35837/02

WyrokETPCz2007-11-29ECLI:CE:ECHR:2007:1129JUD003583702

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy pozbawienie skarżącej własności nieruchomości bez odszkodowania, w wyniku zastosowania krajowego prawa, które uniemożliwiło dochodzenie roszczeń odszkodowawczych, naruszyło prawo do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że pozbawienie skarżącej własności nieruchomości bez wypłaty odszkodowania, w wyniku zastosowania art. 38 ustawy nr 2942, stanowiło naruszenie art. 1 Protokołu nr 1. Sąd krajowy, stosując ten przepis wstecznie, pozbawił skarżącą możliwości uzyskania rekompensaty za de facto wywłaszczenie, które miało miejsce w 1981 roku, uznając jej roszczenie za przedawnione od 1962 roku. Trybunał podkreślił, że brak procedury odszkodowawczej, która zapewniałaby sprawiedliwą równowagę między interesem publicznym a ochroną praw jednostki, czyni taką interwencję arbitralną, nawet jeśli była zgodna z prawem obowiązującym w danym czasie.
Stan faktyczny
Skarżąca, Naciye Akyüz, urodzona w 1926 roku, zakupiła część działki w Ankarze w 1975 roku. W 1981 roku, w trakcie planowania zagospodarowania przestrzennego, część jej działki została włączona do innej parceli używanej przez Ministerstwo Obrony od 1962 roku. Mimo wielokrotnych próśb skarżącej o wywłaszczenie i odszkodowanie, Ministerstwo Obrony wystąpiło w 1999 roku do sądu o wykreślenie skarżącej z rejestru gruntów i przeniesienie własności na Skarb Państwa. Sąd krajowy, stosując art. 38 ustawy nr 2942, uznał roszczenie skarżącej o odszkodowanie za przedawnione, ponieważ Ministerstwo Obrony używało ziemi od 1962 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał uznał skargę dotyczącą prawa do poszanowania mienia za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji. Uznał, że stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. Zasądził 145 000 EUR tytułem szkody majątkowej wraz z odsetkami. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   A V R U P A   OF E U R O P E   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   AKYÜZ – TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 35837/02)   KARAR   STRAZBURG   Kasım 2007   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıꢀ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam   olarak belirtilmiꢀ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koꢀulu ile Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa   Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla   alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 35837/02 no’lu davanın nedeni, T.C.   vatandaꢀı Naciye Akyüz’ün (baꢀvuran), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 22 Mayıs 2002   tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) 34. Maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara Barosu   avukatlarından Nuray Demir tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1926 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir.   Baꢀvuran, 23 Ocak 1975 tarihinde, Ankara’nın Çankaya ilçesinde yer alan bir arsanın   (98 no.lu pafta) bir bölümünü satın almıꢀtır. 21 Ocak 1981 tarihinde, imar ꢀuyulandırması   sırasında, baꢀvurana ait arsanın bir kısmı (173.92 m2), 1962 yılından beri Savunma Bakanlığı   tarafından kullanılmakta olan bir baꢀka arsaya eklenmiꢀtir. Bu arsaya 5965/1 numarası   verilmiꢀ ve arsa baꢀvuran adına kaydedilmiꢀtir.   Bu arazinin Savunma Bakanlığı tarafından kullanılması nedeniyle, baꢀvuran arazinin   kamulaꢀtırılması için Bakanlığa birçok dilekçe yazmıꢀtır. Bakanlık, 6 Eylül 1989 tarihinde,   ileriki yıllarda arazisinin kamulaꢀtırılacağı yönünde baꢀvuranı bilgilendirmiꢀtir.   Savunma Bakanlığı, 10 Kasım 1999 tarihinde, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesine   dayanarak, 5965/1 no.lu arsadan baꢀvuranın kaydının silinmesi ve bu arsanın Hazine’ye   aktarılması için Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’ne baꢀvurmuꢀtur. Buna cevaben, baꢀvuran   de facto kamulaꢀtırmanın tazmini için aynı mahkemeye baꢀvurmuꢀtur. Belirsiz bir tarihte   dava dosyaları birleꢀtirilmiꢀtir.   Savunma Bakanlığı, mahkeme önünde sözkonusu araziyi 1962 yılından beri   kullandığını ve bu nedenle 2942 sayılı kanunun 38. maddesi gereğince arazinin Bakanlık   adına kaydedilmesi gerektiğini ifade etmiꢀtir. Buna cevaben, baꢀvuran, arsasının de facto   kamulaꢀtırılma tarihinin 21 Ocak 1981 olduğunu, dolayısıyla 2942 sayılı kanunun 38.   maddesinin bu davada uygulanamayacağını ileri sürmüꢀtür.   Aralık 2000 tarihinde, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, baꢀvuranın tapu kaydını   iptal etmiꢀ ve arsanın Hazine adına kaydedilmesine hükmetmiꢀtir. Mahkeme, zamanaꢀımına   uğradığı gerekçesiyle, baꢀvuranın tazminat talebini reddetmiꢀtir. Mahkeme, Savunma   Bakanlığı’nın 1962’den beri sözkonusu arsanın de facto sahibi olduğunu ve 2942 sayılı   kanunun 38. maddesi uyarınca baꢀvuranın bu tarihten itibaren yirmi yıl içinde dava açması   gerektiğini belirtmiꢀtir.   Haziran 2001 tarihinde, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onaylamıꢀtır.   Baꢀvuranın kararın bozulmasına yönelik talebi, 12 Ekim 2001 tarihinde Yargıtay tarafından   reddedilmiꢀtir. 22 Kasım 2001 tarihinde, karar baꢀvurana bildirilmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 1 NO.LU PROTOKOLÜ’NÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, kendisine tazminat ödenmeden arsasından mahrum bırakılmasının 1 No.lu   Protokol’ün 1. maddesine aykırı olduğu konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiꢀtir.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet, ilk itirazlarını sunmuꢀtur. Đlk olarak, imar projesinin 1981 yılına ait olması   nedeniyle (Türkiye’nin Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na kiꢀisel baꢀvuru hakkını tanıdığı   Ocak 1987 tarihinden önceki bir tarih olması nedeniyle), AĐHM’nin bu davayı incelemek   için ratione temporis yetkisi olmadığını ileri sürmüꢀtür. Hükümet, ikinci olarak, baꢀvuranın iç   hukuk yollarını tüketmediğini iddia etmiꢀtir. Hükümet’e göre, imar ꢀuyulandırmasının   uygulamaya konmasının hemen ardından, 1981 yılında, baꢀvuranın tazminat davası açmıꢀ   olması gerekiyordu. Hükümet, son olarak, baꢀvurunun altı aylık zaman dilimi içinde   yapılmadığını ileri sürmüꢀtür. Yargıtay, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını 4   Haziran 2001 tarihinde onaylamıꢀ olmasına rağmen, baꢀvuru 22 Mayıs 2002 tarihinde   yapılmıꢀtır.   AĐHM, Savunma Bakanlığı’nın, 10 Kasım 1999 tarihinde, Ankara Asliye Hukuk   Mahkemesi’ne dava açarak 5965/1 no.lu arsadan baꢀvuranın kaydının silinmesini ve bu   arsanın Hazine adına kaydedilmesini talep ettiğini kaydetmektedir. Bu dava, 12 Ekim 2001   tarihinde, Yargıtay’ın baꢀvuranın kararın bozulması yönündeki talebini reddetmesiyle sona   ermiꢀtir. Bu karar, 22 Kasım 2001 tarihinde baꢀvurana bildirilmiꢀ ve baꢀvuran tam altı ay   sonra AĐHM’ye baꢀvurmuꢀtur. Ayrıca, yerel düzeyde yürütülen takibatın sonuna kadar   sözkonusu arazi baꢀvuran adına kayıtlı olduğu için, AĐHM, Hükümet’in baꢀvuranın 1981   yılında tazminat davası açmıꢀ olması gerektiği yönündeki iddiasının desteklenemeyeceği   sonucuna varmıꢀtır.   AĐHM, yukarıda anlatılanları gözönünde bulundurarak, Hükümet’in ilk itirazlarını   reddetmiꢀtir.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Mal ve mülkün dokunulmazlığı hakkına yapılan müdahale, kamu çıkarının gerekleri   ile kiꢀinin temel haklarının korunması ꢀartı arasında adil bir denge kurmalıdır. Bu dengenin   sağlanması kaygısı, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin tamamında yansıtılmıꢀtır. Sözkonusu   ꢀahsın “bireysel ve aꢀırı bir yük” altına sokulduğu durumlarda, bu denge sağlanmamıꢀ   olacaktır (bkz, Sporrong ve Lönnroth / Đsveç, A Serisi no. 52). Bir baꢀka deyiꢀle, kullanılan   yöntemlerle gerçekleꢀtirilmesi istenen amaç arasında mantıklı bir oran iliꢀkisi bulunmalıdır   (bkz, James ve Diğerleri / Đngiltere, A Serisi no. 98).   Bu davada, baꢀvuranın sözkonusu arsaya iliꢀkin tapu kaydı Hazine’ye aktarılmıꢀ ve   sayılı Kanun’un 38. maddesi gereğince baꢀvuranın tazminat talebi yerel mahkemelerce   reddedilmiꢀtir. Bu nedenle, yerel mahkemelerin vermiꢀ olduğu karar, 1 No.lu Protokol’ün 1.   maddesinin ikinci cümlesi kapsamında, baꢀvuranın mülkünden mahrum bırakılması sonucunu   doğurmuꢀtur (bkz, Đnci (Nasıroğlu) / Türkiye, no. 69911/01).   AĐHM, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesine göre, bir kimsenin mülkünden mahrum   bırakıldığı durumlarda, bu mülkün kullanılmaya baꢀlandığı tarihten itibaren yirmi yıl içinde   tazminat baꢀvurusunda bulunulması gerektiğini kaydetmektedir. Yerel mahkemeler, bu   hükmü geriye dönük olarak uygulayarak, baꢀvuranı tapu kaydının iptali nedeniyle tazminat   elde etme imkanından mahrum bırakmıꢀlardır. AĐHM, bu noktada, AĐHM’ye baꢀvuruda   bulunulduktan sonra, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesinin anayasaya aykırı olduğu   gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından feshedildiğini belirtmektedir. Anayasa   Mahkemesi, 10 Nisan 2003 tarihli kararında, ihtilaflı mülkün de facto iꢀgaline karꢀı baꢀvuruda   bulunulması hakkının zamanaꢀımına uğradığını ileri sürerek ve bu iꢀgalden yirmi yıl sonra   mülkün makamlara aktarılmasını öngörerek bireyin mülkiyet hakkını kısıtlamanın   Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmetmiꢀtir. Ayrıca, AĐHM’nin içtihadına göndermede   bulunarak, kiꢀileri keyfi olarak mülkiyet ve tazminat haklarından mahrum bırakmanın   hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı olduğu sonucuna varmıꢀtır.   AĐHM, Anayasa Mahkemesi’nin kararını dikkate alarak bu muhakemenin   doğruluğunu kabul etmektedir. Bununla beraber, AĐHM, Anayasa Mahkemesi’nin kararının   geriye dönük uygulanabilinen bir karar olmadığını, bu nedenle de baꢀvurana AĐHS’nin   muhtemel bir ihlalinin sonuçlarını telafi edebilecek bir usul sağlamadığını kaydetmektedir.   Sonuç olarak, AĐHM, konunun AĐHS’nin 37 / 1 (b) maddesi kapsamında çözümlenmediği   kanaatindedir (bkz, Börekçioğulları (Çökmez) ve Diğerleri / Türkiye).   AĐHM, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesinin baꢀvuranın davasına uygulanmasının,   baꢀvuranı tapu kaydının iptal edilmesiyle ilgili tazminat elde etme imkanından mahrum   bırakmasıyla sonuçlandığı kanaatindedir. Toplumsal çıkar talepleri ile kiꢀinin temel haklarının   korunması ꢀartı arasında adil denge sağlayabilecek bir tazminat usulü bulunmadığı sürece,   böylesi bir müdahale, olayın geçtiği zamanın kanunlarına uygun olsa da, yalnızca keyfi olarak   tanımlanabilir (bkz, Akıllı / Türkiye, no. 71868/01).   AĐHM, 1 No’lu Protokol’un 1. maddesinin ihlal edildiğine hükmeder.   II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, yerel mahkemelerin sunmuꢀ olduğu kanıtları göz önünde bulundurmadığını   ve tanıkların ifadelerini dinlemediğini belirterek, AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen adil   yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiꢀtir.   AĐHM, dava dosyasında bu hükmün ihlaline neden olabilecek herhangi bir ꢀeye   rastlamamıꢀtır. AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun bu   kısmının dayanaktan yoksun olduğunu kaydederek reddedilmesine karar verir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal   edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen   telafi edebiliyorsa, AĐHS, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın   adil tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran, maddi tazminat olarak 750,000 Yeni Türk Lirası (YTL) –yaklaꢀık 421,000   Euro-, manevi tazminat olarak ise 100,000 YTL –yaklaꢀık 56,000 Euro- talep etmiꢀtir.   Hükümet, bu taleplere itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, sözkonusu arazinin değeriyle ilgili olarak tarafların altı adet örnek bilirkiꢀi   raporu sunduğunu kaydetmektedir. Sözkonusu arsanın yanındaki 5965/1 numaralı arsayla   ilgili olan bu raporlar, bu davayla ilgisi olmayan yerel düzeydeki hukuki iꢀlemler sırasında   Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunulmuꢀtur. 22 Kasım 2004 tarihli ilk raporda, 5965/1   numaralı arsanın 1 m2’sinin değerinin 600,000,000 Türk Lirası (TL) –yaklaꢀık 181,951 Euro-   olduğu kaydedilmiꢀtir. 25 Kasım 2004 tarihli ikinci raporda, bu arsanın 1 m2’sinin değerinin   1,090,000,000 TL –yaklaꢀık 111,794 Euro- olduğu belirtilmiꢀtir. 3 Haziran 2005 tarihinde   hazırlanan üçüncü raporda ise, 1 m2’nin değerinin Ocak 2005’te 1,505 YTL –yaklaꢀık   144,573 Euro- olduğu belirtilmiꢀtir. 20 Haziran 2005 tarihli dördüncü rapora göre, 1 m2’nin   değeri Ocak 2000’de 550,000,000 TL’ye –yaklaꢀık 172,296 Euro- eꢀittir. 10 Ağustos 2005   tarihli beꢀinci raporda ise, 28 Ocak 2004 tarihinde 1 m2’nin değerinin 1,500,000,000 TL’ye –   yaklaꢀık 156,714 Euro- eꢀit olduğu belirtilmiꢀtir. 15 Kasım 2005 tarihli son raporda ise, bu   arsanın 1 m2’sinin değerinin 28 Ocak 2004 tarihinde 900,000,000 TL –yaklaꢀık 94,028 Euro-   olduğu belirtilmiꢀtir.   Baꢀvuran, ayrıca, bir emlak acentesinden (Ankara Bizim Emlak Müꢀavirliği) arsasının   m2’sinin değerinin en az 2,650,000,000 TL, en fazla 3,100,000,000 TL olduğunun tahmin   edildiği bir mektup sunmuꢀtur.   AĐHM, tespit edilen ihlalin dayanağının mülkten mahrum bırakmanın yasaya aykırılığı   yerine, tazminat ödenmemesi olması durumunda, tazminatın arsanın gerçek değerini   yansıtmak zorunda olmadığını tekrarlamaktadır (I.R.S ve Diğerleri / Türkiye (adil tatmin), no.   26338/95). Bu çerçevede, AĐHM, baꢀvuranın tazminat elde etmeye yönelik meꢀru beklentisini   karꢀılayacak bir miktarın kendisine ödenmesinin uygun olacağı görüꢀündedir. Hakkaniyete   uygun olarak, AĐHM, taraflarca sunulan belgeleri gözönünde bulundurarak, maddi tazminat   olarak baꢀvurana 145,000 Euro ödenmesine karar verir.   Baꢀvuranın manevi tazminat talebiyle ilgili olarak, AĐHM, sözkonusu dava koꢀulları   içinde, bir ihlalin saptanmasının yeterli adil tatmin oluꢀturduğu kanaatindedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, ayrıca, yerel mahkemeler önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve   giderleri için 1,000 YTL (yaklaꢀık 560 Euro) talep etmiꢀtir. Baꢀvuran, avukatıyla ꢀarta bağlı   avukatlık ücret sözleꢀmesi olduğunu ifade etmiꢀtir.   Hükümet, bu talebe itiraz etmiꢀtir.   AĐHM’nin içtihadına göre, bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Sözkonusu davada, baꢀvuran, iddia edilen yargı   giderlerinin gerçekliğini kanıtlamamıꢀtır. Dolayısıyla, AĐHM bu baꢀlık altında herhangi bir   ödeme yapılmasını öngörmemektedir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢀvuranın mal ve mülk dokunulmazlığı hakkına iliꢀkin ꢀikayetin kabuledilebilir,   baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 1 No.lu Protokolü’nün 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Bir ihlalin saptanmasının baꢀvuranın gördüğü manevi zarar için baꢀlı baꢀına yeterli   adil tazmin oluꢀturduğuna;   4. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten   itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na   çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet   tarafından baꢀvurana maddi tazminat olarak 145,000 Euro (yüz kırk beꢀ bin Euro)   ödenmesine;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin   yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal   kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77/2. ve 3. maddeleri   gereğince 29 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło