36141/04

WyrokETPCz2010-06-22ECLI:CE:ECHR:2010:0622JUD003614104

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie i uwięzienie polityka za przemówienie, które krytykowało politykę państwa wobec kwestii kurdyjskiej, stanowiło naruszenie prawa do wolności wypowiedzi z art. 10 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżącego i kara pozbawienia wolności stanowiły ingerencję w jego prawo do wolności wypowiedzi, która nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". Kluczowe było ustalenie, że choć przemówienie miało krytyczny i "wrogi" ton wobec państwa, to jednak nie nawoływało do przemocy, zbrojnego oporu ani buntu. Trybunał podkreślił, że kara pozbawienia wolności za wypowiedź polityczną jest niezgodna z art. 10 Konwencji, z wyjątkiem przypadków nawoływania do nienawiści i przemocy. W ocenie Trybunału, w okolicznościach tej sprawy, nie było podstaw do uzasadnienia kary więzienia za wypowiedź dotyczącą kwestii leżącej w uzasadnionym interesie publicznym.
Stan faktyczny
Skarżący, Abdulkerim Bingöl, polityk i członek komitetu partii DEHAP, wygłosił przemówienie na kongresie partyjnym w lutym 2003 roku. Został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa na 1 rok i 6 miesięcy pozbawienia wolności za podżeganie do nienawiści i wrogości, co zostało potwierdzone przez Sąd Kasacyjny. Po odbyciu 7 miesięcy kary, skarżącemu odmówiono powrotu na stanowisko imama oraz kandydowania w wyborach parlamentarnych w 2007 roku z powodu jego wyroku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Uznano, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi w świetle art. 14 Konwencji. 4. Zasądził na rzecz skarżącego 15 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, powiększone o odsetki za zwłokę. 5. Oddalił pozostałe roszczenia skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   BĐNGÖL - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 36141/04)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Haziran 2010   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (36141/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Abdulkerim Bingöl’ün (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 26 Temmuz 2004   tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından   F. Aydınkaya tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1968 doğumlu olup, Muꢀ'ta ikâmet etmektedir.   Baꢀvuran olayların meydana geldiği dönemde DEHAP (Demokratik Halk Partisi)   komitesinin bir üyesi olarak siyasi faaliyetler yürütmektedir.   ꢁubat 2003 tarihinde, baꢀvuran Doğubeyazıt ilçesinde bir salonda düzenlenen DEHAP   kongresi sırasında bir konuꢀma yapmıꢀtır.   Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı (« savcı», « EDGM»), 25 Mart   tarihli iddianamede baꢀvuranın terör örgütü PKK 'yı desteklediği gerekçesiyle eski Türk   Ceza Kanunu'nun 169. maddesi uyarınca mahkûm edilmesini istemiꢀtir.   EDGM davayı Türk Ceza Kanunu'nun 312. maddesinin 2. fıkrası kapsamında   değerlendirmiꢀtir. 7 Ekim 2003 tarihli kararında mahkeme, belli bir sosyal sınıf, ırk ve   bölgeye ait olduklarına dayalı ayrımcı bir zihniyetle halkı açıkça kin ve düꢀmanlığa   kıꢀkırtmak suçundan baꢀvuranı sözkonusu hüküm gereğince bir yıl altı ay hapis cezasına   mahkûm etmiꢀtir.   Mahkeme konuꢀmanın aꢀağıdaki bölümünü dikkate almıꢀtır:   Baꢀvuran, bu kararı temyize götürmüꢀtür.   Yargıtay, 16 ꢁubat 2004 tarihinde verdiği kesin kararda, ilk derece mahkemesinin kararını   onamıꢀtır.   Baꢀvuran, cezasını fiilen yedi ay hapis yatarak tamamlamıꢀtır.   Serbest bırakıldıktan sonra baꢀvuran, seçimlere girmeden önce istifa ettiği imamlık   görevine geri dönmek isteğiyle Diyanet Đꢀleri Baꢀkanlığı'na baꢀvurmuꢀtur.   Bu talebi reddedilmiꢀtir. Đdare mahkemesi nezdinde yaptığı itiraz da yukarıda belirtilen   cezai mahkûmiyet gerekçesiyle yürürlükteki yasalara uygun olarak reddedilmiꢀtir.   Baꢀvuran, 2007 seçimlerine katılmayı denemiꢀ, ancak yine mahkûmiyeti nedeniyle   adaylığı reddedilmiꢀtir.   Son olarak, baꢀvuranın sözkonusu mahkûmiyetinin sabıka kaydından silinmesi yönündeki   talebi Muꢀ Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS'NĐN 10. MADDESĐNĐN 14. MADDEYLE BAĞLANTILI OLARAK ĐHLAL   EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS'nin 9 ve 19. maddelerine atıfta bulunan baꢀvuran, bir siyaset adamı olarak yaptığı   konuꢀmadan ötürü ağır bir ꢀekilde cezalandırılmasından ꢀikâyetçi olmaktadır. Baꢀvuran,   mahkûmiyetinin ayrıca AĐHS'nin 14. maddesi anlamında kürt etnik azınlığına aidiyetine   dayalı bir ayrımcılık oluꢀturduğu kanaatindedir.   AĐHM, bu ꢀikâyetlerin AĐHS'nin 14. maddesiyle bağlantılı olarak 10. maddesi kapsamında   incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.   Hükümet bu sava itiraz etmektedir.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   AĐHM, baꢀvurunun AĐHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan   yoksun olmadığını ve ayrıca baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit   etmektedir. Dolayısıyla, baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.   B. Esasa iliꢀkin   Baꢀvuran, olayın meydana geldiği dönemdeki politikacı kimliğini hatırlatmaktadır.   Konuꢀmasının içeriği hakkında ise baꢀvuran, ülkenin yakın tarihini siyasi paradigma   çerçevesinde analiz ettiğini ileri sürmektedir. Konuꢀmasının barıꢀ ve kardeꢀlik mesajı   verdiğini, asla kin ve düꢀmanlık aꢀılamaya yönelik olmadığını belirtmektedir. Baꢀvuran,   demokratik eleꢀtiri yapma hakkının sınırları içerisinde muhalif bir konuꢀma yaptığı için   cezalandırıldığına inanmaktadır.   Baꢀvuran, terörle mücadele gerekçesinin, ifade özgürlüğü gibi temel hakların yok   sayılmasını haklı gösteremeyeceğini savunmaktadır. Baꢀvuran tam tersine bu özgürlüğün   sözkonusu mücadele için gerekli olduğunu eklemektedir.   Baꢀvuran, ihtilaflı müdahalenin tek amacının insanları Devletin resmi ideolojisini ve tarihi   yorumunu tartıꢀmaya açan ifadelerden caydırmak olduğunu ileri sürmektedir. Baꢀvuran,   AĐHS'nin 10. maddesinin ikinci paragrafı anlamında hiçbir meꢀru amacın bulunmadığı   sonucunu çıkarmaktadır.   Son olarak baꢀvuran, mahkûm olmasının yanı sıra bu mahkûmiyetin sonucunda siyasal   haklarının da kısıtlanmasının özellikle ifade özgürlüğüne ciddi bir müdahale oluꢀturduğunu   savunmaktadır.   Hükümet, müdahalenin yasayla öngörüldüğünü ve ulusal güvenlik, kamu güvenliği, kamu   düzeninin korunması, suçun engellenmesi ve baꢀkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması   gibi birçok meꢀru amaca yönelik olduğunu kaydetmektedir. Hükümet ayrıca terörle   mücadelenin ihtilaflı müdahaleyi haklı kılan mutlak bir gereklilik oluꢀturduğunu   savunmaktadır.   Hükümet, özellikle « sözkonusu konuꢀmanın sadece içeriğinin o gün ꢀiddet riski taꢀıyıp   taꢀımadığına ya da doğrudan bir ꢀiddet eylemi ile nedensellik bağı bulunup bulunmadığına   bakılmaksızın kısıtlama getirmek için yeterli olduğunu » kaydetmektedir.   Hükümet, Fransa aleyhine Garaudy davası (no 65831/01, 24 Haziran 2003) kararına ve   AĐHS'nin 17. maddesine atıfta bulunarak, sözkonusu konuꢀmanın içeriğinin siyasi bir tartıꢀma   olarak değerlendirilemeyeceği ve kamu güvenliği için tehlikeli olduğu kanaatindedir.   Hükümet, son olarak baꢀvuranın eski Türk Ceza Kanunu'nun 312. maddesinin 2. fıkrasında   öngörülen cezaların en ağırına çarptırılmadığını belirtmektedir. Bu itibarla, Hükümet   müdahalenin izlenen meꢀru amaçla orantılı olduğu kanaatine varmaktadır.   AĐHM, ilk önce sözü edilen Garaudy kararında AĐHM'nin sözkonusu sözlerin ciddi   olumsuz bir nitelik taꢀıdığı ve AĐHS'nin adalet ve barıꢀ gibi temel değerlerine aykırılık teꢀkil   ettiği gerekçesiyle ihtilaflı konuꢀmanın 10. maddenin koruması altında 17. maddeden   çıkarılması gerektiğine hükmettiğini gözlemlemektedir (bakınız ayrıca Hollanda aleyhine   Glimmerveen ve Hagenbeek davası, 11 Ekim 1979 tarihli Komisyon kararı; Polonya aleyhine   W.P. Ve diğerleri davası, 2 Eylül 2004 tarihli karar; Birleꢀik Krallık aleyhine Norwood   davası, 16 Kasım 2004 tarihli karar). AĐHM, mevcut davada ihtilaflı konuꢀmanın sözü edilen   içtihatla karꢀılaꢀtırılamayacak nitelikte olduğunu not etmektedir. Zaten Hükümet bu konuda   hiçbir bilgi vermemektedir. Dolayısıyla, AĐHS'nin korumasını ortadan kaldıran ve etkisiz hale   getiren 17. madde mevcut davada söz konusu olamaz.   AĐHM, buna ilaveten ihtilaflı mahkûmiyetin baꢀvuranın 10. maddenin 1. paragrafında   öngörülen ifade özgürlüğüne bir müdahale teꢀkil ettiği konusunda taraflar arasında bir   tartıꢀma olmadığını hatırlatmaktadır. Ayrıca, müdahalenin yasayla öngörüldüğü konusunda da   bir itiraz bulunmamaktadır.   Bununla birlikte, AĐHM'nin mevcut davada Hükümetin öne sürdüğü meꢀru amaçlardan biri   hakkında ciddi ꢀüpheleri bulunmaktadır. AĐHM, yine de müdahalenin « demokratik bir   toplumda gerekli » olup olmadığını inceleyecektir.   AĐHM, mevcut davadaki sorunlara benzer davalara daha önce de bakmıꢀ ve AĐHS'nin 10.   maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (bakınız, özellikle, Türkiye aleyhine Özkaya davası,   no 42119/98, 30 Kasım 2004; Türkiye aleyhine Ceylan davası [GC], no 23556/94, prg. 38,   CEDH 1999-IV; Türkiye aleyhine Öztürk davası [GC], no 22479/93, prg. 74, CEDH 1999-VI;   Türkiye aleyhine Đbrahim Aksoy davası, no 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, prg. 80, 10 Ekim   ; Türkiye aleyhine Karkın davası, no 43928/98, prg. 39, 23 Eylül 2003 ; Türkiye aleyhine   Kızılyaprak davası, no 27528/95, prg. 43, 2 Ekim 2003).   Mevcut davayı yerleꢀik içtihadı ıꢀığında inceleyen AĐHM, Hükümetin farklı bir sonuca   varmaya yeterli herhangi bir olgu ve argüman sunmadığı kanaatine varmaktadır. AĐHM,   sözkonusu konuꢀmada kullanılan terimleri ve hangi koꢀullarda söylendiğini özenle dikkate   almaktadır. Bu bağlamda, AĐHM incelediği durumu çevreleyen koꢀulları ve özellikle terörle   mücadele ile ilgili zorlukları göz önüne almaktadır (bakınız Đbrahim Aksoy, ilgili bölüm, prg.   60, ve Türkiye aleyhine Incal davası, 9 Haziran 1998, prg. 58, Karar ve hükümlerin derlemesi   1998-IV).   Đhtilaflı konuꢀma, Türk Devleti'nin Cumhuriyetin kuruluꢀundan beri kürt sorunu ile ilgili   sürdürmüꢀ olduğu politikaları sert bir eleꢀtirisel dille analiz etmektedir.   AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin, ihtilaflı konuꢀmanın halkı kin ve düꢀmanlığa   kıꢀkırtan sözler içerdiği kanaatine vardığını kaydetmektedir.   Ulusal mahkemelerin kararlarındaki gerekçeleri inceleyen AĐHM, baꢀvuranın   konuꢀmasında ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı gösterecek nitelikte bir unsur   bulunmadığı kanaatine varmaktadır (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Sürek davası   (no 4) [GC], no 24762/94, prg. 58, 8 Temmuz 1999). AĐHM, özellikle ihtilaflı konuꢀmanın   bazı bölümleri Türk Devleti için negatif bir tablo çizmiꢀ ve bu bağlamda düꢀmanca bir   anlatım tonu vermiꢀ olsa da, ꢀiddet kullanımını, silahlı direniꢀi ve isyanı kıꢀkırtmadığını ve   sözkonusu konuꢀmanın bölgede derin ve mantıksız bir kin uyandırmak suretiyle durumun   sorumlusu olarak gösterilenlere karꢀı halkı ꢀiddete teꢀvik edecek bir nitelik taꢀımadığını   gözlemlemekte ve AĐHM'nin gözünde bu hususun dikkate alınması gereken en önemli unsur   olduğunu kaydetmektedir (bakınız, a contrario, Türkiye aleyhine Sürek davası (no 1) [GC], no   26682/95, prg. 62, CEDH 1999-IV, ve Türkiye aleyhine Gerger davası [GC], no 24919/94,   prg. 50, 8 Temmuz 1999).   AĐHM, verilen cezanın tür ve ağırlığının müdahalenin orantılılığını değerlendirirken göz   önüne alınması gereken önemli unsurlar olduğunu kaydetmektedir.   Bu bağlamda AĐHM, baꢀvuranın maruz kaldığı cezanın ağırlığını not etmektedir: baꢀvuran   bir yıl altı ay hapis cezasına mahkûm olmuꢀtur. Ceza mahkemesi tarafından mahkûm   edilmesi, baꢀvuranın eskiden olduğu gibi kamu görevi yapmasına ve siyasete devam etmesine   kısıtlama getirdiği için sivil yaꢀamında da etkili olmuꢀtur.   Her ne kadar verilen cezanın miktarı genelde ulusal mahkemelere özgü bir yetki olsa da,   AĐHM siyasi konuꢀma alanında iꢀlenen bir suç nedeniyle verilen hapis cezasının, AĐHS'nin -   temel hakların ihlal edildiği durumlarda örneğin kin güden ve ꢀiddete kıꢀkırtan söylemlerde   olduğu gibi - istisnalar içeren 10. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü ile   bağdaꢀmadığı kanaatine varmaktadır (bakınız, mutatis mutandis, Romanya aleyhine Cumpănă   ve Mazăre davası [GC], no 33348/96, prg. 115, CEDH 2004-XI ; Türkiye aleyhine Feridun   Yazar davası, no 42713/98, prg. 27, 23 Eylül 2004 ; Türkiye aleyhine Sürek ve Özdemir davası   [GC], no 23927/94 ve 24277/94, prg. 63, 8 Temmuz 1999).   AĐHM'nin gözünde, meꢀru bir kamu yararı meselesinin tartıꢀılması bağlamında yapılan   ihtilaflı konuꢀmanın sözkonusu olduğu mevcut dava koꢀullarında, hapis cezası verilmesini   haklı gösterecek hiçbir unsur bulunmamaktadır.   AĐHM, ihtilaflı müdahalenin acil bir sosyal ihtiyaca cevap vermediği ve bu nedenle de   « demokratik bir toplumda gerekli » olmadığı sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla, AĐHS'nin   10. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   Vardığı bu sonuç çerçevesinde AĐHM, ꢀikâyetin ayrıca 14. madde kapsamında   incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.   II. AĐHS'NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, uğradığı maddi zarar karꢀılığında 418 378 TL (yaklaꢀık 200 000 Euro'ya   eꢀdeğer) talep etmektedir. Bu bağlamda baꢀvuran, kamu hizmetine geri dönmesi ya da   yeniden milletvekili seçilmiꢀ olması halinde kazanacağı itibari ücret tutarlarını öne   sürmektedir.   Baꢀvuran ayrıca, manevi tazminat baꢀlığı altında 120 000 TL (yaklaꢀık 60 000 Euro) talep   etmektedir.   Hükümet, bu taleplerin mesnetsiz ve özellikle objektif kıstaslara dayalı olmadığı   kanaatindedir.   Maddi tazminat ile ilgili olarak AĐHM, kazanç kaybının hiçbir kanıta dayanmadığını tespit   etmektedir. Bu itibarla AĐHM, sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın manevi tazminat   olarak baꢀvurana 15 000 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağına hükmetmektedir.   B. Yargı masraf ve giderleri   Baꢀvuran, ayrıca ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde görülen yargılama masraf ve   giderleri karꢀılığında 22 625 Euro talep etmektedir. Bu talebiyle ilgili olarak baꢀvuran, kendisi   ile avukatının birlikte imzaladıkları ve AĐHM kararı kesinleꢀtikten sonra üç ay içerisinde   125 TL (yaklaꢀık 6 000 Euro) tutarının ve yargı masrafı karꢀılığında avans olarak 300 TL   (yaklaꢀık 150 Euro) tutarının ödenmesini öngören bir protokolü baꢀvurusuna eklemiꢀtir. Son   olarak baꢀvuran, 2 035 TL (yaklaꢀık 1 000 Euro) tutarında bir tercüme faturası sunmaktadır.   Hükümet, bu taleplerin haksız ve abartılı olduğunu savunmaktadır.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, mevcut davada elindeki belgeleri ve   yukarıda belirtilen kıstasları dikkate alarak, AĐHM önünde görülen yargılama için baꢀvurana   000 EUR ödenmesinin makul olacağı kanaatine varmaktadır.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3   puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 14. maddesi hakkındaki ꢀikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;   4. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana:   i. manevi tazminat olarak 15.000 (on beꢀ bin) Euro ödenmesine;   ii. yargılama masraf ve giderleri için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 22 Haziran 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło