36749/97
WyrokETPCz2005-09-13ECLI:CE:ECHR:2005:0913JUD003674997
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy operacja policyjna, w której zginęło pięć osób, w tym dzieci, i jedna osoba została ranna, była zgodna z prawem do życia (art. 2 Konwencji) pod względem jej organizacji i przeprowadzenia, oraz czy przeprowadzone śledztwo było skuteczne i zgodne z wymogami proceduralnymi art. 2 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie materialnego aspektu art. 2 Konwencji, ponieważ władze tureckie nie podjęły niezbędnych środków w celu ochrony życia obywateli, źle organizując operację policyjną, która wiązała się z użyciem śmiercionośnej siły. Brak było jasnych instrukcji dla policjantów, a użyto wyłącznie broni palnej, bez prób zastosowania środków mniej inwazyjnych, co doprowadziło do niekontrolowanego i gwałtownego szturmu na dom, w którym znajdowały się dzieci i nieuzbrojona kobieta. Trybunał uznał również naruszenie proceduralnego aspektu art. 2 Konwencji, ponieważ śledztwo krajowe w sprawie śmierci było niewystarczające. Władze nie przeprowadziły szczegółowych badań balistycznych, nie zbadały broni policjantów ani podejrzanych, a zeznania policjantów były niejasne i stereotypowe, co uniemożliwiło pełne wyjaśnienie okoliczności zdarzeń.Stan faktyczny
Skarżący są bliskimi krewnymi osób, które zginęły podczas operacji policyjnej przeprowadzonej 8 sierpnia 1996 roku w Adanie w Turcji. Podczas operacji, w której policja poszukiwała członków PKK, doszło do strzelaniny, w wyniku której zginęło pięć osób (w tym dzieci) i jedna osoba została ciężko ranna. Skarżący zarzucają, że ich bliscy zostali zabici przez policję w odwecie za śmierć funkcjonariusza, a operacja była źle zaplanowana i przeprowadzona z nadmiernym użyciem siły. Władze krajowe wszczęły postępowanie karne przeciwko policjantom, ale ostatecznie zostali oni uniewinnieni, a skarżącym odmówiono statusu strony w postępowaniu odwoławczym.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie artykułu 2 Konwencji (zarówno w aspekcie materialnym, dotyczącym organizacji operacji policyjnej, jak i proceduralnym, dotyczącym niewystarczającego śledztwa). Stwierdził brak naruszenia artykułu 3 Konwencji. Stwierdził naruszenie artykułu 13 Konwencji. Zasądził słuszne zadośćuczynienie na rzecz skarżących i spadkobierców zmarłych, a także koszty i wydatki. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
HAMĐYET KAPLAN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 36749 / 97)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Eylül 2005
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek
olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (36749 / 97) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülkenin
sekiz vatandaꢀı Hamiyet Kaplan, Beꢀir Bayram, Suphiye Altun, Fatma Kaya, Halil Altun,
Naciye Kavak, Sabri Altun ve Azize Altun’un (baꢀvuranlar) 20 Mayıs 1997 tarihinde Avrupa
Đnsan Hakları Komisyonu’na (Komisyon) Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin eski 25.
maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi
(AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından M. Iriz tarafından temsil edilmektedirler.
OLAYLAR
Baꢀvuranlar Hamiyet Kaplan, Beꢀir Bayram, Suphiye Altun, Fatma Kaya, Halil Altun, Naciye
Kavak, Sabri Altun ve Azize Altun sırasıyla 1973, 1961, 1965, 1973, 1950, 1959 ve son iki
baꢀvuran 1955 doğumludur. Baꢀvuranlar 8 Ağustos 1996 tarihinde ölen Ömer Bayram, Dilara
Bayram, Berivan Bayram ve Rıdvan Altun’un yakınlarıdır (Hamiyet Kaplan Ömer Bayram’ın
eꢀi, Beꢀir Bayram ve Suphiye Altun Ömer Bayram’ın erkek ve kız kardeꢀidir. Fatma Kaya
Rıdvan Altun’un eꢀi, Halil Altun ve Sabri Altun erkek kardeꢀleri, Naciye Kavak ve Azize
Altun kız kardeꢀleridir. Hamiyet Kaplan Dilan Bayram ve Berivan Bayram’ın annesiydi).
Baꢀvuranlar Adana’da ikamet etmektedir.
1. Baꢀvuranlara göre olaylar
Adana Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Terörle Mücadele ekipleri 8 Ağustos 1996 tarihinde saat
2:00 sularında Rıdvan Altun’un Gülbahçe’de (Adana) bulunan evine bir operasyon
düzenlemiꢀ, R.Altun’u yakalayarak gözaltına almıꢀlardır.
Saat 4.30 civarında polisler, Rıdvan Altun’u Ömer Bayram’ın ve birinci baꢀvuran Hamiyet
Kaplan’ın Küçükdikili’de bulunan evinin (Seyhan, Adana Kaymakamlığı) elleri kelepçeli ve
baꢀına bir çuval geçirilmiꢀ vaziyette götürmüꢀler ve bir duvar dibine oturtmuꢀlardır.
Polislerin talebi üzerine birinci baꢀvuran ve eꢀi Ömer Bayram kapıyı açmıꢀlardır. Aynı anda,
polis memurları ve evin terasında bulunan misafir Abdurrahman Sarı arasında silahlı çatıꢀma
baꢀlamıꢀtır. Operasyonu yöneten polis görevlisi Nuri Kocabıyık Abdurrahman Sarı’nın
silahından çıkan kurꢀunlarla ağır yaralanmıꢀ, hastaneye kaldırılırken yolda yaꢀamını
yitirmiꢀtir. Polisler de ateꢀ açmıꢀlar ve Abdurrahman sarı karꢀılıklı ateꢀ sırasında ölmüꢀtür.
Bu olayın ardından kelepçeli, baꢀına çuval geçirilmiꢀ ve kelepçeli olarak duvar dibinde
bekleyen Rıdvan Altun’a polislerden biri yaklaꢀarak baꢀına ateꢀ etmiꢀtir. Rıdvan Altun’un
cesedi daha sonra polisler tarafından Ömer Bayram’ın evine bırakılmıꢀtır.
Polisler operasyonlarına devam ederek eve ateꢀ açmıꢀlar ve dört adet el bombası atmıꢀlardır.
Bu çatıꢀmada Ömer Bayram ve iki çocuğu hayatını kaybetmiꢀ, birinci baꢀvuran ağır
yaralanmıꢀtır.
Adana Cumhuriyet Savcısı 20 Ağustos 1996 tarihinde birinci baꢀvuranı dinlemiꢀtir, Birinci
baꢀvuran, polise verdiği ifadesini değiꢀtirmiꢀtir. Baꢀvuran operasyona katılan polisler
hakkında ꢀikayetçi olmuꢀtur. Polisler, savcının kısa süre yokluğundan yararlanarak baꢀvuranın
ifadesini yırtmıꢀlar, daha sonra baskı yaparak Cumhuriyet savcısının değiꢀtirilmesini
sağlamıꢀlardır.
2. Hükümet tarafından aktarılan olaylar
Adana Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ekipleri 8 Ağustos 1996 tarihinde saat 2
sularında Rıdvan Altun’un Gülbahçe’de (Adana) bulunan evine bir operasyon düzenlemiꢀ,
R.Altun’u yakalayarak gözaltına almıꢀlardır. Ağustos 1996 tarihli, R.Altun’un beyanlarını içeren polis raporu Adana Cumhuriyet
Savcılığı’na gönderilmiꢀ, raporda aralarında birinci baꢀvuran ve eꢀinin de yer aldığı bazı
kiꢀilerin PKK mensubu oldukları ve operasyonun bu kiꢀilerin evine düzenlendiği
kaydedilmiꢀtir.
Polisler ve bu evde bulunan kiꢀiler arasında çıkan silahlı çatıꢀmada Ömer Bayram, Rıdvan
Altun, Abdurrahman Sarı ve ilk baꢀvuranın çocukları ölmüꢀ, baꢀvuran ağır yaralanmıꢀtır.
Adana Cumhuriyet Savcısı 20 Ağustos 1996 tarihinde birinci baꢀvuranı dinlemiꢀtir. Birinci
baꢀvuran, polise verdiği ifadesini değiꢀtirmiꢀ, polislerin kendilerine ateꢀ ettiğini ileri
sürmüꢀtür. Baꢀvuran sorumlu polisler hakkında ꢀikayetçi olmuꢀtur.
Soruꢀturma baꢀından sonuna dek aynı Cumhuriyet Savcısı tarafından sürdürülmüꢀtür.
Resmi olarak baꢀlatılan soruꢀturma çerçevesinde, Adana Cumhuriyet Savcısı tarafından
operasyona katılan otuz polisin ifadeleri ayrıntılı olarak alınmıꢀtır. Ekim 1996 tarihli iddianamesi ile Adana Ağır Ceza mahkemesi’nde, beꢀ kiꢀinin ölümüne,
bir kiꢀinin yaralanmasına yol açıldığı ithamı ile yirmi üç polis memuru hakkında TCK’nın
49., 50., 456., ve 463. maddelerine dayalı olarak dava açmıꢀtır.
Aynı gün, Adana Cumhuriyet Savcısı operasyona katılan yedi polisin yalnızca ulaꢀımdan
sorumlu oldukları gerekçesiyle haklarında men-i muhakeme kararı vermiꢀtir.
Ağır ceza mahkemesi 27 Ocak 1997 tarihli bir kararla TCK’nın 49. maddesinin
uygulanmasına istinaden polis memurlarının serbest bırakılmalarına karar vermiꢀ, birinci
baꢀvuranın iddialarını dayanaktan yoksun bulmuꢀtur.
Birinci baꢀvuran, 28 Ocak 1997 tarihinde temyiz baꢀvurusunda bulunmuꢀtur. Ağır ceza
mahkemesi 29 Ocak 1997 tarihinde ilgilinin sözkonusu yargı sürecine «müdahil» taraf
olmadığı gerekçesiyle bu talebi reddetmiꢀtir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuranlar, güvenlik güçlerinin Rıdvan Altun, Ömer Bayram’ın ve iki çocuğunun ölümüne,
Hediye Bayram’ın ağır yaralanmasına neden olduklarını öne sürerek, AĐHS’nin 2. maddesinin
ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
A. Tarafların iddiaları
1. Baꢀvuranlar
Baꢀvuranlar ilk olarak, güvenlik güçlerinin bir polis memurunun ölümünün intikamını almak
için yakınlarını infaz ettiklerini ve birinci baꢀvuranı ağır yaraladıklarını iddia etmektedirler.
Đkinci olarak, aile yakınlarının meꢀru olmayan yakalanmalarında güvenlik güçleri tarafından
gereksiz ꢀiddete baꢀvurulmasıyla yaꢀam haklarından kasıtlı olarak yoksun bırakıldıklarını,
güvenlik güçlerinin öldürücü, maksimum düzeydeki kuvvet uygulamasını azaltma
teꢀebbüsünde bulunmadıklarını öne sürmektedirler.
2. Hükümet
Hükümet, Rıdvan Altun, Ömer Bayram ve iki çocuğunun ve ilk baꢀvuranın PKK terör örgütü
üyelerinin atmıꢀ oldukları bombanın patlaması sonucu öldüklerini, bu operasyon sırasında
teröristlerce açılan ateꢀe güvenlik güçlerinin karꢀılık verdiklerini belirtmektedir. Hükümet,
olay yerinde bulunan ve teröristlere ait otuz dört kovanın yapılan müdahalenin meꢀruluğunu
ortaya koyduğunu savunmaktadır. Hükümet bu bağlamda, PKK üyelerinin açmıꢀ oldukları
ateꢀte güvenlik güçlerinin meꢀru müdafaa hakkının sözkonusu olduğu sonucuna varmakta ve
AĐHS’nin 2. maddesinde yer alan yükümlülüğe karꢀı çıkmaktadır.
B. AĐHM’nin değerlendirmesi
1. Yetkililerin baꢀvuranların yaꢀam hakkının yasa ile korunmasında pozitif yükümlülüklerini
yerine getirmediği iddiası hakkında
a. Genel prensipler
Yaꢀam hakkını güvence altına alan AĐHS’nin 2. maddesinin, ölüme yol açan olaylarda
meꢀruluğu sorgulanmakta olup Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin öncelikli hükümleri
arasında yer almaktadır ve hiçbir ilgaya tabii tutulmamaktadır (Bkz. Velikova-Bulgaristan
kararı, no: 41488/98, § 68, AĐHM 2000-VI). Bu madde, aynı zamanda, 3. maddeyle birlikte
Avrupa Konseyi’ni ꢀekillendiren demokratik toplumların temel değerlerinden biridir. Ölüme
neden olan olaylarda sözkonusu maddenin meꢀruluğunun titizlikle değerlendirilmesi
gerekmektedir (Bkz. Salman-Türkiye kararı, no: 21986/93, § 97, AĐHM 2000-VII). AĐHS’nin
konusu ve amacı, insan haklarının korunmasına aracılık etmek, bununla birlikte 2. maddenin
somut ve etkili kıldığı yükümlülüklerin yorumlanmasını ve uygulanmasını sağlamaktır (Bkz.
McCann ve diğerleri-Đngiltere kararı, 27 Eylül 1995, seri: A no: 324, s. 45-46, §§ 146-147).
AĐHS’nin 2 §1. maddesinin ilk cümlesi Devlet’i yalnızca istemli ve illegal ölüme sebebiyet
vermekten kaçınmayı değil aynı zamanda, iç hukuki düzende kendi yargısına tabi kiꢀilerin
yaꢀam haklarının korunması için gerekli önlemleri almayı da zorunlu kılmaktadır (Bkz. Kılıç-
Türkiye kararı, no: 22492/93, § 62, AĐHM 2000-III). Bu doğrultuda Devletin yükümlülüğü
esas olarak yaꢀama hakkını güvence altına almak için bireye karꢀı iꢀlenecek suçları caydırıcı
hukuki ve idari bir çerçeve içine yerleꢀtirmek, bu mekanizmanın iꢀleyiꢀi bakımından
yaptırımlar uygulamak ve ihlalleri ortadan kaldırmaktır.
AĐHS’nin 2. maddesinde bizzat belirtildiği gibi, güvenlik güçlerinin öldürücü güce
baꢀvurmaları belli hallerde meꢀru sayılabilir. Bununla birlikte 2. madde, sınırsız bir yetki
tanımamaktadır. Devlet görevlilerinin fiillerinin sınırlarının kurallarla çizilmemiꢀ olması ve
bu konuda keyfiliğe izin verilmesi, insan haklarına saygı ilkesi ile bağdaꢀmamaktadır. Bu
husus, gücü keyfi ve kötüye kullanmaya karꢀı, yerinde ve etkili bir sistem içinde, polis
operasyonlarının iç hukukla yetkilendirilmesinden baꢀka, bu hakkın yeterince
sınırlandırılması gerektiğinin göstergesidir (Bkz. Makaratzis-Yunanistan kararı, no: 50385/99,
§ 58, AĐHM 2004-XI).
Tüm bunlar ve 2. maddenin bütün demokratik toplumlarda önemli bir rol oynadığı
kaydedildiğinde, AĐHM sadece Devletin görevlilerinin etkili olarak kuvvet kullanmalarını
değil, aynı zamanda bütün bu olayları çevreleyen koꢀulların tamamını, özellikle
hazırlanıꢀlarını ve denetimini dikkate alarak, bu hükmün ihlal edildiği yönündeki iddiaları
özel bir itinayla incelemek durumundadır (Bkz. sözü edilen McCann ve diğerleri kararı, s. 46,
§ 150). Bu son nokta ile ilgili olarak AĐHM, polis memurlarının bir operasyon kapsamında
görevlerini ifa ederken belirsizlik içinde olmamaları gerektiğini hatırlatmaktadır: hukuki ve
idari çerçeve, güç kullanımına ve ateꢀli silahlara baꢀvurulması hakkındaki yasaların
uygulanmasında sorumluların sınırlarını belirlemek, uluslararası kuralları göz önünde
bulundurmak durumundadır (Bkz. sözü edilen Makaratzis kararı, § 59).
b. Uygulama
i. Polis operasyonu hakkında
AĐHM mahkemeye sunulan unsurlarda, güvenlik güçlerinin 28 Kasım 1998 tarihinde PKK
mensuplarına yönelik düzenledikleri operasyon sırasında çıkan çatıꢀmada Rıdvan Altun,
Ömer Bayram ve iki çocuğunun öldürüldüğünü ve son baꢀvuranın ağır yaralandığını
hatırlatmaktadır. Bu operasyon sırasında, ilk baꢀvuranın evinden ateꢀ edilmesi ile üst düzey
bir polis memurunun ölmesi, diğerinin ise yaralanması evin içinde bulunanlar ile polisler
arasında silahlı bir çatıꢀmanın meydana geldiğini ortaya koymaktadır. Mahkemeye sunulan
unsurlar ve elle tutulabilir delillerin yokluğu ıꢀığında AĐHM, baꢀvuranların yakınlarının
Devlet görevlilerinin yargısız infazının kurbanı oldukları sonucuna varmanın güvenilir
kanıtlardan ziyade bir varsayımdan ve spekülasyondan öteye gidemeyeceğine itibar
etmektedir. Bu ꢀartlar altında AĐHM, sözkonusu operasyona dahil olan polislerin eylemleri
nedeniyle savunmacı Devletin sorumluluğunda her türlü makul ꢀüphenin ötesinde ilkesinin
yerine getirilmediği tespitinde bulunmaktadır.
ii. Polis operasyonunun düzenlenmesine dair
AĐHM bu çerçevede, sözü edilen operasyonun düzenlenmesi emrini veren polis amirlerinin
öldürücü veya olmayan yöntemler arasında bir ayrım yapmadıklarını not etmektedir. Polis
amirlerinin açık talimatlar vermemeleri
, polis memurlarının etrafı sarılı evde bulunanların hayatlarını riske atmaksızın aranan
tehlikeli kimselerin yakalanmasında izleyecekleri yöntemi uygulamalarını yetersiz kılmıꢀtır.
Bununla birlikte, sözü edilen operasyon sırasında polisler göz yaꢀartıcı gaz bombası veya
etkisiz hale getirici maddeler kullanmamıꢀ, yalnızca ateꢀli silahlara baꢀvurmuꢀtur.
Bu operasyonda, etrafı kuꢀatılmıꢀ iki ꢀüphelinin teslim olmaya yanaꢀmadıkları farz
edildiğinde, bir kadının ve iki çocuğun bulunduğu aynı eve kontrolsüz ve ꢀiddetli bir baskın
yapılması sadece ꢀüphelilerin hayatlarını tehlikeye atar. Đki çocuğun ve bir kadının ki, silahlı
olmadığına itiraz edilmemekte, ölümü bunun bir kanıtıdır.
Đki ꢀüphelinin çatıꢀmada çıkan mermilerle ölmesi, birinci baꢀvuranın yaralanması ve hepsinin
iki çocuğun da olduğu mutfakta olmaları, ꢀüphelilere ait el bombasının yanlıꢀlıkla
patlamasıyla bu kiꢀilerin yaꢀamlarını yitirdikleri savını pek de inandırıcı kılmamaktadır.
Bu davaya müdahil olan ne ulusal yargı mercilerinin kararları ne Hükümetin tatbik edilen güç
kullanımının kurallarına getirdiği açıklamalar kurallara riayet edilmesini kontrol altına alma
amaçlı olduğunu açıklamaya yetmektedir. AĐHM bu bağlamda, yerleꢀik sistemin sorumlulara
barıꢀ zamanında güç kullanımına yönelik tavsiye yasalarının veya aleni kıstasların
uygulanması hakkını vermediğini hatırlatmaktadır. Polislerin gerekli eğitimden ve
donanımdan yararlanmadığı hallerde, mekandan gelen ateꢀe karꢀılık vermeye çabalaması ve
ev halkına karꢀı sakınmaksızın inisiyatif alması kaçınılmaz olacaktır. Kuralların net bir
biçimde olmayıꢀı, bütün polislerin neden merkezi yönetime baꢀvurmadan kendiliklerinden bu
operasyona katılıp, silahlı güç kullandıkları hususuna açıklık getirebilir.
Mahkemeye sunulan deliller ıꢀığında AĐHM, AĐHS’nin 2 § 1. maddesinin ilk bölümünde
uygun yasal ve idari çerçeve kapsamında yetkililere yüklenen pozitif yükümlülükle ilgili
olarak, mevcut durumdaki gibi olayların özel koꢀullarında, öldürücü potansiyel güce
baꢀvurulan polis operasyonunda istisnai olarak oluꢀabilecek gerçek risk faktörlerini doğrudan
gidermek için Türk yetkililerin vatandaꢀların hayatlarını koruma düzeyinde gerekli önlemleri
almak bakımından makul olarak bekledikleri söylenememektedir (Bkz. sözü edilen
Makaratzis kararı, § 71).
Bu doğrultuda AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiꢀtir.
2. Yürütülen soruꢀturmanın yetersizliği hakkında
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesiyle birlikte 1. maddenin, Devlete genel olarak yüklenen yaꢀam
hakkının korunması yükümlüğünü getiren «[kendi] yetki alanında bulunan herkese [AĐHS’de]
tanımlı hak ve özgürlükleri tanır (…)» hükmünü hatırlatmakta ve insan hayatının sona
ermesine yol açan kuvvet kullanımına karꢀı etkili resmi bir soruꢀturma yürütülmesi
zorunluluğunu getirmektedir (Bkz. mutatis mutandis, sözü edilen McCann ve diğerleri kararı,
s. 49, § 161, ve Kaya-Türkiye kararı, 19 ꢁubat 1998, 1998-I, s. 329, § 105). Failleri, ister
Devlet’in görevlileri ister üçüncü ꢀahıslar olsun güce baꢀvurmanın ölümle sonuçlandığı her
halde benzer soruꢀturmanın yapılması gerekir (Bkz. sözü edilen Tahsin Acar-Türkiye kararı, §
220). Đncelemeler özellikle derinlemesine, tarafsız ve dikkatlice yapılmalıdır ( Bkz. sözü
edilen McCann ve diğerleri, s.49, §§ 161-163, ve Çakıcı, § 86, sözü edilen kararlar.
AĐHM, dava olaylarına bağlı soruꢀturmanın incelenmesi minimum etkililik ölçütüne yanıt
verecek düzeyde ve derecede olmasına itibar etmektedir. Đncelemeler, olayların bütününe ve
soruꢀturma için gerçekte uygulanan çalıꢀma saatlerine dayalı olarak değerlendirilir. (Bkz.
Tanrıkulu-Türkiye kararı, no: 23763/94, §§ 101-110, AĐHM 1999-IV, sözü edilen Kaya
kararı, s. 325-326, §§ 89-91, Güleç-Türkiye kararı, 27 Temmuz 1998, 1998-IV, s. 1732-1733,
§§ 79-81, sözü edilen Velikova kararı, § 80, ve Buldan-Türkiye kararı, no: 28298/95, § 83, 20
Nisan 2004).
Soruꢀturma etkili olmakla birlikte sorumluların kimliklerinin saptanmasına ve
cezalandırılmasına da götürmelidir (Bkz. Oğur-Türkiye kararı, no: 21594/93, § 88, AĐHM
1999-III). Bu sorumluluğun bir neticesi değil, aracıdır. Yetkililer olaya iliꢀkin elde edilen
makul ölçüdeki tüm delilleri dikkate almak durumundadır (Bkz. sözü edilen Tanrıkulu, § 109,
ve Salman kararı). Soruꢀturmaya özgü her türlü eksiklik, sorumlu kiꢀilerin bulunmasına zarar
verebilir ve sonucu etkisiz kılabilir (Bkz. Aktaꢀ-Türkiye kararı, no: 24351/94, § 300, AĐHM
2003-V).
Bu kapsam üstü kapalı olarak, açık olmayı, özenli ve makul davranmayı gerektirir. Özel bir
durumda yürütülen soruꢀturmanın ilerlemesini engelleyen güçlüklerin ve engellerin
bulunduğunu kabul etmek gerekir. Bunun yanı sıra, ölümcül kuvvete baꢀvurmaya dair
yürütülen soruꢀma sözkonusu olduğunda, yetkililer tarafından bir an önce yapılacak açıklama
eꢀitlik ilkesine saygı içinde kamuoyunun güveninin korunması ve her türlü yasadıꢀı eyleme
tolerans gösterilmemesi bakımından temel bir husus kabul edilir (Bkz. McKerr-Đngiltere, no:
28883/95, § 114, AĐHM 2001-III, ve Tahsin Acar-Türkiye kararları, no: 26307/95, AĐHM
2004-§§ 223-224).
Mevcut baꢀvuruda AĐHM, bahse konu silahlı çatıꢀmanın ardından olay yerine gelen polislerin
operasyonun meydana geliꢀiyle ilgili birçok olay yeri krokisiyle birlikte olay yeri tutanağı
hazırladığını, Adli tıp kurumu uzmanları tarafından ayrıntılı olarak otopsilerin yapıldığını not
etmektedir. Adana Cumhuriyet Savcısı tarafından sunulan iddianamenin ardından operasyona
katılan polisler Adana Ağır Ceza Mahkemesi önüne çıkarılmıꢀlardır. Baꢀvuranlardan bu yargı
sürecinde olası bir tahliye kararında temyiz baꢀvurusunda bulunulması açısından müdahil
taraf olmaları istenmiꢀ, baꢀvuranlar da bunu yapmıꢀlardır. AĐHM, cezai yargılama sürecinin
incelemesini polislerin itham edilmelerine dair Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı ile
sınırlamaktadır.
Mahkemeye sunulan delil unsurları ıꢀığında AĐHM, iç hukuk mercilerinin evin içinde ve
dıꢀında bulunan mermi kovanlarının ayrıntılı balistik incelemesinin yapılması talimatını
vermediklerini, oysa baꢀvuranların yakınlarının ölümüne ve birinci baꢀvuranın yaralanmasına
yol açan bu mermilerin kaynağını belirleyebileceklerini hatırlatmaktadır. Üstelik, polislerin
operasyon sırasında kullandıkları tabancalar da ölen ꢀüphelilerin silahları da inceleme konusu
olmamıꢀtır.
Bunun dıꢀında, çizilen krokiler operasyonda yer alan ekip sorumlusunun belirttiği alanlarla
sınırlı kalmıꢀ, her polisin hareketi ve pozisyonu net bir ꢀekilde belirlenmemiꢀtir. Adli merciler
tarafından ifadelerine baꢀvurulan polislerin ifadeleri ayrıntılardan kaçınır, basmakalıp
ifadelere dayanmıꢀ, olaylardan sonra hiçbir fotoğraf çekilmemiꢀtir. Bütün bu eksiklikler adli
makamların olayları belirgin bir ꢀekilde yeniden canlandırmasına ve baꢀvuranların iddialarını
doğrulamasına engel teꢀkil etmiꢀtir.
Mahkemeye sunulan bu hususlar ıꢀığında, AĐHM, yetkililerin baꢀvuranların yakınlarının
ölümünün ardından ceza soruꢀturması baꢀlatmalarına karꢀın, bu kiꢀilerin ölümüne yol açan
olayları yeterince aydınlatamadıklarına itibar etmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca Devlet’in usulle ilgili sorumluluklarını yerine
getirmediği sonucuna varmıꢀtır.
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 2. maddesine dayalı öne sürdükleri iddialarını yineleyerek ilk olarak,
yakınlarına ve meydana gelen silahlı çatıꢀma sırasında yaralanan birinci baꢀvuruna uygulanan
kötü muameleden ꢀikayetçi olmaktadırlar.
Baꢀvuranlar ikinci olarak, yakınlarının ölümünün kendileri için insanlık dıꢀı ve aꢀağılayıcı bir
muameleyi oluꢀturduğunu ileri sürmekte, bu bağlamda Savunmacı Devletin AĐHS’nin 3.
maddesinde öngörülen yükümlülükleri yerine getirmemesinin mağduru olduklarını iddia
etmektedirler.
Hükümet, 2. maddeye iliꢀkin görüꢀlerini yinelemekte ve AĐHS’nin 3. maddesinde yer alan
sorumluluğuna karꢀı çıkmaktadır.
Yapılan ꢀikayetin ilk kısmı ile ilgili olarak AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin iki yönlü ihlal
edildiği tespiti ıꢀığında, AĐHS’nin 3. maddesi baꢀlığı altında yapılan ꢀikayetin ayrıca
incelenmesini gerekli görmemektedir.
Đkinci kısma dair AĐHM, bir yakının baꢀvuranın çektiği boyutta acıyla ve insan haklarının ağır
ihlaliyle mağdur olan kiꢀinin yakınlarının içinde bulundukları duygusal çöküntüye bağlı
olarak mağdur olup olmadığının bilinmesi gereken bir husus olduğunu hatırlatmaktadır. Bu
faktörler arasında, yakınlık derecesi – aile-çocuk iliꢀkisinin özel ayrıcalığı –, iliꢀkinin özel
halleri, ailenin sözkonusu olaylara tanık oluꢀu, yetkililerin baꢀvuranların istekleri karꢀısındaki
yaklaꢀımı yer almaktadır. Böylesi bir ihlalin özünde yetkili mercilerin kendilerine aktarılan
durum karꢀısındaki yaklaꢀımları ve tepkileri yatmaktadır. Özellikle bu son unsur ıꢀığında, bir
akraba yetkililerin tutumunun doğrudan mağduru olduğunu öne sürebilmektedir (Çakıcı-
Türkiye kararı, no: 23657/94, AĐHM 1999-IV, § 98).
AĐHM, ilgililerin aile yakınlarının ölümleriyle derin acılar çektiklerine hiç ꢀüphe
duymamaktadır. Bununla birlikte, baꢀvuranların yakınlarının özet olarak yargısız infaza
kurban gittiği iddialarını ispatlamadıklarını hatırlatmaktadır. Ayrıca, dava dosyasında yer alan
unsurlar 3. madde tarafından öngörülen ciddiyet derecesinin bu tür özel bir duruma ulaꢀtığına
imkân vermemektedir.
Bu durumda, AĐHS’nin 3. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, yakınlarının ölümüyle sonuçlanan polis operasyonu üzerine etkili ve yerinde bir
soruꢀturmanın yokluğundan ꢀikayetçi olmakta, bu yönde AĐHS’nin 6 § 1. ve 13. maddelerinin
ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
AĐHM, bu ꢀikayetleri AĐHS’nin 13. maddesi baꢀlığı altında inceleyecektir.
Hükümet, hukuki mercilerin baꢀvuranların iddialarını incelediklerini ve bahse konu polis
operasyonunun iç hukuka ve AĐHS gerekliliklerine uygun olarak yürütüldüğü sonucuna
vardıklarını savunmaktadır. Birinci baꢀvuran, sorumlu polisler hakkında dava açmayarak
cezai yargılama sürecini baꢀlatmaması ile iç hukuk yollarını gerektiği gibi kullanmamıꢀtır ve
Ağır ceza mahkemesinin tarafsızlığına ve bağımsızlığına iliꢀkin iddiaları dayanaktan yoksun
bulunmaktadır.
AĐHM, Sözleꢀme’nin 13. maddesinin iç hukukta AĐHS’nin öngördüğü temel hak ve
özgürlüklere olanak tanıyan etkili bir baꢀvuru hakkının varlığını güvence altına aldığını ifade
etmektedir. Bu hüküm, iç hukukta sonucu itibariyle AĐHS’ye dayalı yapılan «savunulabilir»
nitelikteki bir baꢀvurunun incelenmesini ve Savunmacı Devletler bu hükmün kendilerine
getirdiği yükümlülüklere tanıdığı belirli bir takdir payından yararlansalar dahi, buna uygun
düzenleme yapılmasını öngörmektedir. AĐHS’nin 13. maddesinin getirdiği yükümlülük
baꢀvuranın Sözleꢀmeye dayandırdığı ꢀikayetin türüne göre iꢀlerlik kazanmaktadır. Bununla
birlikte, bu maddede öngörülen baꢀvuru hukukta olduğu kadar uygulama da «etkili» olmalı,
özellikle kullanımı Savunmacı Devletin yetkililerinin haksız fillerine ve baskı unsurlarına yol
açmamalıdır (Bkz. Aksoy-Türkiye kararı, 18 Aralık 1996, 1996-VI, s. 2286, § 95, Aydın-
Türkiye kararı, 25 Eylül 1997, 1997-VI, s.1895-1896, § 103, ve sözü edilen Kaya kararı, s.
329-330, § 106).
AĐHS’nin 13. maddesinde üstü kapalı olarak yer alan yaꢀam hakkının temel önemi ıꢀığında,
gerektiğinde tazminat ödenmesi, ꢀikayetçi tarafın etkili bir soruꢀturma sürecine eriꢀiminin
sağlanması, sorumluların kimliklerinin tespit edilmesine götürecek derinlemesine ve etkili
soruꢀturmaların yürütülmesi gerekmektedir (sözü edilen Kaya kararı, s. 330-331, § 107).
Mahkemeye sunulan unsurlar ıꢀığında, AĐHM, maktullerin özetle güvenlik güçlerinin yargısız
infazına uğradığının tespit edilmediğini fakat, eksik yürütülen bir polis operasyonu sırasında
öldürüldüklerinin ortaya çıktığının sonucuna varmıꢀtır. Bu geliꢀme 2. madde doğrultusunda
yapılan ve 13. maddeye dönük «savunma» amaçlı ꢀikayetten yoksun bırakmamaktadır (Bkz.
örneğin, Boyle ve Rice-Đngiltere kararı, 27 Nisan 1988, seri: A no: 131, s. 23, § 52; sözü
edilen Kaya kararı, s. 330-331, § 107, ve Yaꢀa-Türkiye kararı, 2 Eylül 1998, 1998-VI, s.
2442, § 113). O halde, yetkili mercilerin maktullerin ölü bulunduğu olaylarla ilgili etkili bir
soruꢀturma yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır.
AĐHM’nin daha önce tespit ettiği üzere, baꢀvuranların yakınlarının ölümünü çevreleyen
olayları belirlemek açısından sürdürülen hukuki soruꢀturmadan tam bir sonuç elde
edilememiꢀtir.
Bu koꢀullar çerçevesinde, 2. madde uyarınca yürütülmesi zorunlu kılınan yükümlülükten uzak
olarak, AĐHS’nin 13. maddesine uygun olarak etkili bir soruꢀturma sürdürüldüğü tespit
edilememektedir.
Bu nedenle, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UGULANMASI
A. Maddi zarar
Đlk baꢀvuran Hamiyet Kaplan, inꢀaat iꢀçisi olarak çalıꢀan eꢀi Ömer Bayram’ın vefatı ile mali
destek kaybına uğradığını ileri sürerek 142.220 Amerikan Doları (ABD Doları), iki çocuğu
Dilan Bayram ve Berivan Bayram’ın hayatlarını kaybetmemiꢀ olsalardı kendisine maddi
destekte bulunabileceklerini ileri sürerek mali destek kaybı için 120.000 ABD Doları, evine
verilen maddi zarar ve eꢀyalar için 10.000 ABD Doları, tedavi giderleri ve kısmı iꢀ kapasitesi
kaybı için 142.220 ABD Doları ve ölen üç yakınının cenaze masrafları için 1.100 ABD Doları
talep etmektedir.
Baꢀvuran Fatma Kaya, eꢀi Rıdvan Kaya’nın ölümü ile mali destekten yoksun kaldığını ileri
sürerek 188.847 ABD Doları talep etmektedir.
Hükümet, mevcut baꢀvurudaki olaylarla öne sürülen maddi zarar arasında hiçbir illiyet
bağının mevcut olmadığını savunmaktadır. Hükümet, aꢀırı ve kurmaca tahminler olarak
nitelendirdiği baꢀvuranların isteklerinin AĐHM tarafından reddedilmesi talebinde
bulunmaktadır. Hükümet dava dosyasında müteveffa Ömer Bayram ve Rıdvan Altun’un
düzenli bir gelirlerinin olduğunu gösterir hiçbir kanıt unsurunun (ücret pusulası, vergi ödendi
makbuzu, mesleki bir örgüte ait belge vb.) yer almadığını eklemektedir.
Baꢀvuranların gelir kaybı talebiyle ilgili olarak, AĐHM’nin bu yöndeki yerleꢀik içtihadı,
baꢀvuranlar tarafından öne sürülen maddi zarar ile AĐHS’nin ihlali arasında bir illiyet bağının
kurulmasını öngörmekte, gerektiğinde, gelir kaybı baꢀlığı altında bir tazminata
hükmetmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Barbera Messegue ve Jabardo-Đspanya kararı 13
Haziran 1994 (madde 50), seri: A no: 285-C, s. 57-58, §§ 16-20; sözü edilen Çakıcı kararı, §
127). AĐHM, maktuller Ömer Bayram’ın ve Rıdvan Altun’un ateꢀli silahlar kullanmalarına
rağmen, AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca sorumluluğu Devlet’e yüklenebilecek kötü
düzenlenmiꢀ bir operasyonun ardından yaꢀamlarını yitirdikleri tespitinde bulunmaktadır. Bu
koꢀullar altında, ilgililerin dul eꢀlerinin gelir kaybı, yetimlerin kendilerine sağladığı maddi
destekten yoksun kalmaları ile 2. maddenin ihlali arasında doğrudan bir illiyet bağı mevcuttur.
AĐHM, maddi destek kayıplarına dair öne sürülen iddiaların ne hesaplandığını, ne
belgelendiğini not etmektedir. Bununla birlikte, operasyon esnasında hayatını kaybeden reꢀit
olmayan iki çocuğun sağlayacağı olası maddi katkı uzak bir ihtimal gibi görünmesine karꢀın,
ailedeki her ferdin, ꢀu ya da bu ꢀekilde, özü itibariyle vermek durumunda olduğu bir desteğin
bulunduğunu kabul etmek gerekir. AĐHM ayrıca, meydana gelen olayda, maktuller Ömer
Bayram’ın ve Rıdvan Altun’un güvenlik güçlerine direniꢀ göstermekten mahkumiyet ve hapis
cezası alma risklerinin bulunduğunu dikkate almaktadır.
Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda, AĐHM bu baꢀlık altında, Ömer Bayram’ın hak
sahiplerine birlikte 10.000 Euro, Rıdvan Altun’un hak sahiplerine birlikte 10.000 Euro
ödenmesi gerektiğine itibar etmektedir.
Birinci baꢀvuran Hamiyet Kaplan’ın polis operasyonuna bağlı olarak meskeninde meydana
geldiğini ileri sürdüğü maddi zarara gelince, AĐHM kanıtlayıcı en ufak kanıtlayıcı belgenin
eksikliğinin talep edilen miktarın aꢀırı görünmesine yol açtığını ifade etmektedir. AĐHM
ayrıca, olayların – güvenlik güçleri ile sözde PKK üyeleri arasında öngörülemeyen çok
ꢀiddetli bir çatıꢀma – gidiꢀatını hatırlatmaktadır. AĐHM, hakkaniyete uygun olarak Hamiyet
Kaplan’a bu yönde 500 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
Cenaze masraflarının karꢀılanması hususunda kanıtlayıcı belgeler olmadığından, hakkaniyete
uygun olarak AĐHM, Hamiyet Kaplan’a 500 ve Fatma Kaya’ya 200 Euro ödenmesine karar
vermiꢀtir.
Hastane giderleri ve Hamiyet Kaplan’ın iꢀgücünü kısmi olarak kaybetmesiyle ilgili olarak,
AĐHM bu iddiaların hiçbir belgeyle desteklenmediğini not etmekte ve bu taleplerin tümünü
reddetmektedir.
B. Manevi zarar
Baꢀvuranlardan üçü, Hamiyet Kaplan, Beꢀir Bayram ve Suphiye Altun, Ömer Bayram ve iki
çocuğunun ölümüyle maruz kaldıkları manevi zarar için 300.000 Euro talep etmektedirler. Đlk
baꢀvuran Hamiyet Kaplan ayrıca yaraları nedeniyle manevi tazminat olarak 100.000 Euro
talep etmektedir.
Diğer beꢀ baꢀvuran, Fatma Kaya, Halil Altun, Naciye Kavak, Azize Altun ve Sabri Altun,
Rıdvan Altun’un ölümü nedeniyle 100.000 Euro manevi tazminat talep etmektedirler.
Hükümet, baꢀvuranların bu yöndeki taleplerinin dayanaktan yoksun olduğunu ve ülkenin
ekonomik koꢀullarını dikkate almadığını savunmaktadır. Hükümet, AĐHM’nin sözü edilen
McCann ve diğerleri, s…, § 219) kararında AĐHS’nin 2. maddesinin ihlali sonucuna
varmasına karꢀın baꢀvuranlara tazminat ödenmesine hükmetmediğini hatırlatmaktadır.
AĐHM, 2. maddenin özü bakımından öngördüğü yükümlülüğe aykırı olarak yetkili mercilerin
ꢀüphelilerin canlı yakalanması için düzenledikleri polis operasyonunu yeterince organize
edemediklerini hatırlatmakta ve yine 2. maddenin getirdiği yükümlülüğe, AĐHS’nin 13.
maddesine karꢀın, yetkililerin dört kiꢀinin ölümüne iliꢀkin etkili bir soruꢀturma
baꢀlatmadıklarını ve etkili baꢀvuru yolunu sağlamadıklarını hatırlatmaktadır.
Bu koꢀullar çerçevesinde, AĐHM, hakkaniyete uygun olarak:
-
-
Çocuklarının ölümüyle uğradığı manevi zarar için Hamiyet Kaplan’a 20.000 Euro;
Ömer Altun’un ölümüyle oluꢀan manevi zarar için, hak sahiplerine birlikte 10.000
Euro;
-
-
-
Rıdvan Altun’un ölümüyle oluꢀan manevi zarar için, hak sahiplerine birlikte 10.000
Euro;
Polis operasyonu esnasında yaralanan Hamiyet Kaplan’a manevi zarar için 10.000
Euro;
Đç hukukta etkili baꢀvuru yolu bulunmaması nedeniyle maruz kaldıkları manevi zarar
için, Beꢀir Bayram, Suphiye Altun, Fatma Kaya, Halil Altun, Naciye Kavak, Azize
Altun, Sabri Altun’un her birine 1.000 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
C. Masraf ve harcamalar
Baꢀvuranlar, AĐHM önünde yapmıꢀ oldukları giderler için 5.680 Amerikan Doları talep
etmektedirler.
Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmaktadır.
Mahkemenin bu yöndeki yerleꢀik içtihadına göre, AĐHS’nin 41. maddesince gerçekliği,
gerekliliği kanıtlanmıꢀ, makul orandaki masraf ve harcamalara dair ödeme yapılmaktadır
(Bkz. Sunday Times-Đngiltere, 6 Kasım 1980 (madde 50), seri: A no: 38, s. 13, § 23). Bunun
yanı sıra, yargı gideri ihlal kararının tespiti ölçüsünde istirdat edilebilir (Bkz. Beyeler-Đtalya
kararı, (dostane çözüm) no: 33202/96, 28 Mayıs 2002, § 27).
Dava dosyasında yer alan deliller ıꢀığında, AĐHM, hakkaniyete uygun, Avrupa Konseyi
tarafından Adli yardım baꢀlığı altında verilen 626 Euro (4.100 Fransız Frangı) düꢀülmek
kaydıyla baꢀvuranlara 4.300 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
D. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3
puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvuranların yakınlarının ölümüne yol açan polis operasyonunun düzenlenmesine ve
ulusal yetkililerin bu ölümlerle ilgili olaylara iliꢀkin yetersiz soruꢀturma yürütmeleri
nedeniyle AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve belirtilen miktarların her
türlü vergiden muaf tutulmak üzere suretiyle Savunmacı Hükümetin:
i. Hamiyet Kaplan’a,
- maddi ve manevi zarar için 31.000 (otuz bir bin) Euro;
- Ömer Bayram’ın mirasçılarına aktarılmak üzere maddi ve manevi zarar için 20.000
(yirmi bin) Euro;
ii. Fatma Kaya’ya,
- maddi tazminat olarak 200 (iki yüz) Euro;
- Rıdvan Altun’un mirasçılarına aktarılmak üzere maddi ve manevi zarar için 20.000
(yirmi bin) Euro;
iii. Baꢀvuranlar Beꢀir Bayram, Suphiye Altun, Fatma Kaya, Halil Altun, Naciye
Kavak, Azize Altun, ve Sabri Altun’un her birine manevi tazminat olarak 1.000 (bin)
Euro;
iv. Masraf ve harcamalar için Avrupa Konseyi tarafından verilen 626 (altı yüz yirmi
altı) Euro’luk adli yardım miktarı düꢀülmek üzere baꢀvuranlara toplam 4.300 (dört bin
üç yüz) Euro ödemesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faizin
uygulanmasına;
5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢀTĐR
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.
maddelerine uygun olarak 13 Eylül 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45 § 2. ve Đçtüzüğün 74 § 2. maddeleri uyarınca Yargıç
Costa’nın kısmen ayrık oy görüꢀü yer almaktadır.
12
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło