36370/02;37581/02

WyrokETPCz2008-03-18ECLI:CE:ECHR:2008:0318JUD003637002

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy postępowania karne prowadzone w Turcji, w których skarżący zostali ukarani grzywnami bez publicznej rozprawy i możliwości obrony, naruszyły ich prawo do rzetelnego procesu sądowego (art. 6 ust. 1 Konwencji), wolność wyrażania opinii (art. 10 Konwencji) oraz wolność zrzeszania się (art. 11 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak publicznej rozprawy i możliwości skutecznego udziału skarżących w postępowaniach karnych, w tym przedstawienia obrony, stanowił naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. W odniesieniu do art. 10 i 11, Trybunał stwierdził, że interwencje w wolność wyrażania opinii i zrzeszania się nie były "przewidziane przez prawo" w rozumieniu Konwencji, ponieważ przepisy krajowe (art. 34 i 4/16 ustawy o stowarzyszeniach) były niejasne i nieprzewidywalne co do zakresu ich zastosowania, uniemożliwiając skarżącej przewidzenie, że jej działania (udział w platformie, członkostwo w stowarzyszeniu) doprowadzą do sankcji karnych. W związku z tym Trybunał nie musiał badać, czy interwencje służyły uzasadnionemu celowi i były proporcjonalne.
Stan faktyczny
Skarżący, Ecevit Piroğlu i Mihriban Karakaya, byli członkami zarządu Izmirskiego Oddziału Stowarzyszenia Praw Człowieka. W pierwszym postępowaniu, oboje zostali ukarani grzywnami za nieprzestrzeganie żądania gubernatora Izmiru o wykluczenie 13 członków stowarzyszenia. W drugim postępowaniu, Mihriban Karakaya została ukarana grzywną za udział w "Platformie Sprzeciwu Sumienia", która protestowała przeciwko operacjom wojskowym USA w Afganistanie. W obu przypadkach postępowania toczyły się w uproszczonym trybie, bez publicznych rozpraw i możliwości przedstawienia obrony, a ich odwołania zostały odrzucone również bez rozprawy.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał pozostałą część skarg za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do obojga skarżących. 3. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji w odniesieniu do Mihriban Karakaya. 4. Stwierdził naruszenie art. 11 Konwencji w odniesieniu do Mihriban Karakaya. 5. Uznał, że stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za wszelkie szkody niemajątkowe poniesione przez Ecevita Piroğlu. 6. Zasądził na rzecz Mihriban Karakaya 1000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. 7. Oddalił pozostałe żądania skarżących dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   PĐROĞLU VE KARAKAYA/TÜRKĐYE   (B a ꢀvuru no. 36370/02 ve 37581/02)   KARAR   STRAZBURG   Mart 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir.   ꢁekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 36370/02 ve 37581/02 no’lu davanın   nedeni, T.C. vatandaꢀları Ecevit Piroğlu ve Mihriban Karakaya’nın (“baꢀvuranlar”), Avrupa   Đnsan Hakları Mahkemesi’ne sırasıyla 17 Ağustos ve 18 Ağustos 2002 tarihlerinde Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) Temel Đnsan Haklarını güvence altına alan 34.   maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar, Đzmir Barosu avukatlarından E. Yıldız ve Zeynel Kaya tarafından temsil   edilmiꢀtir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuranlar sırasıyla 1974 ve 1962 doğumludur ve Đzmir’de yaꢀamaktadır. AĐHM’ye   baꢀvuruda bulundukları sırada Đnsan Hakları Derneği (“Dernek”) Đzmir ꢁubesi’nin yönetim   kurulu üyeleridir. Baꢀvuranlar aleyhinde yürütülen iki ayrı cezai takibat mevcuttur ancak ilk   baꢀvuranın davasının, yalnızca önceden mahkumiyet durumu bulunan Dernek üyelerine   iliꢀkin ilk grup takibata dahil olduğu belirtilmelidir.   A. Önceden mahkumiyet durumu bulunan Dernek üyelerine iliꢁkin cezai takibat   Temmuz 2001 tarihinde Đzmir Valisi, Derneğe ikinci baꢀvuranın da aralarında   bulunduğu on üç kiꢀinin üyeliklerinin, yasadıꢀı eylemlere katıldıkları değerlendirildiğinden   feshedilmesini isteyen bir yazı göndermiꢀtir. Yazıda, ikinci baꢀvuranın 30 Nisan 1999   tarihinde polis tarafından gözaltına alındığı, ancak, yasadıꢀı TKP/ML – TIKKO ile bağlantısı   olduğu tespit edilmediği için serbest bırakıldığı belirtilmektedir.   Ağustos 2001 tarihinde Dernek, Vali’ye sözkonusu on üç kiꢀiden hiçbirinin, 2908   sayılı Dernekler Kanunu’nun 4. maddesinin 2. ve 3. paragrafları ile 16. maddesinde   öngörüldüğü gibi kendilerini dernek kurmaktan ya da derneğe üye olmaktan alıkoyacak bir   mahkumiyet durumu bulunmaması nedeniyle talebe uymayacaklarını belirtmiꢀtir.   Sırasıyla 17 ve 31 Ekim 2001 tarihlerinde Đzmir Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranlara,   sayılı Kanun’un 4. maddesine uymamaları nedeniyle aleyhlerinde cezai takibat   baꢀlatıldığını ancak on gün içerisinde her birinin 142,366,000 TRL para cezası ödemesi   durumunda dava açılmayacağını bildirmiꢀtir. Baꢀvuranlar, ödeme emrinin gerektirdiği ꢀekilde   para cezasını on gün içerisinde ödememiꢀtir.   Aralık 2001 tarihinde Đzmir Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranlar ve diğer Kurul üyeleri   aleyhinde bir iddianame hazırlamıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı, Đzmir Valisi’nin isteğine   uymadıkları için Dernekler Kanunu’nun 75. ve Ceza Kanunu’nun 119. maddesi uyarınca   sanıkların para cezasına çarptırılmalarını talep etmiꢀtir. Đddianame, baꢀvuranlara tebliğ   edilmemiꢀtir.   Aralık 2001 tarihinde Đzmir Sulh Hukuk Mahkemesi, duruꢀma yapmaksızın,   baꢀvuranları ve diğer sanıkları suçlu bulmuꢀ ve bir ceza kararnamesi ile her birini   213,548,400 TRL para cezasına çarptırmıꢀtır. Mahkeme bu husustaki kararını, CMK’nın   nispeten küçük suçlara iliꢀkin 386. maddesinde kaydedilen basitleꢀtirilmiꢀ prosedüre   dayandırmıꢀtır.   Baꢀvuranlar ve diğer sanıklar, 26 Aralık 2001 tarihli karar hakkında Đzmir Ceza   Mahkemesi’ne baꢀvurarak itirazda bulunmuꢀtur.   ꢁubat 2002’de Đzmir Ceza Mahkemesi, duruꢀma yapmaksızın itirazı reddetmiꢀtir.   Baꢀvuranlar, ilgili meblağları ödemiꢀtir.   Aralık 2002 tarihinde sanıklardan N.B., Adalet Bakanlığı’na baꢀvurarak Bakan’ın,   yazılı emir yoluyla davayı Yargıtay’a havale etmesini istemiꢀtir.   Ocak 2003 tarihinde Adalet Bakanı, yazılı bir emirle Yargıtay Cumhuriyet   Baꢀsavcısı’ndan Yargıtay’ın, ilgili kararı iptal etmesini istemesi talimatını vermiꢀtir.   Nisan 2003 tarihinde Yargıtay, Đzmir Ceza Mahkemesi’nin 6 Ocak 2002 tarihli   kararını iptal etmiꢀ ve dava dosyası, Đzmir Sulh Hukuk Mahkemesi’ne iade edilmiꢀtir.   Sırasıyla 14 Temmuz, 7 Ağustos ve 22 Ekim 2003 tarihlerinde mahkeme, üç duruꢀma   gerçekleꢀtirmiꢀtir.   Ekim 2003 tarihli son duruꢀmada Sulh Hukuk Mahkemesi, 4854 sayılı Kanun’un   Nisan 2003 tarihinde resmen yürürlüğe konmasını müteakiben Đzmir Valiliği’nin emrine   uymadıkları için baꢀvuranlara verilen cezanın idari para cezası niteliği taꢀıması nedeniyle   davaya bakma yetkisine sahip olmadığı kararını vermiꢀtir. Dava sırasında davalılardan hiçbiri   mahkeme önünde görüꢀ bildirmemiꢀtir.   ꢁubat 2004 tarihinde Yargıtay, Đzmir Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararını   onamıꢀtır. Dava dosyası, Đzmir Valiliği’ne gönderilmiꢀtir.   2. Vicdani Ret Platformu’na iliꢁkin dava iꢁlemleri   Ekim 2001 tarihinde Dernek, çeꢀitli yerel sivil toplum örgütleri ile birlikte, Vicdani   Ret Platformu adlı bir sivil toplum hareketine katılmıꢀ ve Amerika Birleꢀik Devletleri’nin   (ABD) Afganistan’da düzenlediği askeri operasyonları protesto eden bir toplu basın   açıklaması yapmıꢀtır.   Belirsiz bir tarihte Cumhuriyet Savcısı, ikinci baꢀvurana, yasal statüsü bulunmayan   Vicdani Ret Platformu’na katıldığı için Dernekler Kanunu’nun 34. maddesi uyarınca   aleyhinde cezai takibat baꢀlatıldığını bildirmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı aynı zamanda   baꢀvurana, on gün içerisinde 142,366,000 TRL para cezası ödemesi halinde hakkında dava   açılmayacağını bildirmiꢀtir.   Cumhuriyet Savcısı, ödeme yapılmadığı için ikinci baꢀvuranı ve Derneğin diğer beꢀ   yönetim kurulu üyesini Dernekler Kanunu’nun 34. maddesini ihlal etmekle suçlayarak bir   iddianame hazırlamıꢀtır. Đddianamede, platformun Türk hukuku kapsamında yasal bir temeli   olmadığını belirtmiꢀtir. Đddianame, ikinci baꢀvurana tebliğ edilmemiꢀtir.   Aralık 2001 tarihinde Đzmir Sulh Hukuk Mahkemesi, basitleꢀtirilmiꢀ prosedürü   müteakiben ve duruꢀma yapmaksızın, ikinci baꢀvuranı suçlu bulmuꢀtur (dava no. 2001/2160).   Bir ceza kararnamesi yayımlayarak baꢀvuranı, 213,548,400 TRL artırılmıꢀ para cezasına   mahkum etmiꢀtir. Ancak mahkeme, 647 sayılı Kanun’un kararların ifasına iliꢀkin 6. maddesi   bağlamında hükmü askıya almıꢀtır.   ꢁubat 2002 tarihinde ikinci baꢀvuran, Đzmir Ceza Mahkemesi’ne baꢀvurarak ceza   emrine itiraz etmiꢀtir. Mahkumiyetinin, ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ve “toplu bir basın   açıklamasının”   yasadıꢀı   bir   örgütün   kuruluꢀuna   katkı   bulunmak   olarak   sınıflandırılamayacağını ileri sürmüꢀtür. Ayrıca, iddianamenin kendisine tebliğ edilmediği ve   mahkemenin, ifadesini almadığı ya da karꢀı görüꢀlerini dinlemediği hususunda ꢀikayette   bulunmuꢀtur.   ꢁubat 2002 tarihinde ceza mahkemesi, yine bir duruꢀma düzenlemeksizin itirazını   reddetmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar aleyhlerindeki cezai takibatın karara bağlanmasında adil ve açık ꢀekilde   yargılanmadıkları, mahkemelerin, duruꢀma düzenlemeksizin davalarını karara bağladığı için   AĐHS’nin 6/1 maddesinin, Cumhuriyet Savcısı’nın iddianamesi kendilerine tebliğ edilmediği   için aleyhlerindeki suçlamalardan haberdar edilmediği için, AĐHS’nin 6/3. maddesinin (a)   paragrafının, kendilerini bizzat veya bir temsilci aracılığı ile müdafaa etme, karꢀı görüꢀ sunma   ve tanıkların sorgulanması da dahil olmak üzere delillerini sunma hakkı verilmediği için   AĐHS’nin 6/3. maddesinin (b), (c) ve (d) bentlerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, ikinci baꢀvuranın ikinci ceza davasında iç hukuk yollarını tüketmediğini   ileri sürmüꢀtür. Bu bağlamda cezai takibatın ilk aꢀamasında sanıklardan birinin talebi üzerine   Adalet Bakanlığı’nın yazılı bir emir çıkardığını ve davayı Yargıtay’a gönderdiğini   belirtmiꢀtir. Đkinci baꢀvuran, cezai takibatın ikinci aꢀamasında aynı yolu izlemediği için   Hükümet, AĐHS’nin 35/1. maddesi bağlamında iç hukuk yollarını tükettiğinin kabul   edilemeyeceği kanısındadır.   AĐHM, Hükümet’in değindiği iç hukuk yolunun Türk hukuku bağlamında olağanüstü   bir iç hukuk yolu olduğunu kaydetmektedir. CMK’nın 343. maddesi uyarınca Yargıtay   Cumhuriyet Baꢀsavcısı, bir davayı Yargıtay’a gönderme yetkisine sahip olmakla birlikte,   bunu ancak Adalet Bakanı’nın resmi talimatı üzerine yapabilmektedir. Bu nedenle sözkonusu   iç hukuk yolu davalarına bakılmakta olan kiꢀiler için doğrudan eriꢀilebilir değildir. Sonuç   olarak, uluslararası hukukun genel olarak kabul edilmiꢀ kuralları göz önüne alınırsa,   AĐHS’nin 35/1. maddesinin gereklerine uymak, bu iç hukuk yoluna baꢀvurmayı   gerektirmemektedir. Dolayısıyla AĐHM, Hükümet’in ilk itirazını reddetmektedir.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   taꢀımadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   1. Genel Đlkeler   AĐHM, duruꢀmaların kamuya açık yapılmasının AĐHS’nin 6/1. maddesinde yer alan   temel bir ilke olduğunu yinelemektedir. Bu kamuya açık nitelik, tarafları adaletin kamunun   denetimine tabi tutulmadan ifasına karꢀı korumaktadır. Ayrıca bu yolla kiꢀilerin, yargıya   duyduğu güven korunabilmektedir. Davaların kamuya açık olarak yapılması, adaletin   iꢀleyiꢀini ꢀeffaf kılarak, teminatının her demokratik toplumun ilkelerinden biri olduğu 6/1.   maddenin amacına, yani adil yargılanmaya ulaꢀılmasına katkı sağlar (diğerlerinin yanısıra   bkz. Stefanelli – San Marino, 35396/97).   Bütün olarak bakıldığında, 6. madde bir sanığın cezai davaya etkin biçimde katılması   hakkının teminatını vermektedir. Genel olarak, bu, yalnız duruꢀmalarda bulunma hakkını   değil, gerekli olduğu durumlarda adli yardım alma ve yargılama sürecini etkin biçimde izleme   hakkını da kapsamaktadır. Bu haklar çekiꢀmeli yargılama kavramının kendisinde zımnen   bulunduğu gibi 6/3 maddenin (c) ve (e) bentlerinde öngörülen teminatlardan da   çıkarılabilmektedir (diğerlerinin yanısıra bkz. Stanford - Đngiltere).   6/1 madde bir ilk derece mahkemesi kararına itiraz etme hakkının teminatını vermez.   Öte yandan iç hukuk temyiz hakkını tanıdığı durumlarda, temyiz süreci yargılama sürecinin   bir uzantısı olarak muamele görecek ve dolayısıyla 6. madde konusu olacaktır (bkz. Delcourt   - Belçika).   2. Mevcut davadaki baꢀvuru   Meselelerin çakıꢀan niteliklerinden ötürü ve 6. maddenin 3. paragrafının, aynı   maddenin birinci paragrafının   genel adillik teminatının spesifik unsurları olarak   değerlendirildiğinden, AĐHM, mevcut davada, baꢀvuranların ꢀikayetlerini 6/1 madde   kapsamında genel olarak ele almanın daha uygun olacağı kanısındadır.   Öncelikle, AĐHM, 30 Haziran 2004 tarihli bir kararda, Anayasa Mahkemesi’nin   kiꢀileri kamuya açık olarak yargılanmaktan mahrum bırakmanın, adil yargılanma hakkını ihlal   ettiği kararını vererek oybirliği ile eski Türk Ceza Kanunu’nun 390/3. maddesinin anayasaya   aykırı ve hükümsüz olduğu sonucuna vardığını kaydetmiꢀtir. Ayrıca yeni Türk Ceza Kanunu   ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Ceza Muhakemeleri Kanunu ile ceza   kararnameleri çıkarma uygulaması kaldırılmıꢀtır.   Ancak AĐHM, olay tarihinde yürürlükte olan ilgili iç hukukla uyumlu olarak   baꢀvuranların yargılanmaları sırasında açık duruꢀma yapılmadığını gözlemler. Hem ceza   kararnamesi çıkarıp baꢀvuranı para cezasına çarptıran Đzmir Sulh Ceza Mahkemesi hem   baꢀvuranların itirazlarını inceleyen Đzmir Ceza Mahkemesi dava dosyalarındaki evraklara   dayanarak karar vermiꢀlerdir. Baꢀvuranlara davalarıyla ilgili karar verecek mahkemeler   huzurunda kendilerini bizzat veya bir avukat vasıtasıyla savunma olanağı tanınmamıꢀtır. Bu   nedenle AĐHM, baꢀvuranların cezai yargılama sürecine etkin biçimde katılamadıkları   kanısındadır. Adalet Bakanlığı’nın 29 Ocak 2003 tarihinde çıkardığı yazılı emir üzerine   baꢀlayan sonraki iꢀlemle ilgili olarak AĐHM, iyileꢀme veya önceki hataların telafisini   sağlayacak bir sona ulaꢀmayan yargılama sırasında baꢀvuranlardan ve diğer sanıklardan   savunma görüꢀü alınmadığını kaydeder (bkz. aksi kıyas, ꢁentuna – Türkiye, 71988/01).   Yukarıda belirtilenler ıꢀığında AĐHM, hukuki mercilerin izlediği yolun, baꢀvuranların   savunma haklarından uygun olarak yararlanmalarını önlediğini ve dolayısıyla cezai   yargılamanın adaletli olmamasına yol açtığı sonucuna varır.   Sonuç olarak AĐHS’nin 6/1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Mihriban Karakaya, AĐHS’nin 10. maddesine dayanarak, bir eyleme katılması ve   ABD’nin Afganistan’daki askeri operasyonlarını eleꢀtiren toplu bir basın açıklamasında yer   alması nedeniyle mahkum edilmesinden ötürü ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini iddia   etmiꢀtir.   AĐHS’nin 10. maddesinin ilgili kısmı aꢀağıdaki gibidir:   “1. Herkes görüꢀlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile   kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve   vermek özgürlüğünü de içerir...   2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda,   zorunlu tedbirler niteliğinde olarak ...kamu düzeninin sağlanması ve suç iꢀlenmesinin önlenmesi ... için   yasayla öngörülen bazı biçim koꢀullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”   A. Kabuledilebilirlik   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu ꢀikayetin dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   1. Müdahale bulunup bulunmadığı   Hükümet Mihriban Karakaya’nın basın açıklaması yaptığı için değil, o tarihte   yürürlükte olan Dernekler Kanunu’na (2908 Sayılı Kanun) muhalefet ettiği için mahkum   edildiğini savunarak, müdahale bulunduğunu kabul etmemiꢀtir. Hükümet, Kanun’un 34.   maddesine göre, derneklerin yalnız federasyon veya konfederasyon biçiminde   örgütlenebileceklerini belirtmiꢀtir.   Mihriban Karakaya bu görüꢀe itiraz etmiꢀ, mahkumiyetinin, AĐHS’nin 10. maddesi   çerçevesinde ifade özgürlüğü hakkına müdahale teꢀkil ettiğini iddia etmiꢀtir.   AĐHM, bu davanın, Türkiye aleyhinde ifade özgürlüğüyle ilgili açılmıꢀ diğer pek çok   davadan farklı olduğunu kaydeder. Mevcut davada Mihriban Karakaya, Dernekler   Kanunu’nun 34. maddesi uyarınca, pek çok yerel sivil toplum kuruluꢀunun ABD’nin   Afganistan’daki askeri operasyonlarını protesto etmek için baꢀlattığı bir sivil toplum hareketi   olan “Savaꢀ Karꢀıtları Platformu”na katılması nedeniyle mahkum edilmiꢀtir. Cumhuriyet   Savcısı’nın 3 Aralık 2001 tarihli iddianamesinde belirtildiği üzere bu platform, iç hukukta   tüzel bir kiꢀilik olarak değerlendirilmemektedir.   AĐHM, Đzmir Đnsan Hakları Derneği de dahil olmak üzere Platformu oluꢀturan yerel   sivil toplum kuruluꢀlarının 9 Ekim 2001 tarihinde ortak bir basın açıklaması yaptıklarını,   derneğin yönetim kurulu üyesi sıfatını bulunduran baꢀvuranın ise Dernekler Kanunu’nun 34.   maddesi uyarınca 31 Aralık 2001 tarihinde mahkum edildiğini gözlemler. AĐHM, Mihriban   Karakaya’nın mahkumiyeti ve o tarihte gündemde olan bir konuya dikkat çekmek amacıyla   katıldığı eylem nedeniyle verilen cezanın, ifade özgürlüğüne müdahale teꢀkil ettiği   kanısındadır. Dolayısıyla 10. maddeyle uyumlu olması için, müdahalenin, üç koꢀulu yerine   getirmesi gerekmektedir: “yasayla öngörülmesi”, maddenin ikinci bendinde yer alan meꢀru   amaçlardan bir ya da iki tanesini gütmesi ve bu amaçlara ulaꢀmak için “demokratik bir   toplumda gerekli olması”.   2. Müdahale “yasayla öngörülmüꢀ” müdür?   Hükümet müdahalenin, derneklerin federasyon veya konfederasyon biçimi dıꢀında   örgütlenmeleri veya tüzel bir kiꢀiliğin parçası olmalarını önleyen Dernekler Kanunu’nun 34.   maddesince öngörülmüꢀ olduğu kanısındadır.   AĐHM, “yasaya uygun olarak” ifadesinin, dava konusu önlemlerin, iç hukukta bir   takım temelleri olmasını gerektirmekle kalmayıp, ilgili kiꢀi için eriꢀilebilir ve etkilerinin   öngörülür olmasını gerektirerek sözkonusu yasanın niteliğine de atıfta bulunduğunu yineler   (bkz. Rotaru – Romanya [BD], 28341/95). Öngörülür olma kavramının kapsamının, dava   konusu metnin içeriği, kapsaması düꢀünüldüğü alan ve yöneltildiği kiꢀi sayısı ve statüsüne   önemli ölçüde bağlı olduğunu kaydeder (bkz. Gorzelik ve Diğerleri – Polonya [BD],   44158/98).   Mevcut davada, AĐHM, davanın özel koꢀulları ıꢀığında, Hükümet’in dayanak   gösterdiği Dernekler Kanunu’nun 34. maddesinin zaruri yasa niteliğine sahip olup olmadığını,   yani yeterince eriꢀilebilir ve öngörülür olup olmadığını incelemeye davet edilmiꢀtir.   Eriꢀilebilirliğe iliꢀkin olarak AĐHM, Dernekler Kanunu’nun 7 Ekim 1983 tarihli Resmi   Gazete’de yayınlanmıꢀ olması nedeniyle hükmün bu koꢀulu karꢀıladığını kaydeder.   Öngörülürlük meselesi ile ilgili olarak AĐHM, 34. maddenin içeriğinin derneklerin   yalnızca federasyon veya konfederasyon biçiminde örgütlenebileceklerini belirttiğini   gözlemler. Öte yandan, AĐHM’ye göre, bu içerik, baꢀvuranın Derneği’nin üyelerinin, bir   hareket veyahut “platform” etrafında toplanmanın kendilerine uygulanan cezai müeyyidelere   yol açacağının farkına varmalarını sağlayacak derecede açık değildir. AĐHM, böyle bir   eylemin 34. madde çerçevesinde ne ölçüde bir örgüt kurulduğu biçiminde farz edilebileceğini   anlamakta güçlük çekmektedir. Yerel mahkemelerin, 34. maddenin kapsamını, davanın   koꢀullarında makul biçimde öngörülebileceğin ötesinde geniꢀlettikleri kanısındadır (bkz.   Karademirci ve Diğerleri – Türkiye, 37096/97 ve 37101/97).   Sonuç olarak yerel mahkemeler, Mihriban Karakaya’yı para cezasına çarptırarak, bu   cezanın ertelenmesine rağmen, öngörülürlük koꢀuluna riayet etmemiꢀlerdir. Buna göre,   baꢀvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahale yasayla öngörülmemiꢀtir. Durum böyle iken,   AĐHM’nin, bu müdahalenin meꢀru bir amaç güdüp gütmediğini veyahut güdülen amaçla   orantılı olup olmadığını belirlemesine ihtiyaç duyulmamaktadır.   Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanısındadır.   III. AĐHS’NĐN 11. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Mihriban Karakaya, AĐHS’nin 11. maddesine dayanarak, Dernekler Kanunu’nun 4. ve   50. maddeleri uyarınca, kendisi de dahil on üç kiꢀinin Đnsan Hakları Derneği’ndeki   üyeliklerine son vermediği gerekçesiyle mahkum edildiğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Hükümet iddiayı kabul etmemiꢀ, Mihriban Karakaya’nın, Kanun’un 4. maddesi   uyarınca usuli yükümlülüklerini yerine getirmediği için para cezasına çarptırıldığını ifade   etmiꢀtir. Baꢀvuran derneğin hedefleri, siyasi tutumu ya da eylemleri nedeniyle mahkum   edilmemiꢀtir.   AĐHS’nin 11. maddesinin ilgili kısmına göre:   “1. Herkes asayiꢀi bozmayan toplantılar yapmak, demek kurmak ... haklarına sahiptir.   2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak ... kamu   düzeninin sağlanması ve suç iꢀlenmesinin önlenmesi ... amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir...”   A. Kabuledilebilirliğine iliꢁkin   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu ꢀikayetin dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   1. Müdahale bulunup bulunmadığı   Hükümet AĐHS’nin 11. maddesi uyarınca Mihriban Karakaya’nın haklarına   müdahalede bulunulmadığını belirtmiꢀtir.   AĐHM, Mihriban Karakaya’nın üyeliğiyle ilgili mahkumiyetinin 11. madde   kapsamındaki haklarına baꢀlı baꢀına müdahale teꢀkil ettiği kanısındadır.   2. Müdahale “yasayla öngörülmüꢀ” müdür?   Hükümet Mihriban Karakaya’nın mahkumiyetinin yasayla, diğer bir deyiꢀle Dernekler   Kanunu’nca öngörüldüğünü ve düzensizliği önleme gibi meꢀru bir amaç güttüğünü iddia   etmiꢀtir.   Mihriban Karakaya sözkonusu müdahalenin, olayın meydana geldiği tarihte yasanın   yalnız belirli suçlardan hüküm giymiꢀ olanların dernek üyesi olma haklarının bulunmadığını   ꢀart koꢀması nedeniyle, yasayla öngörülmediğini ileri sürmüꢀtür. Öte yandan Mihriban   Karakaya’nın üyeliğinin iptal edilmesini gerektirecek daha önceden bir mahkumiyeti   bulunmamaktaydı.   Meꢀruluk koꢀuluna iliꢀkin olarak ise, AĐHM’nin içtihadına göre, yukarıda da   belirtildiği üzere, “yasaya uygun olarak” ifadesi sözkonusu yasanın niteliğine iꢀaret   etmektedir. Demokratik bir toplumun temel ilkelerinden biri olan ve yürütmeye ölçüsüz ve   kontrolsüz güç bahꢀedilmemesini öngören hukukun üstünlüğü ilkesine göre iç hukuk   kurallarının, resmi makamların Sözleꢀme ile korunan haklara keyfi müdahalesine karꢀı   koruma sağlaması gerekmektedir. . Sonuç olarak yasalar, idarenin takdir yetkisi ve bunun   uygulanıꢀ biçiminin kapsamını yeterince açık biçimde belirtmelidir (bkz. Hasan ve Chaush –   Bulgaristan [BD], 30985/96). Ayrıca suistimale karꢀı, belirli durumlarda mahkemelerin etkili   incelemesi için usulleri de kapsayabilecek uygun ve etkili teminat sağlamalıdırlar (bkz. Glas   Nadezhda EOOD ve Elenkov – Bulgaristan, 14134/02).   . Mevcut davaya dönecek olursak, AĐHM öncelikle, Mihriban Karakaya’nın dernek   özgürlüğüne yapılan müdahalenin, belirli suçlardan hüküm giyen kimselerin dernek üyesi   olamayacaklarını belirten Dernekler Kanunu’nun 4. ve 16. maddelerinden ileri geldiğini   kaydeder. AĐHM, Mihriban Karakaya’nın kendisi de dahil olmak üzere on üç kiꢀinin   üyeliğine son verilmesi için neden bulunmadığını iddia ettiğini gözlemler. Mihriban   Karakaya, 1999 yılında gözaltına alınıp serbest bırakıldığını ve o sırada hakkında cezai takibat   açılmadığını belirtmiꢀtir. AĐHM için Mihriban Karakaya’nın iddiaları, Đzmir Valisi’nin 10   Temmuz 2001 tarihli yazısı ıꢀığında ikna edicidir. Sonuç olarak Hükümet, resmi makamların   baꢀvuranın üyeliğinin sona erdirilmesini kanunen istemeleri için baꢀka neden   gösterememiꢀtir.   Bu unsur AĐHM’nin, meꢀruluk koꢀulunun karꢀılanmaması nedeniyle Mihriban   Karakaya’nın dernek özgürlüğüne keyfi müdahaleye karꢀı doğru bir kanuni korumadan   yoksun bırakıldığı sonucuna varmasını sağlamıꢀtır. Durum böyle iken, AĐHM, bu   müdahalenin meꢀru bir amaç güdüp gütmediğini veya güdülen amaçla orantılı olup   olmadığını belirlemek durumunda değildir.   Bu nedenle AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder. ”   A. Tazminat   Her iki baꢀvuran da para cezası ödemek durumunda kalmalarından ötürü doğan maddi   zararın karꢀılanmasını talep etmiꢀlerdir. Ayrıca Ecevit Piroğlu 1000 EUR, Mihriban Karakaya   ise 1750 EUR manevi tazminat talep etmiꢀtir.   Hükümet bu taleplere itiraz etmiꢀtir.   Maddi tazminata iliꢀkin olarak, AĐHM, AĐHS’nin 6. madde ile uyumlu yargılamanın   sonucunun ne olabileceği hususunda tahmin yürütemeyeceğini kaydeder. Buna göre bu baꢀlık   altında tazminat ödenmemesine karar verir (bkz. Karahanoğlu – Türkiye, 74341/01).   Ayrıca AĐHM ihlalin tespit edilmesinin Ecevit Piroğlu’nun maruz kaldığı her türlü   manevi zarar için baꢀlı baꢀına yeterli tatmin teꢀkil edeceği kanısındadır.   AĐHM Mihriban Karakaya ile ilgili olarak, AĐHS’nin 10. ve 11. maddeleri   kapsamında tespit edilen ihlaller ıꢀığında ve hakkaniyete uygun surette, maruz kaldığı manevi   zarar için 1000 EUR ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Yargılama giderleri   AĐHM önünde meydana gelen yargılama giderleri için Ecevit Piroğlu 2750 Yeni Türk   Lirası (YTL), Mihriban Karakaya ise 5400 YTL talep etmiꢀlerdir. Taleplerine iliꢀkin olarak   Đzmir Barosu’nun Ücret Çizelgesi’ne atıfta bulunmuꢀlardır.   Hükümet bu taleplere itiraz etmiꢀtir.   AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği   kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde baꢀvurana geri ödenir. Mevcut davada,   baꢀvuranlar talep ettikleri giderlerin gerçekten meydana geldiğini belgeleyememiꢀlerdir. Buna   göre AĐHM bu baꢀlık altında tazminat ödenmemesine karar vermiꢀtir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE   1. Baꢀvuruların geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;   2. Her iki baꢀvuranla ilgili olarak AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Mihriban Karakaya ile ilgili olarak AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   4. Mihriban Karakaya ile ilgili olarak AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;   5. Đhlalin tespit edilmesinin Ecevit Piroğlu’nun maruz kaldığı her türlü manevi zarar için baꢀlı   baꢀına yeterli tatmin teꢀkil ettiğine;   6. (a) AĐHS’nin 44. maddesi’nin 2. fıkrası gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na   çevrilmek üzere ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından Mihriban   Karakaya’ya manevi tazminat olarak 1000 EUR ödemesine;   (b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına   kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı   oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiꢀtir.   7. Baꢀvuranların adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerini reddetmiꢀtir.   Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve   3. fıkraları uyarınca 18.03.2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Sally Dollé   Zabıt Katibi   Françoise Tulkens   Baꢀkan   10

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło