35875/97
WyrokETPCz2004-07-29ECLI:CE:ECHR:2004:0729JUD003587597
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego śledztwa w sprawie śmierci żony skarżącego, rzekomo spowodowanej przez siły bezpieczeństwa, naruszył proceduralny aspekt prawa do życia z art. 2 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał podkreślił, że art. 2 Konwencji, chroniący prawo do życia, wymaga nie tylko powstrzymania się od bezprawnego pozbawienia życia, ale także przeprowadzenia skutecznego śledztwa w przypadku śmierci spowodowanej użyciem siły. W niniejszej sprawie, pomimo braku wystarczających dowodów, by przypisać odpowiedzialność za samą śmierć siłom bezpieczeństwa, Trybunał uznał, że śledztwo krajowe było rażąco wadliwe. Brak autopsji, badań balistycznych i zabezpieczenia dowodów z miejsca zdarzenia, a także opóźnienia w postępowaniu, uniemożliwiły ustalenie okoliczności śmierci i zidentyfikowanie sprawców. W konsekwencji, państwo nie wypełniło swojego pozytywnego obowiązku wynikającego z art. 2 w zakresie zapewnienia skutecznego śledztwa.Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Şirin Yılmaz, jest obywatelem Turcji. Jego żona, Sariye Yılmaz, zginęła 7 października 1996 roku w wyniku ostrzału artyleryjskiego w wiosce Bayırlı, rzekomo prowadzonego przez siły bezpieczeństwa. Skarżący twierdził, że siły bezpieczeństwa zmuszały mieszkańców do opuszczenia wioski. Po śmierci żony skarżący wielokrotnie zwracał się do władz krajowych z prośbą o śledztwo i odszkodowanie, wskazując na odpowiedzialność sił bezpieczeństwa, ale śledztwo było nieskuteczne i nie doprowadziło do ustalenia sprawców ani okoliczności śmierci.Rozstrzygnięcie
Trybunał odrzucił wstępne zarzuty Rządu. Stwierdził, że nie doszło do naruszenia art. 2 Konwencji w odniesieniu do odpowiedzialności państwa za śmierć żony skarżącego. Stwierdził, że doszło do naruszenia art. 2 Konwencji w odniesieniu do braku skutecznego i wystarczającego śledztwa w sprawie śmierci żony skarżącego. Stwierdził, że nie ma potrzeby rozpatrywania skargi dotyczącej braku ochrony prawa do życia w prawie krajowym na podstawie art. 2, ani skargi na podstawie art. 6 ust. 1. Stwierdził, że doszło do naruszenia art. 13 Konwencji. Stwierdził, że nie doszło do naruszenia art. 3, 8, 14, 18 Konwencji ani art. 1 Protokołu nr 1. Zasądził 35 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe dla skarżącego i jego siedmiorga dzieci oraz 10 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, odrzucając pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
MEHMET ŞİRİN YILMAZ/TÜRKİYE
(35875/97) KARAR TEMMUZ 2004 ÖZET ÇEVİRİ
Dava, Türk vatandaşı Mehmet Şirin Yılmaz'ın 8 Nisan 1997 tarihinde Sözleşmenin eski 25.
maddesi uyarınca, Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna 35875/97 no ile yaptığı başvurudan
kaynaklanmaktadır.
HUKUK
Hükümet'in ilk itirazları:
Hükümet iki konudaki ilk itirazlarım sunmuştur. İlk olarak başvuranın iç hukuk yollarını
tüketmediğini, ikinci olarak da başvurunun altı ay kuralına uygun olmadığını ileri sürmüştür.
İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi
Hükümet başvurunun yapıldığı tarihte Devlet Güvenlik Mahkemesinin soruşturması devam
etmekte olduğu için iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğunu savunmuştur.
Altı ay kuralı
Hükümet, başvurunun 10 Nisan 1997 tarihinde yapıldığını olayın ise 7 Ekim 1996 tarihinde
gerçekleştiğim bu nedenle altı ay kuralına uyulmadığını belirtmiştir. Başvuran, iç hukuk
yollarının etkisiz olduğunu düşündüğü taktirde, olayların gerçekleştiği tarihten itibaren altı ay
içinde Mahkemeye başvurmalıydı.
Başvuran ise 8 Nisan 1997 tarihinde Komisyona başvurduğunu, dolayısıyla altı ay kuralına
uygun olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, Mahkemenin içtihatlarına göre, altı aylık süre başvuranın iç
hukuk yollarının etkililiği hakkında fikir sahibi olduğu tarihten itibaren başlamasının mümkün
olduğunu savunmuştur. Altı aylık sürenin, eşinin öldürülmesi ve köy boşaltma hakkında ulusal
makamlara bilgi verdiği 16 Ekim 1996 tarihinde başladığı kabul edilebilir
Mahkeme, başvurunun 8 Nisan 1997 tarihinde yapıldığını gözlemlemiş ve altı aylık sürenin
şikayet konusu olayın gerçekleştiği tarihte başladığını belirtmiştir. Ancak bazı istisnai
durumlarda altı aylık süre başvuranın sözkonusu iç hukuk yollarının etkisiz olmasına neden
olan şartların farkına vardığında başlar.
Bu hususta Mahkeme başvuranın şikayetlerini ulusal makamların dikkatine sunduğunu
belirtmiştir. Diyarbakır Valiliğine ve Olağanüstü Hal Bölge Valisine 16 Ekim 1996 tarihinde
sunduğu dilekçelerle eşinin ölümü ve köyün boşaltılması sonucunda yedi çocuğuyla birlikte
köyü terketmek zorunda kaldığından şikayetçi olmuştur. Olayın faillerinin bulunmadı için
soruşturma başlatılması ve tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.
Başvuran, 19 Ekim 1996 tarihinde Diyarbakır DGM Lice Savcılığına başvurmuştur. Bu olayın
ardından Valiliğin eşinin ölümü hakkında bilgilendirilmediğini ve Savcılığa eşinin ölüm
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
raporunun iletilmediğini öğrenmiştir. Ayrıca 5 Kasım 1996 tarihinde başvuran, İçişleri ve
Dışişleri Bakanlıklarına şikayetlerini tekrarlamıştır.
Mahkeme ayrıca nüfus müdürlüğüne eşinin ölümünü bildirmeye gittiğinde bazı belgelerde
eşinin teröristlerce öldürüldüğü şeklinde kayıtlara rastladığını belirtmiştir.
Mahkemeye göre başvuran başvuruda bulunmakta geç kalmamıştır. Altı aylık sürenin
başlangıcı olarak 19 Ekim 1996 tarihini kabul etmiştir.
Başvuranın şikayetleri sözleşmenin 35. maddesinin gerektirdiği şekilde altı aylık süre içinde
sunulmuştur. Bu nedenle Hükümetin bu konudaki itirazı reddedilmiştir.
Sözleşmenin ikinci Maddesinin İhlal Edildiği iddiası
Başvuran, eşi Sariye Yılmaz'ın güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğünü ve ölümü hakkında
etkili bir soruşturma yapılmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca başvuranın iddiasına göre Devlet
yaşam hakkının koruma sorumluluğunu yerine getirmemiştir.
Mahkeme Huzurundaki Argümanlar
1-
Başvuran
Başvuran eşinin güvenlik güçlerinin açtığı top ateşi sonucunda öldüğünü, köylülere karşı
kuvvet kullanılmasının gerekli olmadığını ve sivillerin ölümüne yol açmanın bu şartlar altında
savunulamayacağını belirtmiştir.
Başvuran, olaydan sonra Lice Jandarması'nın köylülerin evlerini terketmeleri ve köyü
boşaltmaları için aylarca baskı uyguladığını savunmuştur. PKK ve Güvenlik Güçleri arasındaki
silahlı çatışma sona erdikten sonra, güvenlik güçleri köylülerin köyü boşaltmalarını sağlamak
için top ateşine devam etmiştir. Ayrıca bütün tanıklar top ateşinin ilgili zamanda jandarma üssü
olarak kullanılan Lice yatılı okulundan açıldığını söylemişlerdir. Güvenlik güçleri başvuranın
eşinin ölümü konusunda PKK'yı suçlamaları için başvurana ve diğer tanıklara baskı
yapmışlardır. PKK'nın olaydan sorumlu tutulmasını ve kendilerinin olayın dışında tutulmalarım
sağlamak için raporlar hazırlanmıştır. 7-8 Ekim tarihli tanık ifadelerinin güvenilir olmadığını
çünkü ifadelerin olaya karışan jandarmalarca alındığını belirtmiştir.
Başvuran ayrıca olay hakkında etkili ve yeterli bir soruşturma yapılmadığım ve sözleşmenin
ikinci maddesinin prosedürle ilgili bölümünün dört ayrı sebepten ötürü ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
Öncelikle köylülerden sadece birkaç ifade alınmıştır ve bu ifadelerin güvenliği şüphelidir.
Silahlı çatışmaya giren jandarmaların ifadelerine ise başvurulmamıştır. Ayrıca olay gecesinde
başvuranın konuştuğu üsteğmen veya jandarma komutanının ifadeleri alınmamıştır.
İkinci olarak olay yerinden herhangi bir delil toplanmamıştır. Şarapnel üzerinde balistik
inceleme yapılmış olsaydı ateş edenlerin kimliğini tespit etmek mümkün olabilirdi.
Üçüncüsü başvuranın eşine otopsi yapılmamıştır. Başvuranın otopsi isteğini üsteğmene
söylemiştir. Daha sonra ise aynı isteği jandarma komutanına tekrarlamıştır. Ayrıca ilk yazılı
şikayetini olaydan 8 gün sonra makamlara bildirmiştir. Ü aşamada cesedin çıkarıldıktan sonra
cesede otopsi yapılması mümkündü. Savcı, güvenlik güçlerinin başvuranının eşinin ölümünden
sorumlu olduğu ihtimalini düşünmemiştir. Ayrıca yetkisizlik karan verildikten sonra Lice
Savcısının olayı incelemesine kadar yirmi ay geçmiştir.
Başvuranın, devletin ikinci maddeden kaynaklanan pozitif sorumluluklarım yerine getirmediğini
ileri sürmüştür. Bütün olarak ele alındığında güvenlik güçlerinin sorumluluğu konusunda etkili
bir sistemin bulunmamasının, yargılama makamlarının tutumları, özellikle de yetkililerin
olaylardan sorumlu olmadığı sanısı, kanıtların toplanmaması ve incelenmemesi ve olay
hakkındaki resmi açıklamaların incelenmemesi gibi sebeplerle sözleşmenin ikinci maddesinin
ihlaline yol açtığını ileri sürmüştür. Devlet görevlilerinin acil müdahaleye ihtiyacı olan köylülere
sağlık hizmeti sağlamadığını da ileri sürmüştür.
2-
Hükümet
Hükümet bütün tanık ifadelerinin kendi anlattıklarım onayladığını, sadece başvuranın
onaylamadığım belirtmiştir.
Hükümet başvuranın ilk defa 30 Mayıs 2001 tarihinde itiraz ettiğini belirtmiştir. Bu tarihten önce
jandarmaların kendisine veya diğer tanıklara baskı yaptığına dair şikayette bulunmamıştır. Bir
üsteğmen, cesedi inceledikten sonra rapora, ölümün şarapnel parçasının isabet etmesi
sonucunda gerçekleştiğini yazmıştır. Hükümet böyle bir rapor olmadığım belirtmiş ve
Jandarma Genel Komutanlığını İçişleri Bakanlığına gönderdiği 3 Ağustos 2001 tarihli mektuba
gönderme yapmıştır.
Hükümet bu nedenle Sariye Yılmaz'ın güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğünün kesinlik
kazanmadığını düşünmektedir.
Hükümet, 1990'h yıllardan beri bölgede terör tehdidi ile karşı karşıya olduğunu vurgulamıştır.
PKK binlerce masum insanı öldürmüş ve yörede yaşayan halka zulüm yapmıştır. Bu şartlar
altında güvenlik güçleri bölge düzenin ve vatandaşların güvenliğinin sağlanması için elinden
geleni yapmıştır.
Hükümet, ulusal makamların ikinci maddeden kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmediği
iddialarını reddetmiştir, hükümet, bu maddenin prosedürle ilgili gereklerinin olay günü
başlatılan hazırlık soruşturması ile yerine getirildiğini belirtmiştir. 7-8 Ekim 1996 tarihlerinde
bütün tanıkların ve başvuranın ifadeleri alınmıştır. Ayrıca dava Diyarbakır DGM'de
görülmekteydi ve failler bulunana kadar dava kapanmayacaktı. Bölgedeki güvenlik durumu
dikkate alındığında terör olaylarının faillerinin tespit edilmesinin zor olduğunu vurgulamıştır.
Mahkemenin Değerlendirmesi
l Başvuranın eşinin öldürülmesi
Mahkeme, yaşama hakkını koruma altına alan ve bu hakka müdahaleyi mazur gösteren halleri
belirleyen ikinci maddenin sözleşmenin en önemli maddelerinden biri olduğunu hatırlatmıştır. 3.
maddeyle birlikte, Avrupa Konseyine üye olan demokratik toplumların en temel değerlerinden
birini korumaktadır. Sözleşme, 2. maddenin sağladığı güvencelerin pratik ve etkili olmasını
sağlayacak şekilde yorumlanmalıdır.
Mahkeme, bu hakkın kaybedilmesi durumunda devlet görevlilerinin fiillerini ve bütün çevresel
etkenleri de dikkate alarak dikkatli bir inceleme yapmaktır. Mahkeme, kendisine sunulan bilgi
ve belgeler ışığında ortaya çıkan konuları, özellikle de hükümetin soruşturmalarla ilgili sunduğu
belgeleri ve tarafların yazılı görüşlerini inceleyecektir. Mahkeme, üstlendiği rolün ikincil
durumunun farkındadır ve ilk derece mahkemesi rolünü üslenirken dikkatli olmalıdır.
Mahkemenin görevi kendi değerlendirmesini ulusal mahkemenin yaptığı değerlendirmenin
yaptığı değerlendirmenin yerine koymak değildir, genel bir kural olarak kanıtları
değerlendirmek ulusal mahkemelerin görevinin. Ulusal mahkemelerin bulguları mahkemeyi
bağlamamasına rağmen, normal şartlar altında sözkonusu bulgulardan ayrılarak farklı bir
sonuca ulaşmak için kuvvetli unsurların varlığına gerek duymaktadır. Sözleşmenin 2.
maddesine dayanarak çeşitli iddialarda bulunulduğunda mahkeme detaylı bir inceleme
yapmalıdır.
Mahkeme, başvuranın eşinin ölümü hakkında farklı ifadeler olduğunu gözlemlemiştir Başvuran
eşinin güvenlik güçlerince öldürüldüğünü iddia ederken, hükümet, teröristlerle güvenlik güçleri
arasında çıkan çatışma çatışmada açılan ateş sonucu öldüğünü ileri sürmüştür.
Mahkeme, her iki tarafında olay gecesinde Cüm tepesi olarak bilinen yerde güvenlik güçleri ve
PKK arasında silahlı çatışma çıktığı konusunda hem fikir olduklarım belirtmiştir.
Mahkeme, başvuranın jandarma tarafından tehdit edilerek ve zorla bazı ifadeleri imzaladığını
iddia ettiğini gözlemlemesine rağmen, bütün resmi ifadeler ölümün teröristlerin açtığı ateş
sonucu gerçekleştiğim onaylamaktadır. Başvuran 15 Ekim ve 5 Kasım 1996 tarihli
dilekçelerinde Lice yatılı okulunun bulunduğu yönden top ateşi açıldığını belirtmiştir. Lice
Valiliğine sunduğu 21 Ekim 1997 tarihli dilekçesinde başvuran eşinin teröristlere karşı
yürütülen operasyon sırasında öldüğünü savunmuştur.
Mahkeme balistik inceleme ve otopsi olmaksızın başvuranın eşinin ölümünden sorumlu
olanların tespit edilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir. Ayrıca başvuranın iddialarının
aksine, jandarmanın köyün boşaltılması için uyguladığını baskı sonucunda öldüğüne karar
vermek için deliller yeterli değildir.
Mahkeme kanıtları değerlendirirken kanıtların şüpheleri giderecek nitelikte olmasına önem
vermektedir. Mahkeme bütün kanıtlan değerlendirmiştir ancak Sariye Yılmaz'ın ölümüne neden
olayları tam olarak belirleyememiştir.
Mahkeme başvuranın eşinin ölümünden güvenlik güçlerinin sorumlu olduğuna karar vermek
için kanıtların yeterli olmadığını düşünmektedir. Bu nedenle Sözleşmenin 2. maddesinin ihlali
sözkonusu değildir.
2. Soruşturmanın Yetersizliği İddiası
İnsanlar kuvvet kullanılması sonucunda öldüğünde, 2. madde bağlamındaki yaşama hakkını
koruma sorumluluğu 1. madde ile birlikte etkili bir soruşturma yapılmasını gerekli kılar.
Soruşturmanın amacı yaşama hakkını koruyan kanunların ulusal düzeyde korunmasını ve
kendi sorumlulukları altında meydana gelen ölümler için güvenlik güçlerinin sorumluluğunu
sağlamaktadır. Ne tür bir soruşturmanın amaca ulaştıracağı farklı şartlar altında değişiklik
gösterir. Ancak otoriteler konu kendilerine iletildiğinde harekete geçmeli ve bir akrabama resmi
bir şikayette bulunmasını beklememelidirler.
Soruşturma ayrıca kullanılan kuvvetin ilgili şartlar altında gerekli olup olmadığı ve faillerin
kimliği konusunda ışık tutabilmelidir. Yetkililer görgü tanığı ifadesi, adli tıp belgesi, otopsi
raporu gibi kanıtları korumaya almak için gerekli tedbirleri almalıdırlar. Soruşturmadaki bir
eksiklik veya kusur ölüm sebebinin ve sorumluların belirlenmesini engelleyecektir.
Yürütülen soruşturmanın kısa süre içinde tamamlanması gerekmektedir. Mahkeme
soruşturmada ilerlemeyi zorlaştıran engellerin çıkmasının muhtemel olduğunu kabul
etmektedir. Ancak kuvvet kullanılması hakkındaki soruşturmanın kısa sürede tamamlanması
hukukun üstünlüğüne kamu güvenini korumak açısından önem taşımaktadır.
Mahkeme ölüm hakkında soruşturma başlatıldığım fakat soruşturmada eksiklikler olduğunu
belirtmiştir. Bu bağlamda Mahkeme başvuranın sunduğu dilekçelerle eşinin güvenlik güçlerince
açılan top ateşi sonucunda öldüğünü yetkililere bildirdiğini gözlemlemiştir. Dahası başvuran
bunu eşinin cesedini inceleyen üsteğmene söylemesine rağmen, soruşturma güvenlik güçlerini
de kapsayacak şekilde genişletilmemiştir. Başvuru sorumlu Devlete iletildikten sonra otopsi
yapılmadığı için iki memur hakkında soruşturma açılmıştır.
Mahkeme, savcı tarafından ne bir otopsi ne de balistik inceleme yapılmadığını belirtmiştir.
Ancak bu prosedür yerine getirilseydi kurban ve failleri arasındaki mesafe tayin edilebilir ve
şarapnel parçalarının Lice Yatılı Okulu veya köyden geldiği belirlenebilirdi.
Ayrıca, jandarmaların hazırladığı olay raporuna göre, evlerde mermi izleri bulunmaktadır. Buna
rağmen, ne jandarma ne de savcı olay yerinden kovan veya şarapnel parçalarını
toplamamıştır. Sözkonusu kanıtlar üzerinde yapılacak balistik incelemenin soruşturmaya büyük
faydası olabilirdi.
Mahkeme, olaydan sekiz yıl sonra başlatılan soruşturmanın bir sonuç vermediğini, Diyarbakır
DGM'de devam soruşturmada gelişme olup olmadığı konusunda Hükümetin bilgi vermediğini
belirtmiştir.
Mahkeme, ulusal makamları Sariye Yılmaz'ın ölümü hakkında etkili ve yeterli bir soruşturma
yapmadığını ve otoritelerin bu konudaki sorumluluklarını yerine getirmediğini düşünmektedir.
19901ı yıllarda güneydoğudaki güvenlik durumuna rağmen, yetkililerin etkili bir soruşturma
yapma sorumluluğundan kurtarmaz.
Bu şartlar altında Mahkeme başvuranın iç hukuk yollarını tüketmiş olduğunu kabul etmiştir.
Dolayısıyla Mahkeme Hükümetin iç hukuk yolları bağlamındaki itirazım reddetmiş ve 2.
maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir.
Ulusal hukuk ile yaşama hakkının korunmadığı iddiası
Mahkeme, başvuranın eşinin öldürülmesi hakkında etkili bir soruşturma yapılmamış olması
nedeniyle 2. maddenin ihlal edildiğine karar vermesine bağlı olarak, bu şikayeti incelemeyi
gerekli görmemiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 6 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, etkili bir soruşturma yapılmamış olması nedeniyle hukuk mahkemelerine başvurmak
suretiyle tazminat talebinde bulunamadığını, 6. ve 13. maddelerin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
Hükümet, başvuranın iddialarının doğru olmadığını ve temelden yoksun olduğunu belirtmiştir.
Mahkeme başvuranın Sözleşmenin 6/1 maddesi bağlamındaki şikayetinin soruşturma
makamlarının eşinin ölümü konusundaki tutumları ile yakından ilişkili olduğunu gözlemlemiştir.
Başvuranın 6. madde bağlamındaki şikayetinin Sözleşmeci devletlere daha genel bir
sorumluluk yükleyen 13. madde kapsamında değerlendirilmesinin daha doğru olacağını
düşünmektedir.
Madde 13'ün, iç hukuk düzeninde ne şekilde güvence altına alınmış olursa olsun.
Sözleşmedeki hak ve özgürlüklerin özünün korunması için ulusal düzeyde başvuru yolu
sağlanmasını güvence altına aldığını yinelemiştir. Bu madde, Sözleşmeye taraf devletlerin
sözkonusu yükümlülüklerini nasıl yerine getirecekleri hakkında takdir yetkisi tanımış olmasına
rağmen, "yetkili ulusal otoritelerin" hem Sözleşme bağlamındaki şikayetlerle ilgilenmelerine
hem de uygun çözüm sağlayacak iç başvuru yolunu içeren bir hükmü gerektirmektedir.
Sözkonusu iç hukuk yolu hem uygulamada hem de hukuken etkili olmalı, başvuru yolu davalı
devletin yetkililerinin fiilleri veya ihmalleriyle haksız biçimde engellenmemelidir.
13. madde, tazminatın yanında sorumluların kimliklerinin tespit edilmesini ve
cezalandırılmalarım sağlayacak etkili ve yeterli bir soruşturmanın yapılmasını ve akrabaların
soruşturma sürecine aktif katılımlarının sağlanmasını da içerecektir.
Eldeki kanıtlardan yola çıkarak Mahkeme devlet görevlilerinin başvuranın eşinin ölümünden
sorumlu olduğunun veya olaya karıştığının ispatlanmadığını tespit etmiştir. Ancak bu durum
Sözleşmenin 13. maddesinin anlamı doğrultusunda 2. madde bağlamındaki şikayetin
tartışılabilirliğini engellemez. Mahkeme başvuranın eşinin yasalara aykırı olarak öldürüldüğünü
ve dolayısıyla başvuranın 2. maddenin ihlali ile ilgili tartışılabilir iddiası olduğunu
gözlemlemiştir.
Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı Sözleşmenin 13. maddesinin gereklerine uygun olarak
etkili bir soruşturma yürütüldüğü söylenemez. Mahkeme başvuranın etkili bir iç hukuk yolundan
faydalanamadığın ve tespit etmiştir.
Sonuç olarak Sözleşmenin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞMENİN 3,8,14 VE 18. MADDELERİ İLE l NO'LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN
İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Bayırlı Köyünde 1996 yılında yaşamakta iken güvenlik güçlerince uygulanan zulüm sebebiyle
3. maddenin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
Başvuran ek olarak, güvenlik güçlerinin top atışı sebebiyle bütün mal ve mülkünün zarar
gördüğünü köyünden ayrılmak zorunda bırakıldığım ve l No'lu Protokolün 1. maddesine aykırı
olarak mülkünden faydalanamadığını iddia etmiştir.
Başvuran köye yapılan saldırının Kürt vatandaşlarına uygulanan ayırımcı politikayı ortaya
koyduğunu ve bu uygulamanın 14. ve 18. maddelerin ihlaline yol açtığını ifade etmiştir.
Hükümet şikayetleri reddetmiştir.
Mahkemenin elindeki kanıtlara bakarak olayların başvuranın anlattığı şekilde geliştiğinden
emin olması mümkün değildir. Bu nedenle 3,8 ve l No'lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği
sonucuna varmak için yeterli kanıt bulunmadığı görüşündedir. Mahkeme ayrıca, 14 ve 18.
maddelerle ilgili iddiaların temelden yoksun olduğunu düşünmektedir.
Dolayısıyla Mahkeme 3,8, 14 ve 18. maddeler ve l No'lu Protokolün 1. maddesinin ihlal
edilmediğine karar vermiştir.
SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuran kendisi, eşi ve yedi çocuğu adına adil tazmin talebinde bulunmuştur.
A. Maddi Tazminat
Başvuran eşinin ve kendisinin çiftçi olduklarını ve ürettiklerinin fazlasını satarak geçimlerini
sağladıklarını belirtmiştir. Sariye Yılmaz'ın öldüğünde 28 yaşında ve yedi çocuğunun da 7-15
yaş arasında olduklarını belirtmiştir. Başvuran eşinin ölümünden sonra evle ilgili tüm işleri ve
çocukların bakımını iki yıl boyunca kendisinin üstlendiğini belirtmiştir. Sözkonusu maddi zarar
için 50,000 İngiliz Sterlini talepte bulunmuştur. Mal ve mülkünün zarar gördüğü ve köyünden
ayrılmak zorunda kaldığı için 133,994.85 İngiliz Sterlini talep etmiştir.
Maddi zarar için talep edilen toplam tazminat miktarı 183,994.85 İngiliz Sterlinidir. Hükümet
başvuranın talepleri ile ilgili yorum yapmamıştır.
Mahkeme, Sözleşmenin ihlaline neden olan olay ile başvuranın talep ettiği miktar arasında
nedensel bir bağ tespit edememiştir. Mahkeme başvuranın bu başlık altındaki taleplerinim
tamamını reddetmiştir.
B. Manevi Tazminat
Başvuran kendisi ve yedi çocuğu için 50,000 İngiliz Sterlini ve eşinin öldürülmesi, yetkililerin
soruşturma yapmaması ve köyün zorla boşaltılması sebepleriyle kendisi için 10,000 İngiliz
Sterlini talepte bulunmuştur.
Hükümet başvuranın talepleri üzerinde yorum yapmamıştır.
Sözleşmenin 2 ve 13. maddelerinin ihlaline ilişkin kararına bağlı olarak Mahkeme, yetkililerin
Sariye Yılmaz'ın ölümü hakkında etkili bir soruşturma yapmamasının eşi ve çocukları üzerinde
sıkıntıya neden olduğunu gözlemlemiştir. Bu nedenle Mahkeme başvurana ve yedi çocuğuna
manevi tazminat için 35,000 Euro ödenmesine, sözkonusu miktarın ödeme günündeki kur
üzerinden Türk Lirasına çevrilerek başvuran ve çocukların Türkiye'deki banka hesabına
yatırılmasına karar vermiştir.
C. Mahkeme Masrafları
Başvuranın Mahkeme masrafları için talep ettiği 12,538 İngiliz Sterlininin detayları aşağıda
sunulmuştur:
a) a) İngiltere'deki avukatların çalışması için 8,762.48 İngiliz Sterlini;
b) b) Türk avukatın çalışmaları için 2,612 İngiliz Sterlini;
c) c) İdari masraflar için 1,164 İngiliz Sterlini;
Hükümet bu konuda yorum yapmamıştır.
Mahkeme hakkaniyete uygun bir karar vererek ve başvuranın sunduğu detaylara bağlı olarak
uygulanabilecek katma değer vergisi ile birlikte 10,000 Euro ödenmesine, ve sözkonusu
meblağın ödeme günündeki kur üzerinden İngiliz Sterlinine çevrilerek başvuran veya
temsilcilerinin belirlediği bir hesaba yatırılmasına karar vermiştir.
D. Gecikme Faizi
Mahkeme Avrupa Merkez Bankasının uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle el<!e
edilecek oranın gecikme faizi olarak benimsenmesine karar vermiştir,
BU NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME,
1. 1. Oybirliğiyle Hükümet'in ilk itirazlarının reddedilmesine;
2. 2. 2'ye karşı 5 oyla, başvuranın eşinin ilgili devlet yetkililerinin sorumluluğunda hayatını
kaybettiği iddiası ile ilgili olarak 2. maddenin ihlal edilmediğine;
3. 3. Oybirliğiyle ilgili devlet yetkililerinin başvuranın eşinin ölümü hakkında etkili ve yeterli bir
soruşturma yapmaması bağlamında Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
4. 4. Oybirliğiyle, yaşama hakkının iç hukukta korunmaması ile ilgili olarak 2. madde altında
sunulan şikayetin incelenmesinin gerekli olmadığına;
5. Oybirliğiyle Sözleşmenin 6/1 maddesi bağlamındaki şikayetin incelenmesine gerek
olmadığına;
6. Oybirliğiyle 13. maddenin ihlal edildiğine;
7. 7. l'e karşı 6 oyla, Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
8. 8. Oybirliğiyle Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edilmediğine;
9. 9. Oybirliğiyle, 14. maddenin ihlal edilmediğine;
10. 10. Oybirliğiyle, 18. maddenin ihlal edilmediğine;
11. 11. Oybirliğiyle, l No'lu Protokol'ün l. maddesinin ihlal edilmediğine;
12. 12. Oybirliğiyle,
a) Sorumlu Devletin Sözleşmenin 44-2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren
üç ay içinde vergilerden muaf olmak kaydıyla aşağıda belirtilen miktarların ödenmesine;
i) Manevi tazminat başlığı altında başvurana ve yedi çocuğuna ödeme günündeki kur
üzerinden Türk Lirasına çevrilerek başvuranın ve yedi çocuğunun banka hesabına 35.000 Euro
yatın imasına;
ü) Mahkeme masrafları için başvuran veya temsilcileri tarafından belirlenecek bir
hesaba ödeme günündeki kur üzerinden İngiliz Sterlinine çevrilerek 10,000 Euro yatırılmasına;
b) Yukarıda değinilen üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için ilgili
meblağlara Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde
edilecek oranın uygulanmasına
13. Oybirliğiyle başvuranın geri kalan adil tazmin taleplerinin reddedilmesine KARAR
VERMİŞTİR.
Karar İngilizce olarak hazırlanmış olup Mahkeme İç Tüzüğünün 77/2 ve 77/3 maddeleri
uyarınca 29 Temmuz 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło