36965/97
WyrokETPCz2005-06-28ECLI:CE:ECHR:2005:0628JUD003696597
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy dziesięciodniowe zatrzymanie bez postawienia przed sędzią naruszyło prawo do natychmiastowego postawienia przed sędzią lub innym urzędnikiem uprawnionym do wykonywania funkcji sądowych, zgodnie z art. 5 ust. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że dziesięciodniowy okres zatrzymania skarżącego bez postawienia przed sędzią naruszył art. 5 ust. 3 Konwencji, który wymaga „natychmiastowego” postawienia przed sędzią. Powołując się na swoje wcześniejsze orzecznictwo (m.in. Brogan i inni przeciwko Zjednoczonemu Królestwu), Trybunał podkreślił, że nawet w sprawach dotyczących terroryzmu, które stwarzają szczególne trudności dla władz, okres zatrzymania bez kontroli sądowej nie może przekraczać ścisłych limitów czasowych określonych w Konwencji. Dziesięć dni uznano za przekraczające te limity, niezależnie od charakteru zarzucanych czynów.Stan faktyczny
Skarżący, I.Ö., obywatel turecki, handlowiec, został zatrzymany 18 grudnia 1996 r. w Izmirze w ramach śledztwa prowadzonego przez Prokuratora Republiki przy Sądzie Bezpieczeństwa Państwa (DGM) pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji DHKP/C. Był przetrzymywany w areszcie policyjnym przez dziesięć dni, a następnie 28 grudnia 1996 r. został postawiony przed sędzią DGM, który zarządził jego areszt tymczasowy. 29 grudnia 1997 r. DGM skazało go na dwanaście lat i sześć miesięcy więzienia, a wyrok ten został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny 19 października 1998 r.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznał skargę dotyczącą braku natychmiastowego postawienia przed sędzią za dopuszczalną, a skargę dotyczącą długości aresztu tymczasowego za niedopuszczalną.
2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji z powodu braku natychmiastowego postawienia skarżącego przed sędzią po zatrzymaniu.
3. Zasądził na rzecz skarżącego 3.500 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1.250 Euro (pomniejszone o 630 Euro pomocy prawnej) tytułem kosztów i wydatków.
4. Odrzucił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
I.Ö. - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:36965/97)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve 36965/97 başvuru no’lu davanın
nedeni, Türk vatandaşı I.Ö’nün (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na 20 Haziran tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25.
maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
Adli yardımdan yararlanan başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
önünde, İzmir barosu avukatlarından Zeynep Sedef Özdoğan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu başvuran I.Ö., Türk vatandaşı olup, olayların geçtiği dönemde İzmir’de
ikamet etmekteydi ve ticaret yapmaktaydı.
İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı tarafından
yürütülen soruşturma çerçevesinde, başvuran, 18 Aralık 1996 tarihinde yakalanıp İzmir
Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltına alınmıştır.
Başvuran 28 Aralık 1996 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlendikten
sonra, DGM hakimi önüne çıkarılmış ve hakim, başvuranın tutuklu yargılanmasına karar
vermiştir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Cumhuriyet Başsavcısı, 25 Mart 1997 tarihli iddianameyle başvuranı, yasadışı örgüt
olan DHKP/C’ye mensup olma suçuyla itham etmiştir. Cumhuriyet Başsavcısı, başvuran
hakkında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 168§2 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun
5. maddelerinin uygulanmasını istemiştir.
Başvuran, oturumların başlatıldığı 14 Mayıs 1997 tarihinde, hakim karşısına çıkarılmış
ve başvuran burada, tutuksuz yargılanmasını istemiştir. Başvuranın bu talebi, “itham edilen
suçun niteliği ve kanıtların durumu gözönünde bulundurularak” reddedilmiştir.
DGM, 29 Aralık 1997 tarihli kararla başvuranı isnat edildiği olaylardan suçlu bulmuş
ve on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay 19 Ekim 1998 tarihinde mahkumiyet kararını onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 5§3. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİ HAKKINDA
Başvuran, ilk olarak, AİHS’nin 5§3 maddesine aykırı olarak adli görevlerini yerine
getiren hakim veya adli memurun önüne hemen çıkarılmadığı yönünde şikayetçi olmuştur.
Başvuran ikinci olarak, makul süre içinde yargılanmadığını ve de yargılama süresince serbest
bırakılmadığını ileri sürmüştür.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
Hükümet, AİHM’yi, AİHS’nin 35§1 maddesi gereğince iç hukuk yollarının tümünün
tüketilmemesi gerekçesiyle başvuruyu reddetmeye davet etmektedir. Bu bakımdan, Hükümet,
başvuranın cezai usul işlemlerinin hiçbir aşamasında, AİHS’nin 5. maddesine göre yaptığı
şikayetleri DGM önünde ortaya koymadığını savunmaktadır. Hükümet Ahmet Sadık-
Yunanistan davasına atıfta bulunmaktadır (15 Kasım 1996 tarihli karar, 1996-V, s. 1638).
Başvuran, Hükümet’in savına itiraz etmektedir. Başvuran, gözaltı hususunda atılan
bütün adımların, bu davada olduğu gibi, dava konusu tedbirlerin, olayların geçtiği dönemde
yürürlükte olan mevzuatla uyum içinde alındığı sürece sonuçsuz kalacağını savunmaktadır.
1. “Hakim önüne hemen çıkarılma”
AİHM, yukarıda belirtilen iç hukuk unsurlarına göndermede bulunmakta ve dava
konusu gözaltı süresinin, özellikle uygun iç mevzuattan ileri geldiğini gözlemlemektedir.
Mevcut olan tek başvuru Anayasa Mahkemes’ine ön başvuruda bulunmak olacaktı; oysa
yasaların Anayasa’ya uygunluğuna itiraz etmek için, benzeri bir başvuru gerçek kişiler
tarafından yapılamaz.
Sonuç itibariyle, AİHM, başvuran AİHM önünde ileri sürmeyi düşündüğü şikayeti
DGM önünde ortaya koymasına gerek olmadığını tespit etmektedir.
Buradan yola çıkarak, AİHM, Hükümet’in itirazını reddetmektedir.
AİHM, içtihadından çıkan kriterler ışığında (Bkz. özellikle 26 Kasım 1997 tarihli
Sakık ve diğerleri-Türkiye kararı, 1997-VII, s. 2623-2624, § 44) ve elinde bulunan unsurları
gözönünde bulundurarak bu şikayetin esastan incelenmesi gerektiğine kanaat getirmektedir.
AİHM, ayrıca, şikayetin başka da hiçbir kabul edilemezlik gerekçesiyle çelişmediğini tespit
etmektedir.
2. Tutuklu kalma süresi
AİHM, dava konusu tutukluluk halinin, başvuranın yakalandığı 18 Aralık 1996
tarihinde başlayıp, DGM’nin sanığı oniki yıl altı ay hapis cezasına çarptırdığı 29 Aralık 1997
tarihinde sona erdiğini ortaya koymaktadır. Yani tutukluluk hali bir yıl onbir gün sürmüştür.
Ayrıca AİHM, zabıt katibinin 4 Kasım 2004 tarihli yazıyla, başvuranın temsilcisini
İzmir DGM önündeki duruşmalara ilişkin tutanakların kopyalarını sunmaya davet ettiğini not
etmektedir. Başvuranın temsilcisi, 1 Aralık 2004 tarihinde katibin yazısına cevap olarak,
sözüedilen belgeleri sunmaya gerek olmadığını belirtmiştir.
Sonuç itibariyle, dosyada bulunan unsurlar gözönünde bulundurularak, AİHM,
başvuranın AİHS’nin 5§3 maddesi alanında sunulan tutukluluk süresine ilişkin iddiasını
desteklemediğine kanaat getirmektedir.
AİHM, bu hükmün ihlaline dair hiçbir belirtinin ortaya çıkmadığına kanaat
getirmektedir. Şikayetin bu kısmının, AİHS’nin 35§3 maddesine göre açıkça dayanaktan
yoksun olduğu sonucu ortaya çıkmakta ve dolayısıyla AİHS’nin 35§4 maddesine uygun
olarak reddedilmelidir.
B. Esasa dair
1. Tarafların argümanları
Hükümet başvuranın gözaltı durumu iç mevzuata uygun olduğuna dikkati çekmektedir.
Bu bakımdan, Hükümet birçok kişiye ilişkin, DHKP/C’ye mensup olmakla suçlanan
başvurana isnat edilen suça benzer terör suçlarına yönelik soruşturmaların zorlukları ve
özelliği üzerinde durmakta ve davada benimsenen gözaltı süresinin delillerin toplanması için
gerekli olduğunu savunmaktadır.
Bunun yanısıra Hükümet, 3 Ekim 2001 tarihinde, konuya ilişkin mevzuatın birçok
değişikliğe konu teşkil ettiğine ve gözaltı süresinin, AİHM’nin içtihadından doğan gözaltı
süresine göre ayarlandığına dikkati çekmektedir.
Başvuran bu sava itiraz etmektedir.
2. AİHM’nin takdiri
AİHM, Hükümet’in AİHS’nin gerekliliklerine cevap verir şekilde, Türk mevzuatının
değiştirildiği yönünde verdiği bilgileri gözönünde bulundurmaktadır. Ancak AİHM, görevinin
davaya özgü koşulların değerlendirilmesiyle sınırlı olduğunu belirtmektedir; dolayısıyla
AİHM, davanın, sözkonusu dönemden itibaren iç mevzuatta gelişmeler meydana geldiğinden
dolayı, başvuran için geçerli hukuki çıkar teşkil etmediği sonucuna varmaya çağrılamaz ( Bkz. Temmuz 2001 tarihli Sadak ve diğerleri-Türkiye kararı, 2001-VIII, § 38).
AİHM, daha önce birçok defa terör suçları hakkında makamların yürüttüğü
soruşturmaların özel bazı sorunlar yarattığını kabul etmiştir ( 29 Kasım 1998 tarihli Brogan ve
diğerleri-İngiltere kararı, seri A, no: 145-B, s.33, §61, 28 Ekim 1994 tarihli Murray-İngiltere
kararı, seri A, no: 300-A, s.27, §58 ve 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy-Türkiye kararı, s.2282,
§78). Ancak bu demek değildir ki 5. maddeye göre makamların, yerel mahkemelerin ve son
olarak Sözleşme’deki kontrol organların kontrolü dışında zanlıları her defasında terör suçu
işlediklerini belirterek tutuklayıp gözaltına alma serbestisi vardır ( sözüedilen Sakık ve
diğerleri, s.2623-2624, §44).
AİHM, yasal gözaltının başvuranın yakalandığı 18 Aralık 1996 tarihinde başladığını
ve de DGM hakimi önüne çıkarıldığı 28 Aralık 1996 tarihinde sona erdiğini belirtmiştir.
Dolayısıyla başvuranın toplam gözaltı süresi on gündür.
AİHM, Brogan ve diğerleri kararında, hakim önüne çıkarılmadan geçen dört gün altı
saat gözaltı süresinin, bu gözaltının teröre karşı toplumu uyarma amacı olsa bile, 5§3
maddesinin belirlediği kesin zaman sınırlarını aştığı yönünde karar aldığını hatırlatmaktadır
(sözüedilen Brogan ve diğerleri kararı, s. 33, §62).
İlgili kişiye atfedilen eylemlerin terör tehdidi oluşturduğu düşünülse bile, AİHM,
başvuranın “hakim önüne çıkarılmadan” on gün boyunca gözaltında tutulmasının gerekli
olduğunu kabul etmeyecektir.
Dolayısıyla AİHS’nin 5§3 maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
AİHS’nin 41. maddesi gereğince,
A. Maddi ve Manevi Tazminat
Başvuran, özgürlüğünün kısıtlanmasından doğan maddi tazminat için 1.500 Euro ve
manevi tazminat için ise 4.750 Euro talep etmektedir.
Hükümet, bu taleplerin reddedilmesi gerektiğini savunmaktadır. Hükümet, eğer AİHM
ihlalin bulunduğu sonucuna varırsa, bu sonucun kendisinin yeterli adil tazmini oluşturacağını
ileri sürmektedir.
AİHM, dosya unsurlarından herhangi bir maddi zararın ortaya çıkmadığını
belirtmektedir; dolayısıyla bu talebi haklı bulamaz (Bkz. 23 Eylül 1998 tarihli Demir-Türkiye
kararı, 1998-IV, s. 2660, § 63).
AİHM, başvuranın hiçbir adli müdahale yapılmadan on gün gözaltında tutulduğunu
belirtmekte ve başvuranın özgürlüğünün kısıtlandığı bu şartlarda, hiç şüphe yok ki yerel
mahkemelerin tazmin etmediği bir manevi zarara uğradığına kanaat getirmektedir.
Davanın farklı yönleri gözönünde bulundurulduğunda ve 41. maddenin öngördüğü adil
yargılama gereğince, AİHM, başvurana 3.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran, yerel mahkemeler ve AİHM’deki işlemlere ilişkin masraf ve harcamalar
için 1.250 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, elinde bulunan unsurları ve konuya ilişkin içtihadını gözönünde bulundurarak,
1.250 Euro’dan, adli yardım adı altında Avrupa Konseyi’nden alınan 630 Euro düşürülerek
kalan miktarın başvurana verilmesinin makul olacağına kanaat getirmektedir.
C. Temerrüt faizi
Mahkeme, gecikme faizi oranının, %3'lük bir artış uygulanan Avrupa Merkez
Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına tabi tutulması hükmüne
varmıştır.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuranın yakalandıktan sonra hakim önüne hemen çıkarılmadığına dair yapılan
şikayetin kabul edilebilir olduğuna ve tutukluluk süresine ilişkin yapılan şikayetin
kabul edilemez olduğuna;
2. Başvuran yakalandıktan sonra hakim önüne hemen çıkarılmadığından dolayı
AİHS’nin 5§3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHS’nin 44§2 maddesine uygun olarak karar nihai sonuca ulaşmasını müteakiben
üç ay içinde, ödemenin yapıldığı tarihte geçerli olan döviz kuru üzerinden Yeni Türk
Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı Hükümet’in başvurana;
i. manevi tazminat için 3.500 Euro (üç bin beş yüz Euro);
ii. mahkeme masrafları için, 1.250 Euro’dan adli yardım adı altında alınan 630
Euro (altı yüz otuz Euro) düşürülerek kalan miktarı;
iii. miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte;
ödemesine;
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek
suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;
karar vermiştir.
4. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak düzenlenmiş ve 28 Haziran 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77.
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło