36115/97

WyrokETPCz2004-04-22ECLI:CE:ECHR:2004:0422JUD003611597

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy 20-dniowy areszt bez kontroli sądowej i brak skutecznego środka odwoławczego naruszyły prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego (art. 5 ust. 3 i 4 Konwencji)? Czy brak dostępu do adwokata w początkowych fazach postępowania naruszył prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 i 3 lit. c Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że 20-dniowy areszt skarżącego bez interwencji sądowej był zbyt długi i arbitralny, nawet w kontekście przestępstw terrorystycznych, naruszając art. 5 ust. 3 Konwencji. Stwierdził również naruszenie art. 5 ust. 4, ponieważ skarżący nie miał dostępu do skutecznego środka odwoławczego w celu zakwestionowania legalności swojego zatrzymania. Natomiast w odniesieniu do art. 6, Trybunał ocenił całokształt postępowania krajowego i doszedł do wniosku, że pomimo początkowego braku dostępu do adwokata, skarżący miał później możliwość przedstawienia swojej obrony, odrzucenia zeznań uzyskanych w areszcie i był reprezentowany przez prawnika, co zapewniło ogólną rzetelność procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Nesih Sarıkaya, urodzony w 1971 roku, został aresztowany 7 września 1996 roku w ramach operacji przeciwko PKK. Został oskarżony o przynależność do nielegalnej organizacji zbrojnej, a podczas przeszukania znaleziono przy nim broń i kupony na fundusze PKK. Był przetrzymywany przez 20 dni bez kontroli sądowej, a jego areszt był kilkukrotnie przedłużany. W trakcie przesłuchań przyznał się do niektórych działań PKK, ale później twierdził, że zeznania zostały wymuszone torturami i odmówił składania dalszych wyjaśnień bez adwokata. Został skazany na karę śmierci, zamienioną na dożywocie, za działania mające na celu naruszenie integralności państwa.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdza: naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji; naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji; brak naruszenia art. 6 ust. 1 i 3 lit. c Konwencji. Trybunał zasądza na rzecz skarżącego 7 500 EUR tytułem szkody majątkowej i niemajątkowej oraz 2 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. Pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie zostają oddalone.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   Sarıkaya - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:36115/97)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   İŞLEMLER   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no:36115/97) başvuru no’lu   davanın nedeni Türkiye Cumhuriyeti uyruklu Nesih Sarıkaya (“Başvuran”), 12   Mart 1997 tarihinde insan Haklan ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesinin   “AİHS” (“Sözleşme”) 25.maddesi gereğince Avrupa insan Hakları   Mahkemesi’ne “AİHM” yaptığı başvurudur.   Başvuran İstanbul’da avukat olan Sn. Ş. Turan ve M. İriz tarafından   temsil edilmiştir.   OLAYLAR   l. DAVA KOŞULLARI   Kürt asıllı başvuran 1971 yılında doğmuştur.   A. Başvuranın tutuklanması, göz altına alınması ve hapsi   Eylül 1996 tarihinde saat 1’e doğru, PKK’ya düzenlenen operasyon   çerçevesinde düzenlenen ve başvuranın, Nesih Sarıkaya, Azat-Tatoz kod   adıyla beraber imzasını taşıyan tutuklama ve arama tutanağında Erzurum   Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele şubesi polisleri tarafından başvuranın   evinin arandığı ve başvuranın yasadışı silahlı örgüte mensup olduğu için göz   altına alındığı yer almaktadır.   Eylül 1996 tarihinde saat 5’te düzenlenen arama tutanağında bir   tabanca, şarjör ve PKK için toplanan paralara ilişkin 127 kupon ele geçirildiği   belirtilmiştir.   Başvuranın üstünün aranmasına ilişkin düzenlenen tutanakta, “Erzurum   Bölge Koordinasyonu” antetli ve “devrimci sevgi ve saygılarımla” ifadesiyle   başvuranın imzasını taşıyan el yazısı bir belgeye el konulduğu ifade edilmiştir.   Aynı gün saat 5’e doğru düzenlenen ve başvuranın imzasını taşıyan yer   gösterme ve zaptetme tutanağında, başvuranın, Ön soruşturma sırasında   üzerinde bir tabanca ve PKK adına toplanan bir miktar para bulunduğunu   ifade ettiği belirtilmiştir.   Eylül 1996 tarihinde Emniyet Müdürlüğünün talebi üzerine Erzurum   Savcılığı   başvuranın gözaltı süresini 16 Eylül 1996 tarihine kadar uzatmıştır.   Başvuran 9 Eylül 1996 tarihinde saat 10’da Erzurum Devlet   hastanesinde doktor muayenesinden geçmiştir. Muayene raporunda   başvuranın vücudunda hiçbir darp izine rastlanılmadığı belirtilmiştir.   Yine 9 Eylül 1996 tarihinde Emniyet Müdürlüğünün talebi üzerine   başvuranın üstünün arandığı sırada ele geçirilen el yazısı belgenin aslıyla ilgili   uzman raporu soruşturma dosyasına konulmuştur. Bu raporda, başvuranın   söz konusu belgeyi “Erzurum bölgesi cephe sorumlusu”na kendi eliyle yazdığı   saptanmıştır.   Eylül 1996 tarihinde düzenlenen başvuran ile yaylacıların   yüzleştirilmesine ilişkin tutanakta, yaylacıların kendilerinden zorla para   toplayan kişiler arasında Nesih Sarıkaya’nın da bulunduğunu teşhis   edemediklerini ifade etmişlerdir.   _________________________________________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından   yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber   olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan   amaçlarla alıntılanabilir.   Başvuran ile göçerler arasında ikinci kez düzenlenen ve tarihi belli   olmayan yüzleştirme tutanağında ise, yaylacılar kendilerinden zorla para   toplayan kişiler arasında Nesih Sarıkaya’nın da bulunduğunu ifade etmişlerdir.   Eylül 1996 tarihinde saat 13:00’de düzenlenen tutanakta başvuranın   emniyet müdürlüğü polisleri tarafından Erzurum Jandarma Komutanlığı   jandarmalarına teslim edildiği belirtilmiştir.   ve 20 Eylül 1996 tarihlerinde Erzurum Jandarma Komutanlığının   talebi üzerine yetkili savcılık başvuranın göz altı süresini sırasıyla sekiz ve altı   gün uzatmıştır.   Jandarma tarafından düzenlenen ve başvuranın imzasını taşıyan 16 ve   Eylül 1996 tarihli ifade tutanaklarında başvuranın PKK bünyesinde   faaliyette bulunduğu belirtilmiştir. Başvuran ifadelerinde 1992 tarihinde PKK’ya   girdiğini ve Şubat 1993’de güvenlik kuvvetleriyle çatışma, Temmuz 1993’de   yol inşaatında kullanılan iki kamyonun ateşe verilmesi, Ağustos 1993’de   ayrımcı propaganda yapmak amacıyla bölgedeki halkı bir araya getirme, Ekim   1993’de güvenlik güçleriyle silahlı çatışma ve bir köye silahlı saldırı ve adam   kaçırma, 20-21 Ekim 1993’de üç ilkokulun ateşe verilmesi, 14 Ekim 1993’de   bir buldozeri ateşe verme girişimi, 27-30 Ekim 1993’de iki mezraya silahla   ateş açma ve bir evin ateşe verilmesi, Haziran 1994’de güvenlik güçleriyle   silahlı çatışma, 21-22 Haziran 1995’de üç askerin yaralanmasına yol açan   güvenlik kuvvetleriyle silahlı çatışma, 20-27 Temmuz 1995’de iki kişinin   kaçırılması, Temmuz 1995’de bir köye silahlı saldırı, 3 Eylül 1996’da   yaylacıların paralarının silahla gasp edilmesi eylemlerine katıldığını   bildirmiştir.   Eylül 1996 tarihinde Erzurum Jandarması Cumhuriyet Savcısından,   Bingöl Jandarmasının başvuranın bu bölgede gerçekleştirdiği eylemler   hakkında soruşturma yapılması için başvuranın naklini talep etmesi nedeniyle,   göz altı süresinin uzatılmasını istemiştir. Savcı göz altı süresini 27 Eylül 1996   tarihine kadar uzatma kararı almıştır.   Başvuran 20 Eylül 1996 tarihinde saat 20:35’de Erzurum Devlet   Hastanesinde doktor kontrolünden geçmiştir. Muayene raporunda başvuranın   vücudunda hiçbir darp veya cebir izine rastlanılmadığı belirtilmiştir.   Eylül 19969 tarihinde başvuranı askeri bir doktor muayene etmiş ve   doktor, başvuranın vücudunda hiç bir darp izine rastlamadığını belirtmiştir.   Başvuran 27 Eylül 1996 tarihinde Erzurum Cumhuriyet Savcısı   tarafından dinlenmiştir. Başvuran davanın bu aşamasında avukatının   bulunmamasından dolayı ifade vermeyi reddetmiştir. Savcı sorgu hakiminden   başvuranın tutuklanmasını talep etmiştir.   Aynı gün, başvuran Erzurum Asliye Ceza Mahkemesi hakimi önüne   çıkarılmış ve hakim, başvuranın PKK mensubu olmaktan ve silah zoruyla   soygun yapmaktan tutuklanmasına ve kararın başvuranın yakınlarına   bildirilmesine karar vermiştir. Başvuran avukatının bulunmadığını ileri sürerek   ifade vermeyi reddetmiştir.   Başvuran, 27 Eylül 1996 tarihinde tutuklanarak Erzurum Cezaevine   gönderilmiştir.   Emniyet Müdürlüğü tarafından Savcı için düzenlenen ve üzerinde “gizli”   ibaresi bulunan Aralık 1996 tarihli tutanakta, 1993’de Hasanpaşa (Muş)   köyünde oturan bir köylüyü Nesih Sarıkaya’yla birlikte öldürdüğünü kabul   eden bir PKK’lının itirafı yer almaktadır.   Başvuranın üstünün aranmasına ilişkin Erzurum E-tipi Cezaevi   yetkililerinin düzenlediği 3 Ekim 1996 tarihli tutanakta, başvuranın üzerinde   bulunan kurşun kalemle yazılmış iki sayfa nota el konduğu ifade edilmiştir.   B. Başvuranın mahkumiyeti   1. Erzincan DGM önünde başvurana karşı açılan ceza davası   Erzincan DGM, 25 Ekim 1996 tarihinde, başvuranın kamu düzenini   bozan faaliyetlerde bulunması gerekçesiyle başvuran hakkındaki tutukluluk   kararının korunmasına karar vermiştir.   Cumhuriyet savcısı Türk Ceza Kanunun “TCK” 125. maddesi gereğince   Kasım 1996 tarihli iddianameyle başvuranı ayrımcılık yapmak ve devletin   bölünmez bütünlüğüne zarar vermekle itham etmiştir.   Başvuran 30 Ocak 1997 tarihli oturumda göz altı sırasında alınan   ifadelerine işkence altında ve zorla alındığı gerekçesiyle itiraz etmiştir.   Başvuran kendi hazırladığı savunmasını okumuştur. Başvuran kendisine   yöneltilen suçlamalar arasında sadece 1992 yılında PKK’ya üye olma, bir   kişinin kaçırılmasına katılma, üç ilkokulun ateşe verilmesi, 1993 yılında bir   öğretmen ve imamın kaçırılması ve 1994 yılında bir köyün belediye   başkanıyla beraber bir kişinin kaçırılması eylemlerine katıldığını kabul etmiştir.   Başvuran, yaylacılardan topladığı paranın Kürdistan için toplanan vergiyi   oluşturduğunu belirtmiştir.   DGM 27 Şubat 1997 tarihli oturuma başvuran katılmamıştır. Mahkeme   bu oturumda başvuranın savunmasını dosyaya koymuştur.   DGM’nin 27 Mart 1997 tarihli oturumunda 19 Aralık 1996 tarihli   istinabeyle Çermik Ağır Ceza Mahkemesi tarafından elde edilen ve başvuran   tarafından yapıldığı öne sürülen silahlı soygun mağdurlarına ait ifadeler   okunmuştur.   Başvuran tarihi belirtilmemiş savunmasındaki ifadelerine itiraz ederek   göçerlerin paralarını PKK’yı desteklemek amacıyla kendi istekleriyle   verdiklerini öne sürmüştür. Başvuran, DGM’ye sunulan savunmasında   avukatının ve ailesinin baskısı altında düzenlediğini belirterek, bu savunmanın   göz önünde bulundurulmamasını talep etmiştir. Yapılan beyanlardan sonra   başvuranın temsilcisi, başvuranın ifadelerinin dayanaktan yoksun olduğunu   ifade etmiştir. Mahkeme, başvurana savunmasını kesinleştirmesi için ek süre   tanıma kararı almıştır.   2. Erzincan DGM önünde açılan ceza davasına ilişkin dosyanın Erzurum   DGM’ne şevki   Haziran 1997 tarihinde Erzincan DGM’sinin kaldırılmasının ardından   Erzurum DGM başvuranın davasını incelemeye başlamıştır.   DGM, 5 ve 22 Haziran ve 9 Eylül 1997 tarihli oturumlarda, başvuranın   tutuklanmasına karar vermiştir. DGM, 23 Ekim, 16 Aralık 1997 ve 2 Şubat   tarihlerindeki oturumlarında da aynı yönde karar almıştır.   Sağlık nedenlerinden dolayı başvuranın bulunmadığı 23 Haziran 1998   tarihli oturumda, Cumhuriyet Savcısı, TCK’nun 125.maddesi gereğince   başvuranın ayrımcılık yapmaktan mahkumiyetini isteyerek esas hakkındaki   görüşünü sunmuştur.   Temmuz 1998 tarihli oturumda başvuran kendi savunmasını   yapmıştır. Oturuma ilişkin tutanakta, PKK’yı överek DGM’leri ve Türkiye   Cumhuriyetini suçlayan başvuranın mahkeme salonundan çıkarılması   istenmiştir. Daha sonra başvuran, ilgili DGM’ye savunma hakkının   çiğnendiğine dair suçlamalarının bulunduğu savunmasını göndermiştir.   Eylül 1998 tarihli oturumda, başvuran 21 Temmuz 1998 tarihli   oturumda yaptığı açıklamaları yinelemiştir. 13 Kasım 1998 tarihli oturumda   başvuran DGM’lerin yetkisini tanımadığını ve esas hakkında savunmasını   sunmayacağını belirtmiştir.   Kasım 1998 tarihli kararla TCK’nun 125. maddesi gereğince DGM,   başvuranı ölüm cezasına çarptırmış ve TCK’nun 59. maddesi gereğince ölüm   cezasını ömür boyu hapis cezasına çevirmiştir. Mahkeme, gerekçelerinde   sanığın 16 ve 20 Eylül 1996 tarihli polis tarafından alınan ifadelerinde açık ve   detaylı itiraflarda bulunduğunu bildirmiştir. Başvuran, ceza soruşturmasının ilk   aşamasında ifade vermeyi reddetmiştir. 30 Ocak 1997 tarihli oturum sırasında   başvuran göz altı süresince alınan ifadelerini kısmen kabul etmiştir. Başvuran   böylece, 12 Eylül 1992 tarihinde PKK’nın faaliyetlerine katıldığını, arasında bir   öğretmen ve belediye başkanı bulunan birçok köylüyü kaçırdığını, güvenlik   güçlerini destekleyen köylüleri tehdit ettiğini, 1994 seçimlerini sabote etmek   amacıyla yasadışı faaliyetlerde bulunduğunu, yol üzerine barikatlar kurduğunu   ifade etmiştir. Mahkeme, başvuranın diğer suçlamaları reddetmesine karşın,   tutuklama tutanağı, uzman raporu tarafından tasdik edilen el yazması belge,   sanıkların verdikleri ifadeler, polis tarafından alman ve mahkeme önünde   verilen ifadelerin bulunduğu dosyanın tümü incelediğinde, sanığın, bir askerin   ölümüne neden olan köy korucuları ve güvenlik kuvvetleriyle birçok silahlı   çatışmalara katılması, üç ilkokulun ateşe verilmesi, kamu mallarının yıkılması,   birçok kişinin kaçırılması, silahlı soygun gibi silahlı yasadışı örgüt adına   devletin bölünmez bütünlüğüne zarar veren eylemlerde bulunduğu kanaatine   varmıştır. Mahkeme ayrıca, başvuranın, iddianamede kendisine yöneltilen   diğer suçların serbest olarak açıklanmadığını, ancak soruşturma sırasında   zorla alınan ifadelerine dayandırıldığını ifade ettiğini belirtmiştir.   Yargıtay ertesi gün açıklanan 23 Ağustos 1999 tarihli kararla, 13 Kasım   tarihli kararın başvurana ilişkin olan kısmını onamıştır.   HUKUK AÇISINDAN   l. AİHS’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   A. AİHS’nin 5§3. maddesi   Başvuran, AlHS’nin 5§3. maddesini öne sürerek göz altı süresi hakkında   şikayette bulunmuştur.   Hükümet, başvuranın, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun 128§4.   maddesine dayanarak salıverilmesini talep etmek için başvuruda bulunması   gerektiğini öne sürmüştür.   Ancak başvuran, 128§4 maddesi tarafından düzenlenen başvurunun,   davada olduğu gibi DGM’nin yetki alanına giren suçlar söz konusu olduğunda   geçerli olmadığını öne sürmüştür.   Mahkeme, davada olduğu gibi DGM’lerin yetki alanına giren suçlar söz   konusu olduğunda, hükümetin öne sürdüğü başvurunun yapılamayacağını   dile getirmiştir. Mahkeme ayrıca, başvurunun 1997’den itibaren, davaya ilişkin   olaylardan çok sonra yapılabileceğinin altını çizmiştir (Çakmak-Türkiye (karar)   no:31882/96, 9 Ocak 2001).   AİHM, AİHS’nin 5.maddesinin, temel hak olan özgürlüğünün devlet   tarafından keyfi olarak ihlal edilmesine karşı, kişinin korunmasına yer verdiğini   hatırlatmıştır. Yürütmenin bu türden müdahalelerinin hukuki kontrolü, keyfiyeti   en aza indirgemek ve hukukun üstünlüğünü sağlamak için oluşturulan 5§3   maddesinin başlıca unsurunu oluşturmaktadır (Bkz. Sakık ve diğerleri-Türkiye,   Kasım 1997 tarihli karar, 1997-VII, s.2623, §44).   AİHM, terörizm ile ilgili suçların araştırılmasında makamların özel   sorunlarla karşı karşıya kaldığını geçmişte bir çok defa kabul etmiştir (Bkz.   Brogan ve diğerleri-İngiltere 29 Kasım 1988 tarihli karar, seri A no:145-B,   s.33, §61, Murray-İngiltere, 28 Ekim 1994 tarihli karar, seri A no:300-A, s.27,   §58, Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996, 1996-VI s 2282 §78 Sakık ve diğerleri,   s.2623,§44, Dikme-Türkiye, no:20869/92, CEDH 2000-VIII ve Filiz ve Kalkan-   Türkiye, no:34481/97,§24, 20 Haziran 2002). Buna karşılık, AİHS’nin 5.   maddesi, terör suçlarının söz konusu olduğunda makamlara, şüphelileri   gözaltına aldıkları veya tutukladıkları durumlarda yerel mahkemelerin ve son   olarak Sözleşmenin kontrol organlarının kontrolünden uzak olacakları   anlamına yol açmaz (Bkz. mutatis mutandis, sözü edilen Murray kararı,   AİHM, adli denetime tabi olmadan dört gün altı saat olan gözaltında   tutmanın, toplumu terörizme karşı uyarmak adına olsa bile, AİHS’nin 5§3.   maddesi tarafından belirtilen zaman limitini aştığı sonucuna varmıştır (Bkz.   sözü edilen Brogan ve diğerleri kararı,, s.33, §62).   Bu durumda AİHM, başvuranın göz altı süresinin 7 Eylül 1996 tarihinde   başlayıp 27 Eylül 1996’da, yani başvuranın Erzurum Asliye Ceza Mahkemesi   hakimi tarafından dinlendiği tarihte sona erdiğini ve göz altı süresinin yirmi gün   sürdüğü sonucuna varmıştır.   AİHM, başvurana atfedilen faaliyetler terör tehdit unsuruyla bağdaştırılsa   bile, başvuranın adli müdahale olmadan yirmi günden fazla tutulmasının   gerekli olmadığına karar vererek Sözleşmenin 5§3. maddesinin ihlal edildiğini   belirtmiştir.   B. AİHS’nin 5§4. maddesi   Başvuran, göz altının yasallığına itiraz edecek başvuru yolunun   bulunmadığını belirterek Sözleşmenin 5§4. maddesini öne sürmüştür.   Hükümet, başvuranın TCK’nun 128§4 maddesi uyarınca başvuruda   bulunarak   serbest bırakılmasını talep etmesi gerektiğini ifade etmiştir.   AİHM, başvuranı tutuklayan hakimin gözaltının yaşattığı hususunda da   karara vardığı varsayılsa bile, bu müdahale başvuranın tutuklanmasından   yirmi gün sonra oluştuğunu kaydetmiştir. Mahkeme, AİHS’nin 5§3. maddesine   riayet kararını dikkate alarak bu kadar uzun bir sürenin “kısa süre” kavramıyla   bağdaştırılmayacağı kanaatine varmıştır (sözü edilen Sakık ve diğerleri, §51).   AİHM başvuru yolunun yeterli bir kesinlik seviyesine sahip olması   gerektiğini.aksi takdirde başvurunun AİHS’nin 5§4 maddesinin gerektirdiği   ulaşılabilirdik ve etkililik kavramlarından yoksun olacağını hatırlatmıştır.   Mahkeme bu bağlamda, gözaltına alınan kişinin tutuklanmasının yasallığma   veya serbest bırakılmasına bir hakimin karar verebileceği başvuru yolunun   bulunmadığını belirttiği sürece, sözü edilen Sakık ve diğerleri (karar, §53)   davasında aldığı kararı değiştirecek hiçbir nedenin bulunmadığı ve AİHS’nin   5§4. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.   II. AİHS’NİN 6.MADDESİNİN 14.MADDEYLE BERABER VEYA AYRI   İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, ne göz altı sırasında ne de sorgu hakimi önünde avukatıyla   temasa geçemediğinden şikayetçi olarak AİHS’nin 6§§1 ve 3 c). Maddesini   14.maddeyle beraber veya ayrı olarak öne sürmüştür.   Hükümet, AlHS’nin 6§1. maddesinin, yargılamanın her farklı aşamasında   avukat tarafından temsil edilme hakkına sahip olmasını gerektirmediğini, her   kişinin davasının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından adil olarak   görülmesini öngördüğünü öne sürmüştür. Hükümet, başvuranın sadece 27   Eylül 1996 tarihinde Cumhuriyet Savcısı ve sulh hakimi tarafından dinlendiği   sırada avukat tarafından temsil edilme talebinde bulunduğunu belirtmiştir.   Buradan, başvuranın bu tarihten önce savunmasını kendisinin yapmasını   tercih ettiği sonucuna varılabilir.   AİHM, 6.maddenin esas amacının ceza yargılamasında “suçlamanın   esası” konusunda karara varacak yetkili “mahkeme” önünde adil yargılamayı   sağlama olduğunu ancak bunun yargılama safhasından önceki aşamalarla   ilgilenmediği sonucuna yol açmayacağını hatırlatır. 6.maddenin gereklilikleri,   özellikle 3.paragrafı, dosyanın, davanın esasına bakacak hakimin önüne   gelmeden önce ve özellikle bu ilk aşamadaki ihlallerin, davanın adil olma   kriterine zarar verebileceği durumlarda önem taşımaktadır (Bkz. örneğin   Imbrioscia-lsviçre, 24 Kasım 1993, seri A no:275, s. 13, §36).   6.maddenin 3 c) paragrafında yer alan hak, diğerlerine nazaran 1.   paragrafta yer alan ceza yargılaması alanındaki adil yargılama kavramının   önemli bir unsurunu oluşturmaktadır. Mahkeme, 6 §§ 1 ve 3 c) maddesinin   özel uygulama koşullarının sorgulama sırasında, yargılama ve davanın özel   koşullarına bağlı olduğunun altını çizmiştir. 6.maddenin öngördüğü sonuca -   adil yargılanma hakkı- ulaşıldığından emin olmak için, her davada yargılama   sürecinin tamamının ışığında sınırlandırmanın sanığın adil yargılamadan   yararlanmasını engelleyip engellemediğini saptamak gerekir (Bkz. mutatis   mutandis, John Murray-İngiltere, 8 Şubat 1996 tarihli karar, 1996-1, s.54-55, §   63-64 ve Magee-ingiltere, no: 28135/95, §44-45, CEDH 2000-VI).   AİHM, daha önce hatırlattığı ilkeleri göz önünde bulundurarak,   başvuranın savunma haklarının kısıtlanmasıyla 6§§1 ve 3. maddesinde yer   alan, yargılamanın adil olmasına ilişkin hakkının ihlal edilip edilmediğini   belirlemek için yerel mahkemeler önündeki yargılama sürecinin tümünü   inceleyecektir.   AİHM, olayda, avukatı tarafından temsil edilen başvuranın DGM önünde   özellikle 30 ocak 1997 tarihli oturumda göz altı sırasında alınan ifadelerini   reddettiğini kaydetmiştir (Mamaç ve diğerleri-Türkiye, no:29486/95, 29487/95   ve 29853/95, §49, 20 Nisan 2004).   Mahkeme, başvuranın aynı oturumda 1992’de PKK’ya üye olması, bir   kişinin kaçırılmasına katılması, üç ilkokulun ateşe verilmesi, 1993’de bir   öğretmen ve imamın kaçırılması, belediye başkanının ve bir kişinin kaçırılması   gibi kendisine yöneltilen eylemleri kabul ettiğini saptamıştır. Mahkeme, elinde   bulunan dosyanın unsurlarını göz önünde bulundurduğunda, başvuranın göz   altı sırasında alınan ifadeler ve elde edilen kanıtların esası hakkında görüş   bildirme fırsatının olduğunu belirlemiştir. Başvuranın, kendisinden tamamen   yararlanmak istemese bile savunmasını hazırlamada yardımcı olan yasal   temsilci tarafından temsil edilme fırsatı olmuştur. Mahkeme, buradan,   başvuranın gözaltı süresinin başından itibaren avukat yardımından   yararlanmamış olmasına karşın 6. maddede yer alan hakkaniyete uygunluk   kavramının özünde ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. Mahkeme, böylece   başvuranın savunma haklarında 6. maddenin sanığa tanıdığı haklarla   bağdaşmayan telafi edilemeyecek bir ihlalin olmadığını belirtmiştir.   Bu şartlarda yargılama usulünün tamamının incelenmesi, Mahkemenin,   başvuranın adil yargılama hakkından yararlanmadığının söylenemeyeceği ve   dolayısıyla AİHS’nin 6.maddesinin 1.paragrafının 3 c) paragrafıyla beraber   ihlal edilmediği kanaatine varmasını sağlamıştır.   III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   Sözleşmenin 41. maddesi gereğince,   A. Tazminat   Başvuran maddi tazminat için 56 700 euros (EUR) ve manevi tazminat   için 20 000 EUR talep etmiştir.   Hükümet başvuranın talebinin aşırı olduğunu belirterek istenilen   rakamlara itiraz etmiştir.   AİHM, başvuranın yirmi gün boyunca hukuki müdahale olmaksızın göz   altında tutulduğunu belirtmiştir. Başvuranın özgürlüğünü kısıtladığı şartlar hiç   şüphe yok ki başvurana, yerel mahkemelerin tazmin etmediği manevi zarara   neden olmuştur. Mahkeme dava koşullarını göz önünde bulundurarak ve   41.madde uyarınca hakkaniyete uygun bir karar alarak başvurana hem maddi   hem de manevi tazminat olarak 7 500 EUR verilmesine karar vermiştir.   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran, temsil edilmesine ilişkin masraf ve harcamalar adı altında,   çeviri ve avukatlarıyla olan iletişim masraflarıyla beraber posta ve fotokopi   masraflarına karşılık 80 790 EUR talep etmiştir. Bu miktar ayrıca yaklaşık otuz   saat süren başvurunun hazırlanması, kabul edilebilirliği, esası ve dostane   çözüm usulü hakkında görüşlerin hazırlanması gibi mahkeme önünde   yürütülen yargılamaya ilişkin çalışmayı da kapsamaktadır.   Hükümet, AİHM’nin içtihat kararlarına atıfta bulunarak makul miktara   denk geldiği ortaya konulan masrafların karşılanabileceğini ancak davada   masraf ve harcamalar için talep edilen miktar için hiçbir kanıt gösterilmediğini   ifade etmiştir.   AİHM, 41. madde göz önüne alındığında sadece gerekli olduğu ortaya   konulan ve makul miktarda olan masrafların karşılanabileceğini hatırlatmıştır   (Bkz. Nikolova-Bulgaristan, no: 31195/96, §79, CEDH 1999-II). Bu bağlamda   AİHM, başvuranın yaptığı masraf ve harcamalara ilişkin hiçbir kanıt   göstermediğini kaydetmiştir. Ancak, başvuran adına düzenlenen başvurunun   hazırlanması amacıyla avukatlar bir takım harcamalarda bulunmuştur.   Dolayısıyla AİHM elinde bulunan unsurlara dayanarak başvurana 2 000   EUR’nun tahsis edilmesinin uygun olacağına karar vermiştir.   C. Temerrüt faizi   AİHM, gecikme faiz oranın %3’lük bir faiz oranı uygulayan Avrupa   Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına   dayandırılmasının uygun olacağına karar vermiştir.   BU SEBEPLERDEN ÖTÜRÜ MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE   AİHS’nin 5§3. maddesinin ihlal edildiğine;   AİHS’nin 5§4. maddesinin ihlal edildiğine; AİHS’nin 6§§1 ve 3 c)   maddesinin ihlal edilmediğine;   a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten   itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’sına   çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin:   i. maddi manevi tazminat için 7 500 EUR (yedi bin beş yüz euros),   ii. mahkeme masraf ve harcamaları için 2 000 EUR (iki bin euros)   iii. söz konusu miktarlara yansıtılacak her türlü vergiyi (KDV, pul ve harç)   başvurana ödemesine;   b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre   için, yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankasının kredi faiz oranına   yüzde üç puan eklenmek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;   Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar   vermiştir,   İşbu karar Fransızca olarak verilmiş ve 22 Nisan 2004 tarihinde,   İçtüzüğün 77.maddesinin 2.ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ   edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło