36211/97

WyrokETPCz2006-02-02ECLI:CE:ECHR:2006:0202JUD003621197

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego dochodzenia w sprawie zarzutów przymusowego wysiedlenia i zniszczenia mienia przez siły państwowe naruszył prawo do skutecznego środka odwoławczego z art. 13 Konwencji, pomimo braku udowodnienia odpowiedzialności państwa za samo zniszczenie?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżący nie przedstawili wystarczających dowodów, aby ponad wszelką wątpliwość udowodnić, że to siły bezpieczeństwa państwa były odpowiedzialne za przymusowe wysiedlenie i zniszczenie ich mienia. W związku z tym nie stwierdził naruszenia materialnych artykułów Konwencji (art. 3, 5 § 1, 8, 1 Protokołu nr 1). Jednakże, Trybunał stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji, ponieważ krajowe dochodzenie w sprawie zarzutów skarżących było powierzchowne, ograniczone do uzyskania informacji od samych sił bezpieczeństwa i nie obejmowało przesłuchania oskarżanych funkcjonariuszy ani wizytacji miejsca zdarzenia. Trybunał podkreślił, że istniała ogólna niechęć władz tureckich do badania możliwości popełnienia takich czynów przez własne siły bezpieczeństwa, co uniemożliwiło zapewnienie skutecznego środka odwoławczego.
Stan faktyczny
Skarżący, mieszkańcy wsi Elgazi w prowincji Tunceli (region stanu wyjątkowego w Turcji), twierdzili, że w październiku 1994 roku zostali przymusowo wysiedleni ze swojej wsi przez siły bezpieczeństwa, a ich domy i mienie zostały spalone. Po wysiedleniu osiedlili się w tymczasowych domach. Złożyli skargi do prokuratury, która przekazała sprawę do władz administracyjnych. Władze te, opierając się na oświadczeniu żandarmerii, która zaprzeczyła odpowiedzialności, odmówiły wszczęcia dochodzenia, twierdząc, że skarżący nie wskazali konkretnych sprawców. Rząd turecki utrzymywał, że skarżący opuścili wieś z powodu działalności terrorystycznej PKK, a ich domy zostały spalone przez terrorystów w mundurach wojskowych.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Odrzucił wstępny zarzut Rządu. 2. Stwierdził brak naruszenia art. 3, 8 i art. 1 Protokołu nr 1 Konwencji. 3. Stwierdził brak naruszenia art. 5 § 1 Konwencji. 4. Uznał, że nie jest konieczne ustalanie, czy doszło do naruszenia art. 6 § 1 Konwencji. 5. Stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji. 6. Stwierdził brak naruszenia art. 14 Konwencji w związku z art. 3, 6, 8 i 13 Konwencji oraz art. 1 Protokołu nr 1. 7. Stwierdził brak naruszenia art. 18 Konwencji. 8. Zasądził, aby Państwo pozwane zapłaciło w ciągu trzech miesięcy: a) każdemu ze skarżących 4 000 euro (cztery tysiące euro) tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, b) skarżącym łącznie 4 900 euro (cztery tysiące dziewięćset euro) tytułem zwrotu kosztów i wydatków, c) wszelkie podatki, które mogą być należne od tych kwot. 9. Odrzucił pozostałą część żądania skarżących dotyczącego słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   KUMRU YILMAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 36211/97)   KARAR   STRAZBURG   ꢁubat 2006   NĐHAĐ   03/07/2006   Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ꢀekle   iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) eski 25.   maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Kumru Yılmaz, Yeter Yılmaz, Mehmet   Yılmaz, Süleyman Müldür, Haydar Müldür, Memli Müldür (6 Temmuz 2001 tarihinde vefat   etmesi üzerine yerine varisleri Hediye Müldür, Kumru Yeꢀil, Süleyman Müldür, Aliekber   Müldür, Yusuf Müldür ve Haydar Müldür), Eyüp Genç, Đbrahim Genç, Hasan Genç, Hasan   Kerem (21 Haziran 2002 tarihinde vefat etmesi üzerine baꢀvurusu Nazlı Kerem tarafından   takip edilmiꢀtir), Haydar Karakaya ve Dedeali Karakaya (“baꢀvuranlar”) tarafından Avrupa   Đnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) yapılan baꢀvurudan (no. 36211/97)   kaynaklanmaktadır.   Baꢀvuranlar, Đstanbul Barosu’na bağlı avukatlar Ö. Kılıç ve M. Ali Kırdök tarafından   temsil edilmiꢀlerdir.   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Baꢀvuranların tümü Türk vatandaꢀıdır. Bu baꢀvuruya sebep olan iddia konusu   olayların gerçekleꢀtiği dönemde Elgazi köyünde ikamet etmekteydiler. Dava olayları taraflar   arasında anlaꢀmazlık konusudur ve ꢀu ꢀekilde özetlenebilir.   A. Baꢀvuranların olayları anlatıꢀ ꢀekli   yılının Ekim ayına kadar, baꢀvuranlar, dönemin olağanüstü hal bölgesinde,   Tunceli iline bağlı Ovacık ilçesinin bir köyü olan Elgazi’de yaꢀamıꢀlardır. 1994 yılında, terör   faaliyeti bu bölgede temel sorundu. 1980’li yıllardan beri, bölgede, güvenlik güçleri ve   Kürdistan bağımsızlığından yana olan Kürt nüfusu grupları, özellikle de PKK (Kürdistan Đꢀçi   Partisi) üyeleri, arasında ꢀiddetli bir çatıꢀma devam etmekteydi. Baꢀvuranların köyünde   yaꢀayanlar hakkında “teröristlere yardım ve yataklık” yaptıklarına dair ꢀüphe oluꢀmuꢀtur ve   bu nedenle köyün yakınına yerleꢀen jandarmalar tarafından sıkı bir ꢀekilde ve kısa aralıklarla   kontrol edilmekteydiler.   Ekim 1994 tarihinde, güvenlik güçleri Elgazi köyünü çevrelemiꢀ ve köyde   yaꢀayanları köy meydanında toplamıꢀtır. Küfürler kullanarak, köylülere köyün hemen   boꢀaltılacağını ve geri dönüꢀün mümkün olmayacağını söylemiꢀlerdir. Baꢀvuranlar   taꢀıyabilecekleri kadar eꢀya alıp köyü terk etmiꢀlerdir. Köyün boꢀaltılmasından hemen sonra,   askerler evleri ve ürünleri ateꢀe vermiꢀlerdir.   Baꢀvuranlar, geçici olarak, Ovacık yakınında yer alan prefabrik afet konutlarına   yerleꢀmiꢀlerdir.   Olayın sonrasında, baꢀvuranlar Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’na ayrı dilekçeler   sunmuꢀlar ve jandarmalar tarafından köylerinin yakılması hakkında ꢀikayetçi olmuꢀlardır.   Baꢀvuranlar geçici adreslerini kaydetmiꢀlerdir.   Davada, güvenlik güçlerinin iddia edilen faaliyetlerine yönelik bir soruꢀturma   sözkonusu olduğu için Ovacık Cumhuriyet Savcısı, Memurin Muhakematı Kanunu’na uygun   olarak, görevsizlik kararı vermiꢀ ve dilekçeleri Ovacık Đlçe Kaymakamlığı’na göndermiꢀtir.   Đlçe Kaymakamı, Ovacık Jandarma Komutanlığı’na bir mektup göndermiꢀ ve   baꢀvuranların iddiaları hakkında bilgi talep etmiꢀtir.   Kasım 1994 tarihli bir mektupta, Jandarma Komutanı, Đlçe Kaymakamı’na, güvenlik   güçlerinin bölgedeki operasyonları sırasında herhangi bir evi yakmadıklarını bildirmiꢀtir.   Dolayısıyla, Ovacık Đdare Kurulu, jandarmalar hakkındaki cezai iꢀlemlerin devam etmemesi   kararını vermiꢀtir.   Ekim 1995 tarihinde, Ovacık Đlçe Kaymakamı, baꢀvuranlara bir mektup   göndermiꢀtir. Ovacık Jandarma Komutanı’nın 1 Kasım 1994 tarihli mektubuna dayanarak,   iddialarını ikna edici bulmadığını açıklamıꢀtır. Ayrıca, Danıꢀtay’ın yerleꢀik içtihadı uyarınca,   suçlanan memurun kimliği belirlenmediği sürece bir soruꢀturma yapılmasının mümkün   olmadığını açıklamıꢀtır. Bu nedenle, yetkililerin iddia konusu olaylara yönelik bir soruꢀturma   baꢀlatmayacağını ifade etmiꢀtir.   ꢁubat 1996 tarihinde, Đlçe Kaymakamı’nın yukarıda belirtilen mektubu, boꢀaltılmıꢀ   Elgazi köyünün eski muhtarı olan Mehmet Yılmaz isimli baꢀvurana tebliğ edilmiꢀtir.   Mektupta, yetkililerin baꢀvuranların yeni adreslerini tespit edemedikleri ve bu nedenle köyün   muhtarı olarak Mehmet Yılmaz’ın mektubu diğer baꢀvuranlara iletmesinin gerekli olduğu   ifade edilmiꢀtir. Baꢀvuranlar, Đlçe Kaymakamı’nın mektubundan, akrabaları ve tanıdıkları   aracılığıyla çok sonraki bir aꢀamada haberdar olmuꢀlardır.   B. Hükümet’in olayları anlatıꢀ ꢀekli   yılında, PKK üyeleri, Ovacık ilçesi köylerinde örgüt adına propaganda   kampanyası baꢀlatmıꢀtır. Bu köylerden gençleri kaçırmıꢀ ve onları örgüte katılmaya   zorlamıꢀtır. PKK militanları köylülere tehditlerde bulunmuꢀ ve onları taciz etmiꢀtir. Köylüler,   PKK tarafından uygulanan baskı sonucu evlerini terk etmiꢀlerdir.   Yetkililer tarafından yürütülen soruꢀturma, baꢀvuranların evlerinin güvenlik güçleri   tarafından değil, askeri üniforma giyen teröristler tarafından yakıldığını ortaya koymuꢀtur.   Soruꢀturma makamlarına verdikleri ifadelerde, baꢀvuranlar, iddia edilen suçun faillerinin   kimliklerini belirtememiꢀlerdir.   C. Taraflarca sunulan belgeler   Taraflar iddialarını doğrulamak amacıyla çeꢀitli belgeler sunmuꢀlardır. Đlgili belgeler   aꢀağıda özetlenmiꢀtir.   1. Baꢀvuranlar tarafından sunulan belgeler   (a) Đnsan Hakları Vakfı (“TĐHV”) Yıllık Raporları   Đnsan Hakları Vakfı, merkezi Türkiye, Ankara’da bulunan bir sivil toplum örgütüdür.   yılı Raporu’na göre, 1990’dan 1993’e kadar, 913’ten fazla köy ve mezra boꢀaltılmıꢀtır.   Raporu, köy boꢀaltmaların 1993’te hızlandığını ve sıklıkla sakinleri köy korucusu olarak   görev yapmayı reddeden köyleri hedef aldığını öne sürmüꢀtür.   TĐHV’nin 1994 raporu, Hükümet politikasının, boꢀaltmaların ve sonrasındaki   tahribatların PKK terörü, fakirlik ve doğal güçlerden kaynaklandığını iddia etmek olduğunu   ileri sürmüꢀtür. Aynı rapora göre, olağanüstü hale tabi her ilde yaklaꢀık 50 ila 60 köy   yakılmıꢀtır.   Raporunda, 1995’te 400’den fazla köyün boꢀaltıldığı belirtilmiꢀtir. 1996   Raporuna göre, Olağanüstü Hal Bölge Valisi, bir defasında, toplam 918 köy ve 1767   mezranın çeꢀitli sebeplerden dolayı boꢀaltıldığına değinmiꢀ, ancak boꢀaltmaların güvenlik   güçlerince yapıldığını hiç belirtmemiꢀtir.   ve 1998 Raporları, Hükümet’in köy boꢀaltma politikasını, 1990’lar boyunca   uygulanan sistematik bir “iç güvenlik operasyonu” olarak tanımlamıꢀtır.   (b) Đnsan Hakları Derneği’nin yayınladığı “Yakılan/Boꢀaltılan Köyler ve Göç”   isimli kitaptan bölümler   Bölümler, ꢁubat 1990’dan Ocak 1999’a kadar yakılan ve/veya boꢀaltılan köylerin   kapsamlı bir listesini vermiꢀtir. Liste, boꢀaltılmıꢀ ve tahrip edilmiꢀ olarak Elgazi köyüne atıfta   bulunmamıꢀtır.   Bölümler, Ülkede Gündem isimli günlük gazeteden alınmıꢀ makalelerden yola   çıkılarak yazılmıꢀ yazılar içermekteydi; bunlar köylerin boꢀaltılması ve bunun yerinden olmuꢀ   insanlar üzerindeki olumsuz etkileri ile ilgiliydi. Makaleler, birçok köylünün, köylerinin   güvenlik güçlerince yakıldığına dair ꢀikayetlerle Devlet makamlarına dilekçeler sunduğunu   vurgulamıꢀtır.   Makaleler aynı zamanda Hükümet’in kamuya yaptığı ve köylerinden çıkarılan   köylülerin geri dönmelerine izin verildiği izlenimi veren açıklamaların güvenilir olmadığını   vurgulamıꢀtır. Köylüler, köylerine dönmeye iliꢀkin teꢀebbüslerinde fiilen engellenmiꢀlerdir.   (c) Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da boꢀaltılan yerleꢀim birimleri nedeniyle göç   eden yurttaꢀlarımızın sorunlarının araꢀtırılarak alınması gereken tedbirlere   iliꢀkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Araꢀtırma Komisyonu’nun 14 Ocak 1998   tarihli raporu   Bu rapor, on milletvekilinden oluꢀan bir Araꢀtırma Komisyonu tarafından   hazırlanmıꢀtır. Rapora göre, 1993 ve 1994 yıllarında, 905 köy ve 2.923 mezrada yer alan   nüfus tahliye edilmiꢀ ve ülkenin diğer bölgelerine taꢀınmaya zorlanmıꢀtır (s.13).   Rapor, eski Diyarbakır Valisi Doğan Hatipoğlu’nun bir beyanını içermiꢀtir.   Hatipoğlu, görev yaptığı dönemde, askeri makamlar tarafından zaman zaman gerçekleꢀtirilen   köy boꢀaltmalarının dikkatini çektiğini açıklamıꢀtır. Çok nadiren de olsa köy yakılmaları   hakkında ꢀikayetler almıꢀ olduğunu ifade etmiꢀtir. Hatipoğlu’na göre, tüm köylerin PKK   tehdidi dolayısıyla boꢀaltıldığını iddia etmek imkansızdır. Hükümet’in, yerinden olmuꢀ   kiꢀilerin iyi ꢀekilde yeniden yerleꢀtirilmesi için gerekli önlemleri almamıꢀ olduğunu iddia   etmiꢀtir (s.13).   Rapor, ayrıca, Đnsan Hakları Vakfı Baꢀkanı Yavuz Önen tarafından hazırlanan ve 1995   yılında Araꢀtırma Komisyonu’na sunulan “Türkiye – Đnsan Hakları Raporu”na atıfta   bulunmuꢀtur. Bu son belirtilen rapor, bir bölümünü göçmenlere ve boꢀaltılmıꢀ köylere   ayırmıꢀtır. Rapor, 1995 yılında, köylerin ve mezraların boꢀaltılması uygulamasının yaygın   olduğunu ileri sürmüꢀtür. Köylerdeki birçok ev ya yıkılmıꢀ ya da oturulamaz hale   getirilmiꢀtir. Đnsanlar bölgeden göç etmeye zorlanmıꢀ ve orada yaꢀayanlara köylerini terk   edene kadar baskı yapılmıꢀtır. 1995 yılı baꢀlarında, yaꢀayanlarının köy korucuları olmayı   kabul ettiği köylerin ve mezraların dıꢀında içinde yaꢀanan hemen hemen hiçbir köy veya   mezra yoktu (s.19).   Araꢀtırma Komisyonu’nun raporu, ayrıca, boꢀaltılmıꢀ köyler mevzusu hakkında 3   Haziran 1997 tarihinde ꢁırnak milletvekili Salih Yıldırım tarafından Türkiye Büyük Millet   Meclisi’nde yapılan konuꢀmaya atıfta bulunmuꢀtur. Yıldırım, diğer hususlar meyanında,   köylerin, karꢀı koyanları tehdit etmek amacıyla ya PKK tarafından, ya da köyleri   koruyamadıkları veya o köylerde yaꢀayanlar köy korucuları olmayı reddettikleri veya onların   PKK’ya yardım ettiklerinden ꢀüphelenildiği için yetkililer tarafından boꢀaltıldığını ifade   etmiꢀtir (s.20).   Sonuç olarak, raporda, yerleꢀim birimlerinde oturanların mezralar yerine daha önce   yaꢀadıkları alana yakın iller, ilçeler veya merkez köylere yeniden yerleꢀtirilmesi gerektiği ve   öncelik göçmenlere verilerek bölge sakinlerine iꢀ temin etmek amacıyla gerekli ekonomik   tedbirler alınması gerektiği tavsiye edilmiꢀtir.   2. Hükümet tarafından sunulan belgeler   (a) Baꢀvuranların sahip oldukları mallara iliꢀkin Nisan 2004 Raporu   Bu rapor baꢀvuranların sahip oldukları malları tespit etmeyi amaçlamaktadır. Tapu   kadastro ve belediye kayıtları göz önünde tutulduğunda, Kumru Yılmaz’a ait herhangi bir mal   bulunmamaktaydı. Ancak, 1990 yılında, baꢀvuran, yetkililere, her ikisi de 150 metrekare olan   bir ev ve bir ahır sahibi olduğunu beyan etmiꢀtir. Herhangi bir ticari faaliyette   bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e vergi ödemiyordu.   Tapu kadastro kayıtlarına göre, Yeter Yılmaz’a ait taꢀınmaz mal bulunmamaktaydı.   Ancak, 1990 yılındaki beyanına göre, her ikisi de 150 metrekare olan bir ev ve bir ahır sahibi   olduğunu iddia etmiꢀtir. Herhangi bir ticari faaliyette bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e vergi   ödemiyordu. Yılmaz, Ovacık Đlçe Kaymakamlığı’ndan, gıda, 10 koyun, 1 koç ve 340.000.000   Türk Lirası para yardımı almıꢀtır. Ayrıca, “afet konutları”nda Hükümet tarafından temin   edilen bir evde ikamet etmiꢀtir.   Tapu kadastro kayıtlarına göre, Mehmet Yılmaz’a ait taꢀınmaz mal   bulunmamaktaydı. Ancak, Ovacık Đlçe Tarım Müdürlüğü kayıtları, baꢀvuranın, ona   192.000.000 TL yıllık gelir sağlayabilecek, 12.000 metrekare arsaya sahip olduğunu   göstermiꢀtir. 1985 yılındaki beyanında 50 metrekare bir evi bulunduğunu iddia etmiꢀ ancak   yılında, her ikisi de 200 metrekare olan bir evi ve ahırı bulunduğunu beyan etmiꢀtir.   Herhangi bir ticari faaliyette bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e vergi ödemiyordu. Yılmaz,   Ovacık Đlçe Kaymakamlığı’ndan, gıda, 10 koyun, 1 koç ve 340.000.000 Türk Lirası para   yardımı almıꢀtır.   Memli Müldür 1997 yılında vefat etmiꢀtir. Tapu kadastro kayıtlarında adına kayıtlı bir   mal bulunmamaktaydı. Ancak, Ovacık Đlçe Tarım Müdürlüğü kayıtları, baꢀvuranın, ona   168.000.000 TL yıllık gelir sağlayabilecek, 10.500 metrekare arsaya sahip olduğunu   göstermiꢀtir. 1982 yılında, yetkililere, sırasıyla 1850 ve 100 metrekare olan bir arsa ve bir ev   sahibi olduğunu beyan etmiꢀtir. 1990 yılındaki beyanında, 240 ve 150 metrekare olan bir ev   ve bir ahır sahibi olduğunu iddia etmiꢀtir. Ovacık Đlçe Kaymakamlığı’ndan, gıda, 10 koyun, 1   koç ve 340.000.000 Türk Lirası para yardımı almıꢀtır.   Süleyman Müldür herhangi bir ticari faaliyette bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e   vergi ödemiyordu. 1994 yılındaki beyanında, 100 metrekare olan bir evi bulunduğunu ifade   etmiꢀ ancak 1998 yılında 120 metrekare bir eve sahip olduğunu iddia etmiꢀtir.   Tapu kadastro kayıtlarına göre, Haydar Müldür’e ait taꢀınmaz mal bulunmamaktaydı.   yılındaki beyanında, 120 metrekare bir eve sahip olduğunu iddia etmiꢀtir. Ayrıca,   herhangi bir ticari faaliyette bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e vergi ödemiyordu.   Tapu kadastro kayıtlarına göre, Eyüp Genç’e ait taꢀınmaz mal bulunmamaktaydı.   Ancak, Ovacık Đlçe Tarım Müdürlüğü kayıtları, baꢀvuranın, ona 272.000.000 TL yıllık gelir   sağlayabilecek, 17.000 metrekare arsaya sahip olduğunu göstermiꢀtir. 1988 yılındaki   beyanında, 29.370 metrekare arsası bulunduğunu iddia etmiꢀtir. 1992 ve 1994 yıllarındaki   beyanlarında, 200 metrekare eve sahip olduğunu ifade etmiꢀtir. Herhangi bir ticari faaliyette   bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e vergi ödemiyordu. Genç, Ovacık   Đlçe   Kaymakamlığı’ndan, gıda, 10 koyun, 1 koç ve 170.000.000 Türk Lirası para yardımı almıꢀtır.   Tapu kadastro kayıtlarına göre, Đbrahim Genç’e ait taꢀınmaz mal bulunmamaktaydı.   Ancak, Ovacık Đlçe Tarım Müdürlüğü kayıtları, baꢀvuranın, ona 192.000.000 TL yıllık gelir   sağlayabilecek, 12.000 metrekare arsaya sahip olduğunu göstermiꢀtir. 1986 yılındaki   beyanında, 29.976 metrekare arsası bulunduğunu iddia etmiꢀtir. 1998 yılındaki beyanında,   metrekare eve sahip olduğunu ifade etmiꢀtir. Herhangi bir ticari faaliyette   bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e vergi ödemiyordu. Genç, Ovacık   Đlçe   Kaymakamlığı’ndan, gıda ve 51.000.000 Türk Lirası para yardımı almıꢀtır.   Tapu kadastro kayıtlarına göre, Hasan Genç’e ait taꢀınmaz mal bulunmamaktaydı.   Ovacık Đlçe Tarım Müdürlüğü kayıtları, baꢀvuranın, ona 272.000.000 TL yıllık gelir   sağlayabilecek, 17.000 metrekare arsaya sahip olduğunu göstermiꢀtir. 1986 yılındaki   beyanında, 29.976 metrekare arsası bulunduğunu iddia etmiꢀtir. 1994 yılındaki beyanında, her   ikisi de 200 metrekare olan bir ev ve bir ahır sahibi olduğunu ifade etmiꢀtir. Herhangi bir   ticari faaliyette bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e vergi ödemiyordu.   Hasan Kerem 2001 yılında vefat etmiꢀtir. Ölümünün öncesinde, tapu kadastro   kayıtlarına göre, kendisine ait taꢀınmaz mal bulunmamaktaydı. Ancak, Ovacık Đlçe Tarım   Müdürlüğü kayıtları, baꢀvuranın, ona 56.000.000 TL yıllık gelir sağlayabilecek, 3.500   metrekare arsaya sahip olduğunu göstermiꢀtir. 1986 yılındaki beyanında, 8674 metrekare   arsası bulunduğunu iddia etmiꢀtir. 1998 yılındaki beyanında, her ikisi de 200 metrekare olan   bir ev ve bir ahır sahibi olduğunu ifade etmiꢀtir. Herhangi bir ticari faaliyette   bulunmamaktaydı zira, Hükümet’e vergi ödemiyordu.   Haydar Karakaya 2001 yılında vefat etmiꢀtir. Ölümünün öncesinde, tapu kadastro   kayıtlarına göre, kendisine ait taꢀınmaz mal bulunmamaktaydı. Ancak, Ovacık Đlçe Tarım   Müdürlüğü kayıtları, baꢀvuranın, ona 264.000.000 TL yıllık gelir sağlayabilecek, 16.500   metrekare arsaya sahip olduğunu göstermiꢀtir. 1986 yılındaki beyanında, 15.400 metrekare   arsası bulunduğunu iddia etmiꢀtir. 1994 yılındaki beyanında, sırasıyla 300 ve 200 metrekare   olan bir ev ve bir ahır sahibi olduğunu ifade etmiꢀtir. Herhangi bir ticari faaliyette   bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e vergi ödemiyordu.   Tapu kadastro kayıtlarına göre, Dedeali Karakaya, 24.702 metrekare bir arsanın   yarısına sahipti. Ayrıca, Ovacık Đlçe Tarım Müdürlüğü kayıtları, baꢀvuranın, ona 122.720.000   TL yıllık gelir sağlayabilecek, 7.760 metrekare arsaya sahip olduğunu göstermiꢀtir. 1986   yılındaki beyanında, sırasıyla 23.010 ve 132 metrekare olan bir arsası ve evi bulunduğunu   iddia etmiꢀtir. 1994 yılındaki beyanında, 120 metrekare olan bir ev sahibi olduğunu ifade   etmiꢀtir. Herhangi bir ticari faaliyette bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e vergi ödemiyordu.   (b) Haydar Müldür, Haydar Karakaya ve Mehmet Yılmaz’ın iki jandarma   subayı tarafından alınan 10-11 Mart 2004 tarihli ifadeleri   Tanıklar, Elgazi köyünün sakinleridir. Đfadeleri, AĐHM’ye baꢀvuruda bulunmuꢀ olan   baꢀvuranların durumunu tespit etmek amacıyla alınmıꢀtır. Tanık, 1994 ve 2002 yılları   arasında, baꢀvuranların Ovacık’ın Kandolar semtindeki prefabrik evlerde yaꢀamıꢀ olduklarını   ifade etmiꢀtir. 2002 yılında, Hükümet tarafından yapılan yeni evlere taꢀınmıꢀlardır.   Sözkonusu zamanda, Elgazi’de kimse yaꢀamamaktaydı. Köyde elektrik, okul veya telefon   yoktu.   (c) Ovacık Đlçe Kaymakamı’nın baꢀvuranlara gönderdiği 15 Ekim 2002 tarihli   mektup   Đlçe Kaymakamı, mektubunda, baꢀvuranlara, yetkililerin bölgedeki köylerin altyapısını   düzeltmek için bakım çalıꢀması yürüttüklerini bildirmiꢀtir. Köylülerin, mülklerinden   yararlanmak istemeleri halinde Ovacık’ta bulunan köylere dönmeleri için bir engel olmadığını   kaydetmiꢀtir.   (d) Ovacık Đlçe Jandarma Komutanı’nın Ovacık Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’na   gönderdiği 1 Kasım 1994 tarihli mektup   Jandarma Binbaꢀı Yüksel Sönmez, Cumhuriyet Baꢀsavcısı’na, Elgazi köyünde Cafer   Karakaya, Nemli Münzül, Haydar Münzül, Süleyman Münzül ve Haydar Karakaya’ya ait   olan evlerin askeri üniforma giyen teröristler tarafından yakılmıꢀ olduğunu bildirmiꢀtir. Onun   görüꢀüne göre, teröristler, güvenlik güçlerini etkisiz hale getirmeyi ve güvenlik güçleri ile   bölge halkı arasında düꢀmanlık yaratmayı amaçlamıꢀlardır.   (e) Polis müfettiꢀi Bahri Üstüner tarafından hazırlanan 4 Haziran 1995 tarihli   soruꢀturma raporu   Devlet güvenlik güçlerinin Elgazi köyündeki evleri yakmıꢀ olduğuna dair iddialara   yönelik olarak yürütülen soruꢀturmayı müteakip, müfettiꢀ, evlerin güvenlik güçleri tarafından   değil askeri üniforma giyen teröristler tarafından yakılmıꢀ olduğunu tespit etmiꢀtir.   Teröristler, ayrıca, evlerinin güvenlik güçleri tarafından yakıldığına dair yetkililere ꢀikayette   bulunmaları için köylüleri zorlamıꢀlardır. Müfettiꢀ, ayrıca, güvenlik güçlerinin, halkın   güvenliğini sağlamak amacıyla bölgede operasyonlar yürüttüğünü ve bu nedenle köyleri   yakmayacağını ve mallara zarar vermeyeceğini kaydetmiꢀtir.   II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK   Đlgili iç hukukun tam açıklaması Yöyler – Türkiye (no. 26973/95, §§ 37-49, 24   Temmuz 2003) ve Matyar – Türkiye (no. 23423/94, §§ 93-106, 21 ꢁubat 2002) kararlarında   bulunabilir.   HUKUK   I. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZI   Hükümet, 29 Nisan 2005 tarihli ek görüꢀlerinde, 14 Temmuz 2004 tarihinde kabul   edilen ‘Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karꢀılanması ve Teröre Karꢀı Alınan   Önlemler Hakkında Kanun’ ıꢀığında iç hukuk yollarının tüketilmemesine iliꢀkin bir ön   itirazda bulunmuꢀtur. Bu Kanun, yetkililerin terörle mücadelesi sırasında zarar görmüꢀ olan   baꢀvuranların AĐHS mağduriyetlerini telafi edebilecek yeterli bir hukuk yolu sağlamıꢀtır.   Hükümet, dolayısıyla, AĐHM’den, bu baꢀvurunun incelemesini durdurmasını ve   baꢀvuranlardan iç hukukta yürürlüğe konulan yeni hukuk yolundan yararlanmalarını   istemesini talep etmiꢀtir.   Baꢀvuranlar, Hükümet’in itirazına karꢀı çıkmıꢀlar ve AĐHM’nin kabuledilebilirlik   kararından sonra kendilerinden yeni bir hukuk yolunu tüketmelerinin talep edilemeyeceğini   ileri sürmüꢀlerdir.   AĐHM, 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında, ꢀikayetlerine yönelik etkili bir   soruꢀturmanın olmaması halinde baꢀvuranların iç hukukta yeni herhangi bir hukuk yolunu   takip etmelerine gerek olmadığı kararını vermiꢀ olduğunu anımsar. Bu itirazın, baꢀvuru   kabuledilebilir ilan edildikten sonra yapıldığını kaydeder. O nedenle, Hükümet’in, bu   aꢀamada, esas itibariyle, kabuledilebilirliğe itirazlarda bulunmasının engellenmiꢀ olduğu   değerlendirilebilir (Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 55. maddesi; bkz. inter alia, Amrollahi –   Danimarka, no. 56811/00, § 22, 11 Temmuz 2002; ve Nikolova – Bulgaristan [BD], no.   31195/96, § 44, AĐHM 1999-II). Dolayısıyla, Hükümet’in itirazı, iꢀlemlerin bu aꢀamasında   dikkate alınamaz.   II. AĐHS’NĐN 3. VE 8. MADDELERĐNĐN VE 1 NO.’LU PROTOKOL’ÜN 1.   MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, Devlet güvenlik güçleri tarafından Elgazi köyünden zorunlu   tahliyelerinin ve evlerinin ve mülkiyetlerinin yıkımının AĐHS’nin 3. ve 8. maddelerinin ve 1   No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlallerine yol açmıꢀ olduğunu iddia etmiꢀtir. Bu   maddelerin ilgili kısımları ꢀöyledir:   Madde 3   “Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi tutulamaz.”   Madde 8   “1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleꢀmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.   2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu   emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç iꢀlenmesinin önlenmesi, sağlığın   veya ahlakın veya baꢀkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda,   zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüꢀ olmak koꢀuluyla söz konusu olabilir.”   No.’lu Protokol’ün 1. maddesi   “Her gerçek ve tüzel kiꢀinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı   vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koꢀullara ve uluslararası   hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.   Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını   düzenlemek veya vergilerin ya da baꢀka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için   gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”   Baꢀvuranlar, Devlet güvenlik güçleri tarafından evlerinden zorla tahliye edilmelerinin   ve mülkiyetlerinin kasti yıkımının, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme   haklarının ve aile hayatına saygı gösterilmesi haklarının ihlalini oluꢀturduğunu ileri   sürmüꢀlerdir. Ayrıca, mülkiyetlerinin yıkımı ve köylerinden zorla tahliye edilmeleri sırasında   mevcut ꢀartların insanlık dıꢀı ve onur kırıcı muameleye vardığını iddia etmiꢀlerdir.   Hükümet, baꢀvuranların ꢀikayetlerinin somut temelini reddetmiꢀ ve onların asılsız   olduklarını ileri sürmüꢀtür. Bu bağlamda, baꢀvuranların köyünün, güvenlik güçleri tarafından   hiçbir zaman tahliye edilmemiꢀ veya yakılmamıꢀ olduğunu iddia etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar,   köylerini, bölgede PKK tarafından sürdürülen yoğun terör faaliyetleri nedeniyle terk   etmiꢀlerdir. Yetkililer tarafından yürütülen soruꢀturma, baꢀvuranların evlerinin, asker   üniforması giyen teröristler tarafından yakılmıꢀ olabileceğini açığa çıkarmıꢀtır.   AĐHM, sözkonusu baꢀvuruya yol açan olayların asıl nedenine iliꢀkin bir uyuꢀmazlıkla   karꢀı karꢀıya kalmıꢀtır. Dolayısıyla öncelikle, iddia edilen olaylar sırasında bölgede hüküm   süren genel durumu gözönüne almalıdır. Bu bağlamda, AĐHM, ilgili tarihte, Türkiye’nin   olağanüstü hal bölgesinde güvenlik güçleri ve PKK üyeleri arasında ꢀiddetli çatıꢀmaların yer   almıꢀ olduğunu gözlemler. Çatıꢀma halinde olan iki tarafın faaliyetlerinden kaynaklanan bu   iki misli ꢀiddet, birçok insanı evlerini terk etmek zorunda bırakmıꢀtır. Ayrıca, ulusal   makamlar, bölgedeki nüfusun güvenliğini sağlamak için bir grup yerleꢀim bölgesini tahliye   etmiꢀtir (bkz., Doğan ve Diğerleri – Türkiye, no. 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02, §   142, AĐHM 2004- ... (alıntılar)). Ancak, AĐHM birçok benzer davada da, güvenlik güçlerinin,   bazı baꢀvuranların evlerini ve mallarını kasıtlı olarak tahrip ettiğini, onları geçimlerinden   mahrum bıraktığını ve Türkiye’nin olağanüstü hal bölgesinde yer alan köylerini terk etmek   zorunda bıraktığını tespit etmiꢀtir (bkz., diğer birçok kararın yanı sıra, Akdivar ve Diğerleri -   Türkiye, 16 Eylül 1996 tarihli karar, Reports of Judgments and Decisions 1996-IV; Selçuk ve   Asker - Türkiye, 24 Nisan 1998 tarihli karar, Reports 1998-II, Menteꢀ ve Diğerleri - Türkiye,   Kasım 1997 tarihli karar, Reports 1997-VIII, Bilgin - Türkiye, no. 23819/94, 16 Kasım   ve Dulaꢀ - Türkiye, no. 25801/94, 30 Ocak 2001).   Durum böyle olunca, hem Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’nun hem de AĐHM’nin   daha önce, Devlet güvenlik güçlerinin mülkiyetin haksız tahribinin failleri oldukları iddia   edildiği Türkiye’deki benzer davalarda delil tespiti görevlerine giriꢀtikleri belirtilmelidir   (bkz., diğer birçok kararın yanı sıra, yukarıda anılan Akdivar ve Diğerleri ve Yöyler kararları,   Đpek – Türkiye, no. 25760/94, AĐHM 2004-…). O davalarda, AĐHS kurumlarını böyle bir   uygulamaya baꢀvurmaya iten temel sebep, etkili bir yerel soruꢀturmanın yokluğunda delilleri   tespit edememiꢀ olmalarıdır.   Tanıklar çağırıp kendi delil tespiti uygulamasını gerçekleꢀtirerek bu davanın delillerini   tespit etme giriꢀiminde bulunamaması AĐHM için bir üzüntü konusudur. Ancak, AĐHM, böyle   bir uygulamanın davanın gerçek olaylarını ortaya koyabilecek yeterli delil sağlamayacağını   değerlendirir, zira önemli bir sürecin geçmesi, sözkonusu davada bu süreç neredeyse on bir   yıldır, ifade vermeleri için tanıkları bulmayı daha güç kılar ve bir tanığın olayları detaylı ve   doğru olarak hatırlama kapasitesini düꢀürür (bkz., yukarıda anılan, Đpek § 116). Dolayısıyla,   AĐHM, taraflarca sunulan mevcut delillere dayanarak karara varmalıdır (bkz. Pardo – Fransa,   Eylül 1993 tarihli karar, Seri A no. 261-B, s. 31, § 28, Çaçan – Türkiye kararında anılan,   no. 33646/96, § 61, 26 Ekim 2004). Ancak, taraflarca sağlanan belgelerin, özellikle yazılı   ifadelerin, sorgulamada ve çapraz sorgulamada test edilmediği ve dolayısıyla bu davada   ulaꢀılacak herhangi bir sonuç için olası bir yanıltıcı temel oluꢀturabileceği gerçeğine dikkat   etmelidir.   Daha önce kaydedildiği gibi ve ilgili zamanda Türkiye’nin güneydoğu bölgesindeki   köylerin yıkımı ve tahliyesine iliꢀkin bağımsız raporları göz önünde tutarak, baꢀvuranların,   köylerinden zorla tahliye edilmiꢀ olduklarına ve evlerinin ve mülkiyetlerinin Devlet güvenlik   güçleri tarafından yakılmıꢀ olduğuna dair iddiaları ilk bakıꢀta savunulmaz olarak   reddedilemez. Ancak, AĐHM için, AĐHS’nin amaçlarına uygun, delillerle ilgili gerekli ispat   ölçütü “suçun kesin olarak veya her türlü makul ꢀüpheden uzak olarak kanıtlanmıꢀ olması”   ölçütüdür ve böyle bir ispat yeterli derecede kuvvetli, açık ve uygun sonuçların veya benzer   çürütülmemiꢀ fiili karinelerin bir arada var olmasına bağlı olabilir (bkz. Đrlanda – Đngiltere, 18   Ocak 1978 tarihli karar, Seri A no. 25, s. 65, § 161).   Bu bağlamda, AĐHM, baꢀvuranların, güvenlik güçleri tarafından evlerinin ve   mülkiyetlerinin yakılmasıyla ilgili herhangi bir görgü tanığı ifadesi sunmadıklarını kaydeder.   Ayrıca, iddia edilen olaylarda yer alan askerlerin kimliğine dair herhangi bir ayrıntı   vermemiꢀlerdir. Bunun yanında, baꢀvuranların, Ovacık Cumhuriyet Savcılığı tarafından   baꢀlatılan iꢀlemlere müdahale ettikleri veya yargı makamlarına ꢀikayette bulunmalarını   müteakip davalarını takip ettikleri gözükmemektedir. Baꢀvuranlar, yetkililer tarafından   yürütülen soruꢀturmayı takip etmemelerine iliꢀkin bir açıklama sunmamıꢀlardır. Ayrıca,   AĐHM, dosyada, Hükümet’in görüꢀlerini ve baꢀvuranlar ile aynı köyde yaꢀayanların   ifadelerini çürütecek bir delil bulmamıꢀtır.   Yukarıda belirtilenlerin ıꢀığında ve baꢀvuranların iddialarını doğrulayamadıklarını   gözönünde tutarak, AĐHM, Devlet güvenlik güçleri tarafından baꢀvuranların köylerinden zorla   tahliye edildiklerinin veya evlerinin yakıldığının, gerekli ispat ölçütüne göre kanıtlanmadığı   kararını vermiꢀtir.   Bu durum karꢀısında, AĐHM, AĐHS’nin 3. ve 8. maddelerinin veya 1 No.’lu   Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmediği kararına varmıꢀtır.   III. AĐHS’NĐN 5 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, evlerinin yıkımı ve Elgazi köyünden zorla tahliye edilmeleri sırasında   mevcut ꢀartların, aynı zamanda, AĐHS’nin 5 § 1. maddesinde yer alan kiꢀi özgürlüğü ve   güvenliği haklarının ihlaline varmıꢀ olduğunu iddia etmiꢀtir. Bu madde ꢀöyledir:   “1. Herkesin kiꢀi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aꢀağıda belirtilen haller ve yasada   belirlenen yollar dıꢀında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.”   Hükümet, davanın bu yönü hakkında görüꢀ belirtmemiꢀtir.   AĐHM, 5 § 1. maddenin esas amacının, Devlet tarafından keyfi olarak özgürlükten   mahrum edilmeye karꢀı koruma olduğunu anımsar.   Bu davada, baꢀvuranlar, hiçbir zaman yakalanmamıꢀ, tutuklanmamıꢀ veya baꢀka bir   ꢀekilde özgürlükten mahrum edilmemiꢀlerdir. Baꢀvuranların, evlerinin ve mülkiyetlerinin   iddia edilen kaybından kaynaklanan güvensiz durumları, 5 § 1. maddede yer alan kiꢀi   güvenliği kavramının kapsamına girmemektedir (bkz., yukarıda anılan, Çaçan § 70 ve Kıbrıs   – Türkiye [BD], no. 25781/94, § 228, AĐHM 2001-IV).   Yukarıda belirtilenlerin ıꢀığında, AĐHM, AĐHS’nin 5 § 1. maddesinin ihlal edilmediği   kararına varmıꢀtır.   IV. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, güvenlik güçleri tarafından zorunlu tahliyelerine ve evlerinin yıkımına   itiraz etmelerini sağlayacak, medeni haklarını savunmak için bir mahkemeye eriꢀim de dahil   olmak üzere, etkili bir hukuk yolundan yoksun bırakılmıꢀ olduklarından ꢀikayetçi olmuꢀlardır.   AĐHS’nin 6 § 1. ve 13. maddelerine istinat etmiꢀlerdir. 6 § 1. maddenin ilgili kısmı ꢀöyledir:   “ Herkes, … medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar … konusunda karar verecek olan,   … [bir] mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun … olarak görülmesini istemek   hakkına sahiptir.”   ve AĐHS’nin 13. maddesi ꢀöyledir:   “Bu Sözleꢀme’de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev   yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal bir makama etkili   bir baꢀvuru yapabilme hakkına sahiptir.”   A. AĐHS’nin 6 § 1. maddesi   Baꢀvuranlar, yetkililerin onların iddialarına yönelik etkili bir soruꢀturma yürütmemesi   nedeniyle, medeni haklarını savunmak için bir mahkemeye eriꢀim haklarının olanaksız   kılınmıꢀ olduğunu ileri sürmüꢀlerdir. Görüꢀlerine göre, böyle bir soruꢀturma olmadan, hukuk   mahkemeleri usulünde tazminat alma ꢀansları olmazdı.   Hükümet, baꢀvuranların, iç hukukta mevcut olan hukuk yollarını takip etmemiꢀ   olduklarını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuranlar hukuk davası açmıꢀ olsalardı mahkemeye etkili   eriꢀimden yararlanırlardı.     AĐHM, baꢀvuranların, 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında belirtilen   gerekçeler nedeniyle hukuk mahkemelerinde dava açmadıklarını kaydeder. Dolayısıyla,   iꢀlemleri baꢀlatmıꢀ oldukları takdirde ulusal mahkemelerin baꢀvuranların iddiaları hakkında   karar vermiꢀ olup olamayacağını belirlemek mümkün değildir. AĐHM’nin görüꢀüne göre,   baꢀvuranların ꢀikayetleri, esas olarak, güvenlik güçleri tarafından köylerinden zorunlu   tahliyelerine ve evlerinin ve mülkiyetlerinin kasti yıkımına yönelik etkili bir soruꢀturmanın   olmadığı iddiasına iliꢀkindir. Dolayısıyla, AĐHM, bu ꢀikayeti, AĐHS’nin ihlal edildiği   iddialarına yönelik etkili bir hukuk yolu sağlamak için Devlet’lere daha genel bir yükümlülük   yükleyen, 13. madde açısından inceleyecektir (bkz., yukarıda anılan, Selçuk ve Asker § 92).   AĐHM, dolayısıyla, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğini tespit   etmenin gerekli olmadığına karar vermiꢀtir.   B. AĐHS’nin 13. maddesi   Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca, AĐHS ꢀikayetlerine iliꢀkin etkili bir   hukuk yolunun mevcut olmadığından ꢀikayetçi olmuꢀlardır.   Hükümet, soruꢀturmada bir kusur olmadığını ve yetkililerin baꢀvuranların iddialarına   yönelik etkili bir soruꢀturma yürütmüꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, yerel yasal düzende her ne ꢀekilde sağlanmıꢀ olursa   olsun, AĐHS hak ve özgürlüklerinin esasını etkili hale getirecek bir hukuk yolunun ulusal   düzeyde eriꢀilebilirliğini güvence altına aldığını yineler. 13. maddenin amacı, dolayısıyla,   AĐHS uyarınca “savunulabilir bir ꢀikayet”in esasının çaresine bakabilecek ve yerinde bir telafi   sağlayabilecek iç hukuk yolu hükmünü ꢀart koꢀmaktır. Bununla beraber, Sözleꢀme’ye taraf   olan Devlet’lere bu hüküm uyarınca AĐHS yükümlülüklerine uyma ꢀekillerine iliꢀkin bir   miktar takdir hakkı tanınmaktadır. 13. madde uyarınca yükümlülüğün kapsamı, baꢀvuranın   AĐHS uyarınca yaptığı ꢀikayetin niteliğine bağlı olarak değiꢀir. Bununla beraber, 13. madde   tarafından ꢀart koꢀulan hukuk yolu usul ile birlikte uygulamada da “etkili” olmalıdır,   özellikle, hukuk yolunun uygulanması, Sorumlu Devlet yetkililerinin fiiliyatı veya ihmalleri   tarafından haksız olarak engellenmemelidir (bkz., her ikisi de yukarıda anılan, Dulaꢀ ve   Yöyler).   AĐHM, bu davada toplanan delillere dayanarak, baꢀvuranların evlerinin iddia edildiği   gibi Devlet güvenlik güçleri tarafından yıkıldığının, gerekli ispat ölçütüne göre ispatlanmamıꢀ   olduğuna karar verdiğini anımsar. Ancak, bu, 13. maddenin maksatları açısından,   baꢀvuranların ꢀikayetlerinin, sözkonusu maddenin korumasının kapsamı dıꢀına çıktığı   anlamına gelmemektedir (bkz. D.P. ve J.C. – Đngiltere, no. 38719/97, 10 Ekim 2002). Bu   ꢀikayetler, açıkça dayanaktan yoksun olarak kabuledilmez bulunmamıꢀlar ve dolayısıyla   esaslara iliꢀkin inceleme gerektirmiꢀlerdir. Ayrıca, 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik   kararında, AĐHM, ꢀikayetlerine yönelik tam ve etkili bir soruꢀturmanın olmaması halinde   baꢀvuranların iç hukukta baꢀka hukuk yolu izlemekten muaf tutuldukları kararını vermiꢀtir.   Bunun üzerine, AĐHM, olduğu gibi yorumlanan 13. maddenin ꢀartlarına rağmen, baꢀka   bir hükmün ihlalinin var olmasının sözkonusu maddenin uygulanması için ön ꢀart   oluꢀturmadığını yineler (Boyle ve Rice – Đngiltere, 27 Nisan 1988 tarihli karar). Dolayısıyla,   kabuledilebilirlik kararındaki tespitlerini ve baꢀvuranların iddialarının ilk bakıꢀta savunulmaz   olduğu gerekçesiyle reddedilemeyeceği kararını göz önünde tutarak, AĐHM, baꢀvuranların     ꢀikayetlerinin AĐHS’nin 13. maddesinin maksatları açısından AĐHS ihlallerine dair   savunulabilir iddialar ortaya koyduğunu değerlendirir (bkz., mutatis mutandis, AĐHS’nin 6.   maddesinin uygulanabilirliğine iliꢀkin olarak, Mennitto – Đtalya [BD], no. 33804/96).   Davanın özel ꢀartları konusunda, AĐHM, Ovacık Cumhuriyet Savcısı’nın görevsizlik   kararını müteakip, Ovacık Đlçe Đdare Kurulu yetkililerinin, baꢀvuranların iddialarına yönelik   soruꢀturma baꢀlattığını kaydeder. Ancak, sözkonusu soruꢀturma, güvenlik güçlerinden   baꢀvuranların iddialarına iliꢀkin bilgi sunmasını talep etmekle sınırlı kalmıꢀtır. Evlerini ve   mallarını yakan kiꢀiler olarak baꢀvuranların açıkça jandarmaları suçlamalarına rağmen   soruꢀturma sırasında güvenlik güçleri mensuplarını sorgulamak için herhangi bir giriꢀimde   bulunulmamıꢀtır. Ayrıca, yetkililer, baꢀvuranların iddialarının doğruluğunu incelemek   amacıyla iddia edilen olayların gerçekleꢀtiği yeri ziyaret etmemiꢀlerdir. Güvenlik güçleri   tarafından sunulan bilgilerle yetinmiꢀlerdir. Bu bağlamda, AĐHM’nin, güvenlik güçleri   mensuplarının böyle hareketlerde bulunabileceği olasılığını dikkate almak konusunda   yetkililerde sürekli olarak genel bir isteksizlik tespit ettiği kayda değerdir (bkz, yukarıda   belirtilen, Selçuk ve Asker, Đpek, Yöyler kararları). Sözkonusu davada Ovacık Đlçe Kaymakamı   tarafından verilen yanıt ve polis müfettiꢀi Bahri Üstüner tarafından hazırlanan soruꢀturma   raporu, AĐHM’nin önceki tespitlerini doğrulamaktadır. Son olarak, jandarma yetkililerinin   baꢀvuranların iddialarını yalanlamasının ardından Ovacık Đlçe Đdare Kurulu yetkililerince ek   bir soruꢀturma yürütülmemiꢀtir.   Her halükarda, AĐHM, hiyerarꢀik olarak bir valiye bağlı memurlardan oluꢀmaları ve   soruꢀturma altında olan güvenlik güçlerine bağlı bir yöneticinin yer alması nedeniyle,   Türkiye’nin güneydoğu bölgesinde yer alan idare kurullarının bağımsız bir soruꢀturma   yapabilmelerine iliꢀkin ciddi kuꢀkularını daha önce ifade etmiꢀtir (bkz., diğerlerinin yanı sıra,   Güleç – Türkiye, no.21593/93, her ikisi de yukarıda anılan, Yöyler ve Đpek). Soruꢀturmada   belirlenen ciddi kusurlar, AĐHM’nin bu davada farklı bir sonuca varmasına izin   vermemektedir.   Bu ꢀartlarda, yetkililerin, baꢀvuranların Elgazi’de malların tahrip edilmesine iliꢀkin   iddialarına yönelik tam ve etkili bir soruꢀturma yürüttüğü söylenemez.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   V. AĐHS’NĐN 6, 8 VE 13. MADDELERĐ VE 1 NO.’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ   ĐLE BAĞLANTILI OLARAK, AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ   ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 6, 8 ve 13. maddeleri ve 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi ile   bağlantılı olarak AĐHS’nin 14. maddesine aykırı olarak, Kürt kökenleri nedeniyle ayrıma   maruz kalmıꢀ olduklarını ileri sürmüꢀlerdir. 14. madde ꢀöyledir:   “Bu Sözleꢀmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, irk, renk, dil, din,   siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet,   doğum veya herhangi baꢀka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”   Baꢀvuranlar, evlerinin ve mallarının tahrip edilmesinin, Kürt kökenlerinden ötürü   ayrım teꢀkil eden resmi politikanın bir sonucu olduğunu ileri sürmüꢀtür.     Hükümet baꢀvuranların iddialarını reddetmiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranların iddiasını kendisine sunulan delillerin ıꢀığında incelemiꢀ ancak   asılsız olduğunu değerlendirmiꢀtir. Dolayısıyla, AĐHS’nin 14. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.   VI. AĐHS’NĐN 18. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, ꢀikayet konusu müdahale veya kısıtlamaların, AĐHS ile uyuꢀmayan   maksatlarla uygulandığını iddia etmiꢀlerdir. AĐHS’nin 18. maddesine atıfta bulunmuꢀlardır.   Bu madde ꢀöyledir:   “Bu Sözleꢀmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar   ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”   AĐHM, bu iddiayı, kendisine sunulan deliller ıꢀığında incelemiꢀ olduğunu ve bu   iddiayı asılsız bulduğunu belirtmiꢀtir. Dolayısıyla, 18. madde ihlal edilmemiꢀtir.   VII. AVRUPA ĐNSAN HAKLARI SÖZLEꢁMESĐ’NĐN 41. MADDESĐNĐN   UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi ꢀöyledir:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği   takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuranlar, evlerinin yıkımı ve Ekim 1994’ten itibaren ekonomik faaliyetlerini geri   kazanamamaları sonucu maruz kaldıkları maddi zarara karꢀılık toplam 2.696.280.000.000   Türk Lirası tazminat talep etmiꢀlerdir.   Hükümet, AĐHS ihlali olmaması gerekçesiyle baꢀvuranlara adil tazmin ödenmemesi   gerektiğini ileri sürmüꢀtür. Ayrıca, AĐHM’nin AĐHS hükümlerinden birinin ihlal edildiğini   tespit etmesi halinde dahi baꢀvuranlar tarafından talep edilen miktarların tartıꢀmalı olduğunu   ve bölgenin ekonomik gerçeklerini yansıtmadığını iddia etmiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranlar tarafından talep edilen tazminat ile AĐHS ihlali arasında sebep   sonuç iliꢀkisi olması gerektiğini ve bunun, uygun bir davada gelir kaybına iliꢀkin tazminatı da   kapsayabileceğini yinelemektedir (bkz., diğerlerinin yanı sıra, Barberà, Messegué ve Jabardo   – Đspanya (50. madde), 13 Haziran 1994 tarihli karar). Ancak, AĐHM, sözkonusu davada,   Devlet güvenlik güçleri tarafından baꢀvuranların evlerinin yakıldığının veya köylerinden zorla   çıkarıldıklarının gerekli ispat ölçütçüne göre ispatlanmadığını anımsamaktadır. Dolayısıyla,   AĐHS ihlali oluꢀturan konu – etkili bir soruꢀturmanın yürütülmemesi – ile baꢀvuranlar   tarafından talep edilen maddi tazminat arasında bir sebep sonuç iliꢀkisi yoktur. Dolayısıyla,   AĐHM, baꢀvuranların bu baꢀlık altındaki talebini reddetmiꢀtir.     B. Manevi tazminat   Baꢀvuranların her biri 20.000 Euro manevi tazminat talep etmiꢀtir. Bu hususta,   köylerinden zorla tahliye edilmeleri ve evlerinin ve mallarının tahribatı sonrasında maruz   kalmıꢀ oldukları acı ve yoksulluğa atıfta bulunmuꢀlardır.   Hükümet, bu miktarın haddinden fazla olduğunu ve haklı bir gerekçeye dayanmadığını   ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, ulusal makamların, AĐHS’nin 13. maddesine aykırı olarak, baꢀvuranların   ꢀikayetlerine yönelik etkili ve tam bir soruꢀturma yürütmemiꢀ olduklarına karar vermiꢀtir.   Dolayısıyla, manevi tazminat ödenmelidir. Ancak, baꢀvuran tarafından talep edilen miktar   haddinden fazladır. Đddiaların ciddiyetini hesaba katarak ve eꢀitlik temeline dayalı karar   vererek, AĐHM, baꢀvuranların her birine, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Türk   Lirası’na dönüꢀtürülmek üzere 4.000 Euro (toplam 48.000 Euro) tazminat ödenmesine karar   vermiꢀtir.   C. Mahkeme masrafları   Baꢀvuranlar, Sözleꢀme Kurumları’nda davalarının hazırlanması ve sunumundaki ücret   ve masraflar karꢀılığı toplam 78.440 Euro talep etmiꢀlerdir. Bu miktar, avukatlarının ücret ve   masraflarını kapsamıꢀtır (her baꢀvurana yönelik 62 saat 20 dakika adli çalıꢀma ve telefon   görüꢀmeleri, posta, çeviri ve kırtasiye gibi masraflar).   Hükümet, bu talebin haddinden fazla ve asılsız olduğunu ileri sürmüꢀtür. Đddialarını   kanıtlamak için baꢀvuranlar tarafından bir makbuz veya herhangi baꢀka bir belgenin   sunulmamıꢀ olduğunu iddia etmiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranların AĐHS uyarınca olan ꢀikayetlerini ispatlamakta sadece kısmen   baꢀarılı olduklarını belirtir. Ancak, bu dava, ayrıntılı inceleme gerektiren, karmaꢀık hukuki ve   olgusal konular içermektedir. Bunun üzerine, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin 41. maddesi uyarınca, sadece zorunlu olarak ve gerçekten   yapılan mahkeme masraflarının ödenebileceğini yineler. Baꢀvuranlar tarafından sunulan   iddiaların detaylarını göz önünde tutarak, AĐHM, baꢀvuranlara, tabi olabilecek her türlü katma   değer vergisi hariç, 4.900 Euro tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   D. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun   olduğuna karar verir.   BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE     1. Hükümet’in ön itirazının reddine;   2. AĐHS’nin 3. ve 8. maddelerinin ve 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmediğine;   3. AĐHS’nin 5 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine;   4. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğini tespit etmenin gerekli olmadığına;   5. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   6. AĐHS’nin 3, 6, 8 ve 13. maddeleri ve 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak,   AĐHS’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine;   7. AĐHS’nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine;   8. a) Sorumlu Devlet’in, aꢀağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın   kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni Türk   Lirası’na dönüꢀtürülmek ve baꢀvuranların Türkiye’deki banka hesabına yatırılmak üzere   ödemesine:   (i) Baꢀvuranların her birine 4.000 Euro (dört bin Euro) manevi tazminat;   (ii) Baꢀvuranlara ortaklaꢀa 4.900 Euro (dört bin dokuz yüz Euro) mahkeme masrafları;   (iii) bu miktarlara tabi olabilecek her türlü vergi;   b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   yukarıdaki miktara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   9. Baꢀvuranların adil tazmin talebinin kalanının reddine   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi   uyarınca 2 ꢁubat 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Vincent BERGER   Yazı Đꢀleri Müdürü   Boštjan M. ZUPANČIČ   Baꢀkan   15

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło