıyla burada, baꢀvuranların   talebini karꢀılayan kesinleꢀmiꢀ bir karara karꢀı istisnai bir hukuk yolu sözkonusu değildir ve   usule uygun olarak tebligat yapılmasının ardından yargılama olağan seyrini takip etmiꢀtir.   AĐHM olayların, baꢀvuranların iddialarını desteklemediği kanaatindedir. AĐHM de   Hükümet gibi Fatih Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 17 Eylül 1993 tarihinde verilen   kararın yasaya uygun bir ꢀekilde tebliğ edilmeden önce iç hukuk uyarınca kesin hüküm ꢀeklini   almadığını tespit etmiꢀtir. Bu hükme karꢀı temyize gitme süresi ancak sözkonusu hükmün   yasaya uygun bir ꢀekilde taraflara tebligatından sonra baꢀlamıꢀtır. Bu süre içinde Cumhuriyet   Savcısı kararı Yargıtay’da temyize götürmüꢀ olup (olağan hukuki yol), karar kanun yararına   temyiz edilmemiꢀtir (istisnai hukuki yol). AĐHM ayrıca baꢀvuranların iddialarının aksine,   dava konusu yargılama sürecinde kesin hüküm ꢀeklini alan herhangi bir yargı kararının   sözkonusu olmadığını kaydeder. Sonuç olarak mevcut davada hukuk iliꢀkilerinin güvenliği   ilkesi ihlal edilmemiꢀtir (bkz., a contrario, Brumarescu-Romanya [GC], no: 28342/95, §62,   CEDH 1999-VII).   Dolayısıyla ꢀikayetlerin bu kısmına iliꢀkin olarak AĐHS’nin 6. maddesi ihlal   edilmemiꢀtir.   B. Olaylara iliꢀkin yapılan nitelemenin dava sürecinde değiꢀtirilmesi   Baꢀvuranlar ayrıca ulusal mahkemelerin, olaylara iliꢀkin yapılan nitelemeyi dava   sürecinde değiꢀtirerek savunma haklarını ihlal ettiklerini ileri sürmektedirler. Bu itibarla   baꢀvuranlar, dernek tüzüğünde 2908 sayılı Dernek Kanunu’nun 50. maddesine göre   usulsüzlük bulunduğundan, dava konusu yargılamanın sözkonusu derneğin kapatılmasına   iliꢀkin olduğunu belirtmektedirler. Nitekim ulusal mahkemeler 2908 sayılı Dernek   Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca, tüzüğündeki amaçların Anayasa’ya aykırı olmasından ötürü   derneği feshetmiꢀlerdir.   Hükümet bu iddianın dayanaktan yoksun olduğunu savunmaktadır.   AĐHM, Cumhuriyet Savcısı’nın 9 Ekim 1992 tarihli iddianamesinde, tüzüğünde 2908   sayılı Dernek Kanunu’nun 50. maddesine göre usulsüzlük bulunduğundan, sözkonusu   derneğin feshedilmesini talep ettiğini ortaya koyar. Yargıtay ise ilk derece mahkemesinin   verdiği kararı bozduğu 12 Aralık 1994 tarihli kararında, kendisine temyiz edilen davaya   iliꢀkin olayları yeniden nitelendirme hakkını kullanarak derneğin amaçlarının sözkonusu   Kanun’un 5. maddesine ifade edilen ilkelere aykırı olduğuna hükmetmiꢀtir.   Ardından yararlandıkları yargılama usulüne göre baꢀvuranlar, Yargıtay tarafından   olayların yeniden nitelendirilmesinden sonra, gerek Asliye Hukuk Mahkemesi’nde gerekse   Yargıtay’da savunmaları için gerekli gördükleri argümanları ortaya koyabilirlerdi. Dolayısıyla   mevcut davada ulusal mahkemeler tarafından olayların yeniden nitelendirilmesi dikkate   alındığında baꢀvuranların, savunma araçlarını somut ve etkin bir ꢀekilde kullanma olanakları   bulunmaktaydı (bkz., a contrario, Sadak ve diğerleri - Türkiye, no: 29900/96, 29901/96,   29902/96 ve 29903/96, § CEDH 2001-VIII).   Sonuç olarak AĐHM, bütünüyle ele alındığında dava konusu yargılamanın, AĐHS’nin   6. maddesinin 1. ve 3. fıkralarına göre adil olduğu kanaatine varmıꢀtır. Dolayısıyla   ꢀikayetlerin bu kısmı açısından AĐHS’nin 6. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 11. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar AĐHS’nin 11. maddesine gönderme yaparak, ĐPSD’nin feshedilmesinin   dernek kurma özgürlüklerini ihlal ettiğini ileri sürmektedirler.   AĐHM sözkonusu mahkumiyet kararının, Sözleꢀme’nin 11. maddesi ile güvence altına   alınan dernek kurma özgürlüğüne yönelik bir müdahale teꢀkil ettiği hususunun taraflar   arasında bir ihtilafa yol açmadığını belirtir. AĐHS’nin 11§2. maddesi uyarınca müdahalenin   yasa ile öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün korunması gibi meꢀru bir amaç güttüğüne   yönelik bir itirazda da bulunulmamıꢀtır. Bu durumda anlaꢀmazlık, müdahalenin “demokratik   bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.   Hükümet’e göre ĐPSD’nin tüzüğü Anayasa’nın ve Dernekler Kanunu’nun hükümlerine   uygun değildir. Dolayısıyla derneğin feshedilmesi, yürürlükteki kurallara uyulması açısından   ve milletin bölünmez bütünlüğünün yanı sıra Devletin haksız saldırılara karꢀı korunması için   gereklidir.   AĐHM öncelikle 13 Temmuz 1992 tarihinde kurulan ve 5 Ekim 1992 tarihinde Đçiꢀleri   Bakanlığı’nın emriyle binası mühürlenen ĐPSD’nin, henüz faaliyetlerine bile baꢀlamadan   kapatıldığını kaydeder. Bu tedbir yalnızca ĐPSD’nin tüzüğüne dayanılarak alınmıꢀtır. AĐHM   de ulusal mahkemeler gibi, sözkonusu müdahalenin gerekli olup olmadığını değerlendirirken   dernek tüzüğünü dikkate alacaktır.   AĐHM, AĐHS’nin 11. maddesinde benimsenen dernek kurma hakkının, vatandaꢀlara   ortak çıkarlarının bulunduğu bir alanda kolektif olarak hareket etme amacıyla tüzel kiꢀilik   oluꢀturma olanağına yer verdiğini belirtir (Sidiropoulos ve diğerleri-Yunanistan, 10 Temmuz   1998, Derleme Kararlar ve Hükümler 1998-IV, § 40). AĐHM diğer yandan, demokrasi,   çoğulculuk ve dernek kurma özgürlüğü arasındaki iliꢀkiyi benimsediğini bir çok defa dile   getirmiꢀ ve bu özgürlüğe getirilen kısıtlamaları, yalnızca ikna edici ve zorunlu sebeplerin   haklı kılabileceği ilkesini ortaya koymuꢀtur (bkz., örneğin, Türkiye Birleꢀik Komünist Partisi-   Türkiye, 30 Ocak 1998, Derleme 1998-I).   AĐHM 11. madde bağlamında çoğulculuk ve demokrasinin korunmasında siyasi   partilerin oynadığı rolden sıkça bahsetmiꢀtir (bkz., örneğin, Refah Partisi ve diğerleri-Türkiye   ([GC], no: 41340/98, 41342/98, 41342/98, 41343/98 ve 41344/98, CEDH 2003-II). Bu aynı   zamanda, özellikle çeꢀitli toplumsal veya ekonomik amaçlar güden ya da etnik kimlik   arayıꢀında olan, baꢀka amaçlarla kurulmuꢀ dernekler için de geçerlidir ki bunlar da   demokrasinin düzgün iꢀleyiꢀi için önem taꢀımaktadır (Gorzelik ve diğerleri-Polonya [GC], no:   44158/98, §92, CEDH 2004-...).   ĐPSD’nin demokrasinin ilkelerine aykırı amaçlar güdüp gütmediği konusunda ulusal   mahkemeler dernek tüzüğünde yer alan “Türkiye’nin halkları” ve “Türkiye’yi bir pazara ve   ham madde kaynağına dönüꢀtürerek egemenlikleri altına almak isteyen emperyalistlere karꢀı   mücadele etmeyi gerekli görür” gibi ifadelerin, Türk Devleti’ni küçük düꢀürücü nitelikte ve   milletin bölünmez bütünlüğü ilkesine aykırı olduğunu belirtmiꢀtir.   Bununla birlikte AĐHM, ĐPSD tüzüğünün sözkonusu bölümlerinde, ülkenin ekonomik   ve sosyal durumunun analiz edildiğini ve bu açıdan hükümetin yürüttüğü politikanın   eleꢀtirisinin yapıldığını tespit etmiꢀtir. AĐHM, ĐPSD tarafından savunulan ilkelerin bu haliyle   demokrasinin temel ilkelerine aykırı olmadığını kabul etmiꢀtir.   AĐHM ayrıca ĐPSD’nin tüzüğünde belirttiği amaçlara ulaꢀmak yalnızca yasal ve   demokratik yolların kullanılmasını savunduğunu gözlemlemiꢀtir. Daha özel olarak belirtmek   gerekirse, tüzükte ꢀiddet kullanmaya teꢀvik eden ya da kin yüklü bir söylemi andıran hiçbir   ifadeye yer verilmemiꢀtir ve AĐHM’ye göre gözönünde bulundurulması gereken asıl unsur da   budur (bkz., a contrario, Sürek-Türkiye (no:1) [GC], no: 26682/95, §62, CEDH 1999-IV, ve   Gerger-Türkiye [GC], no: 24919/94, §50, 8 Temmuz 1999).   Sonuç olarak ĐPSD’nin, ülkedeki demokratik rejimi tehlikeye atacak nitelikte bir siyasi   projesi bulunmadığından ve siyasi amaçlar için ne zora baꢀvurmayı teꢀvik ettiği ne de zora   baꢀvurmayı haklı gösterdiğinden, derneğin feshedilmesinin “zorunlu bir toplumsal ihtiyaca”   cevap verdiği ve “demokratik bir toplumda gerekli” olduğu makul olarak düꢀünülemez.   Dolayısıyla AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuranlar derneklerinin kapatılmasının kendilerine 16.400 Mark (DEM) tutarında   maddi zarara mal olduğunu ileri sürmektedirler.   Baꢀvuranlar ayrıca 40.250 Euro değerindeki manevi zararın tazmin edilmesini talep   etmektedirler.   Hükümet bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.   Đddia edilen maddi tazminata istinaden AĐHM, sunulan delillerin, baꢀvuranlar   açısından Sözleꢀme’nin 11. maddesinin ihlalinden doğan kaybın tam olarak belirlenmesine   yeterli olmadığı sonucuna varmıꢀtır (bkz., aynı yönde, Karakoç ve diğerleri-Türkiye, no:   27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). Dolayısıyla AĐHM sözkonusu talebi   reddetmiꢀtir.   Manevi tazminat konusunda ise AĐHM, ĐPSD’nin henüz faaliyetlerine bile baꢀlamadan   feshedilmesine rağmen, bunun baꢀvuranlar ile derneğin kurucu ve üyelerinde derin bir   yoksunluk duygusu yaratmıꢀ olması gerektiği düꢀüncesindedir. AĐHM, AĐHS’nin 41.   maddesinin gerektirdiği gibi hakkaniyete uygun olarak, manevi tazminat için baꢀvuranların   tamamına 7.000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir (bkz., mutatis mutandis, Stankov ve Ilinden   Birleꢀik Makedonya Örgütü-Bulgaristan, no:29221/95 ve 29225/95, §121, CEDH 2001-IX).   B. Masraf ve Harcamalar   Baꢀvuranlar, AĐHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptıkları masraf ve harcamalar   için 11.710 (on bir bin yedi yüz on) Euro tazminat talebinde bulunarak kanıtlayıcı belge   niteliğinde, baꢀvuranlar ve avukatları arasında belirlenen avukatlık ücret sözleꢀmesini   göstermiꢀlerdir.   Hükümet bu taleplere karꢀı çıkmıꢀtır.   Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AĐHM tüm   masraflarla birlikte baꢀvuranların tamamına 1.500 (bin beꢀ yüz) Euro ödenmesinin makul   olduğuna karar vermiꢀtir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edilmediğine;   2. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı   Hükümet tarafından baꢀvurana,   i. manevi tazminat için 7.000 (yedi bin) Euro ödenmesine,   ii. masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beꢀ yüz) Euro ödenmesine;   iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   (b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 25 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło