36531/02
WyrokETPCz2007-05-10ECLI:CE:ECHR:2007:0510JUD003653102
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy unieważnienie aktu własności nieruchomości znajdującej się w strefie przybrzeżnej bez wypłaty odszkodowania stanowi naruszenie prawa do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji? Czy uzasadnienie orzeczeń sądów krajowych było wystarczające w świetle art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że unieważnienie aktu własności skarżącego stanowiło pozbawienie mienia w rozumieniu drugiego zdania pierwszego ustępu art. 1 Protokołu nr 1. Trybunał przypomniał swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym pozbawienie mienia bez wypłaty rozsądnego odszkodowania równego wartości nieruchomości stanowi zazwyczaj nadmierną ingerencję, chyba że istnieją wyjątkowe okoliczności uzasadniające brak odszkodowania. W niniejszej sprawie, mimo unieważnienia aktu własności na rzecz Skarbu Państwa, skarżącemu nie wypłacono żadnego odszkodowania, a Rząd nie przedstawił żadnych szczególnych powodów uzasadniających ten brak. W konsekwencji Trybunał stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1.Stan faktyczny
Adil Özdemir, urodzony w 1930 roku i zamieszkały w Antakyi, zakupił działkę o powierzchni 468 m² (parcela nr 1236) nad morzem w Samandağ, na której wybudował willę z ogrodem i basenem. W 1995 roku Skarb Państwa wszczął postępowanie o unieważnienie aktu własności, twierdząc, że nieruchomość znajduje się w strefie przybrzeżnej, która nie może być przedmiotem własności prywatnej. Sąd krajowy unieważnił akt własności, a Sąd Kasacyjny podtrzymał tę decyzję, nie przyznając skarżącemu żadnego odszkodowania. Skarżący wszczął następnie postępowanie o ustalenie wartości nieruchomości, która została oszacowana na około 487 700 EUR, ale do dnia wydania wyroku ETPCz nie otrzymał żadnej płatności.Rozstrzygnięcie
Trybunał orzekł, że skarga dotycząca art. 1 Protokołu nr 1 jest dopuszczalna, a pozostała część skargi jest niedopuszczalna. Stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1. Uznał, że samo stwierdzenie naruszenia jest wystarczającą rekompensatą za szkodę niemajątkową. Zasądził na rzecz skarżącego 35 000 EUR tytułem szkody majątkowej oraz 500 EUR tytułem kosztów i wydatków, powiększone o odsetki ustawowe. Oddalił pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ADİL ÖZDEMİR- TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:36531/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Mayıs 2007
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
__________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (36531/02) başvuru no’lu davanın nedeni, bu
ülke vatandaşı Adil Özdemir’in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 16
Temmuz 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca
yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde Hatay Barosu avukatlarından Z. Işık tarafından temsil
edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVA KOŞULLARI
Başvuran 1930 doğumlu olup Antakya’da ikamet etmektedir.
Başvuran, Hatay ili, Samandağ ilçesi, Çiğde mahallesinde deniz kenarında bulunan metrekare büyüklüğünde (1236 parsel numaralı) bir taşınmaz satın almıştır. Taşınmazın
tapu kaydı kendi adına yapılmıştır. Başvuran sözkonusu arazinin üzerine bahçesi ve havuzu
olan bir villa inşa etmiştir. Temmuz 1995 tarihinde Hazine, tapu kaydının iptali istemiyle Samandağ Asliye
Hukuk Mahkemesi’nde dava açmıştır. Eylül 1998 tarihinde düzenlenen kıyı kenar çizgisinin belirlendiği bilirkişi
raporunda, 1236 parsel numaralı taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı ve aynı
zamanda kıyıda ilk yerleşim yerlerinin inşa edildiği tarihle mevcut raporun hazırlandığı tarih
arasında, kıyı kenar çizgisinin mevcut olan yerleşim yerlerinden yaklaşık otuz kırk beş metre
uzağa gitti ve bu durumun taşınmazın maliki olan başvuranın aleyhinde bir durum teşkil ettiği
belirtilmiştir.
Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi, 30 Aralık 1999 tarihli bir kararla ve aynı
zamanda 14 Eylül 1998 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak taşınmazın, Anayasa ile güvence
altına alınmış olan kıyı kenar çizgisi içerisinde yer alması sebebiyle tapu kaydının iptal
edilmesine ve bu nedenle özel mülkiyete konu olamayacağına karar vermiştir. Bu noktada
başvuran taşınmaz üzerinde hiçbir hak iddia edememektedir.
Başvuran, 25 Mayıs 2001 tarihinde Yargıtay’a başvurarak temyiz talebinde
bulunmuştur. Başvuran kendisine her hangi bir kamulaştırma bedeli ödenmeksizin taşınmazın
tapu kayıtlarının iptal edildiğini belirtmiştir. Başvuran bu nedenle 30 Aralık 1998 tarihli
kararın bozulmasını talep etmiştir.
Yargıtay, dosya içeriğini ve toplanan delil unsurlarını, kanun uygulaması ile birlikte
hukuki gerekçeleri ve özelikle de delil unsurlarının değerlendirilmesini dikkate alarak ilk
derece mahkemesinin kararını onamıştır.
Yargıtay, 13 Şubat 2002 tarihli bir kararla 17 Eylül 2001 tarihli karar aleyhinde
yapılan düzeltme başvurusunu reddetmiştir.
Başvuran, 19 Haziran 2002 tarihinde tapu kaydı iptal edilen taşınmazın değerinin
tespit edilmesi amacıyla dava açmıştır.
Haziran 2002 tarihli bilirkişi raporunda, sözkonusu taşınmazın o tarihte tespit
edilen gerçek değerinin 137.954.603.000 Türk Lirası olduğu (yaklaşık 487.700 Euro)
belirtilmiştir. Bu tutar hesaplanırken taşınmazın değeri ile birlikte, taşınmaz üzerinde bulunan
ağaçlar ve villa da hesaba dahil edilmiştir. Bilirkişi raporunda yalnızca taşınmazın değeri
93.847 Amerikan Doları (yaklaşık 97.290 Euro) olarak tespit edilmiştir.
Şu anki tarihe dek henüz bir ödeme yapılmamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
HAKKINDA
Başvuran, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi uyarınca kendisine tazminat ödenmeden
mülkiyet sıfatından yoksun bırakıldığını iddia etmektedir.
Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
A. Kabuledilebilirlik Hakkında
Hükümet mevcut davada sözkonusu taşınmazın özel mülkiyete konu olamayacak kıyı
kenar çizgisi içerisinde kaldığını belirtmektedir. Hükümet bununla ilgili olarak, mülkiyet
hakkı bulunmayan başvuranın, kamulaştırma nedeniyle herhangi bir tazminat elde etme gibi
yasal bir beklenti içerisinde olamayacağını ifade etmektedir. Hükümet, başvuranın AİHM
önünde dile getirdiği şikayetlerini ulusal mahkemeler önünde dile getirmediğini
belirtmektedir. Hükümet, ilgilinin mülkiyet sıfatının iptal edilmesi sebebiyle Anayasa’nın
125. maddesi uyarınca ya da İdari Yargılama Usulü Kanunu ya da Medeni Kanun’un ilgili
maddeleri uyarınca tazminat davası açabileceğini belirtmektedir.
Başvuran bu iddiaları reddetmektedir.
AİHM başvuranın Yargıtay’a yaptığı temyiz başvurusunda 1 No’lu Ek Protokol’ün 1.
maddesine atıfta bulunduğunu tespit etmektedir. Bu nedenle AİHM, bu itirazı reddetmektedir.
AİHM, Hükümet’in başvuranın idari ve hukuki başvuru yollarını tüketmediği iddiası
ile ilgili olarak buna benzer bir itirazı, bu başvuruların yalnızca başvuran adına yapılan tapu
kaydının yasadışı olarak iptal edilmesi halinde yapılabileceği gerekçesiyle Doğrusöz ve Aslan
(no: 1262/02, 30 Mayıs 2006) davasında reddettiğini hatırlatmaktadır. Oysa ki mevcut
davada Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi kıyı kenar çizgisi içerisinde bulunan
taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacağının belirtildiği mevzuatlara uygun olarak,
başvuranın tapu kaydını iptal etmiştir. Bu nedenle AİHM Hükümet’in itirazını
reddetmektedir.
Son olarak Hükümet başvuranın, tapu kaydının iptal edildiği tarihten itibaren altı aylık
süre içerisinde başvurusunu yapmadığını belirtmektedir.
Başvuran itiraz etmektedir.
AİHM başvurana ait mülkiyetin tapu kaydının iptaline ilişkin davanın, Yargıtay’ın
kararını verdiği 13 Şubat 2002 tarihinde sona erdiğini tespit etmektedir. Başvuran
başvurusunu, 16 Temmuz 2002 tarihinde yani nihai iç hukuk kararından yaklaşık beş ay sonra
yapmıştır. Bu nedenle bu itirazın da reddedilmesi uygun olacaktır.
AİHM başvurunun bu kısmının, AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça
dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. AİHM başvuruda başka hiçbir
kabuledilemezlik gerekçesi tespit etmemektedir. Bu nedenle başvurunun kabuledilebilir ilan
edilmesi uygun olacaktır.
B. Esas Hakkında
Başvuran iddialarını yinelemektedir.
Hükümet, iç hukuka göre kıyı kenar çizgisi içerisinde bulunan bir taşınmazın özel
mülkiyete konu olamayacağını belirtmektedir. Mevcut davada, taşınmazın başvuran adına
tapuya tescil işlemi, işlemin yapıldığı tarihte Anayasa’ya ve ilgili yasalara aykırı bir şekilde
gerçekleştirilmiştir. Böylece başvuran adına yapılan tapu kaydı Samandağ Asliye Hukuk
Mahkemesi tarafından iptal edilmiş ve başvurana bu nedenle herhangi bir ödeme
yapılmamıştır.
Buna karşılık AİHM, başvuranın mülkiyet hakkına yönelik olarak yapılan
müdahalenin, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin birinci bendinin ikinci cümlesi
bakımından mülkiyetten yoksun bırakma olarak değerlendirilebileceğini tespit etmektedir.
AİHM başvuran tarafından dile getirilen şikayete benzer bir şikayetleri daha önce
incelediğini ve bunların 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını
hatırlatmaktadır (Bkz. N. A. ve diğerleri). Esasında AİHM, taşınmazın değerine eşit makul bir
tutar ödenmeden mülkiyetten yoksun bırakmanın normal koşullarda aşırı bir müdahale teşkil
edeceğini ve tazminatın ödenmemesinin yalnızca olağanüstü koşullarda 1 No’lu Ek
Protokol’ün 1. maddesi bakımından haklı gösterilebileceğini ifade etmiştir (Bkz. Nastou-
Yunanistan (No:2), no: 16163/02, 15 Temmuz 2005, Jahn ve diğerleri-Almanya, no:
46720/99, 72203/01 ve 72552/01, ve Les saints monastéres-Yunanistan, 9 Aralık 1994 tarihli
karar). Mevcut davada, başvuran taşınmazının tapu kaydının Hazine adına yapılması
sebebiyle herhangi bir tazminat almamıştır. AİHM, Hükümet’in tazminat ödenmemesini haklı
çıkarabilecek hiçbir özel gerekçe sunmadığını not etmektedir (N.A. ve diğerleri).
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak
hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır (N.A. ve diğerleri).
Bu nedenle 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran ulusal mahkemelerin kararlarını yeteri kadar gerekçelendirmediğini
belirtmektedir. Başvuran bu itibarla 6 § 1. maddesine atıfta bulunmaktadır
Hükümet buna itiraz etmektedir.
AİHM, bir davanın hakkaniyete uygun olarak görülüp görülmediğinin, davanın bütünü
dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz., örneğin, Miailhe-Fransa
(No:2), 26 Eylül 1996 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler). Ayrıca şayet AİHM, 6 §
1. maddenin mahkemeleri kararlarını gerekçelendirmeye zorladıklarını kabul etse de, bu
maddeden bir mahkeme tarafından sunulan gerekçelerin, yalnızca taraflardan birinin kendi
gerekçesini sunması için temel olarak nitelendirebileceği gerekçeleri incelemesi anlamına
gelmemektedir. Taraflardan birinin mahkemeden argümanlarından her biri için reddetme
gerekçelerini açıklamasını istemek gibi mutlak bir hakkı bulunmamaktadır (Van de Hurk-
Hollanda, 19 Nisan 1994).
Buna karşın AİHM, Hazine’nin başvurana ait taşınmazın, kıyı kenar çizgisi içerisinde
yer aldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptal edilmesi talebiyle Samandağ Asliye Hukuk
Mahkemesi’ne başvurduğunu tespit etmektedir. Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi, 30
Aralık 1999 tarihli kararında dava konusu taşınmazın, Anayasa ile güvence altına alınan ve
özel mülkiyete konu olamayacak kıyı kenar çizgisi içerisinde yer aldığını ifade etmiştir.
Yargıtay ise taraflarca kendisine sunulan unsurları inceledikten sonra dosya içeriğini, kanun
uygulaması ile birlikte hukuki gerekçeleri ve özellikle de delil unsurlarının değerlendirmesini
dikkate alarak ilk derece mahkemesi kararı onamıştır. AİHM, ulusal mahkemelerin kararlarını
yeterli ölçüde gerekçelendirdiklerine kanaat getirmiştir.
Bu koşullarda bu şikayet açıkça dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AİHS’nin 35 §§ ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi uygun olacaktır.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, 21 Haziran 2002 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak maddi tazminat olarak
103.000 Amerikan Doları talep etmektedir. Başvuran ayrıca manevi tazminat olarak 15.000
Amerikan Doları talep etmektedir.
Hükümet bu rakamlara itiraz etmektedir.
Buna karşın AİHM, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğinin tespit
edilmesinin özünde, taşınmaza yasadışı bir şekilde el konulması hususunun değil başvurana
tazminat ödenmemesi hususunun yattığını tespit etmektedir (Scordino-İtalya (No:1), no:
36813/97).
Bu unsurlarla birlikte taşınmazın, dava konusu arazinin, evin ve ağaçların değeri
dikkate alındığında AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana 35.000 Euro tutarında maddi
tazminat ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.
Mevcut dava koşullarında AİHM, ihlal kararının kendisinin manevi zararın tazmini
için başlı başına yeterli olduğuna karar vermiştir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran AİHM ve yerel mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalar için
104.590 Amerikan Doları talep etmektedir. Başvuran bununla ilgili olarak tercüme bedelleri
için 545.000.000 Türk Lirası (yaklaşık 352 Euro) tutarında iki adet faturanın nüshasını
sunmaktadır. Başvuran aynı zamanda Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen dava ile ilgili
olan masraf ve harcamalarına ilişkin olarak 198. 830.000 Türk Lirası (yaklaşık 131 Euro)
tutarında bir faturanın bir kopyasını sunmaktadır.
Hükümet bu rakamlara itiraz etmektedir.
Mevcut davada ve elindeki mevcut unsurlar doğrultusunda AİHM, başvurana 500
Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine ilişkin olarak dile getirilen şikayetin
kabuledilebilir olduğuna, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. İhlal kararının kendisinin manevi zararın tazmini için başlı başına yeterli olduğuna;
4. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve her
türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana maddi tazminat
olarak 35.000 Euro (otuz beş bin Euro), masraf ve harcamalar için 500 Euro (beş yüz)
ödenmesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar,
Hükümet’in, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi
gereğince 10 Mayıs 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło