36838/03

WyrokETPCz2009-06-16ECLI:CE:ECHR:2009:0616JUD003683803

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu do adwokata podczas zatrzymania i przesłuchania naruszył prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak dostępu do adwokata od samego początku zatrzymania, w tym podczas przesłuchań policyjnych, narusza prawo do rzetelnego procesu. Powołał się na swoje wcześniejsze orzecznictwo, w szczególności wyrok w sprawie Salduz przeciwko Turcji, który ustanowił zasadę, że prawo do pomocy prawnej powinno być zapewnione od pierwszego przesłuchania podejrzanego przez policję, chyba że istnieją przekonujące powody do jego ograniczenia, a takie ograniczenie nie może nieodwracalnie naruszać praw obrony. W niniejszej sprawie nie stwierdzono takich przekonujących powodów, a zeznania uzyskane bez obecności adwokata zostały wykorzystane w postępowaniu krajowym.
Stan faktyczny
Skarżący, Gülabi Aslan, został zatrzymany 6 maja 2001 r. przez policję w Izmirze pod zarzutem członkostwa w PKK i ataku bombowego. Podczas zatrzymania nie miał dostępu do adwokata i złożył obciążające zeznania, które następnie potwierdził przed prokuratorem i sędzią. Mimo późniejszego odwołania zeznań i twierdzeń o złym traktowaniu, sądy krajowe oparły się na jego początkowych oświadczeniach. Został skazany na kary pozbawienia wolności, a jego odwołania były rozpatrywane przez Sąd Kasacyjny, który ostatecznie zatwierdził wyrok.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą braku pomocy prawnej podczas zatrzymania za dopuszczalną, a pozostałe skargi za niedopuszczalne. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji z powodu braku dostępu skarżącego do adwokata podczas zatrzymania. 3. Zasądził skarżącemu 1000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 1000 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 4. Oddalił pozostałe żądania zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   GÜLABĐ ASLAN - TÜRKĐYE DAVASI   (Başvuru no: 36838/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Haziran 2009   Đşbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   T.C. vatandaşı Gülabi Aslan (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 13 Kasım   tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin   (Avrupa Đnsan Hakları Sözleşmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 36838/03 numaralı   başvuru sonucu bu dava görülmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran 1975 doğumludur.   Başvuran 6 Mayıs 2001 tarihinde, Đzmir Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından yakalanarak   gözaltına alınmıştır. Başvuran yasadışı örgüt PKK mensubu olmakla ve bir emlak bürosuna el   bombalı saldırı düzenlemekle suçlanmıştır.   Başvuran gözaltı sırasında avukat yardımından yararlanmamıştır.   Başvuran gözaltı sırasında verdiği ifadesinde, yapılan olay yeri incelemesi ve diğer sanıklarla   yüzleştirilmesi sırasında itiraflarda bulunmuş, PKK mensubu olduğunu ve bir emlak bürosuna   bombalı saldırı düzenlediğini kabul etmiştir. Başvuran sözkonusu örgüt bünyesinde katıldığı   eylemlerin ayrıntılarını polise bildirmiştir.   Başvuran 7 Mayıs 2001 tarihinde Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet   Savcısı tarafından dinlenmiş ve polislere vermiş olduğu ifadesini doğrulamıştır. Başvuran   kandırıldığını ve yaptıklarından pişmanlık duyduğunu söylemiştir. Başvuran aynı gün DGM   nöbetçi hakimi karşısına çıkarılmış, hakim karşısında da savcıya vermiş olduğu ifadesini   yinelemiştir. Hakim başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.   DGM 11 Mayıs 2001 tarihinde başvuranın serbest bırakılma talebini reddetmiş ve   tutukluluğun devamına karar vermiştir.   Cumhuriyet savcısı 22 Mayıs 2001 tarihli bir iddianame ile TCK’nın 169. ve 3713 sayılı   Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi gereğince yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık   etmek suçundan diğer iki kişi ile birlikte başvuranın mahkumiyetini talep etmiştir.   Temmuz 2001 tarihli duruşmada başvuran avukatı tarafından temsil edilmiş, hakkında   yapılan tüm iddiaları yalanlayarak gözaltında kötü muamele gördüğünü ileri sürmüştür.   Hakimler bunun üzerine başvuranın savcı ve nöbetçi hakim karşısında vermiş olduğu ve   birbiriyle uyuşan ifadelerini okumuşlardır. Başvuran bu beyanları verdiğini kabul etmiş ve   kendisine yardımcı olan bir polis memurunun altı ay içinde serbest bırakılması için birbirini   tekrar eden ifadeler vermesi yönünde telkinde bulunduğunu açıklamıştır.   DGM, 13 Kasım 2001 tarihli bir karar ile başvuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu   bulmuş ve başvuranı TCK’nın 169. maddesi gereğince silahlı bir örgüte yardım ve yataklık   etmek suçundan üç yıl dokuz ay ve emlak bürosuna el bombası atılması olayına karışmaktan   sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine dayalı olarak beş yıl altı ay yirmi gün   hapis cezasına çarptırmıştır.   Başvuran bu karara karşı temyize gitmiştir.   Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 30 Ocak 2002 tarihinde davanın esası hakkındaki görüşlerini   sunmuş ve ilk derece mahkemesinin kararının onanması yönünde görüş bildirmiştir. Bu görüş   başvurana tebliğ edilmemiştir.   Yargıtay 18 Nisan 2002’de kararı bozmuş ve isnat edilen suçların TCK’nın 168/2 maddesi   uyarınca, silahlı bir örgüte yardım ve yataklık etmek değil bu örgütün bir «üyesi» olmak   kapsamına girdiğini ifade etmiştir.   DGM 27 Ağustos 2002 tarihinde Yargıtay’ın kararına uygun olarak TCK’nın 168/2   maddesinin uygulanmasına istinaden başvuranı aynı cezalara çarptırmıştır.   Başvuran 28 Ağustos 2002 tarihinde temyize gitmiştir.   Yargıtay 9. Ceza Dairesi Cumhuriyet Başsavcısı, 16 Ekim 2002 tarihinde davanın esası   hakkındaki mütalaasını sunmuştur. Savcı ilk derece mahkemesinde yürütülen süreç ile ilgili,   delillerin elde edilmesi ve değerlendirilmesi göz önüne alındığında bu mahkemece yürütülen   yargılamanın yürürlükte bulunan usul ve esaslara uygun olduğu ve temyiz başvurusunun   reddedilmesi ve ilk derece mahkemesinin kararının onanması yönünde görüş bildirmiştir. Bu   görüş başvurana tebliğ edilmemiştir.   Aralık 2002 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin cezai yargılamada TCK’nın 264.   maddesince cezanın süresini tespit ederken hata yaptığı gerekçesiyle 27 Ağustos 2002 tarihli   kararını bozmuş ve kararı DGM’ye geri göndermiştir.   Devlet Güvenlik Mahkemesi 18 Mart 2003 tarihinde başvuranı yasadışı silahlı bir örgütün   mensubu olmak suçundan üç yıl dokuz ay ve bir emlak bürosuna el bombalı saldırı   düzenlemek suçundan dört yıl iki ay hapis cezasına çarptırmıştır. Mahkeme kararının   gerekçesinde bilhassa başvuranın gözaltında, cumhuriyet savcısı ve DGM nöbetçi hakimi   karşısında vermiş olduğu ve birbiriyle uyuşan ifadelerine atıfta bulunulmuştur. Hakimler   ayrıca başvuranın verdiği beyanları, olay yeri incelemelerini ve başvuranın diğer sanıklarla   yüzleştirilmesini dikkate almışlardır.   Başvuran 3 Haziran 2003 tarihinde temyize gitmiş, özellikle Yargıtay 9. Ceza Dairesindeki   hakimlerin oluşumuna itiraz etmiştir.   Yargıtay 26 Haziran 2003 tarihinde bu talebi reddetmiştir.   Yargıtay 3 Temmuz 2003 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.   Türk Ceza Kanunu’nda reforma gidilmesini öngören 1 Haziran 2005 tarih ve 5237 sayılı   Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı   başvuranın mahkumiyetinin uyarlanmasını istemiştir.   Ağır ceza mahkemesi 14 Haziran 2005 tarihli bir karar ile başvuranın cezalarını, silahlı bir   örgütün mensubu olmak suçundan üç yıl dokuz ay ve emlak bürosuna saldırı düzenlemekten   beş ay hapis olarak tespit etmiştir.   Mayıs 2006 tarihinde Yargıtay yasal dayanağı olmadığı gerekçesiyle 14 Haziran 2005   tarihli kararı bozmuştur.   Mayıs 2006 tarihinde ağır ceza mahkemesi başvuran hakkındaki cezaları yinelemiştir.   Ağustos 2006’da başvuran 31 Mayıs 2006 tarihli karara karşı temyize gitmiştir.   Şubat 2008 tarihinde Yargıtay 9. Ceza Dairesi Cumhuriyet Başsavcısı temyiz başvurunun   kabul edilmesi ve ilk derece mahkemesinin kararının bozulması yönündeki görüşlerini   bildirmiştir. Bu görüş başvurana tebliğ edilmiştir.   Tarafların sunmuş oldukları bilgilere göre dava Yargıtay önünde halen derdesttir.   HUKUK   AĐHS’nin 6/3 maddesinin c) fıkrasına atıfta bulunan başvuran ön soruşturma kapsamında   avukat yardımından yararlanamadığından şikayetçidir. Başvuran savunma haklarının ihlal   edildiğini ileri sürmektedir.   Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet ayrıca   AĐHM’nin iç hukuk yollarının etkisiz olduğu sonucuna varması halinde, altı ay kuralına riayet   edilmediği itirazını yapmaktadır. Hükümet başvuranın esas hakkındaki iddialarına karşı   çıkmakta, bu bağlamda ilgili diğer kanıt unsurları ile desteklenmediği takdirde Türk   Hukuku’nda gözaltında verilen ifadelerin dikkate alınmadığını ifade etmektedir. Hükümet bu   noktada, bilhassa başvuranın polise vermiş olduğu ifadelerin savcı ve Devlet Güvenlik   Mahkemesi nöbetçi hakimi karşısında verdikleri ile örtüştüğünü dile getirmektedir. Hükümet   bir davanın hakkaniyete uygun olarak gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamak için dava   sürecinin bütününü değerlendirmek gerektiğini, ön soruşturma kapsamında başvuranın avukat   bulundurma hakkına getirilen sınırlamanın, ilgilinin AĐHS’nin 6. maddesi ile güvence altına   alınan adil yargılanma hakkına halel getirmediğini belirtmektedir. Hükümete göre başvuranın   Đzmir DGM’deki yargısı boyunca ve Yargıtay önünde bir avukat aracılığıyla temsil edilmesi   ölçüsünde adı geçenin hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ihlal edilmemiştir.   AĐHM, Yargıtay’ın 3 Temmuz 2003 tarihli kararının AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç   hukukta nihai kararı oluşturduğunu kaydetmektedir. AĐHM bu bağlamda, yerleşik içtihadını   dikkate alarak 5237 sayılı Kanun uyarınca cezaların adapte edilmesinin başvuranın şikayet   ettiği hususları telafi edecek bir yapıda olmadığını dile getirmektedir (Bkz. mutatis mutandis   Kartal ve Kızıldağ-Türkiye no: 59641/00, 8 Nisan 2008 ve Yayan-Türkiye kararı no: 9043/03,   Kasım 2007). AĐHM başvuranın iç hukuktaki nihai kararın ardından altı ay kuralına uygun   olarak 13 Kasım 2003 tarihinde başvurusunu yaptığını not etmektedir. AĐHS’nin 35.   maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden   AĐHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit   eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   AĐHM davanın esasına ilişkin, Salduz-Türkiye kararı no: 36391/02, 27 Kasım 2008) kararına   atıfta bulunmakta ve aynı gerekçelere dayalı olarak AĐHS’nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak   6/3 maddesinin c) fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   AĐHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunan başvuran, kanıtların değerlendirilmesini ve mahkeme   kararını şikayet konusu etmektedir. Mahkemelerin oluşumundan şikayetçi olan başvuran, bu   çerçevede   kendisini   yargılayan   DGM’nin   tarafsız   bir   mahkeme   olarak   nitelendirilemeyeceğini, zira Yargıtay’ın bozma kararı verdiği mahkeme kararını veren   heyette yer alan hakimlerin bir kısmının yeniden görülen davada da mahkeme heyetinde yer   aldıklarını öne sürmektedir. Başvuran aynı şekilde davasına bakan Yargıtay 9. ceza dairesinin   oluşumunun her temyiz başvurusunda değişmesi gerektiğini iddia etmektedir. Başvuran son   olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının temyizine gidilen davaların esası hakkındaki- 30   Ocak ve 16 Ekim 2002 tarihli- görüşlerinin kendisine tebliğ edilmemesinden dolayı yanıt   verme olanağının olmayışı nedeniyle Yargıtay önündeki sürecin hakkaniyete uygun   gerçekleşmediğinden şikayetçidir.   Başvuran tarafından öne sürülen bu şikayetleri inceleyen AĐHM, AĐHS ile güvence altına   alınan hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir ihlalin oluşmadığı sonucuna varmaktadır.   Dayanaktan yoksun bulunan bu şikayetlerin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. maddelerine   uygun olarak reddedilmesi gerekir.   Geriye AĐHS’nin 41. maddesinin incelenmesi kalmaktadır. Başvuran 5.000 Euro manevi   tazminat talep etmektedir. Başvuran yargılama masraf ve giderlerine ilişkin, fotokopi ücreti   için 200 Euro, posta giderleri için 8,30 YTL (yaklaşık 4 Euro) ve avukatlık ücreti için 3.000   YTL (yaklaşık 1.595 Euro) talep etmektedir. Başvuran kanıtlayıcı belge niteliğinde posta   gider makbuzu ila avukatlık ücretine dair faturayı sunmaktadır.   Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.   AĐHM hakkaniyete uygun olarak başvurana 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesini   kararlaştırmaktadır.   AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığında, ilke olarak en uygun   telafi yolunun, başvuran için, sözkonusu hükmün gerekleri yerine getirilmiş olsaydı   başvuranın içinde bulunacağı duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğu   kanaatindedir (Bkz. sözü edilen Salduz, Teteriny-Rusya no: 11931/03, 30 Haziran 2005,   Jelicic-Bosna Hersek no: 41183/02 ve Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye kararı no: 52658/99, 17   Temmuz 2007). AĐHM bu ilkenin bu başvuruya uygulanabileceği görüşündedir.   AĐHM sonuç itibarıyla en uygun telafi yönteminin başvuranın, talep etmesi halinde, AĐHS’nin   6/1 maddesindeki gereklilikleri karşılayacak şekilde yeniden yargılanması olacağı   kanısındadır (Bkz. mutatis mutandis Gençel-Türkiye kararı no: 53431/99, 23 Ekim 2003).   AĐHM yargılama masraf ve giderleri konusunda başvurana yapmış olduğu tüm masraf ve   giderler için 1.000 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır.   Bu meblağlara Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanacaktır.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Gözaltı sırasında avukat bulundurma hakkından yararlanılmadığı yönündeki şikayetin   kabuledilebilir, bunun dışındakilerin kabuledilemez olduğuna;   2. Başvuranın gözaltında avukat yardımından yararlanamaması nedeniyle AĐHS’nin 6/1   maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 maddesinin c) fıkrasının ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi   tazminat olarak 1.000 (bin) Euro ve yargılama masraf ve giderleri için 1.000 (bin) Euro   ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐŞTĐR.   Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 16 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło