35962/97
WyrokETPCz2006-12-21ECLI:CE:ECHR:2006:1221JUD003596297
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
1. Czy użycie siły przez funkcjonariuszy państwowych, które doprowadziło do śmierci czterech więźniów podczas tłumienia buntu w więzieniu, stanowiło naruszenie materialnego aspektu art. 2 Konwencji?
2. Czy śledztwo przeprowadzone przez władze krajowe w sprawie śmierci czterech więźniów i obrażeń odniesionych przez innych więźniów było skuteczne i zgodne z proceduralnym aspektem art. 2 i art. 3 Konwencji?
3. Czy traktowanie więźniów podczas starć w więzieniu stanowiło nieludzkie lub poniżające traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji?
4. Czy brak skutecznego śledztwa i środka odwoławczego naruszył art. 6 i 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że użycie siły przez siły bezpieczeństwa w celu stłumienia buntu w więzieniu było uzasadnione w świetle art. 2 ust. 2 lit. c Konwencji, biorąc pod uwagę agresywne zachowanie więźniów i rany odniesione przez funkcjonariuszy. Nie stwierdzono, że użyta siła była nieproporcjonalna w aspekcie materialnym, ponieważ nie użyto broni palnej, a środki takie jak gaz łzawiący i woda pod ciśnieniem były dozwolone. Jednakże, Trybunał stwierdził naruszenie proceduralnego aspektu art. 2 i art. 3, ponieważ śledztwa krajowe nie były skuteczne, niezależne ani wystarczająco dogłębne, aby ustalić odpowiedzialność i ukarać winnych, zwłaszcza w kontekście przekazania sprawy Radzie Administracyjnej Prowincji, której niezależność była kwestionowana.Stan faktyczny
58 tureckich obywateli złożyło skargę. 49 skarżących było osadzonych w więzieniu Ümraniye w czasie zdarzeń, a 9 to krewni czterech więźniów, którzy zginęli 4 stycznia 1996 r. Skarżący więźniowie twierdzili, że byli bici podczas przeniesienia w lipcu 1995 r., pozbawieni opieki medycznej, kontaktu z rodziną, listów i gazet. 13 grudnia 1995 r. funkcjonariusze więzienni, żandarmeria i policja mieli zaatakować więźniów pałkami, raniąc około 70 osób. Rząd twierdził, że 13 grudnia 1995 r. więźniowie zbuntowali się, niszcząc cele i atakując funkcjonariuszy, a siły bezpieczeństwa użyły gazu łzawiącego i wody pod ciśnieniem. 4 stycznia 1996 r. więźniowie mieli stawiać opór podczas liczenia, co doprowadziło do starć, w wyniku których zginęło czterech więźniów, a wielu zostało rannych (45 więźniów, 21 żandarmów). Sekcje zwłok wykazały, że przyczyną śmierci czterech więźniów były krwotoki mózgowe spowodowane urazami czaszki.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdza brak naruszenia materialnego aspektu art. 2 Konwencji w odniesieniu do śmierci Orhana Özena, Abdülmecita Seçkina, Rızy Boybaşa i Gültekina Beyhana.
2. Stwierdza naruszenie proceduralnego aspektu art. 2 Konwencji w odniesieniu do śmierci ww. osób.
3. Stwierdza naruszenie proceduralnego aspektu art. 3 Konwencji w odniesieniu do Oktaya Karataşa (wydarzenia z grudnia 1995 r.) oraz Muharrema Karadeniza, Metina Şimşeka, Rasima Öztaşa, Çetina Dönmeza, Savaşa Kırcy, Turana Ady, Mustafy Göka, Asıma Özdemira, Haydara Özdemira, Halila Öndera, Akına Olguna, Ali Rızy Demira, Oktaya Yıldırıma, Mustafy Atalaya, Đzzeta Çetina, Metina Turana, Süleymana Acara, Cengiza Çalıkoparana i Akına Durmaza (wydarzenia z 4 stycznia 1996 r.).
4. Stwierdza brak naruszenia art. 3 Konwencji w odniesieniu do pozostałych skarżących wymienionych w załączniku.
5. Stwierdza, że nie ma odrębnego problemu w świetle art. 6 i 13 Konwencji.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
GÖMĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 35962/97)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Aralık 2006
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ( 76855/01 ) baꢀvuru no’lu davanın nedeni, ekte
adıgeçen bu ülke vatandaꢀı elli sekiz kiꢀinin ( baꢀvuranlar ) 25 Aralık 1996 tarihinde Đnsan
Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleꢀmesi’nin ( Sözleꢀme ) eski 25. maddesi
uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (Komisyon) yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından M. Narin, A. Düzgün, E. Bolaç
ve B. Aꢀçı, Ankara Barosu avukatlarından Zeki Rüzgar ve Zonguldak Barosu avukatlarından
F. Bolozoğlu tarafından temsil edilmektedirler.
OLAYLAR
I. DAVA KOꢁULLARI
Ekte adıgeçen baꢀvuranların tamamı Türk vatandaꢀıdır. Ekin birinci bölümünde adıgeçen
baꢀvuranlardan kırk dokuzu olayların gerçekleꢀtiği tarihte Ümraniye Cezaevi’nde tutuklu
bulunmaktaydı.
Ekin ikinci kısmında adıgeçen dokuz baꢀvuran ise 4 Ocak 1996 tarihinde meydana gelen
olaylar sırasında yaꢀamlarını yitiren tutukluların yakınlarıdırlar.
Taraflarca anlatıldığı haliyle olaylar aꢀağıdaki ꢀekilde özetlenebilir.
A. 13 ve 15 Aralık 1995 tarihinde meydana gelen olaylar
Tutuklu baꢀvuranlar, 1995 Temmuz ayında Ümraniye Cezaevi’ne sevkleri esnasında
dövüldüklerini iddia etmektedirler. Bunun akabinde kendilerine yönelik hiçbir tıbbi tedavi
uygulanmamıꢀtır. Ayrıca sözkonusu baꢀvuranlar, üç-dört ay boyunca aileleriyele
görüꢀmelerine hiçbir surette izin verilmediğini, mektup, gazete ve benzeri imkanlardan
mahrum bırakıldıklarını iddia etmektedirler. Bunun dıꢀında baꢀvuranlar, yakınlarının getirdiği
gıda maddeleri ve giyecek eꢀyaların infaz koruma memurları tarafından kendilerine teslim
edilmediğini iddia etmektedirler.
Baꢀvuranlar, 13 Aralık 1995 tarihinde, cezaevi infaz koruma memurları, jandarma ve
polislerin cop ve kalaslarla kendilerine saldırdıklarını iddia etmektedirler. Bu olay sonucunda
yaklaꢀık yetmiꢀ mahkum özellikle baꢀlarından olmak üzere yaralanmıꢀtır. Hastaneye
kaldırılmalarına karꢀın yaralılardan hiçbirine uygun tıbbi tedavi uygulanmaması bu kiꢀilerde
kalıcı fiziksel hasarlar ortaya çıkmasına yol açmıꢀtır.
Diğer yüz dört mahkum ise yaꢀadıkları korku neticesinde bir baꢀka koğuꢀun giriꢀine yatak,
masa ve çekmeceleri kullanarak bir barikat kurmuꢀlardı. Güvenlik güçleri koğuꢀların elektrik
ve suyunu kesmelerinin akabinde sözkonusu mahalle intikal etmiꢀlerdir.
Hükümet’e göre, 13 Aralık 1995 saat sabah dört sularında Ümraniye Cezaevi’nin D-5 ve D-6
koğuꢀunda kalan mahkumlar sözkonusu koğuꢀların ana kapısını kırarak cezaevi koridorlarına
çıkmıꢀlardır.
Ümraniye Cezaevi Jandarma Koruma Bölük Komutanı derhal bir durum değerlendirmesi
yaparak Cumhuriyet Savcısı ve Đçiꢀleri Bakanlığı’nı durum hakkında bilgilendirmiꢀtir.
Tutuklular, koğuꢀlarda bulunan ranza, masa, dolap ve sıhhi tesisat boruları gibi
malzemelerden yaptıkları demir çubuklarla olay yerinde bulunan infaz koruma memurları ve
jandarmalara saldırarak yaralanmalarına sebebiyet vermiꢀlerdir.
Đnfaz koruma memurları ve jandarmalar takviye kuvvet beklemek amacıyla geri
çekilmiꢀlerdir. Tutuklular kapılardan birçoğunu kırmıꢀlar, bu arada baꢀka tutuklular da
saldırılara katılmıꢀtır.
Saat 19:45 sularında, tutuklular tarafından rehin alınan iki infaz koruma memuru güvenlik
güçlerince kurtarılmıꢀtır. Akabinde teslim ol çağrısı yapılarak tutuklulardan on dakika içinde
koğuꢀlarına dönmeleri istenmiꢀtir.
Tutuklular bu uyarıları dikkate almadığından, güvenlik güçleri birinci kattan binaya
girmiꢀlerdir. Kurulan çeꢀitli barikatların tutuklular tarafından kaldırılmaması neticesinde Saat
21:35’te gözyaꢀartıcı bomba kullanılmıꢀtır. Tutuklular C blokta yer alan 4, 8, 9 ve 10.
koğuꢀları ve D bloğunda bulunan bir çok koğuꢀu ateꢀe vermiꢀlerdir.
Güvenlik güçleri C bloğunun giriꢀine kurulan barikatı aꢀmıꢀlardır. Bu esnada tazyikli su da
kullanılmıꢀtır.
Devamında güvenlik güçleri zemin kata inmiꢀlerdir. Güvenlik güçleri 14 Aralık 1995 sabahı
saat dört sularında D-1 ve D-2 koğuꢀlarına girerek tutuklulardan birçoğunu etkisiz hale
getirmeye muvaffak olmuꢀlardır. Bu esnada diğer tutuklular C-3 koğuꢀunun giriꢀine yeni bir
barikat kurmaktaydılar.
Jandarmalar, tutukluların bereleyici aletlere sahip olduğunu ve saldırıya geçme hazırlığında
olduklarını farketmiꢀlerdir. Bu nedenle güvenlik güçlerinin komutanı operasyonun derhal
durdurulması emrini vermiꢀtir.
Đçiꢀleri Bakanlığı 15 Aralık 1995 tarihinde Đnsan Hakları Derneği avukatlarına yönelik bir
çağrıda bulunmuꢀtur. Avukatlar, tutukluların geriye kalanıyla görüꢀmeler yapmıꢀ ve
sözkonusu tutuklular isyana son vermiꢀlerdir.
Üsküdar Savcılığı’na bağlı üç savcı bu olaya iliꢀkin bir tutanak hazırlamıꢀtır. Sözkonusu
savcılar ayrıca otuz üç tutuklunun ifadelerini almıꢀlardır.
B. 4 Ocak 1996 olayları
Tutuklu baꢀvuranlara göre, güvenlik güçleri bu tarihte kendilerine hiçbir sebep olmamasına
rağmen yeniden saldırmıꢀlardır. Altmıꢀa yakın tutuklu ağır biçimde yaralanmıꢀtır. Yaralanan
tutuklular Haydarpaꢀa ve Bayrampaꢀa Hastaneleri’ne sevkedilmiꢀlerdir.
Hükümet’e göre tutuklular 4 Ocak 1996 tarihinde, düzenli olarak yapılan sayım iꢀlemine
mukavemet etmiꢀlerdir. Ümraniye Cezaevi Yönetimi, Jandarmaların yardımıyla genel arama
yapılması yoluna gitmiꢀtir. Jandarmalar koridorlarda gerekli önlemleri aldığı esnada B-1, C-1
ve koğuꢀunda bulunan mahkumlar kapıları tuttarak demir çubuklar, cam ve beton parçalarıyla
saldırmaya baꢀlamıꢀlardır.
Jandarmalar, yatak ve çekmecelerle kurulan barikatı aꢀmaya çalıꢀmıꢀlardır. Bu kargaꢀa
sırasında C-1 koğuꢀunun mahkumları bir jandarmayı rehin almıꢀlardır. Jandarma Bölük
Komutanı C-9 koğuꢀundan sorumlu birliği takviye olarak C-1 koğuꢀuna göndermiꢀtir. Barikat
yıkılarak, rehin alınan jandarma kurtarılmıꢀ ve isyancılar kontrol altına alınmıꢀlardır.
Olaylar esnasında kırk beꢀ tutuklu ve yirmi bir jandarma yaralanmıꢀtır.
Tüm yaralılar Haydarpaꢀa Askeri Hastanesi ve Bayrampaꢀa Devlet hastanesi’ne
sevkedilmiꢀlerdir. Tutuklulardan Orhan Özen, Abdülmecit Seçkin, Rıza Boybaꢀ ve Gültekin
Beyhan aldıkları yaralar sonucu yoğun bakım servisinde yaꢀamlarını yitirmiꢀlerdir.
Akabinde, cezaevinde arama yapılmıꢀtır. Yapılan aramalarda, B-1 koğuꢀunda, iki tanesi siyah
bir tanesi kestane renginde olmak üzere üç adet erkek peruğu, yasadıꢀı bir örgüte ait bir adet
bayrak, üzerine orak çekiç amblemi çizilmiꢀ kırmızı bir giysi, üzerine muhtelif sloganlar
yazılmıꢀ bir bez parçası, bir kilogram yağlı boya, yasadıꢀı bir örgüt adına düzenlenmiꢀ yardım
makbuzları ve yaklaꢀık bir metre boyunda demir bir sopa ele geçirilmiꢀtir. C-1 koğuꢀunda ise
ranza ve pencerelerden sökülmüꢀ on iki adet demir sopa, kalorifer tesisatındansökülmüꢀ beꢀ
adet demir boru ve yasadıꢀı bir örgüte ait birkaç bayrak ve pankart ele geçirilmiꢀtir.
C. Adli koğuꢀturmalar
Üsküdar Savcısı ( «savcı» ) güvenlik güçleri hakkında kasten adam öldürme, darp ve
yaralanmaya sebebiyet vermekten, tutuklular hakkında ise cezaevi yönetimine karꢀı isyana
kalkıꢀma suçundan muhtelif soruꢀturmalar açmıꢀtır.
1. Devlet görevlileri aleyhinde açılan soruꢀturmalar ꢁubat 1996 tarihinde 4 Ocak 1996 tarihinde meydana gelen olaylara iliꢀkin olarak
Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, konunun jandarma ve polislerle ilgili olması nedeniyle Memurin
Muhakemat Kanunu hükümleri gereğince yetkisizlik kararı vererek dosyayı Đstanbul Valiliği
Đl Đdare Kurul’una göndermiꢀtir. Bu prosedürün akıbeti bilinmemektedir. Mart 1996 tarihinde Savcılık, cezaevi yöneticileri ve infaz koruma memurları hakkında
13-15 Aralık 1995 ve 4 Ocak 1996 tarihlerinde meydana gelen olaylarda kasten adam
öldürme, yaralanmaya sebebiyet verme ve görevi suistimal etme iddialarına iliꢀkin olarak
takipsizlik kararı vermiꢀtir. Savcı bu türden eylemlerin jandarmaların görev sahasına girmesi
ve sözkonusu kiꢀilerin operasyona katılmamıꢀ olmaları sebebiyle bu karara varmıꢀtır.
Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi 24 Mayıs 1996 tarihinde 1 Mart 1996 tarihli karara karꢀı
yapılan itirazı reddetmiꢀtir. Bu karar 29 Mayıs 1996 tarihinde ilgililere tebliğ edilmiꢀtir.
2. Tutuklular hakkında yürütülen soruꢀturmalar
Savcı 29 ꢁubat 1996 tarihinde Aralık 1995’te meydana gelen olaylarla ilgili olarak 208
tutuklu hakkında cezaevi yönetimine isyan gerekçesiyle Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi’ne
bir iddianame sunmuꢀtur. 4 Ocak 1996 tarihinde meydana gelen olaylarla ilgili olduğu
gözlenen 1 Mart 1996 tarihli bir baꢀka iddianame ise daha sonra adıgeçen iddianame ile
birleꢀtirilmiꢀtir. Aralık 2000 tarihinde, 23 Nisan 1999 tarihine kadar iꢀlenen suçlara iliꢀkin ꢀartla
salıverilmeye, dava ve cezaların ertelenmesine dair 4616 sayılı kanun kabul edilmiꢀtir.
Aralık 2003 tarihinde Asliye Ceza Mahkemesi, bu yasayla getirilen düzenlemeler uyarınca
davanın kesin hükme bağlanmasının beꢀ yıl ertelenmesine karar vermiꢀtir. Sözkonusu
düzenlemede bu süre içerisinde herhangi bir suç iꢀlenmesi durumunda ilgililerin herbiri için
dosyanın yeniden açılacağı belirtilmiꢀtir.
D. Diğer ilgili belgeler
1. Ölü ꢀahıslarla ilgili belgeler
Üç tutuklunun ölü muayeneleri hastanede Savcı, doktor ve bir asistan huzurunda
gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Bu tarihe ait tutanaklarda, Orhan Özen, Abdülmecit seçkin ve Rıza
Boybaꢀ’ın vücutlarının muhtelif yerlerinde lezyonların bulunduğu belirtilmiꢀtir. Otopsiler
izleyen gün gerçekleꢀtirilmiꢀtir.
Gültekin Beyhan 11 Ocak 1996 tarihinde yoğun bakım servisinde yaꢀamını yitirmiꢀtir. Aynı
gün tutulan ölü muayene tutanağında ceset üzerinde bir çok lezyona rastlandığı belirtilmiꢀtir.
Otopsi aynı gün gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Ocak 1996 tarihinde Đstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü otopsi raporlarını
yayımlamıꢀtır. Yukarıda adıgeçen dört kiꢀiye iliꢀkin otopsi raporlarında ölüm nedeni olarak
kafatası travmasına bağlı lezyonların neden olduğu beyin kanaması olarak belirtilmiꢀtir.
2. Yaralı ꢀahıslarla ilgili belgeler
a) 13-15 Aralık 1995 tarihlerinde meydana gelen olaylara iliꢀkin
Cezaevi Kurumu doktoru tarafından Oktay Karataꢀ’a iliꢀkin olarak hazırlanmıꢀ bir belgede
ilgilinin vücudunda bir çok lezyon ve ize rastlandığı ve ilgilinin 14-19 Aralık 1995 ve 22
Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında hastanede kaldığı belirtilmektedir.
Dosyada, güvenlik güçlerine yahut tutuklulara iliꢀkin baꢀka hiçbir rapor yer almamaktadır.
b) 4 Ocak 1996 tarihinde meydana gelen olaylara iliꢀkin
Acil servisin aynı gün yaptığı müdahaleleri müteakip birçok tutuklu hastaneye kaldırılmıꢀtır.
Bu ꢀekilde, Muharrem Karadeniz, Metin ꢁimꢀek, rasim Öztaꢀ, Çetin Dönmez ve Savaꢀ Kırca Ocak 1996 tarihine kadar hastanede kalmıꢀlardır.
Turan Ada, Mustafa Gök, Asım Özdemir, Haydar Özdemir, Halil Önder, Akın Olgun, Ali
Rıza Demir,, Oktay Yıldırım, Mustafa Atalay ve Đzzet Çetin 12 Ocak 1996 tarihine kadar
hastanede kalmıꢀlardır.
Metin Turan 13 Ocak 1996 tarihine kadar, Süleyman Acar 16 Ocak 1996 tarihine kadar,
Cengiz Çalıkoparan ve Akın Durmaz ise 26 Ocak tarihine kadar hastanede kalmıꢀlardır.
Bu ꢀahıslara iliꢀkin raporlarda birçok lezyon ve izlere rastlanıldığı belirtilmiꢀtir.
Üsküdar Adli Tıp Enstitüsü tarafından 16 ꢁubat 1996 tarihinde hazırlanan raporlarda aynı
ꢀahıslara ait tıbbi dosyalara göre geçici süreyle iꢀ göremez durumda oldukları belirtilmektedir.
Bu raporlara göre Çetin Dönmez bir gün süresince iꢀ göremez durumda iken MetinTuran ve
Mustafa Atalay için bu süre kırk beꢀ gün olarak değerlendirilmiꢀtir.
Yukarıda adıgeçen ꢀahısların geriye kalanına iliꢀkin iꢀ göremezlik süreleri ise yedi ila on gün
arasında değiꢀmektedir.
Güvenlik güçlerine gelince; olay günü askeri hastanenin acil servisi tarafından on jandarmaya
iliꢀkin olarak hazırlanan raporlarda, ilgillilerin vücutlarında birçok lezyona rastlanıldığı
belirtilmekte ve yapılan tıbbi müdahaleler özetlenerek sözkonusu askerlerden bazılarının
hastaneye yatırılması tavsiye edilmektedir. ꢁubat 1996 tarihinde yukarıda adıgeçen on jandarmanın da aralarında olduğu yirmi
jandarmaya iliꢀkin hazırlanan tıbbi raporlarda çeꢀitli lezyonların varlığına iꢀaret edilmekte ve
üç ila on gün arasında değiꢀen iꢀgöremezlik raporları verildiği belirtilmektedir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASINA ĐLĐꢁKĐN
Baꢀvuranlar, Mehmet Özen, Elif Özen, Selim Seçkin, Sultan Seçkin, Salih Boybaꢀ, Hasan
Boybaꢀ, ꢁehzade Öztürk, Hamayil Beyhann ve Zülfü Beyhan olayların meydana geldiği
dönemde tutuklu bulunan müteveffalar Orhan Özen, Abdülmecit Seçkin, Rıza Boybaꢀ ve
Gültekin Beyhan’ın yakınlarıdırlar. Adıgeçen baꢀvuranlar, yakınlarının 4 Ocak 1996 tarihinde
meydana gelen olaylar esnasında maruz kaldıkları ꢀiddet sonucunda yaꢀamlarını yitirdiklerini
iddia etmektedirler.
Cezaevi Kurumu’nda çıkan isyanı öne çıkaran Hükümet, bu isyanın bastırılabilmesi için
güvenlik güçlerinin kuvvete baꢀvurmasının AĐHS’nin 2 § 2 maddesinin c) bendine uygun
olarak zorunlu hale geldiği kanaatindedir. AĐHM’nin dikkatini, yetkililer tarafından hiçbir
ateꢀli silaha baꢀvurmadığı hususuna çeken Hükümet, bu durumun üzüntü verici dört ölümün
meydana gelmiꢀ olmasına rağmen yetkililerin yaꢀam hakkına saldırma niyetinde
olmadıklarının delili olduğunu belirtmektedir. Bunun yanında ayrıca dava olayları ve cezaevi
personelinin ve güvenlik güçlerinin aldığı yaralar kuvvete baꢀvurmanın zorunlu olduğunu
kanıtlamaktadır.
Baꢀvuranlar, olayların ve sorumlularının ortaya çıkarılmasını sağlayacak uygun bir
soruꢀturmanın yapılmadığını ileri sürmektedirler.
A. 2. Maddenin esası bakımından
AĐHM, 4 Ocak 1996 tarihinde Ümraniye Cezaevinde tutuklularla infaz koruma memurları ve
güvenlik güçlerini karꢀı karꢀıya geldiği, dört tutuklunun ölümüyle sonuçlanan çatıꢀmaların
meydana geldiği hususunda tarafların hemfikir olduğunu gözlemlemektedir.
AĐHM, bu olayları oluꢀturan ꢀartlarla ilgili olarak 2. maddenin 2. paragrafının c) bendi
gözönüne alındığında isyanın çıkıꢀ nedeni ne olursa olsun infaz koruma memurları ve
jandarmaların saldırıya uğramıꢀ olmaları ve aralarından birçoğunun yaralanmıꢀ olması
nedeniyle güvenlik güçlerinin tepkisi meꢀru olarak addedileceği kanaatindedir ( Ceyhan
Demir ve diğerleri – Türkiye, no: 34491/97, § 97, 13 Ocak 2005 ).
Buna karꢀın, tamamı gözönüne alındığında 2. maddenin ikinci paragrafında hangi hallerde
kasten öldürmeye izin verildiği hususu tanımlanmamıꢀ olup, yalnızca hangi hallerde gayr-i
kasti bir tarzda ölüme neden olabilecek kuvvete baꢀvurulabileceği belirtilmiꢀtir. “kesin
zorunluluk” teriminin kullanılması normal olarak AĐHS’nin 8 ila 11. maddelerinin 2.
paragrafında ifade bulan “demokratik bir toplumda zorunlu olan” kuralı uyarınca devletin
müdahalesinin gerekli olup olmadığının belirlenmesi noktasında daha katı ve zorlayıcı bir
zorunluluk kriterinin uygulanması gerektiğini ima eder. Bilhassa da kuvvete baꢀvurma 2.
maddenin 2 a) ila c) bendlerinde sözü edilen amaçların gerçekleꢀtirilmesiyle sıkı biçimde
orantılı olmalıdır. Demokratik bir toplumda bu uygulamanın önemini kabul eden AĐHM bir
görüꢀe varmak amacıyla, özellikle de öldürücü gücün bilinçli bir ꢀekilde kullanıldığı ölümlü
olayları son derece dikkatli bir biçimde incelemeli ve yalnızca kuvvete baꢀvuran devlet
görevlilerinin eylemlerini değil; bilhassa sözkonusu eylemlerin hazırlanıꢀı ve kontrolü olmak
üzere dava koꢀullarının tamamını dikkate almalıdır
( McCann
ve diğerleri – Birleꢀik Krallık, 27 Eylül 1995 tarihli karar, Güleç - Türkiye, 27 Temmuz 1998
tarihli karar, § 71, ve Oğur – Türkiye, no: 21594/93, § 78 ).
Bu unsurların değerlendirilmesi için, AĐHM “her türlü makul ꢀüphenin ötesinde” kanıt
ilkesine müracaat etmektedir. Bu türden bir kanıt yeterince ciddi, belirli, tutarlı ve itiraz
edilmemiꢀ bir göstergeler demeti yahut karineler demetinden kaynaklanabilir. ( bkz. diğerleri
arasında, Seyhan – Türkiye, no: 33384/96, § 77, 2 Kasım 2004 ).
Đçhukuk çerçevesiyle ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranların sözkonusu operasyon bağlamında,
güvenlik güçlerinin bilgi ya da eğitim yetersizliği yahut uygun emir verilmemesi nedeniyle
görevlerini icra etme noktasında belirsizliğe düꢀtükleri yönünde bir iddiada bulunmadıklarını
derhal kaydetmektedir ( Perk ve diğerleri – Türkiye, no: 50739/99, § 60, 28 Mart 2006 ).
AĐHM ilke olarak, çatıꢀmalara katılan güvenlik güçlerinin profesyonel eğitim aldıklarını ve
bu türden olaylara karꢀı koymak üzere yetiꢀtirilmiꢀ olduklarını varsaymaktadır ( Ceyhan
Demir, adıgeçen, § 98 ). AĐHM, güvenlik güçlerinin hiçbir surette ateꢀli silahlara
baꢀvurmadığını ve gözyaꢀartıcı bomba ve hatta basınçlı su kullanarak cezaevi kurumlarına
iliꢀkin direktife uygun bir biçimde hareket ettiğini tespit etmektedir.
Yukarıda incelenen koꢀulları gözönünde bulunduran AĐHM elinde bulunan unsurların
ıꢀığında, mevcut davada isyanı bastırmak için kullanılabilecek baꢀka türde imkanların
bulunup bulunmadığı noktasında yorum yapmasının zorunlu olmadığı kanaatindedir. Bu
bakımdan, AĐHM’nin görevi, kendi durum değerlendirmesini güvenlik güçlerinin durum
değerlendirmesinin yerine koyarak felç edici el bombası gibi etkisiz hale getirici baꢀka
araçların kullanılmasını empoze etmekten ibaret değildir. ꢁüphesiz, eğer ölüme yol açmaya
müsait yöntemlerin daha da sınırlandırılması isteniyorsa bu türden imkanların kullanımına
yaygınlık kazandırılması gerekir. Bununla birlikte, bir davanın ꢀartları dikkate alınmaksızın
bir ilke zorunluluğu tesis edilmesi halinde devlete ve yasaların uygulanmasından sorumlu
devlet görevlilerine gerçekçi olmayan bir yük yüklenmiꢀ olacaktır. Đnsan doğasının
öngörülemez nitelikte oluꢀu gözönüne alındığında, bu görevliler kendi hayatlarını ve
baꢀkalarının hayatını tehlikeye atmaya zorlanmıꢀ olacaklardır ( bkz. mutatis mutandis,
Andronicou ve Constantinou – Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, 9 Ekim 1997, § 192 ).
Mevcut davada AĐHM, sözkonusu dört tutuklunun isyana aktif olarak katıldıklarını ya da
güvenlik güçlerine saldırdıklarını somut bir biçimde ortaya koyacak herhangi bir dosya
unsuru bulunmaması nedeniyle kuvvete baꢀvurmanın gerekliliğini ve orantısallığını
değerlendirmenin imkansız olduğunu tespit etmektedir.
Bununla beraber AĐHM, cezaevi kurumlarında potansiyel olarak ꢀiddetin varolduğu,
tutukluların itaatsizliğinin kısa sürede bir isyana dönüꢀebileceği ve bunun sonucunda da
güvenlik güçlerinin müdahalesinin zorunlu hale gelebileceği olgularını gözardı edemez.
AĐHM, mevcut davada güvenlik güçlerinin isyanı bastırmak için gözyaꢀartıcı gaz, tazyikli su
ve cop gibi uygun imkanlara baꢀvurarak kayda değer bir tarzda hareket ettiklerinin altını
çizmektedir. Cezaevi kurumlarına yönelik direktifte izin verilmesine rağmen – kuꢀkusuz son
çare olarak – güvenlik güçleri makul imkanlara baꢀvurarak ateꢀli silah kullanma yoluna
gitmemiꢀlerdir.
Böylesi durumlarda, kullanılan gücün sorumluluğunun ve orantısallığının belirlenmesi
bakımından, alınan önlemlere iliꢀkin bağımsız bir denetim biçimi talep edilmektedir ( bkz.
sözgelimi Kaya –Türkiye, 19 ꢁubat 1998 tarihli karar, ve mutatis mutandis, Satık ve diğerleri
– Türkiye ). Ancak bu mesele 2. maddenin usulüne iliꢀkin bir meseledir.
Sonuç olarak, güvenlik güçleri arasında bulunan yaralıların sayısı durumun katı bir biçimde
kuvvete baꢀvurulmasını gerektirecek surette ciddiyet arzettiğini göstermektedir. Diğer yandan
AĐHM, meydana gelen olaylar hakkında varsayımda bulunmaksızın, isyan esnasında yahut
isyanın bastırılması için yapılan operasyon esnasında yaꢀanan kargaꢀa ortamında farklı
olayların da cereyan etmiꢀ olabileceğini hatırda tutmalıdır.
Yukarıda yapılan değerlendirmeler gözönüne alındığında AĐHM mevcut davada, sözgelimi
“isyanın bastırılması” ve / veya “herkesin ꢀiddete karꢀı korunması” gibi bir amaç uğruna
orantısız güç kullanımında bulunulduğunu “her türlü makul ꢀüphenin ötesinde” ortaya
koyabilecek durumda değildir ( bkz. mutatis mutandis, Perk ve diğerleri, § 73 ).
Bu nedenle AĐHM, sözkonusu ölümlerle ilgili olarak devletin sorumluluğu bulunduğuna
hükmedemez. Dolayısıyla, bu bakımdan 2. madde ihlal edilmemiꢀtir.
B. 2. Maddenin usulü bakımından
AĐHS’nin 2. maddesinin icbar ettiği yaꢀam hakkını koruma yükümlülüğü ile devletin, 1.
maddeden doğan, kendi hukukuna tabi herkese AĐHS’de tanımlanmıꢀ hak ve özgürlükleri
tanıma genel ödevi, kuvvete baꢀvurmanın insan ölümüne yol açması durumunda
soruꢀturmanın etkin bir biçimde yürütülmesini gerektirir ve ister ( bkz. adıgeçen, McCann ve
diğerleri, § 161, ve adıgeçen Kaya, § 105 ).
Yaꢀam hakkının usul bakımından korunması, devlet görevlilerinin öldürücü güç kullanımı
sonucunda hesap verme yükümlülüğünün olmasını gerektirir. Devlet görevlilerinin eylemleri,
sözkonusu koꢀullarda kuvvete baꢀvurmanın meꢀru olup olmadığının belirlenmesini
( bkz. Kaya, adıgeçen, § 88 ) ve sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasını
( bkz., özellikle Oğur, adıgeçen, § 88 ) sağlayacak nitelikte bağımsız ve kamusal bir
soruꢀturmaya tabi tutulmalıdır. Burada sözkonusu olan sonuç alma yükümlülüğü değil çaba
gösterme yükümlülüğüdür. Yetkili makamlar ellerinde bulunan imkanları kullanarak
sözkonusu olaylara yönelik makul tedbirler almıꢀ olmalıdırlar. Bir soruꢀturmada ölüm
nedeninin ve sorumluların tespit edilmesi kabiliyetini zayıflatan herhangi bir eksiklik
oluꢀması, bu hukuki kurala uygunluğu tehlikeye atar. Đvedilik ve makul özen gerekliği bu
bağlamda zımnen mevcuttur ( bkz., diğerleri arasında, McKerr – Birleꢀik Krallık, no:
28883/95, §§ 113-114 ).
Mevcut davada, soruꢀturmayı yürütmekle sorumlu yetkili makamlar tarafından yapılan
çalıꢀmalar konusunda bir itiraz mevcut değildir. Savcılık nezaretinde muhtelif soruꢀturmalar
açılarak ifadeler alınmıꢀ ve otopsiler gerçekleꢀtirilmiꢀtir.
Bununla beraber, AĐHM elindeki unsurların tümünü dikkate aldığında, ulusal makamların
yeterli bir ivedilik ve makul bir özen gösterdikleri kanaatinde değildir.
Herꢀeyden önce, güvenlik güçlerine iliꢀkin prosedür muhakemat-ı memurin kanunu uyarınca
ratione materiae görevsizlik kararı alınarak Đstanbul Valiliği Đl Đdare Kurulu’na aktarılmıꢀtır.
Bu prosedürün sonucunun henüz bilinmemesine karꢀın AĐHM, bu organlar tarafından
yürütülen bir çok soruꢀturmanın ciddi kuꢀkulara sebebiyet verdiği ve yürütme organından
bağımsız olmadığı hükmüne vardığını hatırlatmaktadır ( sözgelimi, Güleç, adıgeçen, §§ 79-
81, ve Oğur, adıgeçen, §§ 91-92, Kılıç – Türkiye, no: 22492/93, § 72, ve Satık ve diğerleri, § ). Hiçbir unsur, adıgeçen kurul tarafından derinliğine bir soruꢀturma yürütüldüğüne iꢀaret
etmemekte ve ilgililerin sözkonusu kurul tarafından mahkemeye çıkarıldığına dair herhangi
bir bilgi bulunmamaktadır. Bu ꢀekilde soruꢀturmalara son verilmiꢀtir ( karꢀılaꢀtırınız Ay –
Türkiye, no: 30951/96, § 62, 22 Mart 2005 ).
Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi infaz koruma memurları hakkında operasyonlara
katılmadıkları gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiꢀtir.
AĐHM, yetkili makamların sözkonusu olaylar esnasında karꢀı karꢀıya kaldıkları zorlukların
bilincindedir. Bununla beraber AĐHM, Đl Đdare Kurulunca yapılan soruꢀturmanın bağımsız
organlar tarafından derinliğine ve sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasını sağlayacak
bir biçimde yürütüldüğü konusunda hiçbir unsura sahip değildir ( Güleç, adıgeçen, § 82 ).
Sonuç olarak AĐHM, 2. maddenin usul bakımından ihlal edildiği hükmüne varmıꢀtır.
AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunan tutuklu baꢀvuranlar Aralık 1995 ve 4 Ocak 1996
olayları sırasında güvenlik güçleri tarafından dövüldüklerini ancak bunun ardından uygun
tıbbi tedavi görmediklerini iddia etmektedirler.
Hükümet bizzat ilgililerin tutum ve davranıꢀları sebebiyle kuvvete baꢀvurmanın zorunlu hale
geldiğini ifade etmektedir. Güvenlik güçleri ve infaz koruma memurlarından birçoğunun
tutuklular tarafından yaralanmıꢀ olması olayların ciddiyetini ve isyanı durdurmak amacıyla
yapılan müdahalelerin zorunluluğunu açıkça göstermektedir. AĐHS, terörizmle ya da organize
suçla mücadele gibi en zor koꢀullarda dahi iꢀkence, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya
iꢀlemlerden men eder. 3. madde bu konuda hiçbir sınırlama öngörmemekte ve 15 § 2. madde
toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike halinde dahi hiçbir istisnaya yer vermemektedir
( Selmouni - Fransa, no: 25803/94, § 95 ).
Özgürlüğünden mahrum bir kimseye karꢀı, fiziki güç kullanımı gerektirmeyen bir davranıꢀı
sonucunda fiziki güç kullanılması insanlık onuruna karꢀı yapılmıꢀ bir saldırıdır ve ilke olarak
3. maddeyle güvence altına alınmıꢀ hakkın ihlalini teꢀkil eder ( Selmouni – Fransa, § 99,
Tekin - Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, §§ 52 ve 53 ).
Benzer durumlarda, mağdurun iddialarıyla ilgili bir kuꢀku mevcut ise, ancak bu iddialar tıbbi
kanıtlarla temellendirilmiꢀse, kuꢀku doğuran olayları delilleriyle birlikte ortaya koyarak
yaralanmaların kaynağına iliꢀkin makul bir izahta bulunmak Hükümet’e düꢀer ( bkz., diğerleri
arasında, Tekin, adıgeçen, §§ 52 ve 53, Altay – Türkiye, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001,
ve Esen – Türkiye, no: 29484/95, § 25, 22 Temmuz 2003 ).
AĐHM, uygun tıbbi tedavi yapılmamasına iliꢀkin yapılan ꢀikayette baꢀvuranların iddialarını
destekleyecek herhangi bir kanıt sunmadıklarını gözlemlemektedir. Öte yandan, baꢀvuranların
çoğunluğu uzun sayılabilecek bir süre boyunca hastanade kalmıꢀtır. AĐHM, ꢀikayetin bu
bölümünde 3. maddenin ihlal edildiğine iliꢀkin hiçbir delil sunulmadığı sonucuna varmıꢀtır.
Sözde lezyonlara iliꢀkin olarak herhangi bir delil ya da delil baꢀlangıcı sunamayan
baꢀvuranlarla ilgili olarak elindeki mevcut unsurları gözönünde bulunduran AĐHM,
sözkonusu baꢀvuranların iddia edilen nitelikte bir muameleye maruz kalmadıkları ya da en
azından 3. maddeye konu olabilecek düzeyde ciddiyet arzeden bir muamele görmedikleri
kanaatindedir ( Labita – Đtalya, no:26772/95, § 120 ).
Diğer baꢀvuranlar için ise durum farklıdır. Bu kiꢀilere iliꢀkin tıbbi raporlarda, sözkonusu
kiꢀilerin vücutlarının çeꢀitli yerlerinde birçok lezyona rastlandığı belirtilmiꢀtir. Bu kiꢀilerin
durumu AĐHM nezdinde sözkonusu ciddiyet düzeyine eriꢀmiꢀtir. Öte yandan bu baꢀvuranların
vücutlarında rastlanan lezyonların yukarıda bahsedilen olaylar sırasında gerçekleꢀtiği
noktasında hiçbir itirazda bulunulmamıꢀtır.
Bununla beraber AĐHM, cezaevi kurumlarında potansiyel olarak ꢀiddetin varolduğunu, ve
tutukluların itaatsizliğinin kısa sürede bir isyana dönüꢀebileceğini ve bunun neticesinde de
güvenlik güçlerinin müdahalesinin zorunlu hale gelebileceğini gözardı edemez. AĐHM,
mevcut davada güvenlik güçlerinin isyanı bastırmak için gözyaꢀartıcı gaz, basınçlı su ve cop
gibi uygun araçlara baꢀvurarak kayda değer bir tarzda hareket ettiklerinin altını çizmektedir.
Cezaevi kurumlarına yönelik direktifte izin verilmesine rağmen – kuꢀkusuz son çare olarak –
güvenlik güçleri ateꢀli silah kullanma yoluna gitmemiꢀlerdir. AĐHM, sözkonusu olaylarda
alınmıꢀ önlemlere iliꢀkin olarak yetkili makamlara hiçbir eleꢀtiride bulunamaz.
Sonuç olarak, güvenlik güçleri arasında bulunan yaralıların sayısı durumun sert biçimde
kuvvete baꢀvurulmasını gerektirecek surette ciddiyet arzettiğini göstermektedir.
Sonuç olarak AĐHM, mevcut davanın özel koꢀullarında, Aralık 1995 tarihinde meydana gelen
olaylarda Oktay Karataꢀ’a, 4 Ocak 1996 tarihinde meydana gelen olaylarda ise Muharrem
Karadeniz, Rasim Öztaꢀ, Metin ꢁimꢀek, Çetin Dönmez, Savaꢀ Kırca, Turan Ada, Mustafa
Gök, Asım özdemir, haydar Özdemir, Halil Önder, Akın Olgun, Ali Rıza Demir, Oktay
Yıldırım, Mustafa Atalay, Đzzet Çetin, Metin Turan, Süleyman Acar, Cengiz Çalıkoparan ve
Akın Durmaz’a iliꢀkin olarak 3. maddenin ihlal edilmediği sonucuna varmıꢀtır.
Bununla beraber, benzer koꢀullarda alınan önlemlerin bir tür bağımsız denetime tabi tutularak
kullanılan gücün sorumluluğunun ve orantısallığının tespit edilmesi gerekirdi ( Satık ve
diğerleri, adıgeçen, § 58 ).
Mevcut davada AĐHM, Savcılık tarafından güvenlik güçleri hakkında darp ve yaralama
suçundan ceza soruꢀturması açıldığını tespit etmektedir. Savcılık jandarmalarla ilgili olarak,
Memurin Muhakemat Kanunu hükümleri uyarınca ratione materiae görevsizlik kararı vererek
dosyayı Đstanbul Valiliği Đl Đdare Kurul’una göndermiꢀtir.
Bu prosedürün sonucu AĐHM tarafından bilinmemesine karꢀın Hükümet tıbbi raporlarda
belirtilen yara izlerinin kaynağını açıklayacak, kullanılan gücün sorumluluğunu belirleyerek
orantısallığını değerlendirecek nitelikte bir araꢀtırma yapıldığına iliꢀkin belgeler sunamamıꢀtır
( bkz. mutatis mutandis, Gültekin ve diğerleri – Türkiye ,no: 52941/99, § 39, 31 Mayıs 2005,
Asenov ve diğerleri – Bulgaristan, 28 ekim 1998, § 102 ).
Devletin gerçek olayları ortaya koyarak yukarıda belirtilen kriterlere cevap vermek amacıyla
etkin bir soruꢀturma yürütmediği mevcut davadakine benzer koꢀullarda AĐHM, devletin 3.
madde anlamında yukarıda adıgeçen kiꢀilere iliꢀkin sorumluluğundan muaf tutulamayacağı
kanısındadır.
Bu nedenle AĐHM bu bakımdan AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.
AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHS’nin 6 ve 13. maddelerine atıfta bulunan baꢀvuranlar, ꢀikayetleri ile ilgili bir soruꢀturma
yapılmadığından ve bu konuda bir baꢀvuru imkanı bulunmadığından yakınmaktadırlar.
Hükümet, içhukukta baꢀvuranların ꢀikayetlerini iletebilecekleri baꢀvuru imkanlarının mevcut
olduğunu belirtmektedir.
ꢁikayetlerin sunuluꢀunu ve 2. ve 3. maddelere iliꢀkin sonuçlarını dikkate alan AĐHM,
AĐHS’nin 6 ve 13. maddeleri bakımından farklı hiçbir sorun bulunmadığı kannatindedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE;
1. Orhan Özen, Abdülmecit Seçkin, Rıza Boybaꢀ ve Gültekin Beyhan’ın ölümlerine iliꢀkin
olarak AĐHS’nin 2. maddesinin esası bakımından ihlal edilmediğine;
2. Adıgeçen kimselerin ölümüne iliꢀkin olarak AĐHS’nin 2. maddesinin usul bakımından
ihlal edildiğine;
3. Aralık 1995 olayları esnasında Oktay Karataꢀ’a iliꢀkin olarak ve 4 Ocak 1996 tarihinde
meydana gelen olaylar sırasında ise Muharrem Karadeniz, Metin ꢁimꢀek, Rasim Öztaꢀ, Çetin
Dönmez, Savaꢀ Kırca, Turan Ada, Mustafa Gök, Asım Özdemir, Haydar Özdemir, Halil
Önder, Akın Olgun, Ali Rıza Demir, Oktay Yıldırım, Mustafa Atalay, Đzzet Çetin, Metin
Turan, Süleyman Acar, Cengiz Çalıkoparan ve Akın Durmaz’a iliꢀkin olarak AĐHS’nin 3.
maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;
4. Mevcut kararın birinci bölümünün ekinde adıgeçen diğer baꢀvuranlara iliꢀkin olarak
AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
5. AĐHS’nin 6 ve13. maddeleri yönünden farklı herhangi bir sorun bulunmadığına;
karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.
maddelerine uygun olarak 21 Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
EK
BAꢁVURANLARIN LĐSTESĐ
I. OLAYLARIN MEYDANA GELDĐĞĐ DÖNEMDE TUTUKLU BULUNAN
BAꢁVURANLAR
1. Kemal GÖMĐ, 1969 Mardin doğumlu.
2. Cengiz ÇALIKOPARAN, 1968 Tekirdağ doğumlu.
3. Akın DURMAZ, 1962 Uꢀak doğumlu.
4. Oktay KARATAꢁ, 1962 Ardahan doğumlu.
5. Turan ADA, 1964 Sivas doğumlu.
6. Metin TURAN, 1967 Trabzon doğumlu.
7. Serdar KARAÇELĐK, 1971 Hınıs doğumlu.
8. Süleyman METĐN, 1956 Sivas doğumlu.
9. Asım ÖZDEMĐR, 1967 Kars doğumlu.
10. Çetin DÖNMEZ, 1971 Tokat doğumlu.
11. Đbrahim Halil ꢁAHĐN, 1968 ꢁanlıurfa doğumlu.
12. Mustafa ATALAY, 1956 Uꢀak doğumlu.
13. Mustafa GÖK, 1966 Kayseri.
14. Ağa YILDIRIM, 1971 Đstanbul doğumlu.
15. Sezgin ÇELĐK, 1966 Đstanbul doğumlu.
16. Kenan TANDOĞAN, 1973 Bingöl doğumlu.
17. Đzzet ÇETĐN, 1974 Sivas doğumlu.
18. Haydar ÖZDEMĐR, 1965 Gönen doğumlu.
19. Serdar YILDIRIM, 1970 Erzincan doğumlu.
20. Đbrahim ERLER, 1972 Ordu doğumlu.
21. Nurettin ASLAN, 1965 Tunceli doğumlu.
22. Erdal KOÇ, 1970 Đstanbul doğumlu.
23. Ümit GÜNGER, 1972 Artvin doğumlu.
24. Halil ACAR, 1973 Gebze doğumlu.
25. Halil ÖNDER, 1970 Adana doğumlu.
26. Đbrahim YERLĐKAYA, 1972 Sivas doğumlu.
27. Erol ARIKAN, 1962 Balıkesir doğumlu.
28. Kazım ARSLAN, 1955 Sivas doğumlu.
29. Süleyman ACAR, 1962 Örencik doğumlu.
30. Savaꢀ KIRCA, 1975 Đzmir doğumlu.
31. Đsmail BAHADIR, 1972 Kütahya doğumlu.
32. Ali Rıza DEMĐR, 1973 Adıyaman doğumlu.
33. Barıꢀ PEHLĐVAN, 1976 Đstanbul doğumlu.
34. Malik KOPARAN, 1964 Samsun doğumlu.
35. Đbrahim DALKAYA, 1966 Malatya doğumlu.
36. Rasim ÖZTAꢁ, 1963 Elazığ doğumlu.
37. Feridun Yücel BATU, 1968 Antalya doğumlu.
38. Serdar ADALI, 1968 Tunceli doğumlu.
39. Đsmail TOPKAYA, 1969 Kars doğumlu.
40. Ahmet ÖZDEMĐR, 1970 Sivas doğumlu.
41. Ahmet GENÇ, 1974 Bayburt doğumlu.
42. Metin ꢁĐMꢁEK, 1976 Sivas doğumlu.
43. Muharrem KARADENĐZ, 1973 Sivas doğumlu.
44. Serhat AKTUĞ, 1970 Eskiꢀehir doğumlu.
45. Levent NEVRUZ, 1974 Sivas doğumlu.
46. Akın OLGUN, 1975 Sivas doğumlu.
47. Ergül ACAR, 1972 Tunceli doğumlu.
48. Oktay YILDIRIM, 1974 Bayburt doğumlu.
49. Sadık EROĞLU, 1965 Malatya.
II. MAKTÜLLERĐN YAKINI OLAN BAꢁVURANLAR
50. Mehmet ÖZEN, Tunceli’de ikamet etmektedir.
51. Elif ÖZEN, Tunceli’de ikamet etmektedir.
52. Selim SEÇKĐN, Bursa’da ikamet etmektedir.
53. Sultan SEÇKĐN, Bursa’da ikamet etmektedir.
54. Salih BOYBAꢁ, 1952 Reꢀadiye doğumlu.
55. Hasan BOYBAꢁ, 1965 Tokat doğumlu.
56. ꢁehzade ÖZTÜRK, 1945 Reꢀadiye doğumlu.
57. Hamayil BEYHAN, Bursa’da ikamet etmektedir.
58. Zülfü BEYHAN, Bursa’da ikamet etmektedir.
14
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło