36192/03
WyrokETPCz2009-03-10ECLI:CE:ECHR:2009:0310JUD003619203
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy pozbawienie skarżącego własności nieruchomości poprzez jej rejestrację jako gruntów leśnych na rzecz Skarbu Państwa bez wypłaty odszkodowania stanowiło naruszenie prawa do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że pozbawienie skarżącego własności stanowiło ingerencję w jego prawo do poszanowania mienia. Stwierdził, że ochrona przyrody i lasów stanowi uzasadniony interes publiczny w rozumieniu art. 1 Protokołu nr 1. Jednakże, Trybunał podkreślił, że brak jakiegokolwiek odszkodowania za pozbawienie własności, bez wskazania przez rząd wyjątkowych okoliczności, naruszył sprawiedliwą równowagę między wymogami interesu publicznego a ochroną praw jednostki. W konsekwencji, Trybunał stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1.Stan faktyczny
Skarżący nabył w 1988 roku nieruchomość o powierzchni 275 700 m², zarejestrowaną jako gaj oliwny, której poprzedni właściciel nabył ją przez zasiedzenie w 1952 roku. W 1990 roku nowy pomiar katastralny zakwalifikował tę nieruchomość jako grunt leśny i zdecydowano o jej rejestracji na rzecz Skarbu Państwa. Skarżący zaskarżył tę decyzję, ale sądy krajowe, w tym Sąd Kasacyjny, podtrzymały decyzję o rejestracji nieruchomości jako lasu na rzecz Skarbu Państwa, odmawiając mu odszkodowania.Rozstrzygnięcie
Stwierdza, jednogłośnie, że skarga jest dopuszczalna.
Stwierdza, jednogłośnie, naruszenie art. 1 Protokołu nr 1.
Stwierdza, jednogłośnie, że nie ma potrzeby odrębnego badania skarg na podstawie art. 6 ust. 1 Konwencji.
Zastrzega, jednogłośnie, kwestię stosowania art. 41 Konwencji.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
A V R U P A
DE L’EUROPE
K O N SE Y Đ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ŞATIR -TÜRKĐYE DAVASI
(Başvuru no:36192/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Mart 2009
Đşbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (36192/03) no’lu davanın nedeni (T.C.
vatandaşı) Mahmut Şatır’ın (başvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 13 Ekim 2003
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa
Đnsan Hakları Sözleşmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından Đ. H. Gülhan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1930 doğumludur ve Đzmir’de ikamet etmektedir. Temmuz 1952 tarihinde, Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesi, Seferihisar’ın (Đzmir)
Beyler köyünde bulunan 275.700 m2 lik “zeytinliğin” zamanaşımı ile iktisap yoluyla M.Đ. adlı
kişiye ait olduğuna karar vermiştir. M.Đ.’nin ölümünün ardından taşınmazın mülkiyeti,
M.Đ’nin hak sahiplerine geçmiş ve sözkonusu taşınmazın tapu kaydı 1964 yılında hak
sahipleri adına tescil edilmiştir. Ocak 1988 tarihinde başvuran taşınmazı satın almıştır. Sözkonusu taşınmaz zeytinlik
olarak başvuran adına tescil edilmiştir. yılında yeni bir kadastro çalışması ile ihtilaflı taşınmaz “276 ada parsel 1” olarak tespit
edilmiştir. Taşınmazın orman alanı olarak Hazine adına tescil edilmesine karar verilmiştir. Ocak 1994 tarihinde başvuran, Kadastro Müdürlüğü tarafından yapılan tespitin iptali için
Hazine ve Orman Genel Müdürlüğü’ne karşı Seferihisar Kadastro Mahkemesi’nde dava
açmıştır. Başvuran, Kadastro Mahkemesi’nin ihtilaflı taşınmazın orman alanı olarak Hazine
adına tescil edilmesine ilişkin kararının iptalini talep etmiştir. Eylül 1995 tarihinde, mahkeme, sözkonusu davanın başka bir dava ile birleştirilmesine
karar vermiş ve belirtilmeyen bir tarihte ihtilaf konusu taşınmazı satın aldıklarını iddia eden
ve taşınmazın kendi adlarına tapuya tescilini talep eden üçüncü kişilerin davaya müdahil
olmalarına izin vermiştir. Nisan 2002 tarihinde, bilirkişi ve tanıkların eşliğinde mahkeme, ihtilaflı taşınmaza keşifte
bulunmuştur. Mahalli bilirkişiler ve tanıklar, keşif yerinde dinlenmiştir. Jeolojik, topografik
ve zirai bilirkişi raporları sırasıyla 26 Nisan, 3 Mayıs ve 28 Mayıs 2002 tarihlerinde dava
dosyasına eklenmiştir. Orman mühendisi tarafından hazırlanan bilirkişi raporu ise 25 Mayıs tarihinde dosyaya eklenmiştir. 3 Mayıs 2002 tarihli raporunda topograf 276 ada 1 parsel
olarak belirlenen taşınmazın üç farklı yerde üç parselden oluştuğu ve başvuran ve mahalli
bilirkişi tarafından belirtilen parselin 154 ve 197 adalar arasında kaldığı ve 164.930,34 m2 lik
bir alan olduğu sonucuna ulaşmıştır. Haziran 2002 tarihinde, mahkeme, başvuran ve müdahil tarafların taleplerini reddetmiştir.
Mahkeme, ormanlık alan kapsamında olduğuna kanaat getirerek sözkonusu taşınmazın
Hazine adına tescil edilmesine karar vermiştir.
Temmuz 2002 tarihinde, başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuran,
kendisinin ve sonraki diğer maliklerin 1952 yılından beri yasalara uygun olarak iyi niyetle ve
tapu kayıtlarına güvenerek tapu sahibi olmaları ve jeolog tarafından sunulan bilirkişi raporu
dışında tüm bilirkişi raporları ve tanıkların bu durumu teyit etmeleri nedeniyle esas
bakımından kararın bozulmasını talep etmiştir. Başvuran, ayrıca, 28 Haziran 2002 tarihli
duruşmada avukatının hazır bulunmamasına ilişkin mazereti reddetmesinden dolayı
mahkemenin, kendisini savunma hakkından yoksun bıraktığını belirtmektedir. Aralık 2002 tarihinde, Yargıtay itiraz edilen kararı onamıştır. Sözkonusu karar, 16 Nisan tarihinde başvuranın avukatına tebliğ edilmiştir. Haziran 2003 tarihinde, müdahil taraflardan biri tarafından yapılan karar düzeltme
başvurusu reddedilmiştir.
HUKUK
I. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Başvuran, tapusunun iptal edilmesinin ve hiçbir tazminat ödenmeden Hazine’ye
devredilmesinin 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi uyarınca mallarına saygı hakkına yönelik
bir ihlal oluşturduğunu ileri sürmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır. Hükümet, Anayasa’nın 169. maddesi
uyarınca, orman alanının hiçbir şekilde özel mülkiyete devrolunamayacağını ileri sürmektedir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
1. Altı ay süresine riayet
Hükümet, Yargıtay’ın 19 Aralık 2002 tarihinde, Seferihisar Kadastro Mahkemesi’nin kararını
onadığını ve böylece sözkonusu kararın nihai hale geldiğini ancak başvuranın 13 Ekim 2003
tarihinde yani nihai iç hukuk kararının ardından altı ay sonra AĐHM’ye başvuruda
bulunduğunu savunmaktadır.
Başvuran, Hükümet’in argümanına karşı çıkmaktadır. Başvuran, Yargıtay kararının 16 Nisan tarihinde kendisine tebliğ edildiğini ve konuya ilişkin belgenin dosyaya eklendiğini
belirtmektedir.
AĐHM, sözkonusu kararın 16 Nisan 2003 tarihinde başvurana tebliğ edilmesi ve başvurunun Ekim 2003 tarihinde yapılması hususuna Hükümet tarafından itiraz edilmediğini not
etmektedir. Dolayısıyla AĐHM, başvurunun nihai iç hukuk kararını müteakip altı ay süresi
içerisinde yapıldığı tespitinde bulunmakta ve Hükümet’in altı ay süresine riayet edilmediği
kapsamında yapmış olduğu itirazı reddetmektedir.
2. Đç hukuk yollarının tüketilmemesi
Hükümet, AĐHM’den başvuranın iç hukuk yollarını tüketmemesi nedeniyle de başvurunun
kabuledilemez ilan edilmesini talep etmektedir. Hükümet, benzer koşullarda Orman Genel
Müdürlüğü’nün talebi üzerine tapu kaydı Hazine’ye devredilen bir kişinin tazminat elde ettiği
bir karara atıfta bulunmaktadır. Bu kararda, Đzmir Asliye Hukuk Mahkemesi, taşınmazın
niteliği hakkında araştırma yapmadan ilgili kişiye satışını yapmasından dolayı Hazine’nin
sözkonusu kişiye tazminat ödemesine karar vermiştir.
Başvuran, sözkonusu argümanlara karşı çıkmaktadır. Başvuran, tapu kaydına ilişkin olarak
Hazine ve Orman Genel Müdürlüğü hakkında iptal davası açarak iç hukuk yollarının
tamamını tükettiğini belirtmektedir. Başvuran, zarara yol açan iptal davasının mevcut hukuka
aykırı bir eylem olarak değerlendirilmemesi nedeniyle tazminat elde etme imkanının
bulunmadığını ileri sürmektedir. Bu bağlamda, ihtilaf konusu taşınmazın kendisine geri
verilmesini talep etme imkanı da bulunmamaktadır.
AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafından ileri gelen yükümlülüğün, etkili, yeterli ve
ulaşılabilir normal başvurular ile sınırlı olduğunu anımsatır (Sofri ve diğerleri-Đtalya).
Özellikle, AĐHS sadece işlenen ihlallere ilişkin müsait ve uygun başvuru yollarının
tüketilmesini gerekli kılmaktadır. Bu başvuru yolları sadece teoride değil uygulamada da
yeterli düzeyde emniyeti hasıl olmalıdır, aksi takdirde arzu edilen etkinlik ve ulaşılabilirlikten
uzak kalırlar (Akdivar ve diğerleri-Türkiye, 16 Eylül 1996).
Mevcut davada AĐHM, Hükümet’in böyle bir başvurunun hangi ölçüde etkili, yeterli ve
ulaşılabilir olabileceğini belirtmediği kanaatindedir.
Ayrıca AĐHM, mevcut davada, 1994 yılından 2003 yılına kadar sözkonusu taşınmazın niteliği
hakkındaki kararı bekleyen başvurandan tazminat elde edebilmek için yeniden dava açmasını
istemenin uygun olmayacağı kanaatindedir (bkz, mutatis, mutandis, Guillemin-France, 21
Şubat 1997).
Bu itibarla AĐHM, sözkonusu itirazı reddetmektedir.
3. Sonuç
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Tarafların argümanları
a) Hükümet
Hükümet, başvuranın, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi uyarınca gerekli olan ve mevcut bir
alacağın doğmasına sebep olabilecek ne “fiili bir mülk” ne de “meşru beklenti” sahibi
olduğunu savunmaktadır. Zira Hükümet’e göre, Anayasa’nın 169. maddesi kesin ve nettir.
Orman alanı hiçbir durumda özel mülkiyete devrolunamaz. Seferihisar Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin M.Đ.’yi ihtilaflı taşınmazın maliki olarak kabul ettiği 22 Temmuz 1952 tarihli
kararı ile ilgili olarak, Hükümet, Anayasa’nın 169. maddesi nedeniyle M.Đ.’nin hiçbir zaman
taşınmazın maliki olmadığını belirtmektedir. Her halükarda, sözkonusu karar, sadece davaya
müdahil olan tarafları bağlamakta ve davaya müdahil olmayan Hazine aleyhine dermeyan
edilemez.
b) Başvuran
Başvuran, Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 22 Temmuz 1952 tarihli nihai kararı ile
ihtilaf konusu taşınmazın ilk sahibinin mülkiyet hakkının tanındığını ve sözkonusu kararın
yalnızca davaya müdahil olan tarafları değil kurumları da bağladığını belirtmektedir.
Başvuran, kendisinin ve sonraki diğer sahiplerin 1952 yılından beri iyi niyetle ve tapu
kayıtlarına uygun olarak taşınmazın sahibi olduklarını ileri sürmektedir. Ayrıca başvuran,
tapusunun iptal edilmesinin ve Hazine adına tescil edilmesinin zeytinlik olarak nitelendirilen
alanın (1952 yılından beri ihtilaflı arsa için sözkonusu durum) ormanlık alan olarak
düşünülemeyeceğini öngören ulusal hükümlere aykırı olduğunu iddia etmektedir. Bu durumda
başvuran, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ile öngörülen kamu yararı olmaksızın mülkiyet
hakkından yoksun bırakıldığını ifade etmektedir.
2. AĐHM’nin takdiri
AĐHM, 1 No’lu Ek Protokol’ün birinci bendinin ikinci cümlesi anlamında başvuranların
mülkiyet haklarına yönelik mülkten ‘yoksun bırakma’ olarak değerlendirilmesi gereken bir
müdahalenin var olduğunu tespit etmektedir (bkz., mutatis mutandis, Brumarescu-Romanya).
AĐHM, başvuranın sözkonusu mülkün sahipliği konusundaki iyi niyetinin tartışma konusu
olmadığını belirtmektedir. AĐHM, ayrıca, Kadastro Müdürlüğü’nün orman alanı olarak
sözkonusu arazinin Hazine adına tescil edilmesine karar verdiği yeni kadastro çalışmasının
yapıldığı tarih olan 1990 yılına kadar -ki bu tarih başvuran açısından ancak 16 Nisan 2003
yılında kesinleşmiştir- iç hukuktaki tüm sonuçları ile birlikte başvuranın malik olduğunu ve
tapuya kayıtlı senedin geçerliliğine ilişkin meşru olarak “hukuki güvence” beklentisi içinde
olduğunu tespit etmektedir.
AĐHM, başvuranın mülkünden yargı kararları ile onanan idari kararlarla yoksun bırakıldığını
tespit etmektedir. Taşınmazın niteliğine ve mülkiyet hakkına ilişkin başvuranın itirazlarına
rağmen, ulusal mahkemeler, taşınmazı ormanlık alanın bir parçası olarak değerlendirerek
Hazine adına tescil edilmesi gerektiğine ilişkin Kadastro Müdürlüğü’nün tespit işlemini
onamıştır. Ulusal mahkemeler tarafından ileri sürülen gerekçeleri göz önünde bulunduran
AĐHM, başvuranlara uygulanan yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak gösterilen tabiatın ve
ormanların korunması amacının 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin birinci bendinin ikinci
cümlesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğini düşünmektedir (bkz., mutatis mutandis,
Lazaridi – Yunanistan, no: 31282/04, prg. 34, 13 Temmuz 2006 ; Ansay – Türkiye, no:
49908/99, 2 Mart). Bu çerçevede AĐHM, her ne kadar çevrenin genel olarak korunmasına
yönelik AĐHS’de özel bir hüküm bulunmasa da (Kyrtatos – Yunanistan, no: 41666/98)
günümüz toplumunun çevrenin korunması konusundaki duyarlılığının her geçen gün daha da
arttığını anımsatır (Fredin – Đsveç (no:1), 18 Şubat 1991 tarihli karar). AĐHM, çevrenin
korunmasına bağlı sorunlara müteaddit defalar değindiğini ve konunun önemine dikkat
çektiğini kaydeder (bkz., Taşkın ve diğerleri – Türkiye, no: 46117/99, Moreno Gómez –
Đspanya, no: 4143/02, Fadeïeva – Rusya, no: 55723/00, ve Giacomelli – Đtalya, no: 59909/00).
Tabiatın ve ormanların ve daha genel olarak da çevrenin korunması, kamuoyunda ve
dolayısıyla kamu makamları nezdinde sürekli ve desteklenen bir ilgiyle savunulan bir
değerdir. Çevrenin korunmasına ilişkin mülahazalar sözkonusu olduğunda, bilhassa da devlet
konuyla ilgili olarak bir yasal düzenlemeye gitmişse, ekonomik zorunluluklar ve hatta
mülkiyet hakkı gibi bazı temel haklar öncelik arz etmemelidirler (Hamer – Belçika,
no:21861/03).
Bununla birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen adil
dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip
yüklemediğinin belirlenmesi için iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması
gerekir. Bu çerçevede AĐHM daha evvel, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın
ödenmemesi durumunda mülkten mahrum etmenin aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ve
hiçbir tazminat ödenmemesi durumunun ise 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi anlamında
ancak istisnai koşullarda meşru kabul edilebileceğini ifade etmiştir (Nastou – Yunanistan
(no:2), no: 16163/02, 15 Temmuz 2005; Jahn ve diğerleri – Almanya, no: 46720/99,
72203/01 ve 72552/01; Kutsal Manastırlar – Yunanistan, 9 Aralık 1994, N.A. ve diğerleri,-
Türkiye, başvuru no: 37451/97 ve Turgut ve diğerleri). Mevcut davada malının Hazineye
devredilmesi nedeniyle başvurana hiçbir ücret ödenmemiştir. AĐHM, tazminat ödenmemesini
haklı kılmak için Hükümetin istisnai hiçbir koşulu belirtmediğini not etmektedir.
Sonuç olarak AĐHM, tazminat ödenmemesinin, kamu yararının gerekleri ile kişinin haklarının
korunması arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi başvuran aleyhine bozduğu
kanaatindedir.
Bu durumda, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Başvuran, mahkemenin konusunda yeterli olmayan bilirkişilerin görüşlerini dikkate alması
nedeniyle yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca, 28
Haziran 2002 tarihli duruşmada avukatının bulunmamasının mahkeme tarafından mazeret
kabul edilmediğini iddia etmektedir. Başvuran, AĐHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunmaktadır.
AĐHM, sözkonusu şikayetlerin kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiği kanaatindedir (Aksoy
(Eroğlu)-Türkiye, başvuru no: 59741/00, 31 Ekim 2006; Sadak ve diğerleri – Türkiye, başvuru
numaraları: 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96; Kamil Uzun-Türkiye, başvuru no:
37410/97, 10 Mayıs 2007). Bununla birlikte işbu davada ortaya konan asıl hukuki sorunla
ilgili olarak ulaştığı sonucu göz önüne alarak, AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesi kapsamında
yapılan şikayetleri ayrıca incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran, 300.000 Euro tutarında maddi zarara maruz kaldığını iddia etmektedir. Başvuran,
275.000 m2 lik taşınmazının Đzmir’e 70 km uzaklıkta Seferihisar yakınlarında merkezi bir
bölgede bulunduğunu ileri sürmektedir.
Hükümet, AĐHM’ye tazminat talebini reddetme çağrısında bulunmaktadır. Hükümet’e göre
AĐHM, ihlal kararı verdiği takdirde, sözkonusu tespit yeterli adil tatmin oluşturacaktır.
Mevcut dava koşullarında Savunmacı Devlet ile başvuranlar arasında olası bir uzlaşma
ihtimalini göz önünde bulunduran AĐHM, 41. maddenin uygulanmasının bu aşamada saklı
tutulmasının uygun olacağına kanaat getirmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6/1 maddesi kapsamında yapılan şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek
olmadığına;
4. AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun
a) saklı tutulmasına;
b) Hükümet ve başvuranın, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde bu mesele
hakkındaki görüşlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları
her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire başkanının izlenecek süreci
belirlemeye yetkili kılınmasına
KARAR VERMĐŞTĐR.
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 10 Mart 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło