36526/04

WyrokETPCz2009-02-03ECLI:CE:ECHR:2009:0203JUD003652604

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego przeciwko skarżącej naruszyła jej prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji, a także czy brak skutecznego środka odwoławczego w prawie krajowym w odniesieniu do długości postępowania naruszył art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że okres postępowania karnego, trwający około pięciu lat w jednej instancji, był nadmierny i nie spełniał wymogu "rozsądnego terminu" z art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał podkreślił, że okres ten rozpoczął się wraz z wnioskiem o wszczęcie wstępnego dochodzenia, a nie od pierwszej rozprawy sądowej. Trybunał odrzucił argumenty rządu, nie znajdując przekonujących dowodów, które uzasadniałyby tak długi czas trwania postępowania, biorąc pod uwagę ustalone kryteria oceny rozsądnego terminu (złożoność sprawy, zachowanie stron i władz, znaczenie sprawy dla skarżącego). Ponadto, Trybunał uznał, że w tureckim systemie prawnym brakowało skutecznego środka odwoławczego, który pozwoliłby skarżącej na dochodzenie roszczeń w związku z przewlekłością postępowania, co stanowiło naruszenie art. 13 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżąca, Ayla Özcan, była adwokatem w Turcji. W 1998 r. została oskarżona o fałszowanie dokumentów w sprawach egzekucyjnych. W wyniku skargi złożonej przez izbę adwokacką, prokuratura wszczęła przeciwko niej postępowanie karne. W 2001 r. izba adwokacka tymczasowo zawiesiła skarżącą w wykonywaniu zawodu. Postępowanie karne trwało od 1999 do 2004 r., kiedy to skarżąca została uniewinniona. W 2004 r. zawieszenie w wykonywaniu zawodu zostało uchylone.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji. 4. Zasądził skarżącej 5 000 EUR tytułem słusznego zadośćuczynienia za wszystkie szkody, wraz z odsetkami za zwłokę. 5. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   AYLA ÖZCAN - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 36526/04)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   ꢀubat 2009   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   T.C. vatandaꢀı Ayla Özcan (baꢀvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 2 Eylül 2004   tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 36526/04 numaralı baꢀvuru   sonucu bu dava görülmektedir.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Bursa barosu avukatlarından   T.A. Özcan tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran 1943 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir. Baꢀvuran olayların meydana   geldiği dönemde Tekirdağ barosuna kayıtlı olarak avukatlık yapmaktaydı.   Kasım 1998 tarihinde Tekirdağ barosuna kayıtlı avukat S.ꢁ. baꢀvuranı sorumluluğundaki   Çerkezköy (Tekirdağ) icra dosyalarının birçoğu üzerinde tahrifat yaptığı iddiasıyla baroya   ꢀikayet etmiꢀtir. Baro baꢀkanının imzasını taꢀıyan 3 Aralık 1998 tarihli bu ꢀikayet mektubu   baꢀvurana iletilmiꢀtir.   Baꢀvuran 14 Aralık 1998 tarihli yazılı savunmasında suçsuz olduğunu vurgulayarak hakkında   yapılan suçlamaları reddetmiꢀ ve özellikle bu olaylarla ilgili M.Ç.’yi suçlamıꢀtır. Baro   tarafından baꢀvuran hakkında baꢀlatılan ön soruꢀturma kapsamında M.Ç. soruꢀturmayı   yürüten müfettiꢀ tarafından tanık olarak dinlenmiꢀ, adı geçen kendisi hakkında yapılan   suçlamaları reddederek baꢀvurana yönelik suçlamaları teyid etmiꢀtir.   Baro özellikle soruꢀturma raporu sonuçlarına dayanarak 30 Aralık 1998 tarihli bir karar ile   kamu evrakında tahrifat yapmaktan baꢀvuran hakkında Çerkezköy Cumhuriyet Savcılığına   suç duyurusunda bulunmuꢀtur.   Cumhuriyet savcılığı bunun üzerine 29 Ocak 1999 tarihinde Adalet Bakanlığı Ceza Đꢀleri   Genel Müdürlüğü’nden (Genel Müdürlük) 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 59. maddesinin   uygulanmasına istinaden baꢀvuran hakkında soruꢀturma açılması izni verilmesini talep   etmiꢀtir. Genel Müdürlük 17 ꢁubat 1999 tarihinde soruꢀturma baꢀlatılması iznini vermiꢀtir.   Kamu evrakında tahrifat yapmak nedeniyle baꢀlatılan soruꢀturma kapsamında baꢀvuran 22   Nisan 1999 tarihinde ifade vermiꢀ ve hakkında yapılan suçlamaları inkâr etmiꢀtir.   Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı 18 Kasım 1999 tarihinde kamu   evrakında tahrifat yapmak suçundan baꢀvuran hakkında dava açmıꢀtır.   Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi 22 Kasım 1999 tarihinde ilk duruꢀmasını gerçekleꢀtirmiꢀtir.   Mahkeme 7 Aralık 1999 tarihinde Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi lehine yetkisizlik kararı   vermiꢀtir.   Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi 15 Aralık 1999 tarihinde ilk duruꢀmasını gerçekleꢀtirmiꢀtir.   Buna paralel olarak, baꢀvuranın 29 Mayıs 2000 tarihli baꢀvurusu üzerine Ağır Ceza   Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı kamu evrakında tahrifat yapmak suçundan M.Ç. hakkında   ceza davası açmıꢀtır .   Ağır Ceza Mahkemesi 5 Haziran 2000 tarihinde baꢀvuran ve M.Ç. hakkındaki davaların   birleꢀtirilmesine karar vermiꢀtir.   Tekirdağ Barosu Disiplin Kurulu 18 Temmuz 2001 tarihli kararı ile sözü edilen 1136 sayılı   Kanun’un 140. ve 153. maddelerine dayanarak ceza davası sonuçlanıncaya dek baꢀvuranın   avukatlık mesleğini sürdürmesinin geçici olarak askıya alınmasını gerekli görmüꢀtür.   Ağır Ceza Mahkemesi 15 Aralık 1999’dan 26 Ocak 2004’e kadar yirmi iki duruꢀma   gerçekleꢀtirmiꢀ, duruꢀmalar boyunca delilleri bir araya getirmiꢀ ve bazı usuli iꢀlemleri   gerçekleꢀtirmiꢀtir. Mahkeme kayıp olduğu için M.Ç.’nin duruꢀmada ifade vermemesi   nedeniyle duruꢀmaları ertelemiꢀtir. Baꢀvuranın avukatı yapılan bu yirmi duruꢀmanın üçünde   yani 22 Ekim, 24 Aralık 2001 ve 1 Nisan 2002 tarihlerindekilerde hazır bulunmuꢀ ve   yargılamanın çabuklaꢀtırılması bakımından baꢀvuran ve M.Ç. hakkında açılan davaların ayrı   görülmesini talep etmiꢀtir. Mahkeme buna karꢀın dosyanın durumunu dikkate alarak avukatın   bu taleplerini reddetmiꢀ ve diğer sanığın aranmasına devam edilmesine karar vermiꢀtir.   Ağır Ceza Mahkemesi 26 Ocak 2004 tarihli kararı ile tarafların yokluğunda baꢀvuranın   hakkında yapılan suçlardan beraatına ve M.Ç.’nin tüm çabalara rağmen halen kayıp olması   nedeniyle iki davanın birbirinden ayrılmasına karar vermiꢀtir.   Baꢀvuranın talebi üzerine Disiplin Kurulu 7 Nisan 2004 tarihli bir kararı ile 18 Temmuz 2001   tarihli sözkonusu kararın iptaline ve getirilen geçici kısıtlamanın kaldırılmasına karar   vermiꢀtir.   Ağır Ceza Mahkemesi 15 Mart 2006 tarihli kararı ile dosyada yer alan bilgilerden M.Ç.’nin   Eylül 2001 tarihinde vefat ettiği bilgisinin edinilmesi üzerine M.Ç. hakkında yürütülen   davanın düꢀmesine karar vermiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6/1 VE 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran cezai yargılama süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen «makul süre»   koꢀulu ile bağdaꢀmadığını ileri sürmektedir. Baꢀvuran bu bağlamda özellikle sözkonusu yargı   süreciyle bağlantılı olarak avukatlık mesleğinin askıya alınması nedeniyle maddi ve manevi   anlamda önemli ölçüde zarara uğradığının altını çizmektedir.   Baꢀvuran ayrıca yargılama süresinin uzunluğuna karꢀı iç hukukta etkili bir baꢀvuru yolu   bulunmadığından ꢀikayetçi olmakta, AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin   Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. Hükümet baꢀvuranın iꢀinin   askıya alınma iꢀleminin sözü edilen yargılama süresinin uzunluğu ile ilintili olmadığını,   baꢀvuranın Disiplin Kurulu’nun kararının iptaline karꢀı idari mahkemeler önünde dava   açabileceğini, oysa baꢀvuranın bu yönde bir giriꢀimde bulunmadığını ifade etmektedir.   Baꢀvuran Hükümetin bu iddiasına karꢀı çıkmakta, özellikle sözü edilen tedbir mahiyetindeki   kararın hakkında açılan ceza davasının akabinde verildiğini ve sonuçları itibarıyla doğrudan   bununla bağlantılı olduğunu öne sürmektedir. Baꢀvuran bu iꢀlemin hakkında yapılan   suçlamalardan beraat ettiği ağır ceza mahkemesinin kararının ardından 2004’te kaldırıldığını   belirtmektedir. Baꢀvuran bütün bu dönem boyunca avukatlık görevini icra edememesine   neden olan ceza yargı sürecinin uzunluğuna karꢀı baꢀvurabileceği bir iç hukuk yolu   olmadığını iddia etmektedir.   AĐHM baꢀvuranın ceza yargılamasının süresinin uzunluğundan ꢀikayet ettiğini ve avukatlık   görevini geçici olarak ifa edememesinin bunun bir sonucu olduğunu tespit etmektedir. AĐHM   bu bağlamda, Türk hukuk düzeninin AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca yargı sürecinin   uzunluğuna karꢀı etkili bir baꢀvuru yolu sunmadığını daha önce de dile getirdiğini hatırlatır   (Bkz. Tendik vd.-Türkiye kararı, no: 23188/02, 22 Aralık 2005). Sonuç olarak baꢀvuranın   ꢀikayet konusunu telafi edebilecek bir iç hukuk yolu bulunmamaktadır.   AĐHM bu nedenle Hükümetin ön itirazını reddetmekte ve baꢀvurunun AĐHS’nin 35/3   maddesine dayalı olarak dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. AĐHM ayrıca baꢀka   hiçbir kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder.   B. Yargı sürecinin uzunluğu hakkında   1. Dikkate alınması gereken dönem   Hükümet göz önüne alınması gereken dönemin 22 Kasım 1999’dan 26 Ocak 2004’e kadar   olan süre olduğunu savunmaktadır. Baꢀvuran ise sözkonusu dönemin 29 Ocak 1999’da   baꢀlayıp 26 Ocak 2004’te sona erdiğini ileri sürmektedir.   AĐHM incelenmesi gereken cezai yargılama döneminin bir kiꢀinin «sanık» -kelimenin otonom   ve özerk anlamıyla- olduğu gün baꢀladığını hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında   Corigliano-Đtalya kararı, 10 Aralık 1982 ve Imbrioscia-Đsviçre kararı 24 Kasım 1993).   Bilhassa yakalama, tutuklama, itham etme ve ön soruꢀturma açma gibi dava açma öncesindeki   süreç yargıya intikal etme olarak addedilir. 6/1 madde uyarınca «itham etme» bir kiꢀinin   “yetkili bir merci tarafından bir suçun iꢀlemekle suçlandığından resmen haberdar edilmesi”   olarak tanımlanmaktadır (Bkz. Reinhardt ve Slimane-Kaid-Fransa kararı, 31 Mart 1998).   Yargılama, sanığın mahkumiyeti veya davanın düꢀmesi ile sona ermektedir   Bu baꢀvuruda incelenmesi gereken dönem ön soruꢀturmanın açılması talebinin yapıldığı 29   Ocak 1999 tarihinde baꢀlayıp, baꢀvuranın serbest bırakıldığı 26 Ocak 2004 tarihinde sona   ermektedir. Tek dereceli mahkemede görülen bu süre yaklaꢀık beꢀ yıldır.   2. Yargı sürecinin uzunluğunun makul olup olmadığı   AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın ꢀartları ıꢀığında ve özellikle de   davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın baꢀvuran için arz ettiği   önem gibi, içtihadında yerleꢀmiꢀ ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır   (Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94).   AĐHM bu baꢀvurudakine benzer ꢀikayetleri daha önce de incelediğini ve AĐHS’nin 6/1   maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (ibidem).   AĐHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiꢀ ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca   ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiꢀtir. AĐHM bu   yöndeki yerleꢀik içtihadını dikkate alarak sözkonusu yargı sürecinin uzunluğunun aꢀırı olduğu   ve «makul süre» gereğini karꢀılamadığı sonucuna varmaktadır.   Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   C. Etkili bir baꢁvurunun olmayıꢁı   Baꢀvuran yargılama süresinin uzunluğuna karꢀı etkili bir baꢀvuru yolu bulunmadığından   ꢀikayetçi olmakta, AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM bu baꢀvurudakine benzer ꢀikayetleri daha önce de incelediğini ve AĐHS’nin 13.   maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Tendik vd. kararı;   Bahçeyaka-Türkiye kararı no: 74463/01, 13 Temmuz 2006).   AĐHM Hükümetin Mahkemenin bu baꢀvuruda farklı bir sonuca varmasını sağlayacak   herhangi bir tespiti veya delili sunmadığına itibar etmektedir. Ayrıca Türk Hukuk Sistemi   baꢀvuranın yargılama sürecinin uzunluğu hakkındaki ꢀikayetine karꢀı hiçbir etkili baꢀvuru   yolu sunmamaktadır.   AĐHM bu nedenle AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASINA ĐLĐꢀKĐN   AĐHS’nin 41. maddesine göre “AĐHM iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar   verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi   edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil   tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran Tekirdağ barosunun uyguladığı disiplin cezası sonucu uğradığı profesyonel gelir   kaybına karꢀılık 238.208 Euro maddi tazminat talep etmektedir. Bu iddialarını desteklemek   amacıyla özellikle o dönemdeki müꢀteri sayısını ve onlarla yapılan sözleꢀmelerin iptal   edilmesinin yarattığı sıkıntıları dile getirmektedir. Baꢀvuran manevi tazminat olarak 83.300   Euro talep etmektedir.   Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM öne sürülen profesyonel gelir kaybı ile ilgili olarak sunulan belgelerin AĐHS’nin   ihlaliyle baꢀvuranın uğradığı gelir kaybının tespit edilmesine imkan sağlayacak nitelikte   olmadığını ifade etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Baꢀkaya ve Okçuoğlu-Türkiye no: 23536/94   ve 24408/94; Karakoç vd.-Türkiye kararı, no:27692/95, 28138/95 ve 28498/95, 15 Ekim   2002).   Dava konusu ıꢀığında AĐHM baꢀvurana uğradığı bütün zararı karꢀılaması bakımından   hakkaniyete uygun 5.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran herhangi bir kanıtlayıcı belge olmaksızın AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama   giderleri için 1.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet bu miktara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar   ıꢀığında baꢀvuranın yargılama gider ve masraflarına iliꢀkin bu talebini reddetmektedir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç   puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana uğradığı tüm   zararlar için 5.000 (beꢀ bin) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 3 ꢁubat 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło