35979/97
WyrokETPCz2006-03-21ECLI:CE:ECHR:2006:0321JUD003597997
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zatrzymanie i aresztowanie skarżących, trwające 9-10 dni bez postawienia przed sędzią oraz brak skutecznego środka odwoławczego w celu zakwestionowania legalności zatrzymania, naruszyły ich prawa wynikające z art. 5 ust. 1, 2, 3 i 4 Europejskiej Konwencji Praw Człowieka?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że istniały uzasadnione podstawy do podejrzeń o popełnienie przestępstwa, co uzasadniało zatrzymanie skarżących zgodnie z art. 5 ust. 1 lit. c Konwencji. Stwierdził również, że skarżący zostali wystarczająco poinformowani o przyczynach zatrzymania poprzez pytania zadawane podczas przesłuchań, nawet jeśli milczeli, co wykluczyło naruszenie art. 5 ust. 2. Jednakże, Trybunał podkreślił, że okres zatrzymania trwający 9-10 dni bez postawienia przed sędzią, nawet w kontekście przestępstw terrorystycznych, przekracza rozsądne ramy czasowe wymagane przez art. 5 ust. 3 Konwencji. Ponadto, Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze stanowisko, że w czasie zdarzeń nie istniał skuteczny środek prawny przed Państwowym Sądem Bezpieczeństwa (DGM) pozwalający na zakwestionowanie legalności zatrzymania, co stanowiło naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Safter Korkmaz, Cüneyt Tışkaya, Gonca Balyemez (Dönmezer) i Canan Kaya, zostali zatrzymani w listopadzie 1996 roku w Stambule w ramach operacji antyterrorystycznej. Balyemez była właścicielką i redaktorką lewicowych magazynów, a pozostali skarżący pracownikami wydawnictwa. Policja przeszukała ich domy, znajdując publikacje wspierające nielegalną organizację zbrojną „Ekim”, i podejrzewała ich o związki z zabójstwem dwóch policjantów. Skarżący byli przetrzymywani przez 9-10 dni, a ich adwokat bezskutecznie próbował uzyskać informacje i zakwestionować legalność zatrzymania. Ostatecznie zostali zwolnieni przez prokuratora, a następnie uniewinnieni przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa (DGM) w 1998 roku.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdza, że pozostała część skargi jest dopuszczalna.
2. Stwierdza brak naruszenia art. 5 ust. 1 Konwencji.
3. Stwierdza brak naruszenia art. 5 ust. 2 Konwencji.
4. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji.
5. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji.
6. Zasądza solidarnie na rzecz skarżących 12 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 1 250 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków.
7. Oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
KORKMAZ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:35979/97)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG MART 2006
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 35979/97 başvuru no’lu davanın nedeni, Türk
vatandaşı Safter Korkmaz, Cüneyt Tışkaya, Gonca Balyemez (Dönmezer) ve Canan Kaya’nın
(Başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 25 Şubat 1997 tarihinde, Avrupa
İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca
yapmış oldukları başvurudur. Başvuranlar, İstanbul Barosu avukatlarından İbrahim Ergün
tarafından temsil edilmektedirler.
OLAYLAR
Sırasıyla 1972, 1980, 1973 ve 1972 doğumlu olan başvuranlar İstanbul’da ikamet
etmektedirler. Olayların meydana geldiği dönemde Balyemez (Dönmezer), sol görüşlü olan
Kızıl Bayrak, Sosyalizm Yolunda Kızıl Bayrak ve Ekim Gençliği adlı aylık dergilerin sahibi ve
Yazı İşleri Müdürü idi. Diğer üç başvuran ise, ilgili yayın evinin personeli idi.
Balyemez, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından Ekim adlı
yasadışı örgüt hakkında yürütülen soruşturma çerçevesinde 5 Kasım 1996 tarihinde, bindiği
otobüs polisler tarafından durdurularak yakalanmıştır. Kasım 1996 tarihinde, saat 1:00-1:45 sularında diğer üç başvuranın evlerinde
polisler arama yapmış ve başvuranlar yakalanmışlardır. Polis, arama sırasında sözkonusu
yasadışı silahlı örgütü destekleyen çok sayıda yayın, kitap, broşür, rapor ve diğer belgeler ele
geçirmiştir. Ayrıca başvuranlar, 1996 yılı Temmuz ayında iki polisin öldürülmesine karışan
sözkonusu örgüt militanı D.Z. adında bir kişi ile ilişkilerinin bulunmasıyla suçlanmışlardır.
Başvuranların hepsi, yakalandıkları gün sözkonusu Şube’de gözaltına alınmışlardır.
Başvuranlar gözaltındayken polis tarafından sorgulanmışlardır. Başvuran Canan Kaya, iki
polisin öldürülmesi olayında diğer cinayet zanlısı olan A.E.’yi tanıdığını, ancak beş aydır
kendisini görmediğini belirtmiştir.
Başvuranların akıbeti hakkında bilgi almaya çalışan Avukat İbrahim Ergün’ün
girişimleri başarısız olmuştur.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı, Emniyet
Müdürlüğü’nün talebi üzerine 7 Kasım 1996 tarihinde, başvuranların gözaltı sürelerinin 20
Kasım’a kadar uzatılmasına karar vermiştir.
Avukat Ergün, 11 Kasım’da iki başvuruda bulunmuştur. İlk olarak Ergün, Savcılıktan
başvuranlar Korkmaz, Kaya ve Balyemez ile görüşme izni istemiştir. Savcılık bu talebi
reddedince, Ergün, DGM yedek hakimine başvurmuş ve dört başvuranın gözaltı sürelerinin
uzatılmasına itiraz etmiştir. Ergün, başvurusunda, tutuksuz yargılanmak üzere müvekkillerinin
serbest bırakılmalarını isteyerek, yaptığı itiraza ilişkin argümanlarını sunmuştur. Ergün, 3842
sayılı Kanun ile değiştirilen Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 128. maddesini ileri
sürerek, hakimden polis soruşturmasına ilişkin dosyayı getirttirmesini ve dava konusu
özgürlükten yoksun bırakan gözaltının yasallığı hakkında karar vermesini istemiştir. Ergün,
böyle bir tedbirin sadece Emniyet Müdürlüğü polis memurlarının öznel değerlendirmelerine
dayanılarak alınmasının kabul edilemez bir durum olduğunu belirtmiştir.
Ertesi gün, DGM yedek hakimi ara kararla yapılan itirazı bertaraf etmiştir.
Başvuranlar, 15 Kasım 1996 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı, soruşturmanın bulunduğu aşamada, başvuranlar hakkında henüz
yeterli aleyhte delil toplanmasının ve sözkonusu kişiler ile Ekim örgütü arasındaki ilişkilerin
ortaya konulmasının mümkün olmadığına kanaat getirerek, tutuksuz yargılanmak üzere
başvuranların serbest bırakılmasına karar vermiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı, 25 Kasım 1996 tarihinde başvuranları DGM önünde, Türk
Ceza Kanunu’nun (TCK) 169. maddesi uyarınca sözkonusu örgüte yardım yapmakla itham
etmiştir. Kasım 1998 tarihli kararla, DGM başvuranların, kendilerine atılı olaylardan suçlu
olmadıklarına karar vermiştir. Temyiz başvurusu yapılmadığından başvuranlar hakkındaki
beraat kararı nihai kararı oluşturmaktadır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, suç işlediklerine dair itham edilmeleri için makul neden
bulunmadığından dolayı, yakalanmalarının meşru olmamasından şikayetçi olmaktadırlar.
Ayrıca başvuranlar, yetkililerin kendilerine yakalanma nedenleri hakkında bilgi
vermemelerinden, gözaltı süresinden ve bu tedbirin yasallığını denetletebilecekleri hukuki
yolun bulunmamasından şikayetçi olmaktadırlar. Başvuranlar AİHS’nin 5. maddesinin 1 –c,
2, 3 ve 4 bentlerini ileri sürmektedirler.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
AİHM, şikayetlerin AİHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AİHM, başvuru hakkında başka hiçbir kabul edilemezlik
gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla şikayetleri kabul edilebilir ilan etmek
uygun olacaktır.
B. Esas Hakkında
1. AİHS’nin 5§1 –c Maddesi
Hükümet, TCK’nın 169. maddesi uyarınca silahlı çeteye yardım ve yataklık suçunu
işledikleri gerekçesiyle yakalanan başvuranları itham etmek için makul gerekçelerin mevcut
olduğunu savunmaktadır. Hükümet, başvuranların sözkonusu silahlı örgütle olan olası
ilişkileri, Terörle Mücadele Şubesi tarafından bu örgüt hakkında yürütülen soruşturma
çerçevesinde ortaya çıkarıldığını ve başvuranların evlerinde yapılan aramalar sırasında polisin
sözkonusu silahlı örgütü destekleyen çok sayıda belge, afiş ve broşür ele geçirdiğini
belirtmektedir. Polis, iki polisin öldürüldüğü 1996 yılı Temmuz ayında meydana gelen
olaylarla başvuranların olası ilişkilerinin bulunmasından şüphelenmiştir. Başvuran Canan
Kaya polise verdiği ifadesinde, iki polisin öldürülmesi olayına adı karışan ve polis tarafından
aranan cinayet zanlılarından biri olan A.E.’yi tanıdığını belirtmiştir.
AİHM, yakalamanın dayandırılacağı şüphelerin makul olma niteliği, 5§1 –c
maddesinin özgürlükten yoksun bırakıcı keyfi kararlara karşı sağlanan korumanın temel
unsurunu oluşturmaktadır. Makul şüphelerin var olduğu durumda, dava konusu bir kimsenin
suçu işlemiş olabileceğine dair nesnel gözle bakan bir gözlemciyi ikna edici olay ya da
bilginin mevcut olduğu varsayılır (Fox kararı, Campbell ve Hartley – Birleşik Krallık, 30
Ağustos 1990 tarihli karar, A serisi no 182, § 32).
Bu davada, AİHM başvuranların, programlanmış bir operasyon çerçevesinde, yasadışı
silahlı bir örgüte yardım ve yataklık yaptıklarından şüphelenildiği gerekçesiyle gözaltına
alındıklarını tespit etmektedir. Başvuranların evlerinde yapılan aramalar sırasında, sözkonusu
silahlı örgütün propagandasını yapan yayınlar ele geçirilmiştir. Başvuranlar polis tarafından
yakalanmalarının ardından dava konusu örgüt bünyesindeki sözde faaliyetleri hakkında
sorgulanmışlardır.
AİHM, şüphe uyandıran olayların, mahkumiyet kararını haklı göstermek için gerekli
olaylarla aynı seviyede olmasının gerekmediğini, bunun da cezai yargılamanın bir sonraki
aşamasında ortaya çıktığını hatırlatmaktadır (Murray-İngiltere,28 Ekim 1994 tarihli karar, A
serisi no 300-A, § 55). Neticede AİHM, mevcut davadaki olayları gözönüne alarak, AİHS’nin
5§1 maddesi uyarınca cezai suç işlediklerinden “şüphelenilen makul nedenlere” dayanılarak,
başvuranların yakalanarak tutuklandıklarının düşünülebileceğine kanaat getirmektedir.
Dolayısıyla AİHS’nin 5§1 maddesi ihlal edilmemiştir.
2. AİHS’nin 5§2 Maddesi
AİHM, AİHS’nin 5§2 maddesinin “yakalanan her kişiye yakalama nedenleri bildirilir”
gibi temel bir güvenceye yer verdiğini hatırlatmaktadır. Bu madde, bir kimsenin 4. paragraf
gereğince mahkeme önünde özgürlükten yoksun bırakılmasının yasal olup olmadığının ortaya
konulmasını sağlaması amacıyla, bu durumdaki kişiye, özgürlükten yoksun bırakılmanın
hukuki ve olgusal nedenlerini bildirmeyi zorunlu kılmaktadır. Sözkonusu kişi, “en kısa
sürede” bu bilgilere sahip olmalıdır. Ancak kendisini yakalayan polis, sözkonusu bilgileri
bütünüyle ve anında bu kişiye vermeyebilir. Bu kişinin gerektiği kadar ve yeterince erken
bilgilendirilip bilgilendirilmediğini tespit etmek amacıyla, davanın özelliklerini gözönünde
bulundurmak gerekir (Bkz. sözüedilen Fox, Campbell ve Hartley, § 40).
Bu davada AİHM, 5-6 Kasım 1996 tarihlerinde başvuranların polis tarafından yasadışı
silahlı örgüt aleyhinde yürütülen operasyon çerçevesinde yakalandıklarını tespit etmektedir.
Başvuranlar gözaltında sözüedilen örgüt ile olan sözde bağlantıları ve aynı örgüt adına iki
polisin öldürülmesi olayına karışan D.Z. adındaki bir kişi ile olan ilişkileri hakkında
sorgulanmışlardır. Daha sonra başvuranlar, 25 Kasım 1996 tarihinde verilen iddianameyle
yasadışı örgüte yardım ve yataklık yapmakla itham edilmişlerdir.
AİHM, yakalanan bir kimsenin bilgilendirilmesi için hiçbir özel bir usulün
gerekmediğini hatırlatmaktadır (Dikme-Türkiye, no 20869/92, AİHM 2000-VIII). AİHM,
gözaltında, sessiz kaldıkları sorgulamaları sırasında başvuranlara sorulan soruların,
haklarındaki şüpheler konusunda yeterince açık bilgiler içerdiği görüşündedir.
Diğer yandan dosyadaki hiçbir unsur, başvuranların yakalanmaları ve gözaltına
alındıkları sırada yakalanma nedenleri hakkında bilgilendirilmedikleri sonucuna varılmasını
sağlamamaktadır.
Neticede dava koşullarında AİHS’nin 5§2 maddesi ihlal edilmemiştir.
3. AİHS’nin 5§3 Maddesi
Hükümet, başvuranların gözaltına alınmasının ilgili ulusal mevzuata uygun olduğuna
dikkati çekmektedir. Bu amaçla, Hükümet bir çok kişiyi ilgilendiren, silahlı çeteye yardım ve
yataklık yapmakla suçlanan başvuranlara atılı suç gibi terör suçlarına ilişkin soruşturmaların
özellikleri ve neden oldukları zorlukları vurgulamakta ve davada verilen gözaltı süresinin
delillerin toplanması amacıyla gerekli olduğunu savunmaktadır.
AİHM, terör suçlarıyla ilgili olarak yürütülen soruşturmaların hiç kuşkusuz yetkili
makamları özel bir takım sorunlarla karşı karşıya bıraktığını daha önce kabul etmiştir (Bkz.
Brogan ve diğerleri-Birleşik Krallık, 29 Kasım 1988 tarihli karar, A serisi no: 145-B, § 61;
sözüedilen Murray, § 58; Aksoy-Türkiye,18 Aralık 1996 tarihli karar, 1996-VI, s. 2282, §78;
Ancak bu husus, yetkili makamların, her defasında terör suçu bulunduğunu belirterek yerel
mahkemeler ve AİHM tarafından yapılacak her türlü denetiminden uzak bir şekilde
şüphelileri yakalayıp gözaltına alma hakkına sahip oldukları anlamına gelmemektedir (Sakık
ve diğerleri-Türkiye, no: 23878/94, 26 Kasım 1997 tarihli karar, Derleme 1997-VII, s. 2623-
2624, § 44).
AİHM, dava konusu gözaltı süresinin, başvuranların yakalandıkları 5-6 Kasım 1996
tarihlerinde başladığını ve serbest bırakıldıkları 15 Kasım 1996 tarihinde sona erdiğini
kaydetmektedir.
AİHM, Brogan ve diğerleri kararında toplumu teröre karşı koruma amacı gütse de,
ilgilinin hakim karşısına çıkartılmadan dört gün ve altı saat gözaltında tutulmasının AİHS’nin
5§3 maddesinde belirtilen süreyi aştığına karar verdiğini hatırlatmaktadır (Brogan ve
diğerleri, § 62).
AİHM, başvuranların “hakim önüne çıkarılmadan” sırasıyla dokuz ve on gün boyunca
tutulu bulundurulmasının gerekli olduğunu kabul edemez.
Dolayısıyla AİHS’nin 5§3 maddesi ihlal edilmiştir.
4. AİHS’nin 5§4 Maddesi
AİHM, 5§4 maddesi uyarınca mahkeme kavramının, karar vermeye çağrılan makamın
hukuki niteliğinin bulunmasını, yani yürütme erkinden bağımsız olmasını gerektirdiğini
belirtmektedir (Bkz. Neumeister – Avusturya kararı, 27 Haziran 1968, A serisi no 8).
AİHM, Sakık ve diğerleri kararında daha önce, olayların meydana geldiği dönemde
DGM önündeki yargılamada, gözaltının AİHS yaptırımlarına uygunluğunu tartışma konusu
yapmayı sağlayacak uygun ve etkili başvuru yolunun bulunmadığını belirttiğini
hatırlatmaktadır (sözüedilen Sakık ve diğerleri, § 53). Bu davada da böyle bir durum
sözkonusudur.
Sonuç olarak AİHS’nin 5§4 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuranlar, maddi tazminat olarak 40.000 Euro ve manevi tazminat olarak 120.000
Euro istemektedirler.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, dosya unsurlarından maddi zararın ortaya çıkmadığını belirtmektedir.
Dolayısıyla AİHM talebi haklı bulamaz (Demir ve diğerleri-Türkiye, 23 Eylül 1998 tarihli
karar, Derleme 1998-VI, § 63).
Buna karşın AİHM başvuranların hukuki müdahale olmaksızın dokuz ve on gün süren
gözaltına maruz kaldıklarını belirtmekte ve büyük olasılıkla bu olayların, ulusal
mahkemelerin hiçbir telafide bulunmadığı manevi bir zarara neden olduğuna kanaat
getirmektedir.
AİHM, davanın farklı yönlerini gözönüne alarak ve 41. madde uyarınca hakkaniyete
uygun olarak başvuranlara ortaklaşa 12.500 Euro ödenmesine karar vermektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuranlar ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış oldukları masraf ve
harcamalar için 10.000 Euro istemektedirler.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, elinde bulunan unsurları ve konuya ilişkin içtihadını gözönüne alarak
başvuranlara ortaklaşa 1.250 Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;
2. AİHS’nin 5§1 maddesinin ihlal edilmediğine;
3. AİHS’nin 5§2 maddesinin ihlal edilmediğine;
4. AİHS’nin 5§3 maddesinin ihlal edildiğine;
5. AİHS’nin 5§4 maddesinin ihlal edildiğine;
6. a) AİHS’nin 44§2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı
Hükümet tarafından başvuranlara ortaklaşa;
i. manevi tazminat için 12.500 Euro (on iki bin beş yüz Euro);
ii. masraf ve harcamalar için 1.250 Euro (bin iki yüz elli Euro);
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak
ödenmesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Hükümet’in,
Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit
oranda faiz uygulanmasına;
7. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77§§ 2 ve 3
maddesine uygun olarak 21 Mart 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło