36062/04

WyrokETPCz2008-12-02ECLI:CE:ECHR:2008:1202JUD003606204

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy przewlekłość postępowania administracyjnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji? 2. Czy różnice w wynagrodzeniu oparte na poziomie wykształcenia stanowiły naruszenie prawa do równego wynagrodzenia lub zakazu dyskryminacji z art. 14 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie administracyjne, które trwało około siedmiu lat i sześciu miesięcy w dwóch instancjach, było nadmiernie długie i nie spełniało wymogu „rozsądnego terminu” określonego w art. 6 ust. 1 Konwencji. W ocenie długości postępowania Trybunał wziął pod uwagę złożoność sprawy, zachowanie skarżącego i władz krajowych oraz znaczenie sprawy dla skarżącego. W odniesieniu do zarzutu dotyczącego różnic w wynagrodzeniu, Trybunał stwierdził, że prawo do sprawiedliwego wynagrodzenia nie jest wprost gwarantowane przez Konwencję. Nawet gdyby skarga była rozpatrywana w kontekście art. 14 (zakaz dyskryminacji), przepis ten nie może istnieć samodzielnie i musi być powiązany z innym prawem gwarantowanym przez Konwencję. Ponadto, Trybunał zauważył, że różnica w wynagrodzeniu opierała się na poziomie wykształcenia, co nie stanowiło elementu zakazanego przez art. 14. W konsekwencji, ta część skargi została uznana za oczywiście bezzasadną.
Stan faktyczny
Skarżący, Erdal Çalışkan, urodzony w 1955 r., był ekspertem technicznym w Tureckiej Korporacji Radiowo-Telewizyjnej (TRT). W 1995 r. TRT podjęła decyzję o dostosowaniu wynagrodzeń personelu do poziomu wykształcenia, co skutkowało podwyżkami dla osób z wyższym wykształceniem technicznym. W 1996 r. wniosek skarżącego o podwyżkę wynagrodzenia został odrzucony z powodu braku wymaganego wykształcenia. Skarżący złożył skargę do Rady Stanu, twierdząc, że decyzje te naruszają zasadę równej płacy za równą pracę. Jego skarga została odrzucona przez Radę Stanu w 1999 r., a odwołanie zostało podtrzymane przez Zgromadzenie Ogólne Rady Stanu w 2003 r.
Rozstrzygnięcie
1. Stwierdza, że skarga dotycząca długości postępowania jest dopuszczalna, a pozostała część skargi jest niedopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Zasądza, że Państwo Pozwane ma zapłacić skarżącemu, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku: a) 4 000 EUR (cztery tysiące euro) tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, wolne od wszelkich podatków; b) 500 EUR (pięćset euro) tytułem zwrotu kosztów i wydatków, wolne od wszelkich podatków. 4. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   ERDAL ÇALIŞKAN - TÜRKİYE   (Başvuru no: 36062/04)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Aralık 2008   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı   şekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (36062/04) no’lu davanın nedeni Türk vatandaşı   olan Erdal Çalışkan’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 10 Haziran   tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin   (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   OLAYLAR   Başvuran 1955 doğumlu olup Ankara’da ikamet etmektedir.   Olayların meydana geldiği dönemde başvuran, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nda   teknik uzman olarak görev yapmaktaydı.   Mayıs 1995 tarihinde TRT Yönetim Kurulu eğitim seviyelerine göre personel maaşlarını   yeniden düzenleme kararı almıştır. Böylece yüksek teknik öğrenimi gören personelin ücretine   zam yapılmıştır.   Nisan 1996 tarihinde, başvuranın maaşının artırılması ile ilgili olarak yapmış olduğu talep   gerekli öğrenim şartına haiz olmadığı gerekçesi ile idare tarafından reddedilmiştir.   Mayıs 1996 tarihinde, başvuran, 3 Nisan 1996 tarihli ret kararı ile TRT Yönetim   Kurulu’nun 17 Mayıs 1995 tarihli kararı hakkında Danıştay’da iptal davası açmıştır.   Başvuran, sözkonusu kararların, Anayasa’nın 55. maddesi ile güvence altına alınan eşit işe   eşit ücret hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.   Aralık 1999 tarihli bir karar ile mesnetten yoksun olduğu gerekçesi ile Danıştay,   başvuranın davasını reddetmiştir.   Haziran 2000 tarihinde başvuran, temyize başvurmuştur. Danıştay Genel Kurulu’nda   başvuran, Yönetim Kurulu kararının Kurum’da aynı işi yapan personel arasındaki eşitlik   ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. 20 Kasım 2003 tarihinde, Danıştay Genel Kurulu,   kararı onamıştır. Sözkonusu karar başvurana 21 Ocak 2004 tarihinde tebliğ edilmiştir.   ŞİKAYETLER   AİHS’nin 6/1 ve 4. maddelerine atıfta bulunarak, başvuran, yalnızca kurum personelinin   sadece öğrenim düzeyleri arasındaki farklılığa dayanarak farklı muamele yapıldığını ifade   etmektedir. Başvuran, tamamen aynı işi ve sorumlulukları paylaştıkları sürece yüksek okul   mezunu olan meslektaşlarının fazla ücret almasının haklı görülemeyeceğini iddia etmektedir.   AİHS’nin 13. maddesine atıfta bulunarak, başvuran yargılama süresinin uzunluğundan da   şikayetçi olmaktadır.   HUKUK   I. Kabuledilebilirliğe ilişkin   Belirli bir şikayete atıfta bulunmaksızın, Hükümet, başvuranın şikayetlerini ulusal merciler   önünde dile getirmemesinden dolayı iç hukuk yollarının tüketilmediği kanaatindedir.   AİHM, dosyayı incelediğinde, başvuranın avukatı aracılığı ile kurum personeli arasında   adaletsiz muamele yapıldığı kapsamındaki şikayetini en azından esas bakımından Danıştay   Genel Kurulu’nda sunduğu kanaatindedir.   Yargılama süresinin uzun olması kapsamında yapılan şikayete ilişkin olarak Savunmacı   Hükümet’in başvuranın etkili iç hukuk yoluna sahip olduğunu ortaya koymaması nedeniyle   AİHM, cezai yargılama süresi kapsamında yapılan şikayetlere ilişkin olarak Hükümet   tarafından yapılan benzer itirazları daha önce reddettiğini hatırlatmaktadır (Tendik ve   Diğerleri-Türkiye, başvuru no: 23188/02, 22 Aralık 2005). Mevcut davada Hükümet   tarafından sunulan görüşler, bu içtihattan faklı bir sonuca ulaşma imkanı sunmamaktadır.   Dolayısıyla AİHM, Hükümet’in sözkonusu itirazını reddetmektedir.   Başvuran, AİHS ve eki Protokollerinde açıkça güvence altında alınmayan bir hak olan adaletli   ücret hakkını ileri sürmekte ve Kurum personelinin öğrenim düzeyine dayanarak yapılan   farklı muameleden şikayetçi olmaktadır. Sözkonusu şikayetin AİHS’nin 14. maddesi   kapsamında incelenebileceği farz edilse dahi, sözkonusu hükmün bağımsız mevcut   olamayacağını ve AİHS ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan haklar ve   özgürlüklerden faydalanma kapsamında belirtilebileceğini saptamak gerekmektedir (Johnston   ve diğerleri- İrlanda, 18 Aralık 1986). Ayrıca ihtilaf konusu fark ücretlilerin eğitim düzeyine   ilişkin olup sözkonusu hükümle yasaklanan hiçbir unsura dayanmamaktadır.   Başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve   4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.   AİHM, dava konusu olayların hukuki niteliğinin değerlendirilmesi konusunda tek yetkili   olarak başvuranlar veya hükümetler tarafından yapılan nitelendirmelere bağlı olmadığından   yargılama süresinin uzun olması kapsamında yapılan şikayetin AİHS’nin 6/1 maddesi   kapsamında incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir (Remzi Aydın-Türkiye, başvuru no:   30911/04, 20 Şubat 2007).   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   II. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, yargılama süresinin uzunluğundan şikayetçi olmaktadır. Bu bağlamda başvuran,   AİHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.   Dikkate alınacak dönem 23 Mayıs 1996 tarihinde başlamış ve 20 Kasım 2003 tarihinde sona   ermiştir. Sözkonusu dönem iki dereceli mahkemede yaklaşık yedi yıl altı ay sürmüştür.   AİHM, yargılama sürecinin makul yapısının dava koşullarını takiben ve mahkeme yerleşik   içtihatları, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumu ve ilgililer   bakımından davanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz.   diğerleri arasından Frydlender-Fransa, başvuru no: 30979/96).   AİHM, daha önce birçok kez mevcut davaya benzer sorunları ortaya koyan davaları incelemiş   ve AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (sözü edilen Frydlender)   Takdirine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından AİHM, bu davada farklı bir   sonuca ulaşmak için Hükümet’in ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir.   Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alarak AİHM, mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin   çok uzun olduğu ve “makul süre” ilkesine riayet etmediği kanaatindedir.   Dolayısıyla AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran, 50.000 Euro maddi tazminat ve 25.000 Euro manevi tazminat talebinde   bulunmaktadır.   Hükümet, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.   AİHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı bulunmadığını   tespit etmekte ve başvuranın bu başlık altındaki tazminat talebini reddetmektedir. Buna karşın   yukarıda tespit edilen ihlal göz önüne alındığında AİHM, başvurana, 4.000 Euro manevi   tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuran, ücret makbuzları ve farklı masraflara ilişkin faturalar sunmakta ve yapmış olduğu   yargılama masraf ve giderlerine ilişkin miktarı AİHM’nin takdirine bırakmaktadır.   Hükümet, AİHM’ye sözkonusu talebi reddetmesi çağrısında bulunmaktadır.   AİHM içtihadına göre bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak   gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konduğu sürece elde edebilir. Mevcut   davada, sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AİHM,   yargılama masraf ve giderleri için başvurana 500 Euro ödenmesinin uygun olacağı   kanaatindedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun yargılama süresinin uzun olması kapsamındaki şikayetinin   kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet   tarafından başvurana:   i. her türlü vergiden muaf tutularak, 4.000 Euro (dört bin Euro) manevi tazminat   ödenmesine;   ii. her türlü vergiden muaf tutarak yargılama masraf ve giderleri için 500 Euro ( beş yüz   Euro) ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve   3. paragraflarına uygun olarak 2 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło