36088/97;38417/97
WyrokETPCz2005-05-24ECLI:CE:ECHR:2005:0524JUD003608897
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zabójstwo krewnych i usiłowanie zabójstwa skarżących przez strażników wiejskich, a także nieskuteczne śledztwo w tej sprawie, naruszyły prawo do życia (art. 2 Konwencji) oraz prawo do skutecznego środka odwoławczego (art. 13 Konwencji)?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że strażnicy wiejscy, ze względu na ich oficjalne obowiązki, nadzór i wynagrodzenie przez państwo, są uznawani za agentów państwowych, a zatem ich działania są przypisywalne państwu. Stwierdził naruszenie materialnego aspektu art. 2, ponieważ nie przedstawiono żadnego uzasadnienia dla użycia śmiertelnej siły. Naruszenie proceduralnego aspektu art. 2 wynikało z szeregu uchybień w śledztwie, takich jak niezebranie wszystkich łusek, niewłaściwe przechowywanie dowodów (zardzewiałe kule), opóźnienia w analizie balistycznej oraz brak współpracy ze strony żandarmerii, która próbowała chronić sprawców. Nieskuteczność śledztwa i przewlekłość postępowania krajowego doprowadziły również do naruszenia art. 13, pozbawiając skarżących skutecznego środka odwoławczego.Stan faktyczny
20 kwietnia 1992 roku w pobliżu wioski Çalpınar w Turcji, grupa uzbrojonych osób, zidentyfikowanych przez skarżących jako strażnicy wiejscy, zaatakowała konwój wieśniaków. W wyniku ataku sześciu wieśniaków zginęło, a dziewięciu zostało rannych, w tym skarżący İbrahim Akan i Reşit Acar. W toku postępowania krajowego zidentyfikowano dziesięciu strażników wiejskich jako odpowiedzialnych, którzy początkowo zostali uniewinnieni, ale później skazani na dożywocie przez Sąd Karny w Denizli. Wyrok skazujący został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny dla ośmiu z nich.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji w związku ze śmiercią krewnych skarżących oraz zranieniem İbrahima Akana i Reşita Acara.
2. Stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji z powodu nieprzeprowadzenia przez władze wystarczającego i skutecznego śledztwa w sprawie tych zgonów i zranień.
3. Uznaje, że nie ma potrzeby rozpatrywania skargi skarżących dotyczącej art. 6 § 1 Konwencji.
4. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji.
5. Stwierdza brak naruszenia art. 8 Konwencji.
6. Zasądza od państwa pozwanego, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, następujące kwoty, przeliczone na liry tureckie według kursu z dnia płatności i wpłacone na konta bankowe skarżących w Turcji:
- tytułem szkody majątkowej i niemajątkowej:
- Selime Akay: 24 000 EUR (szkoda majątkowa) i 30 000 EUR (szkoda niemajątkowa).
- Hanıme Ağırman: 23 500 EUR (szkoda majątkowa) i 30 000 EUR (szkoda niemajątkowa).
- Osman Acar (na rzecz spadkobierców İsmet Acara): 18 000 EUR (szkoda majątkowa) i 26 000 EUR (szkoda niemajątkowa).
- Osman Acar (dla siebie): 4 000 EUR (szkoda niemajątkowa).
- Cihan Akan: 23 000 EUR (szkoda majątkowa) i 30 000 EUR (szkoda niemajątkowa).
- Elife Akalan (Acar): 23 000 EUR (szkoda majątkowa) i 30 000 EUR (szkoda niemajątkowa).
- Mehmet Ali Akan: 200 EUR (szkoda majątkowa) i 30 000 EUR (szkoda niemajątkowa).
- İbrahim Akan: 10 000 EUR (szkoda niemajątkowa).
- Reşit Acar: 19 000 EUR (szkoda majątkowa) i 20 000 EUR (szkoda niemajątkowa).
- Mehmet Akay: 5 000 EUR (szkoda niemajątkowa).
- tytułem kosztów i wydatków: 7 400 EUR (siedem tysięcy czterysta euro) dla wszystkich skarżących łącznie, pomniejszone o 762 EUR otrzymane w ramach pomocy prawnej od Rady Europy.
- wszelkie należne podatki od powyższych kwot.
- odsetki za zwłokę od powyższych kwot, naliczane według stopy równej stopie oprocentowania Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe, od upływu trzymiesięcznego terminu do dnia zapłaty.
7. Oddala pozostałą część roszczeń skarżących o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
ACAR VE DĐĞERLERĐ /Türkiye Davası
36088/97 ve 38417/97
Strazburg Mayıs 2005
USUL
1. Davanın nedeni, Osman Acar (1938 doğumlu, Đsmet Acar’ın kardeꢀi), Hüseyin Akan
(1950 doğumlu, Mehmet Akan’ın oğlu, Abdülkadir Akan’ın kardeꢀi), Mehmet Ali Akan (1978
doğumlu, Mehmet Akan’ın oğlu, Abdülkadir Akan’ın kardeꢀi), Đbrahim Akan (1933 doğumlu,
Çalpınar köyünün muhtarı), Elife Akalan (Acar) (1976 doğumlu, Mehmet Emin Acar’ın kızı)
(baꢀvuru no. 36088/97), Selime Akay (1958 doğumlu, Hasan Akay’ın eꢀi), Hanıme Ağırman
(1960 doğumlu, Mehmet Ağırman’ın eꢀi), Cihan Akan (1976 doğumlu, Abdülkadir Akan’ın eꢀ
i), Mehmet Akay (1954 doğumlu, Hasan Akay’ın kardeꢀi) ve Reꢀit Acar (1949 doğumlu) (baꢀ
vuru no: 38417/97) isimli on Türk vatandaꢀının, Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀ
me”) eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne yapmıꢀ oldukları iki baꢀvurudur.
2. Kendilerine adli yardım sağlanan baꢀvuranlar, Đzmir Barosu’na bağlı Avukat M.N.
Terzi tarafından temsil edilmiꢀtir. Türk Hükümeti (Hükümet), AĐHM önündeki davalar için
Ajan tayin etmemiꢀtir.
3. Baꢀvuranlar, akrabalarının, Olağanüstü Hal Bölgesi’ndeki köy korucuları tarafından
öldürüldüklerini iddia ederek ꢀikayetçi olmuꢀlardır. Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 2., 6. ve 8. mad-
delerine dayanmıꢀlardır. (38417/97) no.lu baꢀvuruyu yapan baꢀvuranlar ayrıca, 2. maddeyle
birlikte AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmuꢀlardır.
4. Baꢀvurular, AĐHS’nin 11 No.lu Protokolü’nün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998
tarihinde AĐHM’ye gönderilmiꢀtir (11 No.lu Protokol’ün 5 § 2 maddesi).
5. Baꢀvurular, AĐHM’nin Dördüncü Dairesi’ne tevzi edilmiꢀtir (Mahkeme Đçtüzüğü’nün § 1 maddesi). Bu Daire içinde, davaya bakacak olan Bölüm (AĐHS’nin 27 § 1 maddesi),
Đçtüzüğün 26 § 1. maddesinde öngörüldüğü üzere oluꢀturulmuꢀtur. Türkiye için seçilen yargıç
Türmen, davadan çekilmiꢀtir (Đçtüzüğün 28. maddesi). Bunun üzerine Hükümet, ad hoc yargıç
olarak F. Gölcüklü’yü tayin etmiꢀtir (AĐHS’nin 27 § 2 maddesi ve Đçtüzüğün 29 § 1 maddesi).
6. AĐHM, 27 Kasım 2001’de dava iꢀlemlerini birleꢀtirmeye karar vermiꢀ (Đçtüzüğün § 1 maddesi) ve baꢀvuruları kısmen kabuledilebilir ilan etmiꢀtir.
7. Baꢀvuranlar ve Hükümet, esasa iliꢀkin görüꢀlerini belirtmiꢀlerdir (Đçtüzüğün 59 § 1
maddesi).
8. 1 Kasım 2004 tarihinde, AĐHM, Dairelerinin içeriğini değiꢀtirmiꢀtir (Đçtüzüğün 25 § 1
maddesi). Bu dava, yeni oluꢀturulan Dördüncü Daire’ye tevzi edilmiꢀtir (Đçtüzüğün 52 § 1
maddesi).
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok taraflı Siyasî Đꢀler
Gen el M ü dü rl ü ğü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam
olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı
Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
9. Dava olayları, taraflarca sunulduğu üzere aꢀağıdaki gibi özetlenebilir.
10. Sözkonusu olayların olduğu tarihte, baꢀvuranlar, Türkiye’nin güneydoğusunda yer
alan Mardin’in Midyat ilçesine bağlı Çalpınar köyünde ikamet etmekteydiler.
11. 20 Nisan 1992 tarihinde sabah 7:00 sularında, bir grup köylü bir minibüs ve kamyon
ile Çalpınar köyünden Midyat ilçesine doğru hareket etmiꢀlerdir. Midyat’a giderken, silahlı
bir grup, köylüleri, Çalpınar köyünden bir kilometre uzaklıkta durdurmuꢀlardır. Köylüleri
araçlardan inmeleri için zorlamıꢀlar ve yolun kenarında sıraya geçmelerini emretmiꢀlerdir.
Köylülere ateꢀ edip kaçmıꢀlardır. Baꢀvuranlara göre, silahlı grup köy korucularından
oluꢀmaktaydı.
12. Jandarmalar, suç mahalinin bir taslağını çizmiꢀ ve Midyat Cumhuriyet Savcısı’na
hitaben bir olay raporu hazırlamıꢀlardır. Raporda, askeri üniforma giymiꢀ bir grup teröristin,
Çalpınar köyüne bağlı Kuyubaꢀı yakınlarında bir minibüs ve kamyonu durdurduğu
belirtilmiꢀtir. Bu kiꢀiler, Hasan Akay, Đsmet Acar, Mehmet Ağırman, Abdülkadir Akan,
Süleyman Acar ve Mehmet Akan isimli altı köylüyü öldürmüꢀtür. Reꢀit Acar, Mehmet Emin
Acar, Sabri Acar, Ahmet Acar, Đbrahim Akan, Yusuf Acar, Erdal Acar, Salih Acar, Süleyman
Acar ve Semra Akan isimli dokuz köylü ise yaralanmıꢀtır. Ayrıca, jandarmalar Kalaꢀnikof
tüfeklerden atılan 66 adet 7.62 mm’lik mermi kovanı bulmuꢀtur. Raporda, bu olayın PKK
mensupları tarafından gerçekleꢀtirilen ideolojik amaçlı bir öldürme olduğu sonucuna
varılmıꢀtır.
13. Aynı gün, Midyat Cumhuriyet Savcısı ve bir adli tıp doktoru, olay mahalinde bir
otopsi yapmıꢀ ve olayda öldürülenlerin kurꢀun yarasından öldükleri sonucuna varmıꢀlardır.
Otopsi raporu aꢀağıdaki yaralanmaları kaydetmiꢀtir:
Đsmet Acar: Sağ kulaktan bir mermi giriꢀi, baꢀın üst kısmından bir mermi çıkıꢀı, sağ
koltukaltından bir mermi giriꢀi, sağ omuzdan bir mermi çıkıꢀı, karında bir mermi yarası, üst
karın bölgesinde bir mermi giriꢀi, bel kısmından bir mermi çıkıꢀı, sağ üst karın bölgesinden
bir mermi giriꢀi, sağ kalçanın üstünden bir mermi çıkıꢀı, sağ uyluktan bir mermi giriꢀi ve
basenin ön kısmından bir mermi çıkıꢀı.
Hasan Akay: Alından bir mermi giriꢀi, baꢀın sağ kısmından bir mermi çıkıꢀı, 10. ve 11.
kaburga kemikleri arasından bir mermi giriꢀi, sağ ön kaburga kemiklerinden bir mermi çıkıꢀı,
sağ dirseğin iç kısmından bir mermi giriꢀi, sağ dirseğin dıꢀ kısmından bir mermi çıkıꢀı, sol üst
12. kaburga kemiğinden bir mermi giriꢀi, göğsün sol kısmından bir mermi çıkıꢀı, sol omuzda
bir mermi yarası, sol bacağın iç kısmından bir mermi giriꢀi ve sol bacağın dıꢀ kısmından bir
mermi çıkıꢀı.
Mehmet Ağırman: Sol kürek kemiğinden bir mermi giriꢀi, sağ kürek kemiğinden bir
mermi çıkıꢀı, sağ dirseğin iç kısmından bir mermi giriꢀi, sol dirseğin dıꢀ kısmından bir mermi
çıkıꢀı ve sağ baldırda bir mermi yarası.
Süleyman Acar: Sol ꢀakakta bir mermi yarası, sağ omuzdan bir mermi giriꢀi, sol kürek
kemiğinden bir mermi çıkıꢀı, sağ bileğin sağ kısmından bir mermi giriꢀi, sağ bileğin sol
kısmından bir mermi çıkıꢀı ve sol baldırdan bir mermi giriꢀi.
Mehmet Akan: Sol kalçadan bir mermi giriꢀi, sol kalçanın üst kısmından bir mermi
çıkıꢀı, belden bir mermi giriꢀi, skrotumdan bir mermi çıkıꢀı, 9. ve 10. kaburga kemiklerinin
arasından bir mermi giriꢀi, sağ kalçanın üst kısmından bir mermi çıkıꢀı ve 9. ve 10. kaburga
kemiklerinin arasından bir mermi çıkıꢀı.
Abdülkadir Akan: Alından bir mermi giriꢀi, sol ꢀakaktan bir mermi çıkıꢀı, 6. ve 7.
kaburga kemiklerinin arasından bir mermi giriꢀi, 7. ve 8. kaburga kemiklerinin arasından bir
mermi çıkıꢀı, sağ kalçadan bir mermi giriꢀi, karın bölgesinden bir mermi çıkıꢀı, sağ kalçanın
üst kısmından bir mermi giriꢀi, kasık kemiğinden bir mermi çıkıꢀı, 12. kaburga kemiğinden
bir mermi giriꢀi ve göğüsten bir mermi çıkıꢀı.
Otopsi raporunda tahmini ölüm zamanı, otopsinin yapılmasından 5 ya da 6 saat önce
olarak belirtilmiꢀtir. Doktor, cesetler üzerinde daha ayrıntılı otopsi yapılmasının gereksiz
olduğu sonucuna varmıꢀtır.
14. Aynı gün, Süleyman Acar1, Yusuf Acar ve Salih Acar isimli tanıklar, polis memuru
Hüseyin Coꢀar tarafından sorgulanmıꢀtır. Ayrıca, Midyat Cumhuriyet Savcısı, Mehmet Akay
ve Hüseyin Akay isimli baꢀvuranlarla diğer beꢀ tanığın ifadesini almıꢀtır.
Mehmet Akay’ın ifadesi ꢀöyledir:
“Bu sabah saat 7:00 sularında Midyat’a doğru yola çıktık. Hasan Akay’ın kamyonunda
beꢀ ya da altı kiꢀiydik. Köyden bir kilometre uzaklaꢀtığımızda, on beꢀ kiꢀiden oluꢀan bir grup,
yolun hem sağından hem solundan belirdiler. Yol kenarındaki bir mağaradan geldiler. Bizi
durdurdular. Üzerlerinde askeri üniforma vardı. Asker olduklarını düꢀündük. Bizi takip eden
bir minibüs vardı. Minibüsü de durdurdular. Araçlardan dıꢀarı çıkıp ellerimizi yukarı
kaldırmamızı söylediler. Söylediklerini yaptık. Daha sonra, Đsmet’i [Acar], Hasan’ı [Akay],
Hacı Mehmet’i [Akan], Mehmet Emin Acar’ı, Ahmet Acar’ı ve Mehmet Ağırman’ı yolun
diğer kenarına aldılar ve Kalaꢀnikof tüfeklerle onlara doğru ateꢀ etmeye baꢀladılar. Diğerleri
kaçtı. Ben de kaçtım. Bize de ateꢀ ettiler. Bazılarımız öldü, bazılarımız yaralandı. Daha sonra
hızlıca Kutlubey köyüne doğru koꢀmaya baꢀladılar. Bu kiꢀiler Kutlubey köyünün köy
korucularıydı. Yüzlerinin yarısı kapalıydı, ama ben Cengiz ile Ethem’i tanıdım. Soyadlarını
bilmiyorum. Seslerini tanıyabildim, çünkü kendilerini önceden tanıyordum. Komꢀu köyde
oturuyorlar.”
Süleyman Acar’ın ifadesi ꢀöyledir:
“... Mythike mağarasının yanından geçerken, mağaranın içinden on ya da yirmi kiꢀi çıktı.
Silahlıydılar ve Kürtçe konuꢀuyorlardı. Sıraya girmemizi söylediler. Dediklerini yaptık. Bizi
takip eden minibüsü de durdurdular. Gruptan iki kiꢀiyi tanıyordum. Birisinin adı Ethem,
diğeri Cengiz. Bize ateꢀ açtılar. Ben yaralandım. Beni Midyat Devlet Hastanesi’ne
götürdüler.”
Salih Acar’ın ifadesi ꢀöyledir: Resmi raporlara göre, Süleyman Acar isminde iki kiꢀi bulunmaktadır; olayda ölen Süleyman Acar (Hüseyin oğlu) ve olayda
yaralanan Süleyman Acar (Hasan oğlu).
“... Kamyondaki kiꢀileri dıꢀarı almıꢀlardı. Bize minibüsten inmemizi söylediler.
Đçimizden beꢀ kiꢀiyi alıp öldürdüler. Biz koꢀmaya baꢀlayınca, ateꢀ etmeye baꢀladılar. Ben
yaralandım. Bizi sıraya dizen Ethem’le Cengiz’di.”
15. 21 Nisan 1992’de, olayda yaralanan Sabri Acar ve Mehmet Emin Acar, Mardin
Devlet Hastanesi’nde ölmüꢀtür. Ölen Sabri Acar’ın cesedinden bir mermi çıkartılmıꢀtır.
Ayrıca, aynı gün baꢀvuran Reꢀit Acar ameliyat edilmiꢀ ve vücudundan bir mermi
çıkartılmıꢀtır.
16. 13 Mayıs 1992’de, baꢀvuran Đbrahim Akan, Midyat Cumhuriyet Savcısı’na ꢀu
ifadeyi vermiꢀtir:
“... Yirmi beꢀ ya da otuz kiꢀiden oluꢀan silahlı bir grup kamyonumuzu durdurdu. Bizi
takip etmekte olan minibüsü de durdurdular. Đsmail’i (annesinin adı Güle), Cengiz’i ve
Ethem’i tanıdım. Soyadlarını bilmiyorum. Kendilerini iyi tanıyorum, çünkü komꢀularımız
oluyorlar. Đsmail’le Ethem yüzlerini kapatmamıꢀlardı. Özür dilerim, yanlıꢀ söyledim. Yüzünü
kapatmayan Cengiz’di. Đsmail’le Ethem ağızlarını kapatmıꢀtı, gözleri açıktı. Asker gibi koni
biçiminde ꢀapkaları vardı. Aynı zamanda, üzerlerinde komando üniformaları ve kalaꢀnikof
tüfekler vardı. Cengiz’in bir de silahı vardı. Bize Türkçe olarak bağırdılar ve araçlardan tek
tek inmemizi istediler. Araçların yanında toplandığımızda, Kürtçe olarak sıraya geçmemizi
söylediler. Bizi arayabileceklerini ve kimliklerimizi kontrol edebileceklerini söyledim. Daha
sonra gitmemize izin vermelerini istedim. Onlara gidilecek uzun bir yolumuz olduğunu
söyledim. Bunu duyunca ateꢀ açtılar. Biz kaçtık. Yedi kiꢀi öldü. Ben sırtımdan yaralandım.
Bu kiꢀiler Kutlubey köyüne doğru kaçtılar. Kendilerini çok iyi tanıyorum. Kimliklerini tespit
edebilirim. Kutlubey bizim köyden çok uzakta değil. Köyler arasında kan davası yok. Bu
olayın tek sebebi, onların köy korucularının olması ama bizim köy korucularımızın olmaması
olabilir. Söylentilere göre, örgüt [PKK] üyeleri, Kutlubey köyünden bir köy korucusunu
öldürmüꢀ. Kutlubey köylüleri, korucuyu öldürenin biz olduğumuzu düꢀünmüꢀler. Biz
Nevruzu kutladık, ama onlar kutlamadılar. Bu nedenle, biz onların düꢀmanıydık.”
17. 3 Haziran 1992’de, Salih Acar ve Mehmet Acar da Midyat Cumhuriyet Savcısı’na
ifade vermiꢀlerdir. Kutlubey köyünün korucuları olan Ethem ve Cengiz’in, kendilerine
saldıran gruptaki kiꢀilerin arasında olduğunu yinelemiꢀlerdir. Salih Acar ayrıca, saldıranların
yüzlerinin kapalı olmasına rağmen, Cengiz ve Ethem’i tanıyabildiğini belirtmiꢀtir.
18. Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuarı tarafından hazırlanan 23 Haziran 1992 tarihli
balistik raporda, 7.62 x 39 mm çapında altmıꢀ altı adet mermi kovanının inceleme için
sunulduğu kaydedilmiꢀtir. Laboratuar balistik inceleme yaparken, Kutlubey köy korucularına
ait silahları ateꢀlemiꢀ ve boꢀ kovanları olay yerinde bulunanlarla karꢀılaꢀtırmıꢀtır. Raporda,
incelenen mermilerin on ikisinin Tacettin Sakan’ın silahından, on ikisinin Nevaf Aydın’ın
silahından, dokuzunun ꢁehmuz Seyda’nın silahından, altısının Halit Aktan’ın silahından,
altısının Rahmi Kaçmaz’ın silahından, altısının Mihdi Özbay’ın silahından, beꢀinin Ethem
Seyhan’ın silahından, dördünün Tevfik Akbay’ın silahından, ikisinin Abbas Taꢀ’ın silahından
ve son olarak birinin Mehmet Seyhan’ın silahından ateꢀlendiği saptanmıꢀtır. Raporda ayrıca,
üç merminin laboratuarda incelenen mermilerle hiçbir benzerlik göstermediği belirtilmiꢀtir.
Đncelemenin ardından, silahlar Nusaybin Jandarma Komutanlığı’nda güvenli bir depoya
konmuꢀtur.
19. 30 Haziran 1992’de, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi, balistik raporda adları
geçen on köy korucusunun ifadesini almıꢀ ve tutuklu yargılanmaları emrini vermiꢀtir.
20. 8 Temmuz 1992’de, Midyat Cumhuriyet Savcısı, Kutlubey’in yirmi yedi köy
korucusu aleyhinde Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’ne dava açmıꢀtır. Midyat Cumhuriyet
Savcısı, bu kiꢀileri adam öldürmeden ve birden fazla kiꢀiyi öldürmeye teꢀebbüsten
suçlamıꢀtır.
21. 20 Temmuz 1992’de Midyat Ağır Ceza Mahkemesi, köy korucuları Cengiz Kaçmaz
ile Đsmail Taꢀ’ın tutuklu yargılanmaları talimatını vermiꢀtir. Üç gün sonra, Đsmail Kaçmaz
tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıꢀtır.
22. 4 Ağustos 1992’de yapılan ilk duruꢀmada, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi, otopsi
sırasında Midyat Cumhuriyet Savcısı tarafından Hasan Akay’ın cesedinden çıkarılan
merminin balistik incelemesini istemiꢀtir.
23. 10 Ağustos 1992’de Midyat Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Kriminal Polis
Laboratuarı’ndan Sabri Acar’ın vücudundan çıkarılan merminin köy korucularına ait
silahlardan ateꢀlenip ateꢀlenmediğini belirlemelerini istemiꢀtir. 25 Ağustos 1992’de
laboratuar, silahların değil de, olay mahallinde bulunan boꢀ mermi kovanlarının ellerinde
bulunmasından dolayı bu istekleri yerine getirmenin mümkün olmadığını Cumhuriyet
Savcısı’na bildirmiꢀtir.
24. 1 Eylül 1992’de mahkeme, Nusaybin Jandarma Komutanlığı’ndan, merhum Sabri
Acar ve Hasan Akay’ın cesetlerinden çıkarılan mermilerin balistik incelemesinin
yapılabilmesi için, itham edilen köy korucularının silahlarını teslim etmesini istemiꢀtir.
Mahkeme ayrıca, vücudunda muhtemelen hala bir mermi bulunan mağdur Erdal Acar’ın
adresini tespit etmesi ve bu kiꢀiyi muayene ettirmesi için, Midyat Cumhuriyet Savcısı’na bir
bildiri yollamıꢀtır.
25. 29 Eylül 1992 tarihinde yapılan duruꢀmada, Salih Acar, Yusuf Acar ve baꢀvuran
Đbrahim Akan, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi çıkarılmıꢀtır. Salih Acar ve Yusuf Acar, olayın
failleri olarak mahkemede hazır bulunan köy korucuları Ethem Seyhan ile Cengiz Kaçmaz’ın
kimliklerini teꢀhis etmiꢀlerdir. Đbrahim Akan, mahkeme salonunda bulunan Ethem Seyhan’ın,
Cengiz Kaçmaz’ın ve Tacettin Sakan’ın kimliklerini teꢀhis etmiꢀ ve bu kiꢀileri ateꢀ açmakla
suçlamıꢀtır.
26. 22 Aralık 1992’de köy korucuları Cengiz Kaçmaz, Mehdi Özbay, ꢁehmus Seyda,
Tacettin Sakan, Nevaf Aydın, Mehmet Seyhan, Halil Aktan, Ethem Seyhan, Tevfik Akbay,
Rahmi Kaçmaz ve Abbas Taꢀ, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi önüne çıkmıꢀtır. Aleyhlerinde
olan iddiları reddetmiꢀler ve olay mahalinde bulunan boꢀ mermi kovanlarının, kendilerini
suça bulaꢀtırmak için oraya düꢀmanları tarafından yerleꢀtirildiğini belirtmiꢀlerdir. Köy
korucuları, daha önceki iki durumda silahlarını Ziyaret bölgesinde kullanmak zorunda
kaldıklarını ileri sürmüꢀlerdir. 21 Mart 1992’de, Çalpınar sakinlerinin de aralarında
bulunduğu 1000-1500 köylüden oluꢀan bir grup, Nevruz kutlamalarında Kutlubey köyüne
doğru yürüyerek gösteri yapmıꢀlardır. Köylüler, Hazzaze civarına geldiklerinde, jandarmalar
ve Kutlubey’deki köy korucuları olaya müdahale etmiꢀ ve kalabalığı dağıtmak için havaya
uyarı amaçlı ateꢀ açmıꢀlardır. Ayrıca, 13 Nisan 1992’de, Kutlubey köyü yakınındaki Ziyaret
bölgesinde köy korucuları ile PKK üyeleri arasında silahlı bir çatıꢀma olmuꢀtur. Ertesi gün
jandarmalar tarafından hazırlanan olay raporuna göre, köy korucularının 447 adet mermi
ateꢀlemiꢀ olmasına rağmen, jandarmalar yağmur ve olay yerinde toplanan köylüler nedeniyle,
yalnızca 215 adet boꢀ mermi kovanı toplayabilmiꢀlerdir.
27. Aynı duruꢀmada mahkeme, astsubay Ali Kılıç’ı dinlemiꢀtir. Ali Kılıç, olayın
gerçekleꢀtiği gün Kutlubey’deki Jandarma Komutanlığı’nda görevliydi. Kılıç’ın ifadesi
ꢀöyledir:
“Kutlubey Jandarma Komutanlığı’nda bir buçuk yıldır görev yapmaktayım. Kutlubey
büyük bir köy. Sanık köy korucularını tanıyorum. Kutlubeyliler ve Devlet’i destekliyorlar.
Biz iꢀimizi beraber yapıyoruz. Olay gününü hatırlıyorum. Bir saldırı olmasını
beklediğimizden gece nöbet tutuyordum. ... Yanımda benden baꢀka üç asker ile üç köy
korucusu vardı. Köy korucuları Tevfik Akbay, Rahmi Kaçmaz ve Halit Aktan’dı. ... Köy
korucuları Hasan Kaçmaz, Nevaf Aydın ve Mahmut Baꢀak iꢀ arkadaꢀım Arif Güner ile
birlikteydi. Köy korucuları Cengiz Kaçmaz, Đsmail Kaçmaz ve Tacettin Sakan ise Çavuꢀ
Kazım Demirbaꢀ ile birlikteydi. Geri kalan köy korucuları köyün yakınlarında nöbet
tutuyorlardı. Sabah 6:00’ya kadar nöbetçiydik. O gece hiçbir olay olmadı. Ben daha sonra
üsse gittim. [Üste] Midyat’taki komutanın, radyoda olay olduğunu ilan ettiğini söylediler.
Olay, Midyat ilçe sınırında olmuꢀtu. Bizim üssümüz ile Kutlubey, Nusaybin ilçesinde
bulunuyor. Bölge jandarma komutanı, köy korucularının üste toplanmasını emretti. 15 dakika
içerisinde bütün köy korucuları üste toplandı. Komutanı bekledim, fakat gelmedi. Bu arada,
kullanılıp kullanılmadıklarını görmek için köy korucularının bütün silahlarını kontrol ettim.
Daha önce, köy korucularından nöbet vardiyasından sonra silahlarını bırakmaları istenmiꢀ.
Silahların tüfek harbisi ile temizlenmesi zorunluydu. Köy korucularındaki bütün silahları tek
tek kontrol ettim. Silahların bazıları iyi durumdaydı. Bazıları ise tozluydu. Ben bu silahları
olay gerçekleꢀtikten hemen sonra kontrol ettim. Hiçbir barut izine veya kokusuna
rastlamadım.
Nevruz kutlamalarında köylülerin Kutlubey köyüne doğru yürüyecekleri haberini
aldık. Aslında Nevruz’dan bir gün önce komꢀu köylerde ateꢀ yakmıꢀlardı. Kutlubey, o
bölgede köy korucusu olan tek köy. ... [Nevruz kutlamaları sırasında] on iki PKK üyesi,
köylüleri Kutlubey’e doğru yürümeleri için zorladı. Orada ꢀehitlerinin olduğunu iddia ettiler.
Grubu durdurmaya çalıꢀtım ve onlara yaptıklarının kanuna aykırı olduğunu söyledim. Köy
korucularından aynı ꢀeyleri Kürtçe olarak tekrar etmelerini istedim. Ancak, militanlar
köylüleri yürümeleri için zorlamaya devam etti. Bunun ardından havaya uyarı amaçlı ateꢀ
açtım. Daha sonra helikopterler geldi. [Helikopterlerin] ateꢀ açmamaları gerekiyordu.
[Helikopterler ateꢀ açınca] oradaki insanlar kaçtı. ... 14 Nisan 1992’de, PKK militanları
Kutlubey köyüne saldırdılar. Muhittin adlı bir köy korucusu öldü. Köy korucularıyla bizim
güçlerimiz ateꢀ açtılar. Teröristler gittiler. Bu tür saldırılarda bütün fiꢀekleri toplamak
imkansızdır. Bazıları toplanabilir, ama hepsi değil. Köy korucularının Kalaꢀnikof tüfekleri
var. Bizim ise G-3 ve MG-3’lerimiz var. Bu tüfekler için olan mermiler 7.62 çapındadır.
Ancak, bu mermilerin yapısı farklıdır. Hangi merminin hangi tüfeğe uyduğunu
anlayabilirsiniz.”
28. 19 Ocak 1993’te, mahkemeye birçok silah sunulmuꢀtur. Ancak, bunlardan hiçbiri
daha önce balistik inceleme için sunulan silahlardan olmadığı için, geri gönderilmiꢀtir.
29. 2 ꢁubat 1993’te, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi, köy korucusu Abbas Taꢀ’ın
duruꢀmaya kadar serbest bırakılması emrini vermiꢀtir.
30. 9 ꢁubat 1993’te, Midyat Cumhuriyet Savcısı’nın, Vali’nin ve Midyat cezaevi
müdürünün isteği üzerine, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi bölgedeki halkın güvenliğini
sağlamak için davayı Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’ne devretmeye karar vermiꢀtir.
Mahkeme, tarafların birbirlerine gösterdiği düꢀmanlık, mahkeme binasına gelirken
karꢀılaꢀtıkları zorluklar ve duruꢀmaların olduğu gün Midyat’ta oluꢀan gerginlik nedeniyle
davanın devredilmesinin gerekli olduğuna karar vermiꢀtir. Mahkeme ayrıca, durumun PKK’yı
bölgedeki terör eylemlerini arttırmaya teꢀvik ettiği kanısına varmıꢀtır.
31. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nde 1 Mart 1993 tarihinde yapılan ilk duruꢀmada,
mahkeme, bütün sanıklarının Denizli cezaevine gönderilmesini istemiꢀtir. Mahkeme,
duruꢀmaya kadar serbest bırakılmıꢀ olan on beꢀ sanığın ifadelerinin alınması için Midyat Ağır
Ceza Mahkemesi ile Nusaybin Ağır Ceza Mahkemesi’ne istinabe müzekkereleri yollamıꢀtır.
Mahkeme ayrıca, birçok tanığın adresinin bildirilmesi için çeꢀitli bölgesel makamlara bildiri
yollamıꢀtır. Mahkeme, Süleyman Acar’ın vücudunda bulunan merminin çıkartılmasını
istemiꢀtir. Mahkeme ayrıca, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’nin Nusaybin Jandarma
Komutanlığı’nda güvenli bir depoya konulan köy korucularının silahlarını alma isteğini
tekrarlamıꢀtır.
32. 2 Mart 1993’te Denizli Ağır Ceza Mahkemesi, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’nden
Süleyman Acar’ın ifadesini almasını istemiꢀtir. 12 Mart 1993’te Midyat Cumhuriyet Savcısı,
Süleyman Acar’ı öldürmeye teꢀebbüsten yirmi yedi korucu aleyhinde ayrı bir iddianame
hazırlamıꢀtır..
33. 29 Mart 1993’te Süleyman Acar, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi önüne çıkmıꢀ ve ꢀu
ifadeyi vermiꢀtir:
“Diyarbakır Devlet Hastanesi’ne götürüldüm. Orada ameliyat oldum. Vücudumdan
mermi çıkarıp çıkarmadıklarından haberim yok. Bilincim yerinde değildi. Bana vücudumdan
mermi çıkarıldığına dair bir ꢀey söylenmedi. Baldırımdan yaralanmıꢀtım. Dizimde bir mermi
çıkıꢀı yarası vardı. Büyük ihtimalle mermi bacağımda değildi.”
34. 5 Nisan 1993’te baꢀvuran Hüseyin Akan, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi önünde ꢀu
ifadeyi vermiꢀtir:
“Olay günü, içinde bulunduğum minibüs silahlı kiꢀilerden oluꢀan bir grup tarafından
durduruldu. Bizi araçlardan indirip sıraya dizdiler. Ethem adlı kiꢀi silahını Cengiz Kaçmaz’a
verdi. Cengiz Kaçmaz silahla diğerlerine iꢀaret verdi ve hepsi bize ateꢀ açtı. Onları tanıdım,
çünkü Cengiz’in yüzü kısmen kapalıydı, Ethem’in yüzü ise tamamen açıktı. Olay sırasında
kardeꢀim Abdülkadir ve babam Mehmet öldüler.”
35. 20 Nisan 1993’te Çavuꢀ Arif Güner ve Çavuꢀ Kazım Demirbaꢀ, Denizli Ağır Ceza
Mahkemesi önüne çıkmıꢀtır. Arif Güner ꢀu ifadede bulunmuꢀtur:
“Olay günü, köy korucularıyla birlikte sabah 6:00’dan akꢀam 5:00’e kadar nöbetçiydim.
Hatırladığım kadarıyla, Tacettin Sakan, Nevaf Aydın ve Mahmut Baꢀak ile beraberdim. ...
Nöbet tuttuğumuz yer olayın geçtiği yere iki saatlik yürüme mesafesinde. Diğer sanık köy
korucuları, diğer askerlerle birlikte nöbet tutuyorlardı. ... Köy korucularıyla birlikte üsse geri
döndüm. Bütün sanık köy korucuları bizimle beraberdi. Kahvaltı yapmak için bir saat üste
kaldık. Sonuç olarak, sanıkların olayla ilgisinin olması imkansız. ... Nevruz günü köylüler
[Kutlubey] köyüne yürüdüler. O gün uyar atıꢀı yaptık. Yağmur yağıyordu, o nedenle
kovanları toplayamadık. Baꢀka birinin kovanları toplamıꢀ olması mümkündür. … Üsse
döndüğümüzde her zaman silahları temizleriz. O gün silahlar temizdi. Üzerlerinde bir iꢀaret
ya da barut kokusu yoktu. Köy korucularının köylüleri öldürmüꢀ ya da yaralamıꢀ olması
mümkün değil. Üçü benimle, diğerleri de kendi komutanlarıyla birlikteydi. Bazıları köyün
yakınında nöbet tutuyordu.
36. Çavuꢀ Kazım Demirbaꢀ, meslektaꢀının ifadesini tekrarlayarak köy korucuları
Cengiz Kaçmaz, Bedran Göktekin ve Đsmail Kaçmaz’ın olay günü kendisine eꢀlik ettiğini
belirtmiꢀtir.
37. 26 Nisan 1993 tarihinde yapılan duruꢀmada mahkeme, bu operasyon sağlıkları
açısından bir tehdit oluꢀturmayacaksa, Süleyman Acar, Đbrahim Akan ve Salih Acar’ın
vücutlarındaki kurꢀunların çıkartılmasını istemiꢀtir.
38. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Mayıs 1993 tarihinde köy korucusu Cengiz
Kaçmaz’ın tutuksuz yargılanmasını emretmiꢀtir.
39. Mahkeme, 17 Haziran 1993’te sanık ile müdahillerden bazılarının Türkçe
bilmemesi nedeniyle bir tercüman çağırılmasını talep etmiꢀtir. Ayrıca silahların teslim
edilmesine iliꢀkin talebini bir kez daha tekrarlamıꢀtır. Sıkıyönetim Bölge Valisi ile Mardin
Valisi’ne bu konuda bir yazı göndererek bu kanıtın dava açısından belirleyici rolü olduğunu
vurgulamıꢀtır.
40. Mardin Devlet Hastanesi, 25 Haziran 1993’te, mahkemeye, Đbrahim Akan’ın
bacağındaki kurꢀunu çıkarmanın çok riskli olduğunu zira kurꢀunun sinire çok yakın olduğunu
bildirmiꢀtir.
41. Midyat Cumhuriyet Savcısı, 7 Temmuz 1993 tarihinde, Denizli Ağır Ceza
Mahkemesi’nin talebi üzerine, Rize Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda aꢀağıdaki ifadeyi
vermiꢀtir:
“Sözkonusu dönemde Midyat’ta Cumhuriyet Savcısı idim. … Olay yerine intikal
ettiğimde jandarmalar ve askerler oradaydı. Yolun sağ ve sol tarafında yatan 7-8 ceset
gördüm. Yakın mesafeden vurulmuꢀ gibiydiler. … Askerlere boꢀ kovanları toplamalarını
söyledim. … Otopsileri yürütürken askerlerin boꢀ kovanları toplamadığını fark ettim.
Asistanımın yardımıyla cesetlerin yakınındaki boꢀ kovanları ꢀahsen topladım. Bir rapor
hazırladım. Daha fazla kovan toplanabilirdi. Ben toplayabildiğim kadarını topladım. Kovanlar
yeni ateꢀlenmiꢀ gibiydi. Etrafta bir barut kokusu vardı. Yakın zamanda ateꢀlendikleri belliydi.
Mermi dip çukurları paslanmamıꢀtı. Etrafta tüfek yoktu, yalnızca boꢀ kovanlar vardı. …
kanaatimce boꢀ kovanlar köylüleri öldüren silahlar tarafından ateꢀlenmiꢀti. … Yolun
yakınlarındaki bir mağarada yeni söndürülmüꢀ ateꢀ ve insan dıꢀkısı kalıntıları vardı.
Kanaatimce bu, katillerin saldırıdan önce bir pusu kurduğunu göstermektedir.”
42. 14 Temmuz 1993’te sanığa ait yirmi sekiz Kalaꢀnikof Denizli Ağır Ceza
Mahkemesi’nin emanetine konulmuꢀtur. Ertesi gün Reꢀit Acar’ın bacağından çıkartılan
kurꢀun da mahkemesinin emanetine yerleꢀtirilmiꢀtir.
43. Diyarbakır Devlet Hastanesi tarafından hazırlanan 20 Temmuz 1993 tarihli bir
rapor ile Süleyman Acar’ın bacağında kurꢀun parçacıkları bulunduğu ancak bunları
çıkartmanın mümkün olmadığı mahkemeye bildirilmiꢀtir.
44. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Eylül 1993 tarihinde, Đstanbul’daki Adli Tıp
Kurumu’ndan suç mahallinde bulunan 66 boꢀ kovan ile Sabri Acar’ın ve baꢀvuran Reꢀit
Acar’ın vücudundan çıkartılan mermilerin köy korucularının silahlarından ateꢀlenip
ateꢀlenmediğini incelemesini talep etmiꢀtir. Mahkeme, ayrıca, Süleyman Acar’ın tıbbi
durumunun yeniden değerlendirilmesini ve mermi parçacıklarının vücudundan çıkartılıp
çıkartılamayacağı hakkında mahkemenin bilgilendirilmesini talep etmiꢀtir.
45. Adli Tıp Kurumu, 28 Ekim 1993 tarihli bir raporla Diyarbakır Bölge Polis
Kriminal Laboratuarı’nın raporundaki bulguları doğrulamıꢀtır. Ek olarak üç kovanın 7.62-mm
kalibre, “Nato-tipi” bir silahtan ateꢀlendiğini belirtmiꢀtir. Rapor, Sabri Acar ile Reꢀit Acar’ın
vücutlarından çıkartılan kurꢀunlara iliꢀkin olarak, sözkonusu kurꢀunların paslandığını ve
sonuç olarak bunları karꢀılaꢀtırmalı testlerde kullanmanın mümkün olmadığını belirtmiꢀtir.
Dolayısıyla bu iki kurꢀunun köy korucularına ait silahlardan ateꢀlenip ateꢀlenmediğini
belirlemek mümkün değildir.
46. 8 Kasım 1993 tarihli raporunda Adli Tıp Kurumu, mahkemeye, Süleyman Acar’ın
bedenindeki kurꢀunu çıkartmanın tıbbi açıdan mümkün olduğunu bildirmiꢀtir. Bir sonraki
duruꢀmada mahkeme, bu parçaların balistik incelenmesinden pozitif bir sonuç çıkmayacağı
gerekçesiyle operasyon yapılmamasına karar vermiꢀtir. Ayrıca köy korucuları Mihdi Özbay,
ꢁehmus Seyda, Tacettin Sakan, Nevaf Aydın, Mehmet Seyhan, Halit Aktan, Rahmi Kaçmaz,
Ethem Seyhan ve Tevfik Akbay’ın tutuksuz yargılanmasını emretmiꢀtir.
47. 20 Aralık 1993 tarihinde mahkemede verdikleri ifadelerinde, sanıkların hepsi
aleyhlerindeki suçlamaları reddederek beraat talebinde bulunmuꢀtur.
48. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nde 1994 ile 1996 yılları arasında görülen on yedi
duruꢀmada mahkeme, tanıkların yaꢀadığı yerlerdeki mahkemelere istinabe müzekkereleri
göndererek tanıkların ifadesini almıꢀtır, zira tanıkların çoğu Türkiye’nin farklı yerlerine
taꢀınmıꢀlardır ve bazı durumlarda adresleri mahkeme tarafından bilinmemektedir.
49. 2 Temmuz 1996’da mahkemeye, Erdal Acar’ın tıbbi geçmiꢀini anlatan bir rapor
sunulmuꢀtur. Ancak rapor vücudundaki kurꢀuna iliꢀkin bir bilgi içermediğinden mahkeme
Antalya Ağır Ceza Mahkemesi’ne kurꢀunun çıkartılmasına iliꢀkin talebini yeniden açıklayan
bir istinabe müzekkeresi göndermiꢀtir.
50. 17 ꢁubat 1997 tarihli bir dilekçe ile baꢀvuran Đbrahim Akan, Mardin Devlet
Hastanesi’nde kendisine üç kere bacağındaki kurꢀunun çıkartılmasının mümkün olmadığının
söylendiğini Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’ne bildirmiꢀtir. Akan, ayrıca, Denizli’ye gidip
bacağına burada operasyon yaptıracak maddi imkana sahip olmadığını da belirtmiꢀtir.
Mahkeme, 27 ꢁubat 1997’de Denizli Cumhuriyet Savcısı’na bir yazı göndererek sağlığı için
bir tehdit teꢀkil etmemesi halinde Đbrahim Akan’a Đzmir’deki bir hastanede operasyon
yapılmasını talep etmiꢀtir.
51. Yetkili makamlara yeni adresini bildirmeden taꢀınan Đbrahim Akan’ın izini bulmak
için yapılan birçok giriꢀimden sonra 12 Ağustos 1998’de Đbrahim Akan bulunmuꢀ ve
muayene için Đzmir’deki Atatürk Eğitim Hastanesi’ne gönderilmiꢀtir. 31 Ağustos 1998’de
hazırlanan tıbbi rapora göre bazı tıbbi riskler bulunmasına rağmen kurꢀunun çıkartılması
mümkündür.
52. Baꢀvuranların güvenlik kuvvetleri tarafından baskı ve tehdide maruz kaldıkları
yönündeki iddialarını takiben yerel makamlar tarafından bir soruꢀturma açılmıꢀtır. 8 ꢁubat tarihinde Selim Acar, Cumhuriyet Savcısı’na aꢀağıdaki ifadeyi vermiꢀtir:
“Osman Acar ve Đsmet Acar kardeꢀlerimdir. Đsmet, 1992’de meydana gelen olayda
ölmüꢀtü. Osman Acar, 30 yıldır Đzmir’de yaꢀamaktadır. Bu köye çok seyrek gelir. En son
annemizin cenazesi için 1993’te gelmiꢀti. O zamandan beri kendisini görmedim. Kardeꢀimin
ölümüyle iliꢀkili olarak kimse beni tehdit etmedi. PKK’ya karꢀı yapılan operasyonlar
sırasında birçok kez terör örgütünün etkinliklerine katıldığım iddiasıyla gözetim altına
alındım. Akrabalarım ve ben tehdit edilmedik. Kutlubey köyü korucularının baꢀı olan Cengiz
Kaçmaz bizi tehdit etmedi. Gayet iyi anlaꢀıyoruz. Kutlubey köyüne gittiğimizde onun evinde
kalıyoruz.
53. 21 ꢁubat 1999 tarihli bir dilekçe ile baꢀvuran Osman Acar, Denizli Ağır Ceza
Mahkemesi’ne Cengiz Kaçmaz’ın da aralarında bulunduğu köy korucularının aile üyelerini,
özellikle de kardeꢀi Selim Acar ile karısı Halime Acar’ı tehdit ettiğini bildirmiꢀtir.
54. 17 Kasım 1998’de, mahkeme, Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi’ne Đbrahim Akan’dan
bacağındaki kurꢀunu çıkartmak için izin alınmasına yönelik bir talimat göndermiꢀtir. Đzmir
Ağır Ceza Mahkemesi, Đbrahim Akan’ı bulamadığı için, 23 ꢁubat 1999’da Midyat
Cumhuriyet Savcısı’na Đbrahim Akan’ın nerede olduğunu soran bir yazı göndermiꢀtir. Sonraki
yedi duruꢀma boyunca mahkeme, Đbrahim Akan’ın nerede olduğunu bulmaya çalıꢀmıꢀtır.
55. Cumhuriyet Savcısı, 13 Haziran 2000’de yapılan duruꢀmada sanıkların
yargılandıkları suçlardan mahkum edilmeleri talebinde bulunmuꢀtur. Bazı sanıkların avukatı
esaslara iliꢀkin savunmasını sunmak için ek süre talep etmiꢀtir. Đꢀlemlerin daha da uzamasını
engellemek için mahkeme Đbrahim Akan’ın bacağındaki kurꢀunun çıkartılmasına yönelik ara
talimatını iptal etmeye karar vermiꢀtir. Sanıkların nihai ifadelerinin alınması için farklı
ꢀehirlerdeki ağır ceza mahkemelerine istinabe müzekkereleri göndermeye karar vermiꢀtir.
56. 18 Temmuz 2000 tarihinde, biri dıꢀında tüm sanıklar, iddianameye iliꢀkin sözlü
görüꢀlerini sunmuꢀtur. Hepsi, olayın PKK tarafından köy korucuları için hazırlanan bir tuzak
olduğunu öne sürmüꢀtür.
57. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaklaꢀık elli duruꢀma yapılmıꢀtır. Bu
duruꢀmalarda mahkeme, tanıkların adreslerini bulmak için farklı bölgelerdeki cumhuriyet
savcılarına birçok yazı göndermiꢀtir. Tüm baꢀvuranlar farklı zamanlarda, mahkemeye cezai
iꢀlemlere müdahil taraf olarak katılma talebinde bulunan dilekçeler vermiꢀtir. Tüm nüfus
kütüğü kayıtlarının sunulmasını takiben mahkeme, baꢀvuranların ölen kiꢀilerle iliꢀkilerini
saptamıꢀ ve müdahil taraf olarak katılma taleplerini kabul etmiꢀtir. Ayrıca mahkeme çeꢀitli
tanık, sanık ve müdahillerin farklı tarihlerde, farklı ağır ceza mahkemelerine verilen
ifadelerini de incelemiꢀtir.
58. Mahkeme, 20 Kasım 2000 tarihinde köy korucularının beraatına karar vermiꢀtir.
Mahkeme, elindeki kanıtlardan aꢀağıdaki sonuçlara varmıꢀtır:
“Tanık ve müꢀtekilerin Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulandıklarında verdikleri
ifadeler, daha sonra, mahkeme huzurunda verdikleri ifadelerden farklıdır. Özellikle,
Cumhuriyet Savcısına verdiği ifadede Salih Acar, konvoyu durdurduklarında sanıkların
yüzlerini örttüğünü söylemiꢀ, ancak mahkemede verdiği ifadede sanıkların yüzlerini örtüp
örtmediğini belirtmemiꢀtir. Süleyman Acar Cumhuriyet Savcısına verdiği ifadede kendilerine
saldıranların Cengiz ve Ethem olduğundan bahsetmemiꢀken mahkemede kendilerine
saldıranların köy korucuları Cengiz ve Ethem olduğunu belirtmiꢀtir. Reꢀit Acar da
Cumhuriyet Savcısına verdiği ifadede yüzleri kapalı olduğundan kendilerine saldıranların kim
olduğunu bilmediğini söylemiꢀtir. Ancak mahkemede verdiği ifadesinde Cengiz’in yüzünün
tamamen açık olduğunu ancak Ethem’in yüzünün kapalı olduğunu söylemiꢀtir. Salih Akay,
Hüseyin Akan ve Selim Acar daha önceki ifadelerinde saldırganların kimliklerine dair bir
açıklamada bulunmamıꢀtır. Üstelik bu tanıklar saldırganların yüzlerinin kapalı olup
olmadığını da belirtmemiꢀtir. Ancak mahkemede verdikleri ifadelerinde olayları ayrıntılı
biçimde tarif etmiꢀler ve Ethem ile Cengiz’i kendilerine ateꢀ açan köy korucuları olarak teꢀhis
etmiꢀlerdir.
Çalpınar köyü, Kutlubey köyünden 10 kilometre uzaktadır. Đki köy sakinlerinin yakın
iliꢀki veya temas içerisinde olmaması kuvvetle muhtemeldir. Dolayısıyla müꢀtekilerin
suçlanan köy korucularını saldırganlar olarak teꢀhis edebilmesi mümkün görünmemektedir.
Suçlanan köy korucuları Cengiz ve Ethem’in müꢀtekilere saldıran grubun içinde
olduğu varsayılsa bile neden bazı köy korucuları yüzlerini kapatırken diğerlerinin
kapatmadığı hakkında makul bir açıklama getirilememiꢀtir.
Đfadelerinde astsubaylar Ali Kılıç, Kazım Demirbaꢀ ve Arif Güner, 19 Nisan 1992
günü saat 18:00’den 20 Nisan 1992 günü saat 06:00’a kadar suçlanan köy korucuları ile
birlikte nöbet tuttuklarını bildirmiꢀtir. Astsubayların ifadelerinden, nöbetleri bittikten sonra
köy korucularının jandarma komutanlığına geri döndükleri anlaꢀılmaktadır. Ayrıca köy
korucularına ait silahların olayın meydana geldiği sabah kullanılmadığı da anlaꢀılmaktadır.
Astsubaylar bu gerçeği doğrulamıꢀtır. Bu nedenle suçlanan köy korucularının, köylülerin
öldürülmesine karıꢀtığı sonucuna varılamaz.
Adli Tıp tarafından hazırlanan 28 Ekim 1993 tarihli balistik raporunda suç mahallinde kovan bulunduğu, bunların 63 tanesinin suçlanan köy korucularının silahlarından
ateꢀlendiği belirtilmiꢀtir. Ancak bu kanıt, tek baꢀına köy korucularını mahkum etmek için
yeterli değildir. Öncelikle geri kalan kovanların kimin silahından atıldığı hala
bilinmemektedir. Đkincisi, Sabri Acar ve Reꢀit Acar’ın vücutlarından çıkartılan kurꢀunlarına
köy korucuların ait silahlardan atılıp atılmadığı laboratuar tarafından belirlenememiꢀtir.
Suçlanan köy korucuları, görüꢀlerinde, suç mahallinde bulunan boꢀ kovanların oraya
düꢀmanları tarafından, kendilerini zan altında bırakmak için konulduğunu belirtmiꢀlerdir.
Aslında, 21 Mart 1992’de köy korucuları ve güvenlik kuvvetleri terörist örgüt tarafından
yapılan bir yürüyüꢀü durdurmak için ateꢀ açmıꢀtır. Üstelik 13 Nisan 1992’de güvenlik
kuvvetleri ile terörist örgüt üyeleri arasında çıkan bir çatıꢀmada köy korucuları gibi güvenlik
kuvvetleri de PKK üyelerine ateꢀ açmıꢀtır. 13 Nisan 1992 tarihli bir raporda 447 mermi
harcandığı ve suç mahallinden 215 boꢀ kovan toplandığı belirtilmiꢀtir. Dolayısıyla 232 boꢀ
kovanın bulunamadığı anlaꢀılmaktadır. 20 Nisan 1992 tarihinde meydana gelen olaydaki boꢀ
kovanların, köylülerin kimliği belirsiz ꢀahıslar tarafından öldürülmesinin ardından suç
mahalline yerleꢀtirilmiꢀ olması kuvvetle muhtemeledir.”
59. 9 ꢁubat 2001’de baꢀvuranlar, Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını
Yargıtay’da temyize götürmüꢀtür.
60. 4 Aralık 2001’de, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı görüꢀünü bildirmiꢀtir. Đbrahim
Akan’ın bacağındaki kurꢀunun çıkartılmadığını not etmiꢀtir. Ayrıca mahkemenin köy
korucularını beraat ettirme kararının 23 Haziran 1992 tarihli balistik raporuna, iki köy
korucusunu tanıyan dört tanığın ve Midyat Cumhuriyet Savcısı’nın ifadelerine ters düꢀtüğünü
de not etmiꢀtir. Daha sonra Cumhuriyet Savcısı, ilk derece mahkemesinin kararının
bozulmasını ve suçlanan on köy korucusunun mahkum edilmelerini tavsiye etmiꢀtir.
61. Yargıtay, 7 ꢁubat 2002’de ilk derece mahkemesinin suçlanan on yedi köy
korucusuna iliꢀkin kararını onamıꢀtır. Üstelik, 23 Haziran 1992 ve 28 Ekim 1993 tarihli
balistik raporlarındaki bulguların ve Midyat Cumhuriyet Savcısı’nın ifadelerinin ıꢀığı altında
Yargıtay, on sanık için ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur. Ayrıntılı kararında,
mahkeme ayrıca, Đzmir Atatürk Eğitim Hastanesi’nin tıbbi raporunda belirtildiği gibi, Đbrahim
Akan’ın bacağındaki kurꢀunu çıkartmaya çalıꢀmanın çok riskli olacağı hükmünü vermiꢀtir.
62. Cezai iꢀlemler Denizli Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda, suçlanan on köy
korucusu aleyhinde yeniden açılmıꢀtır. 25 Mart 2002 tarihinde yapılan duruꢀmada mahkeme,
sanıklar ve müdahillerin ifadelerini almak için beꢀ farklı ildeki ağır ceza mahkemelerine
istinabe müzekkereleri göndermeye karar vermiꢀtir.
63. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi 25 Mayıs 2003’te suçlanan köy korucularını suçlu
bulmuꢀ ve ömür boyu hapse mahkum etmiꢀtir. Mahkeme kararının özeti aꢀağıdadır:
“Otopsi raporlarının ıꢀığında, altı köylünün ölüm nedenlerine iliꢀkin bir ꢀüphe
bulunmamaktadır. Bunun yerine, yanıtlanması gereken soru, köylülere ateꢀ edenlerin suçlanan
köy korucuları olup olmadığıdır.
Yalnızca tanıkların ifadelerine dayanmak mümkün değildir, zira bu ifadeler birçok
noktada çeliꢀki içerisindedir. Ancak ön soruꢀturma sırasında verilen tanık ifadelerinin,
genelde, objektif olduğu görülmektedir. Bu ilk ifadelere dayanarak, ateꢀ eden kiꢀilerin
tanınmamak için yüzlerini kapattığı belirlenmiꢀtir. Mahkeme, bazı tanıkların, Ethem ve
Cengiz’i tanıdıklarını söylediği ifadeleri inandırıcı bulmamıꢀtır. Ethem ve Cengiz’in ateꢀ
edenler arasında bulunduğu varsayılsa bile, diğer herkes yüzlerini kapamıꢀken onların
kapamamıꢀ olmasının makul bir açıklaması yoktur.
Üstelik, mahkemenin kanaatince, kendisine bir vukuat bildirilen bir komutanın
normalde yapması gereken ꢀey, mümkün olduğunda kısa sürede olay yerine gitmektir. Ancak
sözkonusu davada astsubay Ali Kılıç’ın harekete geçmeden önce yirmi yedi silahı tek tek
kontrol etmesi anlaꢀılmazdır. Üstelik, mahkeme, Midyat Cumhuriyet Savcısı’nın askerlerin
kendisine yardımcı olmak için boꢀ kovanları toplamadığını ve cesetlerin yanındaki boꢀ
kovanları ꢀahsen toplamak zorunda kaldığını öne sürdüğünü de not etmiꢀtir. Yukarıda
anlatılanlar göz önüne alındığında mahkeme, Ali Kılıç’ın, Kazım Demirbaꢀ’ın ve Arif
Güner’in kendileriyle beraber terörizme karꢀı savaꢀan sanıkları korumaya çalıꢀtığı sonucuna
varmıꢀtır ve dolayısıyla ifadelerini güvenilir bulmamaktadır.
Mahkeme Sabri Acar ile Reꢀit Acar’ın vücutlarından çıkartılan kurꢀunların hangi
silahlardan ateꢀlendiklerinin tespiti için karꢀılaꢀtırmalı testlerde kullanılmalarının mümkün
olmadığını, zira sözkonusu kurꢀunların paslanmıꢀ olduğunu not etmiꢀtir. Ayrıca tıbbi
komplikasyonlar nedeniyle Đbrahim Akan’ın vücudundaki kurꢀunun çıkartılması mümkün
olmamıꢀtır.
Midyat Cumhuriyet Savcısı’nın, etrafta bir barut kokusu olduğunu belirttiği ifadeleri
dikkate alındığında, mahkeme, boꢀ kovanların olay yerine sonradan, köy korucularını zan
altında bırakmak için yerleꢀtirildiği iddialarının, görgü tanıkları ve diğer kanıtlar tarafından
ikna edici bir ꢀekilde desteklenmediği sonucuna varmıꢀtır.
Ayrıca, altmıꢀ altı kovandan üç tanesinin köy korucularına ait silahlardan
ateꢀlenmemiꢀ olması, onların masum olduğuna dair bir kanıt olarak görülemez. Köy
korucularından birinin, olaydan sonra yetkili makamlar tarafından el konulmayan bir silaha
sahip olması mümkündür.
Sonuç olarak, balistik raporunun ve sözkonusu davada tarafsız bir konuma sahip olan
Midyat Cumhuriyet Savcısı’nın ifadelerine dayanarak mahkeme, suçlanan köy korucularından
on tanesinin, PKK destekçisi olduğunu düꢀündükleri köylülerin yaralanması ve
öldürülmesinden sorumlu olduğu kararına varmıꢀtır.”
64. Đç hukuk hükümleri uyarınca bu karar ex officio olarak temyize gitmiꢀtir. Ancak
köy korucuları da ilk derece mahkemesinin kararı aleyhinde bir temyiz baꢀvurusunda
bulunmuꢀlardır.
65. Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, 29 ꢁubat 2004 tarihinde mahkemeye görüꢀünü
sunarak ilk derece mahkemesinin kararının bozulmasını tavsiye etmiꢀtir. Đlgili iç hukukun
Yargıtay’ın kararı hakkında sanıkların görüꢀlerinin alınmasını öngörmesine karꢀın,
mahkemenin suçlanan iki köy korucusuna iliꢀkin olarak bunu yapmadığını not etmiꢀtir.
66. Yargıtay, 9 Aralık 2004 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını iki köy
korucusuna iliꢀkin olarak bozmuꢀ, diğerlerine iliꢀkin olarak onamıꢀtır.
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMA
67. Đlgili iç mevzuat ve uygulama, AĐHM’nin Avꢀar/Türkiye (no. 25657/94, §§ 261-81,
AĐHM 2001-VII (alıntılar)) kararında özetlenmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
68. Baꢀvuranlar, köy korucuları tarafından kasten öldürülmeleri nedeniyle
akrabalarının yaꢀama haklarının ihlal edildiğini iddia etmiꢀtir. Baꢀvuranlar Đbrahim Akan ve
Reꢀit Acar, ayrıca köy korucularının kendilerini öldürmeye teꢀebbüs etmesi nedeniyle yaꢀama
haklarının ihlal edildiğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur. Ek olarak, baꢀvuranlar ulusal makamların
cinayetler ve cinayet teꢀebbüslerine iliꢀkin yeterli ve etkili bir soruꢀturma yürütmeye yönelik
usuli yükümlülüklerini yerine getirmediğini öne sürmüꢀtür. Baꢀvuranlar, AĐHS’nin aꢀağıdaki
2. maddesine dayanmaktadırlar:
“1. Herkesin yaꢀam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile
cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine
getirilmesi dıꢀında hiç kimse kasten öldürülemez.
2. Öldürme, aꢀağıdaki durumlardan birinde kuvvete baꢀvurmanın kesin zorunluluk
haline gelmesi sonucunda meydana gelmiꢀse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmıꢀ sayılmaz:
(a) Bir kimsenin yasadıꢀı ꢀiddete karꢀı korunması için;
(b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan
bir kiꢀinin kaçmasını önlemek için;
(c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”
A. Tarafların görüꢀleri
69. Hükümet, iꢀlemlerin halen yerel mahkemeler huzurunda beklemekte olması
nedeniyle, baꢀvuranların bu madde altındaki ꢀikayetlerine iliꢀkin görüꢀ bildirmemiꢀtir.
Yalnızca cezai iꢀlemlerin süresinin, farklı ꢀehirlerde ikamet eden kurbanlara ulaꢀmakta ve
bunların tıbbi muayenelerinin yapılmasını sağlamakta karꢀılaꢀılan zorluklardan
kaynaklandığını iddia etmiꢀlerdir.
70. Baꢀvuranlar, akrabalarının Kutlubey köyü korucuları tarafından kasten
öldürüldüğünü öne sürmüꢀtür. Kendilerini Çalpınar köyünde köy korucusu sistemini kabul
etmeye zorlamaya çalıꢀan korucular tarafından sürekli tehdit edildiklerini ve baskı
gördüklerini ileri sürmüꢀlerdir.
71. Ayrıca olaya iliꢀkin soruꢀturmanın, AĐHS’nin 2. maddesi altındaki usuli
yükümlülükleri yerine getirmediğini belirtmiꢀlerdir. Olay yerinde bulunan jandarmalar
Midyat Cumhuriyet Savcısı’na yardımcı olmadığından, Cumhuriyet Savcısı boꢀ kovanların
hepsini değil ancak bir kısmını toplayabilmiꢀtir. Ancak eğer olay yerinden daha fazla boꢀ
kovan toplanabilmiꢀ olsaydı, bu kovanların balistik incelemesi olaya on taneden daha fazla
sayıda köy korucusunun karıꢀmıꢀ olduğunu gösterebilirdi.
B. AĐHM’nin değerlendirmesi
1. Genel hususlar
72. Yaꢀam hakkını güvence altına alan ve öldürmenin mazur görülebileceği ꢀartları
belirleyen 2. madde, AĐHS’nin, hakkında derogasyona izin verilmeyen en temel
hükümlerinden biridir. Aynı zamanda, 3. madde ile birlikte, Avrupa Konseyi’ni oluꢀturan
demokratik toplumların temel değerlerinden birini de oluꢀturmaktadır. Dolayısıyla
öldürmenin mazur görülebileceği ꢀartlar kesinlikle belirlenmelidir. Đnsanları korumaya
yönelik bir araç olarak AĐHS’nin amacı ve hedefi aynı zamanda 2. maddenin, getirdiği
güvenceleri pratik ve etkin kılacak ꢀekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını gerektirir. (bkz.
McCann ve Diğerleri/Đngiltere, 27 Eylül 1995 tarihli karar, Seri A no. 324, ss. 45-46, §§ 146-
47, ve yukarıda anılan Avꢀar, § 390).
73. Demokratik bir toplumda bu hükmün taꢀıdığı öneme uygun olarak, AĐHM,
değerlendirmede bulunurken, öldürmeye iliꢀkin davaları, özellikle de kasti ölümcül kuvvetin
kullanıldığı durumlarda, yalnızca kuvveti kullanan Devlet temsilcilerinin hareketlerini değil,
olayı çevreleyen ꢀartları da göz önüne alarak dikkatle incelemek zorundadır.
74. AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca yaꢀamı koruma yükümlülüğü, AĐHS’nin 1.
maddesindeki Devlet’in “kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleꢀme’de
açıklanan hak ve özgürlükleri tanıma”ya yönelik genel görevi ile birlikte düꢀünüldüğünde,
bireylerin güç kullanımı sonucunda öldürüldüğü durumlarda bir tür etkin resmi soruꢀturma
yapılması gerektiği anlamına gelmektedir (bkz. mutatis mutandis, yukarıda anılan McCann ve
Diğerleri, s. 49, § 161 ve Kaya/Türkiye, 19 ꢁubat 1998 tarihli karar, Reports of Judgments
and Decisions 1998-I, s. 329, § 105). Bu tür bir soruꢀturmanın asıl amacı, yaꢀam hakkını
teminat altına alan yerel kanunların etkin biçimde uygulanmasını sağlamak ve Devlet ajanları
ve kurumlarını da kapsayacak ꢀekilde, kendi sorumlulukları altında meydana gelen
ölümlerden sorumlu olduklarını garanti etmektir. Sözkonusu amaçları hangi soruꢀturma
ꢀeklinin yerine getireceği, farklı koꢀullarda değiꢀebilir (bkz. Avꢀar, yukarıda kaydedilen, §
593).
75. Devlet ajanları tarafından kanun dıꢀı adam öldürmeye iliꢀkin baꢀlatılan
soruꢀturmanın etkili olabilmesi için, soruꢀturmayı yürüten ve soruꢀturmadan sorumlu olan
kiꢀilerin, olaylara dahil olan kiꢀilerden bağımsız olması gerektiği düꢀünebilir (bkz. örneğin,
Güleç/Türkiye, 27 Temmuz 1998 tarihli karar, Reports 1998-IV, §§ 81-82, ve Oğur/Türkiye
[BD], no. 21594/93, §§ 91-92, ECHR 1999-III). Soruꢀturma ayrıca, bu tür davalarda
kullanılan güçlerin sözkonusu koꢀullarda haklı olup olmadığına dair bir karara varılmasını
(örneğin, Kaya, yukarıda kaydedilen, sayfa 324, § 87) ve sorumlu olan kiꢀilerin teꢀhis
edilmesi ve cezalandırılmasını sağlama anlamında da etkili olmalıdır (Oğur, yukarıda
kaydedilen, § 88). Bu, sonuca iliꢀkin değil, usule iliꢀkin bir sorumluluktur. Yetkili makamlar,
inter alia görgü tanıklığı, adli tıp delilleri ve uygun olması halinde, tam bir hasar raporu ve
klinik bulguların, ölüm sebebini de içeren objektif analizini sağlayan bir otopsi de dahil olmak
üzere olayla ilgili delilleri garanti altına almak için makul ꢀekilde hareket etmelidirler
(otopsilerle ilgili bkz., örneğin, Salman/Türkiye [BD], no. 21986/93, § 106, ECHR 2000-VII;
görgü tanıklarıyla ilgili olarak, örneğin, Tanrıkulu/Türkiye [BD], no. 23763/94, § 109, ECHR
1999-IV; adli tıp delilleriyle ilgili olarak, örneğin, Gül/Türkiye, no. 22676/93, § 89, 14 Aralık
2000). Soruꢀturmada görülen ve soruꢀturmanın ölüm nedenini tespit edebilme gücünü
zayıflatan bir eksiklik veya sorumlu kiꢀi, sözkonusu standarda uyulmaması riskini yaratacaktır
(bkz. Avꢀar, yukarıda kaydedilen, § 594).
76. Ayrıca bu bağlamda kesin bir ivedilik ve sürat gerekliliği olmalıdır (bkz.
Yaꢀa/Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-VI, sayfa 2439-40, § 102-04,
Çakıcı/Türkiye [BD], no. 23657/94, §§ 80,87,106, ECHR 1999-IV, Tanrıkulu yukarıda
kaydedilen, § 109, ve Mahmut Kaya/Türkiye, no. 22535/93, §§ 106-07, ECHR 2000-III). Bir
soruꢀturmada, belli bir durumda, ilerlemeyi önleyen engeller veya zorluklar olduğu kabul
edilmelidir. Ancak, öldürücü güç kullanımının soruꢀturulmasında yetkili makamlar tarafından
verilen ivedi bir cevap, hukukun üstünlüğünün korunmasında ve kanuna aykırı fiillere
toleransta görülebilecek hilelerin engellenmesinde kamu güvenini sağlamak için gerekli
görülebilir.
2. Baꢀvuranlar Đbrahim Akan ve Reꢀit Acar’ın davasında AĐHS’nin 2. maddesinin
uygulanabilirliği
77. AĐHM sözkonusu davada, baꢀvuranlar Đbrahim Akan ve Reꢀit Acar’ın olay
sırasında yaralanmıꢀ olduklarını gözlemlemiꢀtir. Bu nedenle, olay sırasında baꢀvuranlara karꢀı
kullanılmıꢀ olan güç öldürücü değildir. 2. madde uyarınca ꢀikayetin incelenmesi hariç
tutulmadığı halde, AĐHM yalnızca istisnai durumlarda Devlet görevlileri tarafından
gerçekleꢀtirilen fakat ölümle sonuçlanmayan fiziksel kötü muamelenin, sözkonusu maddenin
ihlalini ortaya koyabileceği ve kötü muameleye iliꢀkin ꢀikayetlerin, 3. madde uyarınca
incelenmesi gerektiği sonucuna varmıꢀtır. Bu bakımdan, kullanılmıꢀ olan gücün derecesi ve
türü ve güç kullanımının ardında yatan amaç ve maksat, diğer faktörlerle birlikte, belirli bir
davada Devlet ajanlarının, ölümle sonuçlanmayan yaralanmalara neden olmalarının olayları,
AĐHS’nin 2. maddesinin kapsam ve amacı gözönünde tutularak, yine 2. madde tarafından
öngörülen teminat kapsamına sokup sokmayacağını değerlendirmede gerekli olabilir
(Đlhan/Türkiye [BD], no. 22277/93, § 76, ECHR 2000-VII).
78. Bu nedenle, AĐHM’nin sözkonusu davada vermesi gereken karar, baꢀvuranlara
karꢀı kullanılmıꢀ olan gücün, potansiyel olarak öldürücü olup olmadığı ve olayla ilgili köy
korucularının, fiziksel bütünlükleri ve yaꢀam hakkının korunmasının amaçlandığı hak
üzerinde ne tür etkileri olduğudur (bkz., mutatis mutandis, Makaratzis/Yunanistan [BD], no.
50385/99, § 52, 20 Aralık 2004).
79. Đki baꢀvuranın, üzerlerine açılan ve diğer köylülerden sekizinin ölümü ile
sonuçlanan öldürücü ateꢀ altında yaralandıkları saptanmıꢀtır. Bu koꢀullar altında, kullanılan
gücün derecesi ve türü gözönüne alındığında, AĐHM hayatta kalmıꢀ olsalar bile baꢀvuranların,
hayatlarını riske sokan bir muameleden mağdur oldukları sonucuna varmıꢀtır. Sonuç olarak
AĐHS’nin 2. maddesi, baꢀvuranlar Đbrahim Akan ve Reꢀit Acar’a uygulanabilir.
3. Baꢀvuranların yakınlarının öldürülmesi ve Đbrahim Akan ve Reꢀit Acar’ın
yaralanmasına iliꢀkin
80. AĐHM, olayları çevreleyen ve olaylara dayanan durumların tam bir resmini çizmek
için olayların doğruluğunu kanıtlamayı gerekli görmemektedir. Yerel düzeyde sözkonusu
dava olaylarına iliꢀkin adli bir karar olduğunu (yukarıda kaydedilen paragraf 63) ve Strazburg
Davası sırasında, 25 Mayıs 2003 tarihli kararlarında Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin olayla
ilgili bulgularını gündeme getirecek ve Mahkeme’nin bu bulguları gözönüne almamasına
neden olacak hiçbir materyal gösterilmediğini gözlemlemiꢀtir (bkz., Klaas/Almanya, 22 Eylül tarihli karar, A Serisi no. 269, sayfa 17-18, § 30, ve Makaratzis, yukarıda kaydedilen, §
47).
81. Sonuç olarak, belli olaylar tam olarak açıklığa kavuꢀmasa dahi, AĐHM kendisine
sunulan tüm deliller ıꢀığında, yukarıda kaydedilmiꢀ olduğu gibi baꢀlangıç noktası olarak yerel
mahkemenin bulgularını gözönüne alarak olaylara dayanan ve delil niteliğinde olan yeterli
dayanaklar olduğu kanısındadır.
82. 2. maddenin ikinci paragrafından öngörülen kural dıꢀı durumların dıꢀında kalan
koꢀullar altında baꢀvuranların yakınlarının öldürülmüꢀ ve iki baꢀvuranın kanuna aykırı ꢀekilde
yaralanmıꢀ olduğu tartıꢀma götürmez bir gerçektir. 25 Mayıs 2003 tarihinde, Yargıtay’ın
sanığı beraat ettirmek için kararı feshetme yönünde verdiği kararı müteakip Denizli Ağır Ceza
Mahkemesi, balistik raporların sonuçlarına ve görgü tanıklarının ifadelerine dayanarak, sanık
durumunda olan on köy korucusunu suçlu bulmuꢀ ve onları ömür boyu hapse mahkum
etmiꢀtir (yukarıda kaydedilen paragraf 63). Köy korucularından sekizinin suçlu bulunduğu
yönündeki karar, Yargıtay tarafından onanmıꢀtır (yukarıda kaydedilen paragraf 66).
83. Ancak asıl konu, Hükümet’in ölümler ve kanun dıꢀı yaralamalar için sorumlu
tutulup tutulamayacağıdır. AĐHM köy korucularının, görevleri ve sorumlulukları ile resmi bir
mevkiye sahip olduklarını belirtmiꢀtir. Đdari olarak köy muhtarına tabidirler ve onun
denetimindedirler. Maaꢀları, hizmet karꢀılığı ianeleri ve tazminatları Đçiꢀleri Bakanlığı’nca
ödenir. Mesleki olarak, jandarma komutanının emri altındadırlar. Koruculara karꢀı gösterilen
direniꢀ, jandarmalara karꢀı gösterilen direniꢀ anlamına gelir. Askeri güçler ve güvenlik güçleri
ile birlikte görevlerini yerine getirirken, köy korucuları sözkonusu birimlerin emri altında, bu
birimlerde görevli olan kiꢀilerle aynı güce ve sorumluluğa sahiptirler (bkz., Avꢀar Kararı’nda
köy korucularının iꢀlevleri, görevleri ve sorumluluklarının tanımı, yukarıda kaydedilen, §§
271-81).
84. Bu bağlamda, AĐHM sivil gönüllülerin, polisin görevine benzer bir görevde
kullanılmalarının risk içerdiği sonucuna varmıꢀtır. Bu bakımdan, bölge jandarma komutanının
yargı yetkisi dıꢀında kalan görevlere dahil olan korucular üzerinde ne tür bir denetimin
uygulanabileceğinin açık olmadığı kanısındadır. Köy korucuları, jandarma ve polis
memurlarına uygulanabilir disiplin ve eğitim bünye dıꢀında görev aldıkları için, köy
korucularının kendi inisiyatifleri veya güvenlik güçlerinin emri altında görevlerini kasıtlı
olarak veya olmayarak kötüye kullanmalarına iliꢀkin ne tür önlemler olduğu da açık değildir
(bkz., mutatis mutandis, Avꢀar, yukarıda kaydedilen, §§ 413-14).
85. Sözkonusu dava bağlamında, AĐHM Midyat Cumhuriyet Savcısı’nın ifadesine
göre, jandarmaların olay mahallinde, kendisine boꢀ kovanları toplamada yardım etmediklerini
hatırlatmıꢀtır (yukarıda kaydedilen paragraf 41). Ayrıca, Denizli Ağır Ceza Mahkemesi son
verdiği kararında, jandarmaların terörizme karꢀı mücadele verirken kendileri ile birlikte
çalıꢀan suçluları savunmaya çalıꢀtıkları sonucuna varmıꢀtır ve buna bağlı olarak, AĐHM
verdikleri ifadeleri güvenilir bulmamıꢀtır (yukarıda kaydedilen paragraf 63). AĐHM,
jandarmaların, köy korucularının kanun dıꢀı eylemlerine tepki göstermemelerinin, sözkonusu
eylemlerin kabul edilmiꢀ olduğunu sonucunu ortaya koyduğu kanısındadır (bkz., mutatis
mutandis, Avꢀar, yukarıda kaydedilen, § 411).
86. Sözkonusu koꢀullar altında, AĐHM, Devlet’in baꢀvuranların yakınlarının
öldürülmesine ve iki baꢀvuranın öldürülmesine teꢀebbüs edilmesine iliꢀkin sorumluluğu
üstlenmesi gerektiği kanısına varmıꢀtır. Öldürmeler ve öldürme giriꢀimleri için hiçbir gerekçe
sunulmadığı için, AĐHM 2. maddenin ihlal edilmiꢀ olduğu sonucuna varmıꢀtır.
4. Olaya iliꢀkin gerekli soruꢀturmanın yapılmadığına dair iddia hakkında
87. AĐHM olaydan hemen sonra, Midyat Cumhuriyet Savcısı ve polis memuru
Hüseyin Coꢀar tarafından bir hazırlık soruꢀturması baꢀlatıldığını belirtmiꢀtir (yukarıda
kaydedilen paragraflar 13, 14 ve 16). Ancak, olayın ciddiyeti ve olay üzerine ıꢀık tutmaya
yardımcı olacak delilleri toplama ve kaydetme gereğine rağmen, birkaç ihmal ortaya
çıkarılmıꢀtır.
88. Jandarmaların, boꢀ kovanları toplama hususunda Midyat Cumhuriyet Savcısı’na
yardım etmemesinden dolayı, olay yerinden yalnızca altmıꢀ altı kovan toplanmıꢀ ve balistik
inceleme için gönderilmiꢀtir (yukarıda kaydedilen paragraf 41). 23 Haziran 1992 tarihli
balistik rapor bulgularına dayanarak, Mahkeme yirmi yedi köy korucusundan yalnızca onunu
teꢀhis etmeyi baꢀarabilmiꢀtir. Yetkili makamlar daha fazla kovan toplamıꢀ olsalardı, görgü
tanıklarının ifadelerine göre saldırıya on beꢀ ila yirmi kiꢀi dahil olduğu bilindiği için Ceza
Mahkemesi, ondan daha fazla sanığın olaya dahil olduğunu tespit edebilirdi (yukarıda
kaydedilen paragraflar 14 ve 16). Bu bakımdan, görgü tanıkları tarafından teꢀhis edilen köy
korucularından biri olan Cengiz Kaçmaz’ın suçlu bulunmuꢀ olan on sanık arasında olmadığı
da belirtilmelidir.
89. AĐHM, yukarıda kaydedilen unsurların, soruꢀturmanın sözkonusu bölümünün
güvenirliği ve eksiksizliğinde önemli bir aksaklık olduğunu gösterdiği kanaatindedir. Sonuç
olarak, bu durumun cezai takibat sırasında ağır ceza mahkemeleri tarafından yürütülen bir
soruꢀturma ile düzeltilip düzeltilmediğini incelemiꢀtir.
90. AĐHM, olayların normal akıꢀında, bağımsız ve tarafsız bir hakim huzurunda
çekiꢀmeli yargı ile gerçekleꢀen bir ceza duruꢀmasının, olayların tespit edilmesi ve ceza
sorumluluğunun yüklenmesini sağlayan etkin bir iꢀlemin en güçlü teminatlarını sağladığının
gözönünde tutulması gerektiğini hatırlatır (bkz. McKerr/Đngiltere, no. 28883/95, § 134, AĐHM
2001-III). Bununla birlikte, bir soruꢀturmadaki eksikliklerin bir Mahkeme’nin ölüm
sorumluluğu hususunda karara varmasını engelleyebileceği de unutulmamalıdır (bkz.,
Salman, yukarıda kaydedilen, uygun olmayan otopsi raporları ile ilgili paragraflar 106-09, ve
Mahkeme’ye ꢀüphelinin öldürülmeye dahil olduğunu ortaya koyan hiçbir delilin sunulmadığı
Kılıç/Türkiye, no. 22492/93, §§ 79-83, AĐHM 2000-III). Ancak sözkonusu davada, ꢀüpheliler
aleyhinde cezai takibat açılmıꢀtır ve ꢀüphelilerin onu suçlu bulunmuꢀtur. Đki köy korucusu
aleyhinde baꢀlatılan davanın devam etmesine rağmen (yukarıda kaydedilen paragraf 66),
hazırlık soruꢀturmasının, cinayetin faillerini teꢀhis etme ve aleyhlerinde cezai takibat
baꢀlatmada yetersiz kaldığı ileri sürülemez.
91. Bununla birlikte, AĐHM cezai takibatın yürütülmesinde bir takım önemli
noksanlıklar tespit etmiꢀtir. Özellikle, dava Ceza Mahkemesi’nde görülmeye baꢀlandığında,
Mahkeme tarafından yapılan giriꢀimlerin gevꢀek tutulduğu ve ağır ilerlediği sonucuna
varmıꢀtır. Bu bağlamda AĐHM, aꢀağıda kaydedilenleri belirtmiꢀtir:
(i) Cezai takibat, Cumhuriyet Savcısı’nın Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’ne yirmi yedi
köy korucusunu, cinayet ve birden fazla kiꢀiyi öldürmeye teꢀebbüs ile suçlayan bir iddianame
sunduğu 8 Temmuz 1992 tarihinde baꢀlamıꢀtır. Güvenlik gerekçeleriyle davanın Denizli Ceza
Mahkemesi’ne havale edilmesini müteakip mahkeme, 20 Kasım 2000 tarihinde ilk kararını
vermiꢀtir. Sonuç olarak, cezai takibatın ilk bölümü sekiz yıldan fazla sürmüꢀtür. Đki köy
korucusuna iliꢀkin davanın, halen Denizli Ceza Mahkemesi huzurunda beklemede olduğu
gözönüne alındığında, cezai takibatın toplam süresi halihazırda on iki yılı geçmiꢀtir.
(ii) Midyat Ağır Ceza Mahkemesi ve Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin sürekli talep
etmesine rağmen, Nusaybin Jandarma Komutanlığı’nda emanette bulundurulan silahlar,
balistik inceleme amacıyla Diyarbakır Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı’na, Mahkeme’nin
ilk emri ardından bir yıl sonra gönderilmiꢀtir (yukarıda kaydedilen paragraf 24 ve 42).
Sözkonusu süre boyunca, yetkili makamlar mahkeme’ye olayla ilgisi olmayan silahlar
göndererek, cezai takibat sürecini kesintiye uğratmıꢀtır (yukarıda kaydedilen paragraf 28).
(iii) Vücutlarında mermiler olan altı kurban bulunmaktadır. Dava bağlamında
sözkonusu delilin belirleyici rolü olmasına rağmen, bu altı mermiden yalnızca üçü
çıkarılmıꢀtır. Mahkeme adresini saptayamadığı için Đbrahim Akan, Mahkeme’ye çıkmamıꢀtır.
Diğer bir yandan, Salih Acar ve Erdal Acar’ın vücutlarında bulunmuꢀ olan mermilerin
çıkarılmaması ile ilgili hiçbir tatmin edici açıklama yapılmamıꢀtır.
(iv) Kurbanların vücutlarından çıkarılan mermilerin balistik incelemesi, sözkonusu
davada olayların saptanması hususunda büyük önem taꢀımaktadır. Ancak, Reꢀit Acar ve Sabri
Acar’ın vücutlarından çıkarılmıꢀ olan mermiler, laboratuara ulaꢀtığı sırada, uygun koꢀullar
altında muhafaza edilmemiꢀ oldukları için paslanmıꢀlardır. Sonuç olarak, laboratuar
sözkonusu mermilerin artık karꢀılaꢀtırmalı testler için kullanılamayacağı sonucuna varmıꢀtır
(yukarıda kaydedilen paragraf 45).
(v) Merhum Hasan Akay’ın otopsisi sırasında vücudundan çıkarılan mermi, balistik
inceleme için Adli Tıp Enstitüsü’ne hiç gönderilmemiꢀtir.
(vi) 20 Temmuz 1993 tarihinde mahkeme, Süleyman Acar’ın vücudunda yalnızca
mermi parçaları olduğunun farkına varmıꢀtır. Ancak, sözkonusu parçaların balistik
incelemesinin olumlu sonuçlar doğurmayacağı kararını vermiꢀ olmasına rağmen, mahkeme
beꢀ ay boyunca parçaların çıkarılmasına iliꢀkin doktorların görüꢀlerini almaya devam etmiꢀtir
(yukarıda kaydedilen paragraflar 43,44 ve 46).
92. Halen iki köy korucusuna iliꢀkin olarak dava devam ettiği halde, AĐHM on iki yıl
ardından ve hazırlık soruꢀturması sırasında ortaya çıkan noksanlıkları değerlendirerek,
sözkonusu iꢀlemlerin, özellikle de mevcut delilleri netleꢀtirip geliꢀtirerek soruꢀturmada
görülen eksiklikleri ortadan kaldırabileceği hususunda tatmin olmamıꢀtır.
93. Sonuç olarak, ceza soruꢀturmasının süresini, soruꢀturma sırasında görülen ciddi
noksanlıkları ve davadaki duruꢀma iꢀlemlerini gözönüne alan AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi
uyarınca Devlet’in usuli yükümlülüğünün ihlal edilmiꢀ olduğu sonucuna varmıꢀtır.
94. Sonuç itibarıyla, AĐHM, 2. maddenin ihlal edilmiꢀ olduğu kanısındadır.
II. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLMĐꢁ OLDUĞU
ĐDDĐASI
95. Baꢀvuranlar yerel Mahkemeler huzurunda, AĐHS’nin aꢀağıda kaydedilen 6.
maddesinin ihlaline neden olduğunu iddia ettikleri iꢀlem sürelerinin gereğinden fazla olması
hususunda ꢀikayette bulunmuꢀlardır:
“Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar… konusunda… bir
mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde… görülmesini istemek hakkına sahiptir.”
96. Ayrıca, baꢀvuranlar 38417/97 no.lu baꢀvuruda, Türkiye’de AĐHS’nin 2. ve 13.
maddelerinin ihlal edilmesi hususunda resmi olarak göz yumulan bir uygulama olduğuna
iliꢀkin ꢀikayette bulunmuꢀlardır. Türkiye’de olağanüstü hal bölgesine iliꢀkin durumlarda, bu
tür ihlallerin failleri aleyhinde baꢀlatılan cezai takibatların baꢀarısızlıkla sonuçlanmaya
mahkum olduğunu ve yetkili makamların kanun dıꢀı eylemlerini ve gücün kötüye kullanımını
engelleyemediğini belirtmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar iddialarını, AĐHS’nin 2. maddesi ile birlikte
13. maddeye dayandırmıꢀtır. 13.madde aꢀağıda kaydedildiği gibidir:
“Bu Sözleꢀme’de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi
görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal bir
makama etkili bir baꢀvuru yapabilme hakkına sahiptir.”
97. Baꢀvuranlar, herkese makul bir süre içerisinde adil ꢀekilde yargılanma hakkını
temin eden 6. maddenin, iꢀlemlere müdahale etme haklarını kullanmıꢀ olan baꢀvuranlar için
de geçerli olduğunu ileri sürmüꢀlerdir. Yakınlarının öldürülmesine iliꢀkin olan ve on iki
yıldan fazla süren duruꢀmanın, Yargıtay’da devam ettiğini ve bu durumun, davanın
karmaꢀıklığı veya yürütülmesi ile açıklanamayacağı hususunda ꢀikayette bulunmuꢀlardır.
98. Hükümet, cevabının, dava hususunda devam etmekte olan cezai takibat
kısıtlamaları nedeni ile sınırlanmak durumunda kaldığı kanısındadır. Ancak, davanın oldukça
karmaꢀık olduğunu belirtmiꢀtir. Olayların gayet ciddi niteliği, uzamalarına sebep olacak
ꢀekilde, iꢀlemlerin özel bir biçimde ele alınmasını haklı çıkarmıꢀtır. Hükümet, sanıklara ve
farklı ꢀehirlerde yaꢀayan ꢀikayet sahiplerine ulaꢀmada çekilen güçlükler nedeni ile iꢀlemlerin
çabuk bir biçimde sonlandırılamadığını gözlemlemiꢀtir. Ayrıca, “adaletin uygun ꢀekilde
yerine getirilmesi” gereği ile davanın baꢀka bir Mahkeme’ye havale edilmesi gerekli
görülmüꢀtür.
99. AĐHM, baꢀvuranların AĐHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca mağduriyetlerinin,
soruꢀturmadan sorumlu makamların, baꢀvuranların yakınlarının ölümüne iliꢀkin tutumları ve
bu tutumların, olay sonucu yaꢀadıkları mağduriyeti telafi edecek yollara eriꢀmeleri üzerindeki
etkilerine iliꢀkin olduğunu gözlemlemiꢀtir. Dolayısıyla, baꢀvuranların 6. maddeye dayanan
ꢀikayetlerini, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca Sözleꢀmeci Devletler üzerindeki genel
yükümlülükle bağlantılı olarak incelemek daha uygundur. Hayatın korunmasını isteme
hakkının önemi gözönüne alındığında 13. madde, uygun olan durumlarda tazminat
ödenmesine ek olarak, yaꢀam mahrumiyetinden sorumlu olanların teꢀhis edilmesi ve
cezalandırılmasını ve ꢀikayet sahibinin, soruꢀturma prosedürüne etkin ꢀekilde eriꢀimini
sağlayacak tam ve etkin bir soruꢀturma yapılmasını gerektirir (bkz. Kaya, yukarıda
kaydedilen, sayfa 330-31, § 107).
100. Sözkonusu davada sunulan deliller temel alındığında, AĐHM Hükümet’in
AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca, baꢀvuranların yakınlarının ölümü ve iki baꢀvuranın
öldürülmesine teꢀebbüsten sorumlu olduğu kanısına varmıꢀtır.
101. AĐHM, olaydan kısa süre sonra, Cumhuriyet Savcısı’nın yetkisi altında bir
hazırlık soruꢀturması yürütülmeye baꢀlandığı halde, cezai takibatta bir takım aksaklıklar
olduğunu gözlemlemiꢀtir. AĐHM özellikle, olaydan yaklaꢀık on iki yıl sonra, köy
korucularından bazıları görgü tanıkları tarafından teꢀhis edilmiꢀ olduğu halde, cezai takibatın
sonuçlandırılmadığını belirtmiꢀtir. Yukarıda kaydedilen nedenlerden dolayı (87 ve 94.
paragraflar arası), yükümlülükleri 2. madde tarafından öngörülen soruꢀturma
yükümlülüğünden daha kapsamlı olan 13. madde gereklerini yerine getirecek etkin bir ceza
soruꢀturması yürütülmüꢀ olduğu kabul edilemez (bkz. Kaya, yukarıda kaydedilen, sayfa 330-
31, § 107).
102. Sonuç olarak AĐHM, sözkonusu davada baꢀvuranların, AĐHS’nin 2. maddesine
dayanan ꢀikayetleri hususunda etkin bir iç hukuk yolundan ve buna bağlı olarak, adil tazmin
talebini de kapsayan diğer yollara eriꢀmekten mahrum bırakıldıkları sonucuna varmıꢀtır.
103. Dolayısıyla, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
104. Baꢀvuranlar, güvenlik güçlerinin yaptığı iddia edilen baskı sonucunda
köylerinden ayrılmak zorunda kalmaları sebebiyle özel ve aile hayatlarına saygı gösterilmesi
haklarının ihlal edildiğinden ꢀikayetçi olmuꢀlardır. AĐHS’nin 8. maddesine dayanmaktadırlar,
sözkonusu madde ꢀöyledir:
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleꢀmesine saygı gösterilmesi hakkına
sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu
emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç iꢀlenmesinin önlenmesi,
sağlığın veya ahlakın veya baꢀkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir
toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüꢀ olmak koꢀuluyla söz konusu olabilir.”
105. Hükümet, baꢀvuranın akrabalarından birinin ifadesine atıfta bulunarak (yukarıda
52. paragraf), baꢀvuranların güvenlik görevlileri ya da köy korucuları tarafından tehdit
edilmediğini ve köylerini terk etmek zorunda bırakılmadıklarını öne sürmüꢀtür.
106. AĐHM, kendisine sunulan kanıtlar ıꢀığında, baꢀvuranların iddialarını incelemiꢀtir
fakat, AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmayı gerektirecek yeterli somut bir
temeli olmadığı kanısındadır.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
107. AĐHS’nin 41. maddesi ꢀöyledir:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili
Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme,
gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Maddi tazminat
108. Merhum Hasan Akay’ın eꢀi olan baꢀvuran Selime Akay, kendisi ve olay meydana
geldiğinde 1 ve 12 arası yaꢀlarda olan yedi çocuğu adına tazminat talebinde bulunmuꢀtur. Bir
eꢀ ve baba olarak Hasan Akay’a bağımlı olduklarını öne sürmüꢀtür. Hasan Akay, çiftçilik ve
tır ꢀoförlüğü yaparak ailesine destek olmaktaydı. Selime Akay, asgari ücreti, uygulanabilir
faiz oranını ve Dolar döviz kurunu dikkate alarak 31,409 Dolar tazminat talebinde
bulunmuꢀtur. Ayrıca, mülkten mahrum kalma ve baꢀka bir ꢀehirde barınma masrafları için
baꢀvuran, 15,785 Dolar talep etmiꢀtir.
109. Merhum Mehmet Ağırman’ın eꢀi olan Hanıme Ağırman isimli baꢀvuran, kendisi
ve olay meydana geldiğinde 1 ve 11 arası yaꢀlarda olan altı çocuğu adına tazminat talebinde
bulunmuꢀtur. Ölen eꢀinin, ailesini çiftçilik ve minibüs ꢀoförlüğü yaparak geçindirdiğini ifade
etmiꢀtir. Hanıme Ağırman, asgari ücret, uygulanabilir faiz oranı ve Dolar döviz kurunu
dikkate alarak 31,041 Dolar talep etmiꢀtir. Ayrıca, mülkten mahrum kalma ve baꢀka bir
ꢀehirde barınma masrafları için, baꢀvuran, 11,285 Dolar talep etmiꢀtir.
110. Merhum Đsmet Acar’ın kardeꢀi olan baꢀvuran Osman Acar, kendisi, Đsmet
Acar’ın eꢀi ve olayın meydana geldiği tarihte 1 ve 11 yaꢀları arasında olan altı çocuğu adına
tazminat talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran, Đzmir’de ikamet etmesine rağmen Çalpınar’da kiraya verdiği bir arsanın
sahibi olduğunu ifade etmiꢀtir. Olayın meydana gelmesinin ardından mülkünü bırakmak
zorunda kalması dolayısıyla, gelir kaybına iliꢀkin olarak 4,500 Dolar talep etmiꢀtir. Vefat
eden kardeꢀi Đsmet Acar’ın, çiftçilik ve minibüs ꢀoförlüğü yaparak ailesini geçindirdiğini
belirtmiꢀtir. Asgari ücreti, uygulanabilir faiz oranını ve Dolar döviz kurunu dikkate alarak,
Osman Acar, merhum erkek kardeꢀinin varisleri adına 24,199 Dolar talep etmiꢀtir. Ayrıca,
Đsmet Acar’ın eꢀi ve altı çocuğunun mülklerinden yoksun bırakılmaları ve baꢀka bir ꢀehirdeki
barınma masrafları için 15,785 Dolar talep etmiꢀtir.
111. Merhum Abdülkadir Akan’ın eꢀi olan baꢀvuran Cihan Akan, kendisi ve olayın
meydana geldiği tarihte 1 ve 5 arasında yaꢀlarda olan dört çocuğu adına tazminat talep
etmiꢀtir. Ölen eꢀinin çiftçilik yaparak ailesini geçindirdiğini ifade etmiꢀtir. Dolar için geçerli
uygulanabilir döviz kurunu ve asgari ücreti dikkate alarak Cihan Akan 30,605 Dolar talep
etmiꢀtir. Mülkten yoksun bırakılma ve baꢀka bir ꢀehirde barınma masraflarına iliꢀkin olarak
15,785 Dolar talep etmiꢀtir.
112. Merhum Mehmet Emin Acar’ın kızı olan baꢀvuran Elife Akalan (Acar), kendisi,
annesi ve olayın meydana geldiği tarihte 1 ve 12 yaꢀları arasında olan erkek kardeꢀleri adına
tazminat talebinde bulunmuꢀtur Vefat eden babasının çiftçilik ve tır ꢀoförlüğü yaparak ailesini
geçindirdiğini ifade etmiꢀtir. Uygulanabilir faiz oranını, Dolar için geçerli döviz kurunu ve
asgari ücreti dikkate alarak, Elife Akalan, 26,301 Dolar talep etmiꢀtir. Ayrıca, mülkten yoksun
bırakılma ve baꢀka bir ꢀehirde barınma masraflarına iliꢀkin olarak 15,785 Dolar talep etmiꢀtir.
113. Olayın meydana geldiği tarihte 11 yaꢀında olan baꢀvuran Mehmet Ali Akan,
merhum Mehmet Akan’ın oğludur. Kendisi ve babasının diğer varisleri adına tazminat
talebinde bulunmuꢀtur. Vefat eden babasının çiftçilik yaparak ailesini geçindirdiğini ifade
etmiꢀtir. Olayın meydana geldiği tarihte ailede rüꢀtünü ispatlamamıꢀ tek kiꢀinin kendisi
olduğunu ve dolayısıyla babasına bağımlı olduğundan hareketle, mali destek kaybından dolayı
tazminat talebinde bulunmuꢀtur. Asgari ücreti, uygulanabilir faiz oranını ve Dolar dönüꢀüm
kurunu dikkate alarak, kendisi ve babasının diğer varisleri adına 295 Dolar tazminat talep
etmiꢀtir. Ayrıca, mülkten yoksun bırakılma ve baꢀka bir ꢀehirde barınma masraflarına iliꢀkin
olarak 15,785 Dolar talep etmiꢀtir.
114. Yine, Mehmet Akan’ın oğlu olan baꢀvuran Hüseyin Akan, herhangi bir zarara
uğramadan olayı atlatmıꢀtır. Baꢀka bir ꢀehre yerleꢀmeye iliꢀkin olarak baꢀvuran 3,000 Dolar
tazminat talep etmiꢀtir.
115. Baꢀvuran Đbrahim Akan, olay esnasında yaralanmıꢀtır ve vücudunda hala mermi
bulunmaktadır. Tıbbi masraflarına iliꢀkin olarak baꢀvuran 3,000 Dolar talep etmiꢀtir. Ayrıca,
mülkten yoksun bırakılma ve baꢀka bir ꢀehirde barınma masraflarına iliꢀkin olarak 15,785
Dolar talep etmiꢀtir.
116. Olay esnasında yaralanmasına bağlı olarak bir bacağını kaybeden baꢀvuran Reꢀit
Acar, çalıꢀma kapasitesinin % 35’ini kaybetmiꢀtir. Tıbbi masrafları ve iꢀ göremezlik
durumunu dikkate alarak 24,893 Dolar tazminat talep etmiꢀtir. Ayrıca, baꢀka bir ꢀehirde
barınma masraflarına iliꢀkin olarak baꢀvuran 15,785 Dolar tazminat talep etmiꢀtir.
117. Merhum Hasan Akay’ın erkek kardeꢀi olan baꢀvuran Mehmet Akay olayda hafif
yaralanmıꢀtır. Baꢀka bir ꢀehirde barınma masraflarına iliꢀkin olarak baꢀvuran 3,000 Dolar
tazminat talep etmiꢀtir.
118. Hükümet, baꢀvuranların iddialarını destekleyecek herhangi bir kanıt sunmadığını
ifade etmiꢀtir. Talep edilen tazminatların abartılı olduğunu öne sürmüꢀtür.
119. AĐHM, baꢀvuranlarca iddia edilen zarar ile tespit edilen AĐHS ihlali arasında bir
sebep-sonuç iliꢀkisi olması gerektiğini ve bunun, eğer uygun ise, gelir kaybına iliꢀkin
tazminatı kapsayabileceğini hatırlatır (bkz diğerlerinin yanı sıra Barbéra, Messegué ve
Jabardo – Đspanya (50. madde), 13 Haziran 1994 kararı, Seri A no. 285-C, ss.57-58, §§ 16-
20) ve yukarıda anılan Salman, § 137).
120. AĐHM (86. paragrafta), AĐHS’nin 2. maddesi bağlamında, yetkililerin,
baꢀvuranların akrabalarının ölümünden ve iki baꢀvuranın yaralanmasından sorumlu olduğunu
belirtmiꢀtir. 2. maddenin ihlali ile kurbanların arkada bıraktıkları eꢀlerine ve çocuklarına
sağladıkları maddi desteğin kaybı arasında doğrudan bir sebep-sonuç iliꢀkisi bulunduğu
kanısındadır. AĐHM, eğer hayatta olsalardı, ailelerinin geçimine katkı sağlama imkanına sahip
olabileceklerini kabul etmektedir.
121. Baꢀvuranlar tarafından iddialarını desteklemek amacıyla sunulmuꢀ olan belgeler
ıꢀığında ve eꢀitliğe iliꢀkin mülahazalarını dikkate alarak AĐHM, baꢀvuranlara izleyen maddi
tazminat miktarlarının ödenmesine karar vermiꢀtir:
(a) Selime Akay ve yedi çocuğuna 24,000 Euro;
(b) Hanıme Ağırman ve altı çocuğuna 23,500 Euro;
(c) Đsmet Acar’ın eꢀi ve altı çocuğu için, Osman Acar’a 18,000 Euro;
(d) Cihan Akan ve dört çocuğuna 23,000 Euro;
(e) Elife Akalan (Acar) ve sekiz çocuğuna 23,000 Euro;
(f) Mehmet Ali Akan’a 200 Euro;
(g) Reꢀit Acar’a 19,000 Euro.
122. Ayrıca AĐHM, baꢀvuran Đbrahim Akan’ın olayda yaralanmıꢀ olduğunun
belirlenmiꢀ olmasına rağmen, tıbbi masrafları kanıtlanmadığından dolayı, uğradığı maddi
zarara iliꢀkin herhangi bir tazminat ödenmemesine karar vermiꢀtir.
123. Baꢀvuranların mülklerinden yoksun kalmak ve baꢀka bir ꢀehirde barınmaya
iliꢀkin masraflarıyla ilgili iddialarına istinaden, AĐHM, bu bağlamda bir AĐHS ihlali tespitini
destekleyecek yetersiz somut temeller bulunduğunu hatırlatır (yukarıdaki 106. paragraf). Buna
göre, baꢀvuranın bu bağlamda yaptığı iddiayı reddeder.
B. Manevi Tazminat
124. Baꢀvuran Selime Akay, Hasan Akay’ın eꢀi olarak kendisi, ve yedi çocuğu için
100,000 Dolar manevi tazminat talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran Hanıme Ağırman, Mehmet Ağırman’ın eꢀi olarak, kendisi ve altı çocuğu
için 100,000 Dolar manevi tazminat talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran Osman Acar, Đsmet Acar’ın kardeꢀi olarak, kendisi için ve merhumun eꢀi ve
altı çocuğu için 110,000 Dolar talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran Cihan Akan, Abdülkadir Akan’ın eꢀi olarak, kendisi ve dört çocuğu için
110,000 Dolar manevi tazminat talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran Elife Akalan (Acar), Mehmet Emin Acar’ın kızı olarak, kendisi, annesi ve
yedi erkek kardeꢀi için 100,000 Dolar manevi tazminat talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran Mehmet Ali Akan, Mehmet Akan’ın oğlu olarak, kendisi, annesi ve altı
erkek kardeꢀi için 100,000 Dolar manevi tazminat talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran Hüseyin Akan, kendisi için 10,000 Dolar manevi tazminat talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran Đbrahim Akan, olay sırasında aldığı tahribattan ötürü çektiği acıya iliꢀkin
olarak 30,000 Dolar manevi tazminat talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran Reꢀit Acar, olay sırasında aldığı tahribattan ötürü çektiği acıya ve akabinde
bacağını kaybetmesine iliꢀkin olarak 50,000 Dolar manevi tazminat talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran Mehmet Akay, kendisi için 10,000 Dolar manevi tazminat talep etmiꢀtir.
125. Hükümet bu miktarların haddinden fazla olduğunu ileri sürerek itiraz etmiꢀtir.
126. AĐHM, yetkililerin, baꢀvuranların bazılarının yaralanması ve akrabalarının
öldürülmesinden sorumlu olduğunu tespit ettiğini hatırlatır. Bu bağlamda 2. madde ihlallerine
ek olarak, AĐHM, yetkililerin etkili bir soruꢀturma ve bu hususlarla ilgili olarak iç hukuk yolu
sağlamadığını ve bunun AĐHS’nin 2. maddesindeki usuli yükümlülüğü ve 13. maddeyi ihlal
ettiğini tespit etmiꢀtir. Bu koꢀullarda ve kıyaslama yapılabilecek diğer davalardaki tazminatı
göz önüne alarak, AĐHM, eꢀitlik temelinde, izleyen beꢀ baꢀvuranın her birine 30,000 Euro
manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir: Selime Akay, Hanıme Ağırman, Cihan Akan,
Elife Akalan ve Mehmet Ali Akan.
AĐHM, aynı zamanda, eꢀitlik temelinde, baꢀvuran Osman Acar tarafından muhafaza
edilmek üzere, Đsmet Acar’ın eꢀi ve çocukları için 26,000 Euro manevi tazminat ödenmesine
karar vermiꢀtir. Đzmir’de ikamet eden baꢀvuran Osman Acar’ın olay esnasında bulunmadığını
ancak yerel iꢀlemlerde mevcut olduğunu hatırlatır. Bu ꢀartlarda, Osman Acar’a 4,000 Euro
ödenmesine karar vermiꢀtir.
Bu davanın bütün koꢀullarını göz önüne alarak, AĐHM, baꢀvuranlar Reꢀit Acar,
Đbrahim Akan ve Mehmet Akay’ın, yalnızca ihlal tespitleri ile tazmin edilemeyecek manevi
zarara uğradığını kabul eder. Eꢀitlik temelindeki değerlendirmesi sonucunda, AĐHM, Reꢀit
Acar’a 20,000 Euro, Đbrahim Akan’a 10,000 Euro ve Mehmet Akay’a 5,000 Euro ödenmesine
karar vermiꢀtir. Hüseyin Akan’ın iddiasıyla ilgili olarak, AĐHM, baꢀvuranın Mehmet Akan’ın
oğlu olduğunu, vefat etmiꢀ olan Mehmet Akan’a iliꢀkin olarak, annesi ve Hüseyin Akan dahil
olmak üzere altı erkek kardeꢀi için tazminat talep eden Mehmet Ali Akan’a halıhazırda
tazminat ödenmesine karar verildiğini gözlemler. Buna göre, bu baꢀlık altında Hüseyin
Akan’a ek bir tazminat ödenmeyecektir.
C. Mahkeme Masrafları
127. Baꢀvuranlar, AĐHS kurumlarında davalarının hazırlanması ve sunumuna iliꢀkin
masraflar ve ücretler için toplam 9,800 Dolar talep etmiꢀtir. Bu tutar, temsilcilerinin ücretleri
(yaklaꢀık olarak 90 saatlik bir çalıꢀma için 9,000 Dolar) ve telefon konuꢀmaları, posta,
fotokopi, kırtasiye, ulaꢀım ve bilirkiꢀi ücretini (800 Dolar) kapsamaktadır.
128. Hükümet, bu miktarların haddinden fazla ve kanıtlanmamıꢀ olduğunu ifade
etmiꢀtir. Baꢀvuranlar tarafından iddialarını kanıtlayacak hiçbir makbuz veya belge
sunulmadığını ileri sürmüꢀtür.
129. AĐHM, masraflar gerçekten ve gerekli olduğu için yapılmıꢀ olduğu sürece ve
miktar açısından makul ise ödeme yapacaktır (Sawicka – Polonya, no. 37645/97, § 54, 1 Ekim
2002). Elindeki bilgiler temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda, AĐHM, idari masraflar
ve harcamalara iliꢀkin yapılan taleplerin gerektiği için yapıldığı ve miktar açısından makul
olduğu kanısındadır.
130. Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, Avrupa Konseyi’nden adli yardım olarak
alınan (önceden 5,000 Fransız frankına eꢀdeğer olan) 762 Euro çıkarılmak üzere 7,400 Euro
ödenmesine karar vermiꢀtir.
D. Gecikme faizi
131. AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek
suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak benimsenmesine karar vermiꢀtir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvuranların akrabalarının ölümü ve Đbrahim Akan ve Reꢀit Acar’ın yaralanmasına
iliꢀkin olarak AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
2. yetkililerin sözkonusu ölümlere ve yaralanmalara iliꢀkin olarak yeterli ve etkili bir
soruꢀturma yapmamasından ötürü AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
3. baꢀvuranın AĐHS’nin 6 § 1. maddesine iliꢀkin olarak yaptığı ꢀikayetin
değerlendirilmesinin gerekli olmadığına;
4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5. AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
6. (a) sorumlu Devlet’in, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca bu kararın kesinleꢀtiği
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek ve
baꢀvuranların Türkiye’deki banka hesaplarına yatırılmak üzere,
- zararlar için,
(i) Selime Akay’a 24,000 Euro (yirmi dört bin Euro) maddi, 30,000 Euro (otuz bin
Euro) manevi tazminat;
(ii) Hanıme Ağırman’a 23,500 Euro (yirmi üç bin beꢀ yüz Euro) maddi, 30,000 Euro
(otuz bin Euro) manevi tazminat;
(iii) Đsmet Acar’ın varisleri için Osman Acar’a 18,000 Euro (on sekiz bin Euro) maddi
tazminat ve 26,000 Euro (yirmi altı bin Euro) manevi tazminat, ve Osman Acar’a, kendisi için
4,000 Euro (dört bin Euro);
(iv) Cihan Akan’a 23,000 Euro (yirmi üç bin Euro) maddi, 30,000 Euro (otuz bin
Euro) manevi tazminat;
(v) Elife Akalan’a (Acar) 23,000 Euro (yirmi üç bin Euro) maddi, 30,000 Euro (otuz
bin Euro) manevi tazminat;
(vi) Mehmet Ali Akan’a 200 Euro (iki yüz Euro) maddi, 30,000 Euro (otuz bin Euro)
manevi tazminat;
(vii) Đbrahim Akan’a 10,000 Euro (on bin Euro) manevi tazminat;
(viii) Reꢀit Acar’a 19,000 Euro (on dokuz bin Euro) maddi, 20,000 Euro (yirmi bin
Euro) manevi tazminat;
(ix) Mehmet Akay’a 5,000 Euro (beꢀ bin Euro) manevi tazminat;
-mahkeme masraflarına iliꢀkin olarak,
Avrupa Konseyi’nden alınmıꢀ adli yardım olan 762 Euro (yedi yüz altmıꢀ iki Euro)
çıkarılmak üzere bütün baꢀvuranlara toplam 7,400 Euro (yedi bin dört yüz Euro); ve
-yukarıdaki miktarlara uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için
Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek
oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
7. baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine karar vermiꢀtir.
Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve 24 Mayıs 2005 tarihinde Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77
§§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
Michael O’BOYLE
Sekreter
Nicolas BRATZA
Baꢀkan
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło