36672/97
WyrokETPCz2007-07-24ECLI:CE:ECHR:2007:0724JUD003667297
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy użycie nadmiernej siły wobec skarżącego w więzieniu i brak skutecznego śledztwa w tej sprawie naruszyły art. 3 Konwencji? Czy śmierć skarżącego była wynikiem ill-treatment w więzieniu, naruszając art. 2 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że użycie siły wobec Mehmet Kurnaza w więzieniu Buca w dniu 21 września 1995 r. było nadmierne, biorąc pod uwagę, że incydent rozpoczął się od odmowy liczenia więźniów, a eskalacja nastąpiła po siłowym wejściu żandarmów do celi. Rząd nie wykazał, że operacja była zorganizowana w sposób minimalizujący ryzyko poważnych obrażeń, ani że podjęto mniej inwazyjne środki. Odniesione przez skarżącego poważne obrażenia głowy, które miały trwałe konsekwencje i spowodowały intensywny ból, przekroczyły minimalny próg dotkliwości wymagany dla art. 3. Ponadto, Trybunał stwierdził, że śledztwo w sprawie obrażeń skarżącego nie było skuteczne ani niezależne, ponieważ sprawa dotycząca żandarmów została przekazana do Gubernatorstwa, które nie jest organem niezależnym od władzy wykonawczej. W odniesieniu do art. 2, Trybunał uznał, że choć obrażenia mogły przyczynić się do pogorszenia stanu zdrowia, to istniały wcześniejsze poważne schorzenia, a dwuletni odstęp czasu między incydentem a śmiercią uniemożliwił stwierdzenie związku przyczynowego ponad wszelką wątpliwość.Stan faktyczny
Mehmet Kurnaz, turecki obywatel z historią problemów zdrowotnych i wcześniejszych zarzutów ill-treatment, został zatrzymany 1 września 1995 r. i przeniesiony do więzienia Buca. 21 września 1995 r., podczas zamieszek w więzieniu, doznał poważnych obrażeń głowy, które wymagały hospitalizacji. Skarżący twierdził, że został celowo zaatakowany przez funkcjonariuszy. Po zwolnieniu z aresztu jego stan zdrowia pogorszył się, wymagając dializ. Zmarł 22 grudnia 1997 r. z powodu niewydolności nerek. Jego rodzina kontynuowała skargę do ETPCz.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza brak naruszenia art. 2 Konwencji. 2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w związku z obrażeniami skarżącego w więzieniu Buca w dniu 21 września 1995 r. 3. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji z powodu braku skutecznego i niezależnego śledztwa w sprawie obrażeń skarżącego w więzieniu Buca w dniu 21 września 1995 r. 4. Stwierdza, że nie ma odrębnej kwestii w związku z art. 13 Konwencji. 5. Zasądza na rzecz skarżących łącznie 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 3 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 6. Odrzuca pozostałą część roszczeń skarżących o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
OF EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
DÖRDÜNCÜ DAĐRE
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE
(Baꢀvuru no. 36672/97)
KARAR
STRAZBURG Temmuz 2007
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır.
Ancak, ꢀekle iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI
USUL
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) eski 25.
maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaꢀı olan Mehmet Kurnaz
tarafından, 10 Mayıs 1997 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”)
yapılan baꢀvurudan (no. 36672/97) kaynaklanmaktadır.
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Baꢀvuru ilk olarak 1956 doğumlu olup Antalya’da yaꢀayan Mehmet Kurnaz tarafından
yapılmıꢀtır. 22 Aralık 1997 tarihindeki vefatını takiben ebeveynleri, kız kardeꢀi ve erkek
kardeꢀleri (bundan böyle “baꢀvuranlar”) 30 Haziran 1998 tarihinde baꢀvuruyu takip etme
isteklerini ifade etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar sırasıyla 1927, 1929, 1954, 1950 ve 1958 doğumlu
olup Antalya’da yaꢀamaktadır.
A. Giriꢀ
Đhtilaftaki olaylar sırasında Mehmet Kurnaz Birleꢀik Sosyalist Partisi üyesiydi.
Baꢀvuranlar, Kurnaz’ın önceki polis nezareti dönemlerinde maruz kaldığı kötü muamele
nedeniyle sağlık durumunun kötü olduğunu iddia etmiꢀtir. Mayıs – 19 Haziran 1986 tarihleri arasında Mehmet Kurnaz sol bacağındaki ağrı
nedeniyle Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde (bundan böyle “Ege Hastanesi”)
tedavi görmüꢀtür. Doktorlar, sol bacaktaki popliteal arterde tıkanma olduğunu ve bunun
bacağa uygulanan bir baskı nedeniyle meydana gelmiꢀ olabileceğini kaydetmiꢀtir. ꢁubat 1987 tarihinde Mehmet Kurnaz’a Buerger hastalığı teꢀhisi konulmuꢀ, 16 ꢁubat tarihinde Ege Hastanesi’nde femorotibial posterior bypass ameliyatı yapılmıꢀtır. Ağustos 1995 tarihinde Mehmet Kurnaz Türkiye Đnsan Hakları Derneği Đzmir
ꢀubesine tedavi için baꢀvurmuꢀtur. Hakkında hazırlanan tıbbi raporda Kurnaz’ın Leriche
sendromu, kronik renal yetmezlik ve hipertansif kalp hastalığı bulunduğu belirtilmiꢀtir.
Tercihen bir hastanede derhal tıbbi tedaviye baꢀlanması ve stresten uzak ve sakin bir ortamda
kalması tavsiye edilmiꢀtir. Aynı raporda Mehmet Kurnaz’ın 1973–1982 yılları arasında
geçirdiği altı tutukluluk döneminde çeꢀitli kötü muamelelere maruz kaldığını söylediği
belirtilmiꢀtir. Mehmet Kurnaz’ın tıbbi geçmiꢀine iliꢀkin olarak popliteal arterde tromboz
geçirdiği ve bunun sonucunda 1985 ve 1986’da bypass ameliyatları olduğu kaydedilmiꢀtir. yılında Kurnaz’a kronik renal yetmezlik teꢀhisi konulmuꢀtur. Aynı zamanda yirmi yıl
boyunca günde bir paket sigara içtiğine değinilmiꢀtir.
B. Buca cezaevindeki olay ve olayı çevreleyen koꢀullar hakkında yetkililerin
yürüttüğü soruꢀturma Eylül 1995 tarihinde Mehmet Kurnaz gözaltına alınmıꢀtır. Aynı tarihte tıbbi muayene
için Antalya Adli Tıp Kurumu’na getirilmiꢀtir. Doktor baꢀvuranın vücudunda fiziksel olarak
kötü muamele iꢀareti bulunmadığını kaydetmiꢀtir.
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI
Baꢀvuran 11 Eylül 1995 tarihinde Buca Cezaevine nakledilmiꢀ, 21 Eylül 1995 tarihinde
bir isyan sırasında baꢀına aldığı darbe sonucunda yaralanmıꢀ ve tedavi için hastaneye
yatırılmıꢀtır. Baꢀvuranlar cezaevi görevlileri ve jandarmalar tarafından bilerek saldırıya
uğradığını iddia etmektedir. Hükümet bunu reddetmektedir.
Aynı tarihte saat 16.25 sıralarında Mehmet Kurnaz, Đzmir Atatürk Devlet Hastanesi’ne
kaldırılmıꢀtır. Aynı tarihte hazırlanan geçici tıbbi rapora göre yüzde travma, ekimoz ve ödem
ve özellikle sol frontal lobda 4 cm, sol parietal lobda ise 5 cm’lik kesi tespit edilmiꢀtir.
Mehmet Kurnaz 25 Ekim 1995 tarihinde kadar hastanede kalmıꢀtır. Baꢀvuranlar bu süre
boyunca yatağına zincirlendiğini iddia etmiꢀlerdir.
Đzmir Savcılığı’ndan üç savcı (bundan böyle “savcılar”) tarafından yapılan soruꢀturmaya
göre olaylar ꢀöyle cereyan etmiꢀtir: DHKP/C (Türkiye Halkın Kurtuluꢀu Partisi/Cephesi) adlı
yasadıꢀı silahlı örgüte mensup olmak ya da bu örgüte yardım ve yataklık etmekle suçlanan
tutuklular 6 no’lu koğuꢀta birlikte tutuluyordu. Birtakım talepleri olmuꢀ, bunlar
karꢀılanmayınca cezaevi görevlileri tarafından sayılmayı reddetmiꢀlerdir. Uyarılara rağmen
çağrıya uymamaları sonucunda jandarmalara 6 no’lu koğuꢀa güç kullanarak girmeleri talimatı
verilmiꢀtir. Tutuklular çelik kapının önüne metal dolapları yığmıꢀ, jandarmalar koğuꢀa
girebilmek için kaynak makinesi kullanmak zorunda kalmıꢀtır. Jandarmalar, içeri girdiğinde
camları kıran ve yangın çıkaran tutukluları etkisiz hale getirmek için göz yaꢀartıcı gaz, sis
bombası ve basınçlı su kullanmıꢀlardır. Tutuklular jandarmalara metal kapı kollarıyla
saldırmıꢀtır. Müdahale sırasında on beꢀ jandarma keskin cisim ile çeꢀitli derecelerde
yaralanmıꢀtır. Mehmet Kurnaz’ın da dahil olduğu kırk tutuklu çeꢀitli ꢀekilde yaralanmıꢀ ve
sonrasında üçü ölmüꢀtür. Ekim 1995 tarihinde savcılar delil bulunmayıꢀı nedeniyle cezaevi görevlilerinin
yargılanmamasına karar vermiꢀtir. Özellikle, koğuꢀa sadece jandarmaların girip güç
kullandığının sabit olduğu ve cezaevi görevlilerinin isyana müdahale ettiği veya tutuklulara
kötü muamele ettiğini gösterecek kanıt bulunmadığını ifade etmiꢀlerdir. Jandarmalara iliꢀkin
olarak savcılar madde bakımından yetkisizlik kararı vermiꢀler ve soruꢀturma dosyasını Đzmir
Valiliği’ne göndermiꢀlerdir.
Aynı tarihte savcılar, Mehmet Kurnaz dahil tutukluları isyan çıkarmakla suçlayan ortak
bir iddianame sunmuꢀlardır. Suçlamalar TCK’nın 304. maddesine dayanmaktadır. Đddianame,
dava dosyasında bulunmayan fotoğraflar ve tutuklu ifadeleri gibi birtakım belgelere atıfta
bulunmaktadır.
Bu arada, belirtilmeyen bir tarihte baꢀvuran hakkında Đzmir Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nde kovuꢀturma baꢀlatılmıꢀ, baꢀvuran yasadıꢀı örgüte üyelikle suçlanmıꢀtır. 25
Ekim 1995 tarihinde yapılan bir duruꢀmada Mehmet Kurnaz, ayakta duramaması ve
yürüyememesi nedeniyle DGM’ye jandarmalar yardımıyla getirilmiꢀtir. Mahkeme tutuksuz
yargılama talimatı vermiꢀtir.
Tahliye edilmesiyle birlikte Mehmet Kurnaz muayeneden geçmiꢀ, doktor vücudunda
çeꢀitli ꢀekil ve büyüklükte renkli lezyonlar ve yaralar tespit etmiꢀtir. Doktor aynı zamanda
Kurnaz’ın sorulara cevap veremediğini ve yüzünün ꢀiꢀmiꢀ olduğunu kaydetmiꢀtir. Bu
bulguların daktilo ile yazılmıꢀ olduğu ve ilgili doktorun imzasını taꢀımadığı belirtilmelidir.
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI Kasım 1995 tarihinde Kurnaz’ın avukatları mahkemeye bir dilekçe vererek Buca
cezaevinde aldığı yoğun yaralanmalar nedeniyle ꢀikâyetçi olmuꢀtur. Ağustos 1996 tarihinde Đzmir Savcılığı Savcısı aynı olayla ilgili olarak cezaevi
görevlileri hakkında takipsizlik kararı bulunduğu ve jandarmalar hakkındaki dava dosyasının
Đzmir Valiliği’nde olduğu gerekçesiyle Mehmet Kurnaz’ın iddialarının soruꢀturulmamasına
karar vermiꢀtir. Kurnaz’ın bu karara itirazı 31 Ekim 1996 tarihinde Đzmir Ağır Ceza
Mahkemesi tarafından reddedilmiꢀtir. Ret kararı kendisine 14 Kasım 1996 tarihinde tebliğ
edilmiꢀtir.
C. Müteakip olaylar
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nden (bundan böyle “Akdeniz hastanesi”) Dr.
Aktekin’in 22 Ocak 1996 tarihinde hazırladığı gözlem kâğıdına göre Mehmet Kurnaz’ın
ꢀikâyeti bacaklarında his kaybı ve yürümekte güçlüktür. Kurnaz’ın hafıza kaybı çektiği ve
CAT taraması sonuçlarının sol temporal lobda enflamasyona iꢀaret ettiğini belirtmiꢀtir. Bu
bulguların geçirdiği kafa yaralanmasının sonucu olduğunu değerlendirmiꢀtir. Ocak 1996 tarihinde Antalya Ağır Ceza Mahkemesi, Adli Tıp Kurumu’nun Mehmet
Kurnaz’ın mahkemede ifade verip veremeyeceğini değerlendirmesini vekâleten talep etmiꢀtir.
Adli Tıp Kurumu, baꢀvuran ile ilgili olarak Akdeniz hastanesinde hazırlanan raporlara
dayanarak tedavisinin tamamlanmasına kadar Mehmet Kurnaz’ın sağlık durumunun ifade
vermesini mümkün kılmadığını belirtmiꢀtir. ꢁubat – 7 Mart 1996 tarihleri arasında Mehmet Kurnaz kronik renal yetmezliği ve
hipertansiyonunun izlenmesi için Akdeniz hastanesine yatırılmıꢀtır. – 26 Nisan 1996 tarihleri arasında Mehmet Kurnaz, hemodiyaliz tedavisi alabilmesi
için AV fistül (hemodiyaliz için vasküler geçiꢀ) uygulanması amacıyla Akdeniz hastanesine
yatırılmıꢀtır. Mayıs 1996 tarihinde Mehmet Kurnaz haftada iki defa hemodiyaliz tedavisi görmeye
baꢀlamıꢀ, 6 – 11 Haziran 1996 tarihleri arasında AV fistülü nedeniyle subklavyan damarda
enfeksiyon gerekçesiyle Akdeniz hastanesine yatırılmıꢀtır. Ekim 1996 tarihinde Đzmir DGM Mehmet Kurnaz’ı atılı suçlardan beraat ettirmiꢀtir.
Akdeniz hastanesinin 4 ꢁubat 1997 tarihli raporuna göre Mehmet Kurnaz’ın yaygın
hiperplastik arteriosklerozu, ciddi aort iliak arterioskleroz ve obstrüksiyonu, aynı zamanda
beyninde yaygın atrofi ve hasar bulunmaktaydı. Bu nedenle renal transplantasyon mümkün
değildi. Aralık 1997 tarihinde Mehmet Kurnaz renal yetmezlik nedeniyle ölmüꢀtür.
ꢁartla Salıverme, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair 4616 sayılı Kanun uyarınca
tutuklular hakkındaki cezai iꢀlemler 25 Aralık 2000 tarihinde durdurulmuꢀtur.
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuranlar, sağlık durumunun Buca cezaevinde maruz kaldığı kötü muamelenin
ardından ciddi bir ꢀekilde bozulduğunu düꢀünmeleri nedeniyle Mehmet Kurnaz’ın ölümünden
Devleti sorumlu tutmuꢀlardır. AĐHS’nin ilgili kısmı aꢀağıda verilen 2. maddesine atıfta
bulunmuꢀlardır:
“Herkesin yaꢀam hakkı yasanın koruması altındadır.”
Hükümet baꢀvuranların görüꢀüne karꢀı çıkmıꢀtır. Dava dosyasında yer alan tıbbi
raporlara dayanarak Mehmet Kurnaz’ın ꢀikâyet konusu olaylardan iki yıl sonra, cezaevi isyanı
sırasında aldığı yaralanmalarla ilgisi olmayan bir nedenle öldüğünü savunmuꢀtur.
Baꢀvuranlar Mehmet Kurnaz’ın ölümünün cezaevinde maruz kaldığı kötü muameleden
kaynaklanan karmaꢀık süreç ve serbest bırakılmasıyla birlikte almak zorunda kaldığı uzun
tedavilerin sonucu olduğunu savunmuꢀtur. Cezaevi yetkilileri tarafından yaꢀamına kasten
saldırıda bulunulduğu ve geldiği ilk gün meydana gelen bir isyana katılmıꢀ olmasının
mümkün olmadığı konusunda ısrar etmiꢀlerdir. Yetkililerin tutuklulara saldırısının ardından
Mehmet Kurnaz’ın cezaevinde ölüme terk edildiğini iddia etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar Mehmet
Kurnaz’ın hüküm giymemiꢀ olmasına karꢀın kanunsuzca toplanmıꢀ cezai siciline dayanarak
sürekli tutuklu bulundurulmuꢀ olmasından ꢀikâyetçi olmuꢀlardır. Kurnaz’ın cezaevinde kötü
muameleye tâbi tutulduğunu, jandarmalarca metal bir aletle kafasına vurulduğunu ve
hastanedeki tedavisi sırasında yatağa bağlandığını iddia etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar, serbest
bırakıldıktan sonra Mehmet Kurnaz’ın hayatının sonuna kadar hemodiyaliz tedavisi görmesi
gerektiğine iꢀaret etmiꢀlerdir. Kurnaz’ın salıverildikten sonra çekildiğini iddia ettikleri
fotoğraflarını sunmuꢀlardır.
Mahkeme, 2. madde ile ilgili olarak kararlarında ortay koyduğu temel ilkeleri hatırlatır
(bkz. özellikle McCann ve Diğerleri – Đngiltere, A Serisi no. 324, Salman – Türkiye [BD], no.
21986/93, Kılıç – Türkiye, no. 22492/93 ve Velikova – Bulgaristan, no. 41488/98). Mahkeme
somut davayı bu ilkeler ıꢀığında inceleyecektir.
Delillerin değerlendirilmesinde Mahkeme “makul ꢀüphenin ötesinde” kanıt standardını
benimser (bkz. Orhan – Türkiye, no. 25656/94). Bu tür bir kanıt, yeterli derecede güçlü, açık
ve uygun neticeler veya reddedilmemiꢀ benzer maddi karinelerin birarada yer almasından
kaynaklanabilir (bkz. diğer birçokları yanında ꢁimꢀek ve Diğerleri – Türkiye, no. 35072/97 ve
37194/97).
Bununla birlikte Mahkeme Devlet görevlileri tarafından iꢀlenip ölümle sonuçlanmayan
fiziksel kötü muamelenin sadece istisnai durumlarda AĐHS’nin 2. maddesinin ihlalini ortaya
çıkarabileceği kanaatindedir (bkz. Đlhan – Türkiye [BD], no. 22277/93).
Somut davada Mehmet Kurnaz’ın ölüm nedenine dair taraflar arasında ihtilaf
bulunmamaktadır. Ancak ihtilafta olan 22 Aralık 1997 tarihinde renal yetmezlik sonucu
meydana gelen ölümünden ulusal makamların sorumlu tutulup tutulamayacağıdır.
Mahkeme, 21 Eylül 1995 tarihinde Mehmet Kurnaz’ın ciddi kafa yaralanmasına neden
olan bir darbe aldığını gözlemler. Mahkeme kanaatince, bu yaralanmanın genel olarak
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI
Mehmet Kurnaz’ın sağlığının bozulmasına katkı yaptığına ꢀüphe yoktur. Ancak Mahkeme,
Kurnaz’ın Buca cezaevine alınmadan önce kronik renal yetmezlik gibi birtakım rahatsızlıkları
bulunmasını dikkate alır. Dava dosyasında baꢀvuranların, Kurnaz’ın o zamanki sağlık
durumunun önceki tutukluluk dönemlerinde maruz kaldığı kötü muameleden kaynaklandığı
ꢀeklindeki iddialarına iliꢀkin ikna edici delil yoktur. Mehmet Kurnaz’ın tutuklu olduğu
dönemde yeterli tıbbi destekten yoksun bırakıldığına dair bir belirti de bulunmamaktadır.
Ayrıca Mahkeme Mehmet Kurnaz’ın Buca cezaevindeki olayın üzerinden iki yıl geçtikten
sonra, uzunca bir tedavinin ardından öldüğü gerçeğini göz ardı edemez.
Yukarıdakiler ıꢀığında Mahkeme, 22 Aralık 1997 tarihinde Mehmet Kurnaz’ın renal
yetmezlik nedeniyle ölümünden Devletin “makul ꢀüphenin ötesinde” sorumlu olduğu
sonucuna varmak için yeterli olay ve delile dayalı temel bulunmadığı kanaatindedir.
Buna göre AĐHS’nin 2. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuranlar, Mehmet Kurnaz’ın tutukluluk döneminde tâbi tutulduğu tedavinin
AĐHS’nin aꢀağıda verilen 3. maddesine aykırı olarak iꢀkence ve insanlık dıꢀı muameleye
ulaꢀmıꢀ olmasından ꢀikâyetçi olmuꢀlardır:
“Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi tutulamaz.”
Hükümet, Buca cezaevindeki olayın ciddi boyutta olduğunu ifade etmiꢀtir. Tutukluların
metal dolapları koğuꢀ kapısının arkasına yığdığı, camları kırdığı, yatakları yaktığı ve
dolaplardan kopardıkları metal parçaları jandarma ve cezaevi görevlilerine saldırmakta
kullandıklarına iꢀaret etmiꢀtir. Hükümet, Mehmet Kurnaz’ın cezaevine gönderildikten on gün
sonra çıkan isyana fiilen katıldığını ileri sürmüꢀ ve Mehmet Kurnaz’ın yaralandıktan hemen
sonra gerekli bütün tıbbi tedaviyi aldığını belirtmiꢀtir. Hükümet, ayrıca, Buca cezaevindeki
olayı çevreleyen koꢀullara iliꢀkin etkin bir soruꢀturma yürütüldüğünü ifade etmiꢀtir.
Baꢀvuranlar, iddialarını sürdürmüꢀler ve Mehmet Kurnaz’ın kötü muamele ꢀikâyetine
iliꢀkin yeterli soruꢀturma yapılmadığını belirtmiꢀlerdir.
AĐHM’nin çoğu kez vurguladığı gibi, 3. Madde demokratik toplumun temel
değerlerinden birini ele almaktadır. AĐHS, terörizm ve suçla mücadele gibi en zor koꢀullarda
bile, iꢀkenceyi, insanlık dıꢀı veya küçük düꢀürücü muameleyi ve cezayı kesinlikle
yasaklamaktadır. AĐHS’nin ve 1 ve 4 No.lu Protokollerin esas hükümlerinin çoğunun aksine,
3. Madde hiçbir ꢀekilde istisnalara yer vermemektedir. AĐHS’nin 15. Maddesi uyarınca, ulus
yaꢀamını tehdit eden olağanüstü hal durumunda bile 3. Madde’den ayrılmaya müsaade
edilemez (bkz, diğer makamlar arasında, Assenov ve Diğerleri / Bulgaristan, 28 Ekim 1998
tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998-VIII, s. 3288, § 93). 3. Madde kapsamına
girebilmek için, kötü muamelenin minimum düzeyde ꢀiddet içermesi gerekmektedir. Bu
minimum seviyenin tespiti görecelidir: muamelenin süresi, fiziksel ve/veya ruhsal etkileri ve
bazı durumlarda, mağdurun cinsiyeti, yaꢀı ve sağlık durumu gibi dava koꢀullarının tamamına
bağlıdır (bkz, Mouisel / Fransa, no. 67263/01, § 37, ECHR 2002-IX). Ayrıca, kötü muamele
iddiaları uygun kanıtlarla desteklenmelidir (bkz, özellikle, Tanrıkulu ve Diğerleri / Türkiye
(karar), no. 45907/99, 22 Ekim 2002).
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI
AĐHM, ilk olarak, tarafların sunduğu yazılı delillerin, makul ꢀüphenin ötesinde, 21 Eylül tarihinde Buca Cezaevi’nde çıkan olayın öncesinde veya sonrasında, Mehmet Kurnaz’ın
ꢀiddeti 3. Madde barajının üzerinde olan herhangi bir kötü muameleye maruz bırakıldığı
sonucuna varması için yeterli olmadığı görüꢀündedir. Baꢀvuranların, Mehmet Kurnaz’ın isyan
sırasında cezaevi memurlarının ve jandarmaların kasıtlı bir saldırı hedefi olduğu iddialarını
destekleyen bir karine de bulunmamaktadır.
AĐHM, ayrıca, 3. Madde’nin tutuklamada bulunmak gibi iyi tanımlanmıꢀ koꢀullarda güç
kullanımını yasaklamadığını belirtmektedir. Ancak, bu ꢀekilde bir güç kullanımı, yalnızca
zorunlu olduğu durumlarda ve aꢀırı olmamak kaydıyla gerçekleꢀebilir (bkz, diğerleri arasında,
Klaas / Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, A Serisi no. 269, s. 17, § 30; Rehbock /
Slovenya, no. 29462/95, §§ 68-78, ECHR 2000-XII; Altay / Türkiye, no. 22279/93, § 54, 22
Mayıs 2001; Hulki Güneꢀ / Türkiye, no. 28490/95, § 70, ECHR 2003-VII; Krastanov /
Bulgaristan, no. 50222/99, § 52 ve 53, 30 Eylül 2004; ve Günaydın / Türkiye, no. 27526/95,
§§ 30-32, 13 Ekim 2005).
Sözkonusu davada, 21 Eylül 1995 tarihinde geliꢀen olayda, baꢀvuran özellikle baꢀına
darbeler alarak ciddi ꢀekilde yaralanmıꢀtır. Hükümet, 21 Eylül 1995 tarihli tıbbi raporda
belirtilen baꢀvuranın yaralarının, Devlet yetkililerinin görevlerini gerçekleꢀtirdikleri sırada
güç kullanımı sonucu oluꢀtuğunu reddetmemiꢀtir. Ancak, Hükümet, olayla ilgili hafifletici
sebepleri vurgulamıꢀtır.
AĐHM, bir cezaevi ortamında ꢀiddet potansiyeli olduğunun bilincindedir. AĐHM,
cezaevinde kalanlar tarafından yapılan bir itaatsizliğin, güvenlik güçlerinin katı bir ꢀekilde
müdahale etmesini gerektirecek bir isyana dönüꢀebileceğini kabul etmektedir. AĐHM,
yukarıda kaydedilen Gömü ve Diğerleri kararının 77. paragrafında, cezaevi isyanlarını
bastırmak amacıyla güvenlik güçlerinin baꢀvuranlara güç kullanmasının, o davanın özel
koꢀulları içinde aꢀırı olmadığı yönünde bir saptama yaptığını yinelemektedir. Güvenlik
güçleri, baꢀvuranlara karꢀı gözyaꢀı gazı, basınçlı su ve cop kullanmıꢀlardır. Ancak, o davada,
bahsedilen isyanlar düzensiz ve yaygın olarak görülmekteydi ve hapishanede kalanların
rehine alma durumu sözkonusuydu (Ibid, §§ 13-18 ve 22-23).
Ancak, sözkonusu davada, AĐHM, olayın her zaman 6 no.lu koğuꢀta olduğunu ve
mahkumların isteklerinin yerine getirilmediği gerekçesiyle cezaevi memurları tarafından
sayılmayı reddetmeleriyle baꢀladığını belirtmektedir. Bu nedenle, olması muhtemel
zorluklarla ilgili bir uyarı bulunmaktaydı ve ꢀiddetin tırmanması jandarmaların zorla koğuꢀa
girmelerinin ardından gerçekleꢀti. Dolayısıyla, Mehmet Kurnaz, jandarmaların önceden
hazırlık yapmadan karꢀılık vermelerini gerektirecek beklenmeyen geliꢀmelere yol açabilecek
rastgele ve yaygın bir ayaklanma sırasında yaralanmamıꢀtır (bkz, mutatis mutandis, Rehbock,
yukarıda kaydedilen, § 72). AĐHM, bu koꢀullar altında, Hükümet’in, baꢀvuranın
yaralanmasına sebep olan güç kullanımının aꢀırı olmadığını ikna edici delillerle göstermesi
gerektiğini belirtmektedir (bkz, mutatis mutandis, Matko / Slovenya, no. 43393/98, § 104, 2
Kasım 2006).
AĐHM, olay sırasında mahkumların ve jandarmaların çoğunun değiꢀik ꢀekillerde
yaralandığını ve sonuçta üç mahkumun öldüğünü belirtmektedir. Ancak, Hükümet,
jandarmaların baꢀlattığı operasyonun usule uygun olarak düzenlendiğini ve mahkumların
ciddi biçimde bedensel olarak zarar görme riskini mümkün olan en az seviyeye indirecek
ꢀekilde organize edildiğini göstermek için herhangi bir açıklama yapmamıꢀtır. Örneğin,
cezaevi yetkililerinin 6 no.lu koğuꢀtaki düzeni yeniden sağlamak için güç kullanmadan önce
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI
ciddi giriꢀimlerde bulunduklarını gösteren herhangi bir bilgi dava dosyasında yer
almamaktadır. AĐHM, bu bağlamda, cezaevi yetkililerinin cezaevi sınırları içindeki bir olayı
bastırmak için dıꢀarıdan yardıma baꢀvurmaları durumunda, ölçülülük konusu dahil, güç
kullanımının yerinde uygulandığının temini için, bu müdahalenin bağımsız bir ꢀekilde
izlenmesi gerektiğini yinelemektedir (bkz, Satık ve Diğerleri / Türkiye, no. 31866/96, § 58, 10
Ekim 2000).
Daha net olarak belirtmek gerekirse, Hükümet, görüꢀlerinde, Mehmet Kurnaz dahil
mahkumlara karꢀı güç kullanılması gerektiğini belirtmiꢀtir. Hükümet, Mehmet Kurnaz’a
uygulanan ꢀiddetin niteliğine ıꢀık tutabilecek herhangi bir açıklama yapmamıꢀ veya kanıt
sunmamıꢀtır. AĐHM, dava dosyasında bulunan resmi belgelerde, jandarmaların cop veya
baꢀvuranın aldığı yaraya sebebiyet verebilecek baꢀka herhangi bir alet kullandıklarından
bahsedilmemesi durumunu gözönünde bulundurarak, baꢀvuranlar tarafından ileri sürüldüğü
gibi, Mehmet Kurnaz’ın baꢀına metal bir aletle vurulduğu iddiasını yok sayamaz.
Son olarak, AĐHM, sağlığı zaten kötü durumda olan Mehmet Kurnaz’ın 21 Eylül
1995’te Buca cezaevinde kafasına aldığı yaraların ꢀiddetli ağrı ve acıya sebep olduğunu
belirtmektedir. Ayrıca, bu yaralanmalar, Mehmet Kurnaz’ın sağlığı için kalıcı sonuçlara sebep
olmuꢀtur.
AĐHM, yukarıdaki bilgiler ıꢀığında, 21 Eylül 1995’te Buca cezaevinde baꢀvurana
uygulanan ꢀiddetin aꢀırı olduğu ve dolayısıyla AĐHS’nin 3. Maddesi uyarınca baꢀvuranın
yaralanmalarından Devlet’in sorumlu olduğu sonucuna varmıꢀtır.
AĐHM, AĐHS’nin 3. Maddesi’nin aynı zamanda, “tartıꢀılabilir” ve “makul ꢀüphe
uyandıran” kötü muamele iddialarını makamların soruꢀturmasını gerektirdiğini belirtmektedir
(bkz, Assenov ve Diğerleri / Bulgaristan, yukarıda kaydedilen, s. 3289-90, §§ 101-02, ve
Labita / Đtalya [GC], no. 26772/95, § 131, ECHR 2000-IV).
AĐHM, yukarıda, AĐHS’nin 3. Maddesi uyarınca, 21 Eylül 1995’te Buca cezaevinde
Mehmet Kurnaz’ın aldığı yaralardan davalı Devlet’in sorumlu olduğu sonucuna varmıꢀtır. Bu
nedenle, etkin bir soruꢀturma yapılması gerekliydi. AĐHM’nin içtihadında tanımlanan etkinlik
için minimum standartlar, soruꢀturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını
ve yetkili makamların titizlikle ve çabuklukla çalıꢀmasını gerektirmektedir (bkz, örneğin,
Çelik ve Đmret / Türkiye, no. 44093/98, § 55, 26 Ekim 2004).
Bu davaya dönecek olursak, AĐHM, Buca cezaevindeki olayla ilgili soruꢀturmanın
Cumhuriyet Savcılığı tarafından hemen baꢀlatıldığını belirtmektedir. Savcılar, yalnızca
jandarmaların koğuꢀa girdiği ve güç kullandığı saptamasını yaptığı için, soruꢀturmada cezaevi
memurlarıyla ilgili olarak takipsizlik kararı verilmiꢀtir. Ancak, devlet memurlarının
kovuꢀturulmasına iliꢀkin kanunun ardından, jandarmalar aleyhindeki dava dosyası Đzmir
Valiliği’ne gönderilmiꢀtir. Dava dosyası, bu prosedür sonucunu ortaya koymamaktadır.
AĐHM, daha önceki birçok davada belirttiği gibi, idare meclisleri tarafından gerçekleꢀtirilen
soruꢀturmanın, valiler veya yardımcılarının baꢀkanlık ettiği ve hiyerarꢀik olarak valiye bağlı
olan yerel idare temsilcilerinden oluꢀtuğu için, bağımsız olarak nitelendirilemeyecekleri
görüꢀündedir (bkz, diğer makamlar arasında, Ibid, § 60, Talat Tepe / Türkiye, no. 31247/96, §
84, 21 Aralık 2004, ve Güleç / Türkiye, 27 Temmuz 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-IV, §
80, Oğur / Türkiye [GC], no. 21594/93, § 91, ECHR 1999-III, Yöyler / Türkiye, no. 26973/95,
§ 93, 24 Temmuz 2003, ve Kurt / Türkiye (karar), no. 37038/97, 12 Haziran 2003). AĐHM, bu
davada farklı bir sonuca varmak için hiçbir gerekçe bulunmadığı görüꢀündedir.
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI
AĐHM, yukarıdaki bilgiler ıꢀığında, yerel makamların, 21 Eylül 1995 tarihinde
baꢀvuranın yaralanmasıyla ilgili koꢀullara yönelik etkin ve bağımsız bir soruꢀturma
yürütmediği sonucuna varmıꢀtır.
Bu nedenle, AĐHS’nin 3. Maddesi, diğerlerinden bağımsız ve usule iliꢀkin olarak ihlal
edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 2 ve 3. MADDELERĐ ĐLE BĐRLĐKTE 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuranlar, Mehmet Kurnaz’ın mağduriyetiyle ilgili etkin bir iç hukuk yoluna sahip
olmadığını ifade etmiꢀlerdir ve AĐHS’nin 13. Maddesi’ni ileri sürmüꢀlerdir.
AĐHM, bu madde uyarınca yapılan ꢀikayetin, AĐHS’nin 3. Maddesi ile birlikte
incelenmesi gerektiği görüꢀündedir.
AĐHM, tarafların ifadeleri ile 3. Madde’nin usul yönünden ihlalini saptamasına neden
olan gerekçeleri gözönünde bulundurarak, AĐHS’nin 13. Maddesi uyarınca ayrıca bir sorun
ortaya çıkmadığı sonucuna varmıꢀtır (bkz, mutatis mutandis, Nachova ve Diğerleri /
Bulgaristan [GC], no. 43577/98 ve 43579/98, §§ 120-123, ECHR 2005-…, ve Makaratzis /
Yunanistan [GC], no. 50385/99, § 86, ECHR 2004-XI).
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. Maddesi:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Đlk iki baꢀvuran, maddi tazminat olarak, Mehmet Kurnaz’ın yetiꢀtirilmesinde ve
eğitiminde yapmıꢀ oldukları masraf ve harcamalar için toplam 120,000 Euro talep etmiꢀtir.
Baꢀvuranlar, ayrıca, yapmıꢀ oldukları tıbbi masraflar için 60,000 Euro talep etmiꢀlerdir.
Baꢀvuranlar, tıbbi masraf taleplerini desteklemek üzere Mehmet Kurnaz’a ait tıbbi raporlar,
reçeteler, tahliller ve birkaç makbuz sunmuꢀlardır. Đlk iki baꢀvuran, manevi tazminat olarak,
toplam 120,000 Euro talep etmiꢀtir. Diğer baꢀvuranlar, manevi tazminat olarak, toplam
135,000 Euro talep etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar, son olarak, AĐHM’nin kararının bir Türk
gazetesinde yayımlanmasını talep etmiꢀlerdir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiꢀtir. Hükümet, özellikle, Mehmet Kurnaz’ın 31
Ağustos 1995 ile 25 Ekim 1995 tarihleri arasında yapmıꢀ olduğu tıbbi harcamaların, Ceza
Đnfaz Kurumları ile Tevkif Evlerinin Yönetimine Dair Tüzük uyarınca Devlet tarafından
karꢀılandığını ileri sürmüꢀtür.
Baꢀvuranların iddia ettikleri maddi zararla ilgili olarak, AĐHM, bazı talepleri gözönünde
bulundurduğunda, saptanan ihlallerle talep edilen maddi tazminat arasında hiçbir nedensel bağ
bulunmadığı görüꢀündedir. AĐHM, ayrıca, baꢀvuranların diğer talepleriyle ilgili olarak
herhangi bir belge sunmadıklarını belirtmektedir. Bu nedenle, AĐHM, maddi tazminat
talebinin reddine karar vermiꢀtir.
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI
Diğer yandan, AĐHM, AĐHS’nin 3. Maddesi’nin iki kez ihlal edildiğini belirtmektedir.
AĐHM, sözkonusu dava koꢀullarını gözönünde bulundurarak ve adil bir karar vererek, maddi
tazminat olarak baꢀvuranlara, ortaklaꢀa, 10,000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
Son olarak, AĐHM, bu kararın bir Türk gazetesinde yayımlanması konusunda karar
vermeyi uygun görmemiꢀtir.
B. Mahkeme Masrafları
Baꢀvuranlar, avukatlık ücretleri ve mahkeme masrafları için toplam 250,000 Euro talep
etmiꢀlerdir.
Hükümet, bu talepleri reddetmiꢀtir.
AĐHM’nin içtihadına göre, masraf ve giderlerin gerçekten ve gerektiği ꢀekilde
yapıldığının kanıtlanması ve miktarın makul olması durumunda baꢀvuranın yapmıꢀ olduğu
masraf ve giderler kendisine geri ödenir. Sözkonusu davada, AĐHM elinde bulunan bilgilere
ve yukarıdaki kriterlere dayanarak, baꢀvuranlara 3,000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan
eklemek suretiyle oluꢀacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmuꢀtur.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. AĐHS’nin 2. Maddesi’nin ihlal edilmediğine;
2. Baꢀvuranın 21 Eylül 1995 tarihinde Buca cezaevinde yaralanması nedeniyle,
AĐHS’nin 3. Maddesi’nin ihlal edildiğine;
3. Yerel makamların, baꢀvuranın 21 Eylül 1995 tarihinde Buca cezaevinde
yaralanmasına sebep olan koꢀullara iliꢀkin etkin ve bağımsız bir soruꢀturma
yürütmemesi nedeniyle, AĐHS’nin 3. Maddesi’nin ihlal edildiğine;
4. AĐHS’nin 13. Maddesi ile ilgili herhangi bir sorun olmadığına;
5. (a) Davalı Devlet’in, baꢀvuranlara, AĐHS’nin 44 § 2 maddesi uyarınca bu kararın
kesinlik kazandığı tarihten itibaren üç ay içinde, aꢀağıdaki miktarları ödemesine (bu
miktar, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden Türk Lirası’na çevrilecek);
i.
ii.
Manevi tazminat olarak 10,000 Euro (on bin Euro);
Masraf ve harcamalar için 3,000 Euro (üç bin Euro);
iii. Bu miktarlara konulabilecek bütün vergiler;
(b) ödeme tarihine kadar yukarıda bahsedilen üç ayın dolması halinde, yukarıdaki
miktarların üzerine, Avrupa Merkez Bankası’nın gecikme döneminde uyguladığı faiz
oranına üç puan eklemek suretiyle oluꢀacak faiz oranına eꢀit miktarda basit faizin
ödenmesine karar vermiꢀtir.
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI
6. Baꢀvuranların adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddine karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ olup 24 Temmuz 2007 tarihinde, Đçtüzüğün 77.
Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
Fatoꢀ ARACI
Nicolas BRATZA
Bölüm Sekreteri
Baꢀkan
10
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło