37038/97
WyrokETPCz2005-11-29ECLI:CE:ECHR:2005:1129JUD003703897
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego dochodzenia w sprawie zniszczenia mienia i przymusowego wysiedlenia przez siły bezpieczeństwa stanowi naruszenie prawa do skutecznego środka odwoławczego z art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że choć skarżący nie udowodnił ponad wszelką wątpliwość, że jego dom został zniszczony przez siły bezpieczeństwa, jego zarzuty były „dopuszczalne do rozpatrzenia” w rozumieniu art. 13 Konwencji. W związku z tym państwo miało obowiązek przeprowadzenia skutecznego dochodzenia. Trybunał stwierdził, że dochodzenie krajowe było wadliwe, ponieważ zostało przeprowadzone przez funkcjonariusza żandarmerii badającego zarzuty przeciwko żandarmerii, było opóźnione, nie przesłuchano wszystkich świadków, a zeznania niektórych świadków były niewiarygodne (podpisywanie pustych dokumentów). W konsekwencji, brak skutecznego dochodzenia stanowił naruszenie art. 13 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Nuri Kurt, turecki obywatel, twierdził, że w grudniu 1994 roku został zmuszony do opuszczenia swojej wioski Suçıktı w prowincji Diyarbakır z powodu gróźb ze strony sił bezpieczeństwa i strażników wiejskich. Następnie, 22 grudnia 1995 roku, jego dom miał zostać celowo spalony przez te same siły. Skarżący złożył skargę do władz krajowych, ale dochodzenie zostało uznane za nieskuteczne, a jego wnioski o powrót do wioski pozostały bez odpowiedzi.Rozstrzygnięcie
Stwierdza brak naruszenia art. 8 Konwencji i art. 1 Protokołu nr 1. Stwierdza, że nie jest konieczne rozpatrywanie, czy doszło do naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji. Stwierdza brak naruszenia art. 14 Konwencji w związku z art. 6, 8, 13 i art. 1 Protokołu nr 1. Zasądza na rzecz skarżącego 4 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Zasądza na rzecz skarżącego 2 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, pomniejszone o 630 EUR otrzymanej pomocy prawnej. Oddala pozostałe roszczenia skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
A V R U P A
OF E U R O P E
KONSEYİ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
NURĐ KURT - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no. 37038/97)
KARAR
STRAZBURG Kasım 2005
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak,
üzerinde ꢀekle iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Nuri Kurt - Türkiye davasında,
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Đkinci Daire)
Baꢀkan J.-P COSTA,
Yargıçlar A.B. BAKA,
I.CABRAL BARRETO,
R. TÜRMEN,
K. JUNGWIERT,
M.UGREKHELIDZE
E.FURA-SANDSTRÖM ve
Bölüm Sekreter Yardımcısı S.NAISMITH’in katılımı ile 8 Kasım 2005 tarihinde toplanmıꢀ ve
anılan tarihte izleyen kararı vermiꢀtir:
USUL
1.Dava, Nuri Kurt (“baꢀvuran”) isimli Türk vatandaꢀının, 30 Mayıs 1997 tarihinde
Đnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) eski 25.
maddesi çerçevesinde Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) Türkiye
Cumhuriyeti aleyhine yaptığı baꢀvurudan (no.37038/97) kaynaklanmaktadır.
2.Kendisine adli yardım sağlanmıꢀ olan baꢀvuran, Diyarbakır Barosu’na bağlı M. Vefa
isimli avukat tarafından temsil edilmiꢀtir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) AĐHM’deki iꢀlemler
için herhangi bir Ajan tayin etmemiꢀtir.
3.Baꢀvuran, Diyarbakır’ın Kocaköy ilçesine bağlı Suçıktı köyündeki evinin Devlet
güvenlik güçleri tarafından tahrip edilmesinden ve Türk yetkililerin köyüne dönüꢀüne izin
vermemesinden ꢀikayetçi olmuꢀtur. Baꢀvuran, evinin tahrip edilmesinin ve köyüne dönmesine
izin verilmemesinin, AĐHS’nin 6., 8., 13. ve 14. maddeleri ile, 1 no’lu Protokol’ün 1.
maddesini ihlal ettiğini iddia etmiꢀtir.
4.Baꢀvuru, AĐHS’nin 11 no’lu Protokolü’nün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998 tarihinde
AĐHM’ye iletilmiꢀtir (11 no’lu Protokol’ün 5 § 2. maddesi).
5.Baꢀvuru, AĐHM’nin Üçüncü Dairesi’ne tevzi edilmiꢀtir (AĐHM Đç Tüzüğü’nün 52 §
1. maddesi). Bu Daire içinde ise, davaya bakacak olan Bölüm (AĐHS’nin 27. maddesi) 26 § 1.
maddenin gerektirdiği gibi oluꢀturulmuꢀtur.
6.12 Haziran 2003 tarihli bir kararla, AĐHM baꢀvuruyu kabuledilebilir ilan etmiꢀtir.
7.Baꢀvuran ve Hükümet, esaslara iliꢀkin olarak ayrı ayrı görüꢀ bildirmiꢀlerdir (Đç
Tüzük, 59 § 1).
8.1 Kasım 2004 tarihinde, AĐHM, Dairelerinin kompozisyonunu değiꢀtirmiꢀtir (Đç
Tüzük 25 § 1). Dava, yeni oluꢀturulmuꢀ olan Đkinci Daire’ye tevzi edilmiꢀtir (Đç Tüzük, 52 §
1).
OLAYLAR
I.DAVA ꢁARTLARI
9.Nuri Kurt isimli baꢀvuran, Türk vatandaꢀı olup 1954 doğumludur ve Diyarbakır’da
ikamet etmektedir. 1994’e kadar baꢀvuran, Diyarbakır’ın Kocaköy ilçesine bağlı Suçıktı
Köyü’nde yaꢀamıꢀtır.
10.Baꢀvuru, baꢀvuranın evinin Devlet güvenlik güçleri ve köy korucuları tarafından
tahrip edildiği ve ulusal yetkililerin baꢀvuranın köyüne dönmesine izin vermediği iddiaları ile
ilgilidir.
11.Baꢀvuranın evinin tahrip edilmesi ve köyüne dönememesi iddialarını çevreleyen
olaylara iliꢀkin olarak taraflar arasında ihtilaf bulunmaktadır.
A.Baꢀvuranın anlatımına göre olaylar
12.Aralık 1994’te, Suçıktı Köyü’ne komꢀu olan Geyiksırtı Köyü yolunun üzerinde bir
mayın patlamıꢀ ve köy korucularının ölümüne sebep olmuꢀtur. Kocaköy Đlçe Jandarma
Komutanlığı güvenlik güçleri ve Geyiksırtı Köyü’nden köy korucuları, köy korucusu olarak
görev yapmayı reddettikleri için Suçıktı Köyü sakinlerini patlamanın failleri olarak
suçlamıꢀlardır. Sakinler evlerini bir hafta içinde boꢀaltmazlarsa, köyü boꢀaltmakla tehdit
etmiꢀlerdir. Baꢀvuran, birkaç köylü ile birlikte, evini terk etmiꢀ ve ꢀu anda yaꢀadığı
Diyarbakır’a taꢀınmıꢀtır.
13.Temmuz veya Ağustos 1995 civarında, Geyiksırtı köy korucuları, köylülerin
Suçıktı’daki hasadını yakmıꢀtır. Olay esnasında, az sayıda ev alev almıꢀ ancak baꢀvuranın evi
sağlam kalmıꢀtır.
14.Belirli olmayan bir tarihte baꢀvuran, tanıdıklarından, güvenlik güçlerinin ve köy
korucularının,genel seçimlerden iki gün önce, 22 Aralık 1995 tarihinde, köydeki diğer bütün
evlerle birlikte evini yaktığını öğrenmiꢀtir.
15.Köyün yakılmasının hemen ardından, komꢀu köy Günalan’a güvenlik güçleri ve
köy korucuları gelmiꢀtir. Köylülere köy meydanında toplanmalarını söylemiꢀler ve yapılacak
seçimlerde HADEP’e (Halkın Demokratik Partisi) oy verirlerse Günalan’daki evleri de
yakacaklarını söyleyerek tehdit etmiꢀlerdir.
16.2 ꢁubat 1996 tarihinde, köyünden birkaç kiꢀiyle birlikte baꢀvuran, Diyarbakır
Valiliği’ne, Kocaköy Kaymakamlığı’na ve Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe
vermiꢀtir. Kocaköy Đlçe Jandarma Komutanlığı güvenlik güçleri ve Geyiksırtı köy
korucularının, köydeki baꢀka evlerle birlikte kendi evini de yaktığını belirterek ꢀikayetçi
olmuꢀtur. Olayın faillerinin soruꢀturulmasını, zararın tazminini, kendisinin ve diğer köylülerin
evlerine dönebilmelerinin sağlanması için gerekli tedbirlerin alınmasını talep etmiꢀtir.
17.1 Mayıs 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı görevsizlik kararı almıꢀ
ve Memurin Muhakematı Kanunu uyarınca, dava dosyasını Diyarbakır Đl Đdare Kurulu’na
göndermiꢀtir.
18.30 Mayıs 1997 tarihinde, baꢀvuran, AĐHS’nin 6., 8., 13. ve 14. maddeleri ile 1 no’lu
Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na
baꢀvurmuꢀtur.
19.31 Mayıs 1997 tarihinde, Kocaköy Đlçe Đdare Kurulu, baꢀvuranın iddialarına yönelik
soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır. Soruꢀturma, Memurin Muhakematı Komisyonu (MMK) tarafından
muhakkik seçilen Jandarma Binbaꢀı Metin Fırat tarafından yürütülmüꢀtür.
20.3 Eylül 1997 tarihinde, Memurin Muhakematı Komisyonu (MMK), Suçıktı’daki
evlerin pek çoğunun, Karaçimen’in Haran mezrasında tarlada anız yakılmasından çıkan
yangınla yandığını tespit etmiꢀtir. MMK, suçlanan güvenlik görevlileri ve köy korucularına
yönelik iꢀlem baꢀlatılmamasına karar vermiꢀtir. Ardından, dava dosyası Diyarbakır Bölge
Đdare Mahkemesi’ne gönderilmiꢀtir.
21.27 Kasım 1997 tarihinde, Kocaköy Đlçe Đdare Kurulu, kararı baꢀvurana
bildirilmiꢀtir.
22.1 Aralık 1997 tarihinde, baꢀvuran, MMK kararına karꢀı Diyarbakır Bölge Đdare
Mahkemesi’ne itirazda bulunmuꢀtur.
23.2 Aralık 1997 tarihinde, Diyarbakır Đdare Mahkemesi, soruꢀturma dosyasının
tamamlanmamıꢀ olması nedeniyle MMK’nın kararını bozmuꢀtur. Mahkeme, soruꢀturma
yetkililerinin, konuyla ilgili bir karar vermeden önce baꢀvuranı dinlemesi gerektiğini gerekçe
göstermiꢀtir.
24.8 Temmuz 1998 tarihinde, soruꢀturma dosyasını tamamladıktan sonra, MMK,
güvenlik güçleri ve köy korucularına yönelik hiçbir iꢀlem baꢀlatılmayacağına iliꢀkin 3 Eylül tarihli kararını yinelemiꢀtir.
25.20 Ekim 1998 tarihinde, Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi, MMK’nın kararını
onamıꢀtır.
26.8 Temmuz 1999 tarihinde, AĐHM Sekreteryası, baꢀvuranın temsilcisine Đdare
Mahkemesi’nin kararının bir kopyasını temin etmesini talep ettiği bir yazı göndermiꢀtir.
27.20 Temmuz 1999 tarihinde, baꢀvuran, 20 Ekim 1998 tarihli kararının bir kopyası
için Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi’ne baꢀvurmuꢀtur. Talep reddedilmiꢀ ve baꢀvurana,
Kocaköy Kaymakamlığı’na baꢀvurması söylenmiꢀtir.
28.Temmuz 2000 tarihinde, kimliği belirli olmayan köy korucularınca teꢀvik edilen bir
grup, hayvanlarıyla birlikte Suçıktı köyüne yerleꢀmiꢀtir.
29.17 Ağustos 2000 tarihinde baꢀvuran, ailesinin Suçıktı’ya dönmesine izin verilmesi
ve yeni gelenlerin mülklerinden çıkarılmaları için Kocaköy Kaymakamlığı’na bir dilekçe
yazmıꢀtır. Baꢀvuran, bu dilekçesine herhangi bir yanıt alamamıꢀtır.
B.Hükümet’in anlatımına göre olaylar
30.Nisan 1994’te baꢀvuran ve diğer köylüler, PKK (Kürdistan Đꢀçi Partisi) baskısı
nedeniyle Suçıktı Köyü’nü terk etmiꢀlerdir.
31.27 Eylül 1994 tarihinde, Diyarbakır’a bağlı Karaçimen Köyü’nün bir mezrası olan
Haran’da, bir tarlada anız yakılmasından dolayı bir yangın çıkmıꢀtır. Yangın, kontrolden
çıkmıꢀ ve Bozbağla Köyü, Gültarla Mezrası ve Suçıktı Köyü’ne yayılmıꢀtır. Kocaköy
Đtfaiyesi’nin ve komꢀu köylerdeki köy korucularının çabalarına rağmen, Suçıktı’daki yapıların
çoğu yanmıꢀ, ancak baꢀvuranın evi zarar görmemiꢀtir.
32.19 Aralık 1996 tarihinde, baꢀvuran, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe
vermiꢀ ve evinin Kocaköy Đlçe Jandarma Komutanlığı’nda görevli güvenlik güçleri ve
Geyiksırtı Köyü’nün köy korucuları tarafından yakılmasından ꢀikayetçi olmuꢀtur.
33.17 Mart 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Baꢀsavcısı, yetkisizlik kararı
vermiꢀ ve dava dosyasını, Memurin Muhakematı Kanunu uyarınca Diyarbakır Đdare Kurulu’na
göndermiꢀtir.
34.16 Mayıs 1997 tarihinde, Diyarbakır Valiliği, baꢀvuranın iddialarına yönelik
soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır.
35.31 Mayıs 1997 tarihinde, Kocaköy Đlçe Jandarma Komutanlığı tarafından,
baꢀvuranın iddialarını soruꢀturmak üzere bir jandarma yüzbaꢀı tayin edilmiꢀtir. 6 Haziran ve 5 Ağustos 1997 tarihinde, soruꢀturmacı, komꢀu köy sakinleri, ordu mensupları ve
Kocaköy itfaiyecileri dahil olmak üzere, toplam on dört tanığın ifadesini almıꢀtır.
36.Bu ifadeler ıꢀığında, soruꢀturmacı, Suçıktı’daki evlerin, Karaçimen’in Haran
mezrasında bir tarlada anız yakılmasıyla baꢀlayan bir yangın sonucunda Eylül 1994 tarihinde
yandığını sonucuna varmıꢀtır. Ayrıca, baꢀvuranın evinin ahꢀap bölümlerinde yanma izinin
bulunmadığını ve dolayısıyla, ateꢀe maruz kalmıꢀ olamayacağını da not etmiꢀtir.
37.Ayrıca, Jandarmaların yürüttüğü soruꢀturma, baꢀvuranın tarlasını, mahsulden pay
karꢀılığında iki köylüye kiraya verdiğini ortaya çıkarmıꢀtır, bu da bazı köylüler ve muhtar
tarafından teyit edilmiꢀtir.
38.ꢁu anda, Suçıktı’da ikamet eden ve tarla ekip biçen sakinler bulunmaktadır.
C.Taraflarca sunulan belgeler
1.Baꢀvuran tarafından sunulan belgeler
(a)Baꢀvuranın Diyarbakır Valiliği’ne verdiği 2 ꢁubat 1996 tarihli dilekçenin bir kopyası
39.Baꢀvuran, Diyarbakır Valiliği’ne verdiği dilekçesinde, Suçıktı sakinlerinin zorla
çıkarılmasından ve akabinde köydeki evlerin güvenlik güçleri ve köy korucularının
yakılmasından ꢀikayetçi olmuꢀtur. Baꢀvuran, güvenli bir ꢀekilde evlerine dönmelerinin taahhüt
edilmesini, faillerin adalet huzuruna çıkarılmasını ve zararın tazminini talep etmiꢀtir.
(b)MMK’nın 3 Eylül 1997 tarihli kararına karꢀı baꢀvuranın Diyarbakır Bölge Đdare
Mahkemesi’ne verdiği dilekçenin bir kopyası
40.1 Aralık 1997 tarihinde, baꢀvuran, MMK’nın kovuꢀturma açılmaması kararına
karꢀı Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi’ne itirazda bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, MMK’nın
suçları örtbas etmek için yüzeysel bir soruꢀturma yaptığından ꢀikayetçi olmuꢀtur.
(c)Baꢀvuranın Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi’ne yazdığı, bildirim talep ettiği dilekçesinin bir
kopyası
41.20 Temmuz 1999 tarihinde, baꢀvuran 2 Aralık 1997 ve 20 Ekim 1998 tarihli
kararlarının kopyasını almak için Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi katipliğine
baꢀvurmuꢀtur. Talep reddedilmiꢀtir.
(d)Mehmet Yoldaꢀ’ın 4 Temmuz 2000 tarihli yazılı ifadesi ve Abdulbaki Đpek, Masum Tosin,
Hasan Kaya ve Mevlude Uçar’ın 3 Temmuz 2000 tarihli yazılı beyanları
42.1994’e kadar, tanıklar Suçıktı sakiniydiler. Ayrı ayrı olarak, kısmen birbiriyle
örtüꢀen beyanlar vermiꢀlerdir.
43.Bu tanıklardan, Yoldaꢀ, 1994’te güvenlik görevlileri ve köy korucularının
kendilerine ya köy korucusu olmaları ya da köyü boꢀaltmaya yönelik baskı uyguladığını
belirtmiꢀtir. Yoldaꢀ ve Đpek, güvenlik güçlerinin ve köy korucularının köylüleri rahatsız
ettiklerini, zira onların PKK’ya yardım ve yataklık yaptıklarına inandıklarını ifade etmiꢀlerdir.
Ayrıca, pek çok kez köyün basıldığını ve arandığını ve köylülerin sürekli dövüldüğünü iddia
etmiꢀlerdir.
44.Yoldaꢀ, Ekim ya da Kasım 1992’de kimliği belirsiz kiꢀilerin köye ateꢀ açtığını,
Yoldaꢀ’ı yaraladığını ve 15 yaꢀındaki kızını öldürdüğünü ifade etmiꢀ, ancak bu diğer
tanıklarca teyit edilmemiꢀtir. Yoldaꢀ, Kırmataꢀ ve Rıkala köylerinin korucularının açılan
ateꢀten sorumlu olduğu söylentilerini duymuꢀtur. Görevde olan Cumhuriyet Savcısı’nın, bir
ifade dahi almadan sahte bir soruꢀturma yürüttüğüne inanmıꢀtır. Güvenlik güçlerinin ve köy
korucularının, eğer suçlu oldukları iddia edilen köy korucularına yönelik ꢀikayette
bulunurlarsa köylüleri öldürmekle tehdit ettiklerini belirtmiꢀtir. Korku ve ihmal sebebiyle,
Yoldaꢀ bu tehditlerle ilgili olarak yetkililere ꢀikayette bulunmamıꢀtır.
45.Yoldaꢀ ve Đpek, Mart 1993’te güvenlik güçleri ve köy korucularının köylüleri
Akrad-Günalan’da toplayıp onlara iꢀkence yaptıklarını ileri sürmüꢀlerdir. Abdulbaki Đpek,
olay hakkında daha ayrıntılı açıklamalarda bulunmuꢀ ve kendisinin dört kurbandan biri
olduğunu ve üç kaburga kemiğinin kırıldığını belirtmiꢀtir. Ayrıca, güvenlik güçleri ve köy
korucularının mayın patlaması olayı karꢀısında hiddetlenerek Suçıktı’ya geldiklerini ve eğer
köyü boꢀaltmazlarsa köylüleri öldürmekle tehdit ettiğini de belirtmiꢀlerdir. Daha evvelki
olaylara ek olarak bu tehditler, tanıkların ve ailelerinin köyü belirli olmayan bir tarihte terk
etmelerine neden olmuꢀtur. Bunun aksine, Masum Tosin, Hasan Kaya ve Mevlude Uçar, Eylül
1994’teki yangının, kendilerinin köyü terk etmesinden altı ya da yedi ay sonra meydana
geldiğini ifade etmiꢀtir. Bu bağlamda, Tosin ve Kaya, yangından sonra zararı incelemek
amacıyla köye gittiklerini kaydetmiꢀtir. Bu ifadelerden, bu tanıklar ve aileleri dahil olmak
üzere en azından bazı köylülerin, köyü, mayının patladığı ve güvenlik güçleri ile köy
korucularının Suçıktı sakinlerini iddiaya göre evlerini boꢀaltmaya zorladığı tarih olan Aralık
1994’ten çok önce terk ettikleri görünmektedir.
46.Hükümet’in köyün PKK baskısı sebebiyle boꢀaltıldığı iddiasına karꢀın, tanıklar
PKK militanlarının Suçıktı’ya hiç gelmediklerini ve herhalükarda köylüleri korkutmadıklarını
izah etmiꢀlerdir.
47.1994’te çıkan yangınla ilgili olarak, tanıklar yangının Haran mezrasına, Gültarla
Köyü’ne, sonunda da Suçıktı’ya sıçradığını ve baꢀvuranın ve erkek kardeꢀininki de dahil
olmak üzere, bu alanlardaki hasadı yaktığını anlatmıꢀtır. Suçıktı’nın batısında yaklaꢀık 20 evin
yandığını, betonarme evler ile köyün merkeziyle batısındaki evlerin yangında hasar
görmediğini belirmiꢀlerdir.
48.Tanıklar, komꢀu köylerdeki tanıdıklarından, 1995 genel seçimlerinden iki gün önce
(yani 22 Aralık 1995’ten iki gün önce), güvenlik güçleri ve köy korucularının, 1994’teki
yangında hasar almayan evleri ateꢀe verdiğini duyduklarını söylemiꢀlerdir. Yoldaꢀ ve Đpek’e
göre, Suçıktı’nın yakılmasından hemen sonra, güvenlik güçleri ve köy korucuları Akrad-
Günalan Köyü’ne gitmiꢀler ve köylüleri eğer seçimde HADEP’e oy verirlerse o köyü de
yakmakla tehdit etmiꢀlerdir.
49.Tanıklar, 1998 ya da 1999’dan beri yetkililerin, Suçıktı Köyü sakinlerinin tarlalarını
komꢀu köylülere ortaklık ꢀeklinde vererek iꢀletmelerine izin verdiklerini eklemiꢀlerdir. Ancak,
baꢀvuran ve erkek kardeꢀine bu iznin verilmediğini iddia etmiꢀlerdir.
(e)Zeynar Nifak ve Yemlihan Fahrioğlu’nun 18 Kasım 2003 tarihinde verdikleri ifadeler
50.Nifak ve Fahrioğlu, çocukluklarından bu yana Diyarbakır’ın Kocaköy ilçesine bağlı
Karaçimen köyünde yaꢀamaktaydı. 2002’den beri baꢀvuranın tarlasını iꢀlemekteydiler. 1 ꢁubat tarihinde, Kocaköy Đlçe Jandarma Komutanlığı’na çağrılmıꢀ ve kendilerine bazı belgeler
imzalattırılmıꢀtır, daha sonra bunların ifadeleri olduğunu öğrenmiꢀlerdir. Đkisi de okuma
yazma bilmediğinden, bu ifadelerin içeriğini fark etmemiꢀlerdir.
51.Ayrıca, herkesin köyün nasıl boꢀaltıldığını bildiğini ancak kendi iyilikleri için
sessiz kalmayı tercih ettiklerini ileri sürmüꢀlerdir.
(f) “Köye dönüꢀ projesi” ile ilgili olarak 9 Eylül 2001 tarihinde Lice Jandarma Komutanlığı’nın
Lice muhtarlıklarına dağıttığı yazı
52.Bu yazı, daha önce terör sebebiyle boꢀaltılan köylere düzenli olarak dönüꢀe yönelik
oluꢀturulan politikayla ilgili olarak Lice’de bulunan bütün köy muhtarlarını
bilgilendirmekteydi. Bu yazıda, tüm köylülerin, ilgili Kaymakamlarca ikamete uygun olduğu
tespit edilen köylere dönmekte özgür oldukları belirtilmiꢀtir.
53.Yazı, bu dönüꢀler için izin verilen süreye iliꢀkin olarak köyleri üç kategoriye
ayırmaktaydı. Hangi köyün hangi “safha”ya girdiğine dair hiçbir bilgi içermemekteydi. “II.
safha köylerin” eski sakinlerinin yalnızca tarım amacıyla gündüz vakti bu köylere
dönebileceği belirtilmiꢀti. Yazı, Suçıktı’nın hangi safha/kategoride olduğuna dair herhangi bir
bilgi içermemekteydi.
54. Yazıya göre, “II. Safha” ve “III. Safha” köylerde, konuyla ilgili olarak ilgili
kaymakamlık tarafından bir karar alınmadıkça, hiçbir köylünün yeniden yerleꢀmesi veya
geceyi geçirmesine müsaade edilmemekteydi.
(g)11 Eylül 2001 tarihinde Lice’deki askeri komutanlık tarafından Lice Kaymakamlığı’na
gönderilen yazı
55.Yazı, güvenlik güçlerinin Lice, Kulp ve Hani’de yapılan askeri operasyonlarda
karꢀılaꢀtıkları zorluklara iꢀaret etmekteydi. Bu tür operasyonlar esnasında, teröristleri, kırsal
bölgelerde dolaꢀan köylülerden ayırmanın zorluğunu izah etmekteydi. Yazı, yetkililerin
sorumluluk kabul etmeyeceği herhangi bir talihsiz olaydan kaçınmak için köylülere uyarıda
bulunulması tavsiyesinde bulunmaktaydı.
(h)Đnsan Hakları Vakfı’nın Yıllık Raporu (TĐHV)
56.Đnsan Hakları Vakfı, merkezi Ankara’da bulunan bir sivil toplum örgütüdür. 1993
yılı Raporu’na göre, 1990’dan 1993’e kadar, 913’ten fazla köy ve mezra boꢀaltılmıꢀtır. 1993
Raporu, köy boꢀaltmaların 1993’te hızlandığını ve sıklıkla sakinleri köy korucusu olarak
görev yapmayı reddeden köyleri hedef aldığını öne sürmüꢀtür.
57.TĐHV’nın 1994 raporu, Hükümet politikasının, boꢀaltmaların ve akabindeki
tahribatların PKK terörü, fakirlik ve doğal güçlerden kaynaklandığını iddia etmek olduğunu
ileri sürmüꢀtür. Aynı rapora göre, olağanüstü hale tabi her ilde yaklaꢀık 50 - 60 köy
yakılmıꢀtır.
58. 1995 Raporunda, 1995’te 400’den fazla köyün boꢀaltıldığı belirtilmiꢀtir. 1996
Raporuna göre, Olağanüstü Hal Bölge Valisi, bir defasında, toplam 918 köy ve 1767 mezranın
çeꢀitli sebeplerden dolayı boꢀaltıldığına değinmiꢀ, ancak boꢀaltmaların güvenlik güçlerince
yapıldığını hiç belirtmemiꢀtir.
59. 1997 ve 1998 Raporları, Hükümet’in köy boꢀaltma politikasını, 1990’lar boyunca
uygulanan sistematik bir “iç güvenlik operasyonu” olarak tanımlamıꢀtır.
(i) Đnsan Hakları Vakfı’nın yayınladığı “Yakılan/Boꢀaltılan Köyler ve Göç” isimli kitaptan
bölümler
60.Bölümler, ꢁubat 1990’dan Ocak 1999’a kadar yakılan ve/veya boꢀaltılan köylerin
kapsamlı bir listesini vermiꢀtir. Listeler, boꢀaltılmıꢀ ve yakılmıꢀ olmasından bahisle Suçıktı
Köyü’ne atıfta bulunmamıꢀtır.
61.Bölümler, Ülkede Gündem isimli günlük gazeteden alınmıꢀ makalelerden yola
çıkılarak yazılmıꢀ yazılar içermekteydi; bunlar köylerin boꢀaltılması ve bunun insanlar
üzerindeki olumsuz etkileri ile ilgiliydi. Makaleler, birçok köylünün, köylerinin güvenlik
güçlerince yakıldığına dair ꢀikayetlerle Devlet makamlarına dilekçeler sunduğunu
vurgulamıꢀtır.
62. Makaleler aynı zamanda Hükümet’in kamuya yaptığı ve köylerinden çıkarılan
köylülerin geri dönmelerine izin verildiği izlenimi veren açıklamaların güvenilir olmadığını
vurgulamıꢀtır. Köylülerin köylerine dönmeye iliꢀkin teꢀebbüslerinde fiilen engellenmiꢀlerdir.
(j) Doğu ve güneydoğu Anadolu’daki yerleꢀim birimlerinin boꢀaltılmasının ardından yerlerinden
çıkarılan insanların sorunlarını çözmek üzere alınması gereken önlemler hakkında Türkiye
Büyük Millet Meclisi Soruꢀturma Komisyonu’nun 14 Ocak 1998 tarihli raporu
63. Sözkonusu rapor, on meclis üyesinden oluꢀturulmuꢀ bir Soruꢀturma
Komisyonu’nca hazırlanmıꢀtır. Rapora göre, 1993 ve 1994 senelerinde 905 köy ve 2,923
mezra sakini, yaꢀadıkları yerden çıkarılarak ülkenin diğer bölümlerine yerleꢀmeye
zorlanmıꢀtır (sayfa 13). Suçıktı Köyü’nün bulunduğu Diyarbakır ilinde 90 köyden ve 225
mezradan çıkarılan kiꢀi sayısının 50,371 civarında olduğu hesaplanmıꢀtır (sayfa 12).
64. Rapor, eski Diyarbakır Valisi Doğan Hatipoğlu’nun bir ifadesini içermektedir.
Hatipoğlu, görevini ifa etmekte olduğu sırada, askeri makamlarca arasıra gerçekleꢀtirilen köy
boꢀaltmaların dikkatinden kaçmamıꢀ olduğunu açıklamıꢀtır. Nadiren de olsa köylerin
yakılması hususunda ꢀikayetler almıꢀ olduğunu belirtmiꢀtir. Tüm köylerin PKK tehdidi
nedeniyle boꢀaltılmıꢀ olduğunun iddia edilmesini kabul etmenin mümkün olmadığını
belirtmiꢀtir. Hükümet’in, yerlerinden çıkarılan kiꢀilerin sağlıklı ꢀekilde yeniden
yerleꢀtirilmeleri için gerekli önlemleri alamadığını ileri sürmüꢀtür.
65. Rapor aynı zamanda, 1995 senesinde Đnsan Hakları Vakfı Baꢀkanı Yavuz Önen
tarafından hazırlanan ve Soruꢀturma Komisyonu’na sunulan “Đnsan Hakları Raporu –
Türkiye”ye değinmektedir. Bu ikinci raporda bir bölüm, göçmenlere ve yerlerinden çıkarılan
köylülere ithaf edilmiꢀtir. 1995 senesinde, köylerin ve mezraların boꢀaltılması uygulamasının
çok yaygın olduğu ileri sürülmektedir. Köylerdeki birçok ev, yakıp yıkılmıꢀ veya oturulamaz
hale getirilmiꢀtir. Đnsanlardan yerlerinden ayrılmaya zorlanmıꢀtır ve köylerini terkedene dek
köylülere baskı yapılmıꢀtır. 1995 senesi baꢀlarında, sakinlerinin köy korucusu olmayı kabul
ettiği köyler dıꢀında oturulan köy ya da mezra bulunmamaktadır (sayfa 19).
66. Soruꢀturma Komisyonu raporunda ayrıca, 3 Haziran 1997 tarihinde boꢀaltılmıꢀ
köyler hususunda ꢁırnak milletvekili Salih Yıldırım tarafından Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nde yapılan konuꢀmaya değinilmektedir. Yıldırım, diğer hususlar meyanında köylerin
kendisine karꢀı duranların gözünü korkutmak için PKK tarafından ya da köyleri
koruyamamaları, köylülerin köy korucusu olmayı reddetmeleri veya PKK’ya yardım
ettiklerinden ꢀüphelenilmesi nedeniyle yetkili makamlar tarafından boꢀaltılmıꢀ olduğunu
belirtmiꢀtir (sayfa 20).
67. Sonuç olarak raporda, yerleꢀim birimleri sakinlerinin, daha önce yaꢀamakta
oldukları bölgeye yakın illere, kazalara veya merkez köylere – mezralardan ziyade –
yerleꢀtirilmeleri ve göçmenlere öncelik verilmek üzere, bölge sakinlerine iꢀ sahası sağlamak
amacıyla gerekli ekonomik tedbirlerin alınması tavsiye edilmiꢀtir.
(k) Suçıktı Köyü’nün, yıkılmıꢀ evleri gösteren fotoğrafları ve tapu senetlerinin nüshaları
68. 31 Mayıs 1999 ve 24 Mart 2000 tarihli mektuplarında baꢀvuran AĐHM’ye,
toprağın ortak olarak kendisine ve diğer Suçıktı köylülerine ait olduğunu gösteren tapu
senetlerinin örneklerini ve kendisinin ve diğer bazı köylülerin yakılmıꢀ evleri olarak
tanımladığı evlerin üç renkli fotoğrafını sunmuꢀtur. Baꢀvuranın evi ve sözkonusu fotoğrafların
tarihi belirlenememiꢀtir. Evinin, bu evlerden biri olduğuna dair bir kanıt bulunmamıꢀtır.
Resimdeki evlerin, gerçekten yakılmıꢀ mı yoksa yılların etkisi ile eskimiꢀ mi olduğunu
söylemek mümkün değildir. Baꢀvuran, sözkonusu harabiyetin nedeni hususunda bir bilirkiꢀi
görüꢀü sağlamamıꢀtır. Ayrıca, resimde bir grup zarar görmemiꢀ ev de görülmektedir.
2. Hükümet tarafından sunulan dokümanlar
(a) Kocayol’daki Bölge Jandarma Komutanlığı’ndan, Merkez Jandarma Karakolu’na gönderilen Haziran 1997 tarihli mektubun bir örneği
69. Kocayol Bölge Jandarma Komutanlığı, Merkez Jandarma Karakolu’na, devam
etmekte olan soruꢀturmaya dair ifade vermeleri için çok sayıda tanığın çağırılmasını öngören
bir mektup göndermiꢀtir.
(b) Jandarma tarafından baꢀvuranın iddialarına iliꢀkin yürütülen soruꢀturma hususundaki 5
Ağustos 1997 tarihli rapor
70. Sözkonusu rapor, Kocaköy’deki Bölge Jandarma Komutanlığı’ndan bir jandarma
yüzbaꢀınca hazırlanmıꢀtır. Yüzbaꢀının, baꢀvuranın 31 Mayıs 1997 tarihli iddialarına iliꢀkin
soruꢀturması sonucunda olay mahallindeki gözlemlerinin yanısıra köylülerin, subayların ve
itfaiye görevlilerinin tanık ifadelerini içermektedir.
71. 6 Haziran 1997 ve 5 Ağustos 1997 tarihleri arasında soruꢀturmadan sorumlu kiꢀi,
yakın köylerin sakinlerinin, muvazzaf subayların ve Kocaköy’de hizmet veren itfaiye
görevlilerinin de dahil olduğu toplam 14 görgü tanığının ifadelerini almıꢀtır.
72. Behçet Baꢀaran, ꢁeyhmuz Çakıꢀtır, Salih Yılmaz, Maaz Yalçınkaya, Ahmet Gezer,
Habip Ek, Hüseyin Buğdaycı, Kazım Buğdaycı, Abdulhaluk Ek ve Mehmet Yıldız, civar
köylerin sakinleridir. ꢁeyhmuz Çakıꢀtır, Ahmet Gezer, Habip Ek, Hüseyin Buğdaycı, Kazım
Buğdaycı ve Abdulhaluk Ek, Suçıktı köylülerinin, PKK tarafından uygulanan baskının artması
nedeniyle 1994 senesinde evlerini terketmiꢀ olduklarını belirtmiꢀtir. Behçet Baꢀaran, Salih
Yılmaz ve Maaz Yalçınkaya, 1994 senesi Eylül ayındaki yangını duyduklarında Suçıktı
Köyü’ne koꢀtuklarını belirtmiꢀtir. Đtfaiye görevlileri ve köy korucularının, yangını söndürmek
için ellerinden geleni yapmıꢀ olduklarını, hiçbir asker görmediklerini ya da yangını, askerlerin
veya köy korucularının baꢀlatmıꢀ olduklarına dair bir söylenti duymadıklarını belirtmiꢀlerdir.
Baꢀaran, Yılmaz, Yalçınkaya ve Gezer ayrıca, yangının buğday köklerinin yakılmasından
kaynaklandığına inandıklarını belirtmiꢀtir.
73. Mehmet Kaya ve Abdullah Efe, Kocaköy’de görev yapan itfaiyecilerdir.
Đfadelerinde, Belediye Baꢀkanlığı kendilerini yangından haber ettiğinde acilen Suçıktı
Köyü’ne gittiklerini belirtmiꢀlerdir. Tüm çabalara rağmen, yangının kontrolden çıktığını,
komꢀu köylerin bazı bölümleri ile Suçıktı Köyü’nü yaktığını ifade etmiꢀlerdir. Bölgede asker
bulunmaması ve köy korucularının, yangını söndürmek için en çok çabayı sarfetmiꢀ olmaları
nedeniyle jandarma ve köy korucularının yangını baꢀlatmıꢀ olamayacaklarını eklemiꢀlerdir.
74. Mustafa Kalfa ve Kazım Çelik jandarma subaylarıdır. Kendi ifadelerinde, tüm
jandarma operasyonlarının, günlük olarak bir deftere kaydedildiğini ancak, 22 Aralık 1995
tarihinde Suçıktı Köyü’nde bir operasyon düzenlendiğine dair bir kayıt olmadığını ileri
sürmüꢀlerdir. Çelik, köylülerin köyü çoktan terk etmiꢀ olması nedeniyle, jandarmaların Suçıktı
Köyü’ne gitmeleri için nedenleri olmadığını açıklamıꢀtır. Ayrıca, Suçıktı Köyü’nde bulunan
çoğu evin, kerpiçten yapılmıꢀ olduğunu ve bunun, yıllar geçtikçe uğradıkları harabiyeti
açıkladığını eklemiꢀlerdir.
75. Hüseyin Buğdaycı, Kazım Buğdaycı ve Abdulhaluk Ek, köy korucularıdır.
Köylülerin, PKK terörizmi nedeniyle 1994 senesinde köylerini terkettiklerini belirtmiꢀtir.
Komꢀu köylerde yaꢀayan herkesin, 1994 senesi Eylül ayındaki yangından ve yangının, Suçıktı
Köyü’ndeki evlere ne ölçüde zarar verdiğinden haberdar olduğunu belirtmiꢀlerdir. Ayrıca
baꢀvuranın, kendilerinin köy korucuları olarak adlarını kötüye çıkarmak adına doğru olmayan
iddialarda bulunduğunu açıklamıꢀlardır.
76. Sözkonusu ifadeler ıꢀığında soruꢀturmadan sorumlu kiꢀi, Suçıktı Köyü’ndeki
evlerin, anız yakılması nedeniyle Karaçimen’in Haran mezrasında baꢀlayan yangın sonucu Eylül ayında yanmıꢀ olduğu sonucuna varmıꢀtır.
77. Rapor ayrıca, baꢀvuranın Suçıktı’da bulunan harap olmuꢀ evinin fotoğraflarını da
içermektedir. Đncelemesi sonucu soruꢀturmadan sorumlu kiꢀi, baꢀvuranın evinin tahta
kısımları üzerinde yanma izleri olmadığını tespit etmiꢀtir. Dolayısıyla soruꢀturmacı, evin
yangına maruz kalmıꢀ olamayacağı sonucuna varmıꢀtır.
78. Soruꢀturmadan sorumlu kiꢀi ayrıca baꢀvuranın, bir miktar ürün karꢀılığı toprağını,
komꢀu bir köyden iki çiftçiye kiralamıꢀ olduğunu ve bu yolla toprağından ekonomik yarar
sağlamakta olduğunu tespit etmiꢀtir.
(c) Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi’nin 2 Aralık 1997 tarihli kararının örneği
79. 2 Aralık 1997 tarihli bir kararında Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi, Memurin
Muhakematı Komisyonu’nun “takipsizlik” kararını bozmuꢀtur. Mahkeme, baꢀvuranın
ifadesinin alınmıꢀ olması gerektiği sonucuna varmıꢀtır. Bu nedenle, soruꢀturma dosyasının
tamamlanmamıꢀ olduğu kanısındadır.
(d) Memurin Muhakematı Komisyonu’nun 8 Temmuz 1998 tarihli “yetkisizlik” kararının nüshası
80. Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi’nin, Memurin Muhakematı Komisyonu’nun
usul hukukuna iliꢀkin 3 Temmuz 1997 tarihli kararını hükümsüz kılması üzerine Memurin
Muhakematı Komisyonu, baꢀvuranın ifadesini alarak dava dosyasını tamamlamıꢀtır.
81. Baꢀvuran ifadesinde evinin, güvenlik güçleri ve köy korucuları tarafından yakıldığı
sırada Suçıktı Köyü’nde bulunmamakta olduğunu kabul etmiꢀtir. Olayı, Günalan Köyü sakini
olan Mahmut Gezer’den duyduğunu belirtmiꢀtir. Ancak, 8 Temmuz 1998 tarihli ifadesinde
Gezer, 1994 senesinde köyü terketmiꢀ olduğu için baꢀvuranı görmemiꢀ ya da iletiꢀim halinde
kalmamıꢀ olduğunu belirtmiꢀtir.
82. Kararda ayrıca, sözkonusu olay mahallinde çekilen fotoğrafların, baꢀvuranın evinin
doğal nedenlerle zarar görmüꢀ olduğunu ve yıllardır içerisinde oturulmadığını ortaya çıkardığı
açıklanmaktadır.
83. Sözkonusu bulgulara dayanan Memurin Muhakematı Komisyonu, suçlu oldukları
iddia edilen güvenlik güçleri ve köy korucuları aleyhinde cezai takibat baꢀlatılmaması
gerektiğine iliꢀkin önceki kararını yinelemiꢀtir.
(e) Memurin Muhakematı Komisyonu kararının, gazete ilanı yoluyla tebliğ edilmesi hususunda 8
Temmuz 1998 tarihli karar ve sözkonusu ilanın nüshası
84. Baꢀvuranın yerini tespit etme çabalarının baꢀarısızlığı üzerine Kocaköy
Kaymakamlığı, 7201 no.lu Tebligat Kanunu’nun 28. maddesi (et seq.) bağlamında Memurin
Muhakematı Komisyonu’nun 8 Temmuz 1998 tarihli kararını, ilan yoluyla baꢀvurana
bildirmeye karar vermiꢀtir.
85. Belirsiz bir tarihte, bildiri yerel bir gazetede yayınlanmıꢀtır.
(f) Jandarma subayları Yavuz Hüsem, Uğur Turan ve Suçıktı Muhtarı Muharrem Buğdaycı
tarafından hazırlanan 30 Temmuz 2003 tarihli soruꢀturma raporu
86. Sözkonusu rapor, baꢀvuranın evinin, uzun sürede içerisinde yaꢀanmaması
nedeniyle harap olduğuna iliꢀkin jandarma subaylarının tespitlerini içermektedir. Raporda
baꢀvuranın toprağını, ekmeleri için Emrihan ve Zeynar isimli iki köylüye kiralamıꢀ olduğu da
belirtilmektedir.
(g) Mehmet Kaya’nın 30 Temmuz 2003 tarihli ifadesi
87. 1994 senesi Eylül ayında Kaya, Kocayol’da itfaiyeci olarak görev yapmaktadır. Đꢀ
arkadaꢀı Abdullah Efe ile birlikte, Suçıktı ve civarında yangın baꢀladığı sırada görevde
bulunmaktadırlar. Kaymakamlıktan yangını haber alır almaz Suçıktı Köyü’ne gitmiꢀlerdir.
Kaya, Efe tarafından eꢀlik edildiği halde yangın söndürme aracını sürmektedir. Oraya
vardıklarında alevler tüm köyü kaplamıꢀtır. O sırada, köy korucuları yardıma gelmiꢀtir. Köyü
çevreleyen ateꢀi söndürmek mümkün olmamıꢀtır. Çok geçmeden suları bitmiꢀtir ve alevlerin,
Suçıktı Köyü ile civardaki ekili toprağı yakmasına engel olamamıꢀlardır. Kaya, olay
mahallinde hiçbir askeri araç ya da jandarma görmemiꢀ olduğunu belirtmiꢀtir. Köy
korucularının, yangını söndürmek için ellerinden geleni yaptıklarını da eklemiꢀtir.
(h) ꢁeyhmuz Çakıꢀtır’ın 30 Temmuz 2003 tarihli ifadesi
88. Çakıꢀtır, Kocayol’un Günalan Köyü’ndendir. Suçıktı sakinlerinin, PKK baskısı
nedeniyle köylerini terketmiꢀ olduklarını belirtmiꢀtir. Yangından haberdar olduğu zaman
kendisi ve köyünden diğer kiꢀiler, traktörlerle Suçıktı’ya gitmiꢀlerdir. Đtfaiyecilerin ve köy
korucularının, yangını söndürmelerine yardım etmiꢀlerdir. ꢁiddetli rüzgar nedeniyle yangın
hızla yayılmıꢀ ve Suçıktı Köyü ile komꢀu köyler olan Bozbağlar ve Günalan Köyleri’nin bazı
bölümlerinin yanmasına neden olmuꢀtur. Tanık, güvenlik güçleri ve köy korucularının
yangının baꢀlamasına neden olduklarına dair bir söylenti duymamıꢀtır. Köy korucularının,
yangını söndürmek için ellerinden geleni yaptıklarını belirtmiꢀtir. Ayrıca tanık yangının, anız
yakılması nedeniyle baꢀlamıꢀ olduğuna inandığını belirtmiꢀtir.
(i)
Behçet Baꢀaran’ın 30 Temmuz 2003 tarihli ifadesi
89. Baꢀaran, Suçıktı Köyü’nün Gültarla mezrasında yaꢀamaktadır. Hükümet’in diğer
görgü tanıkları gibi, yangından haberdar olduğu zaman acilen Suçıktı Köyü’ne gitmiꢀtir.
Đtfaiyeciler ve köy korucuları, ꢀiddetli rüzgar nedeniyle hızla yayılan yangını söndürmek için
ellerinden geleni yapmıꢀlardır. Tanık, güvenlik güçleri ve köy korucularının yangının
baꢀlamasına neden olduklarına dair bir söylenti duymamıꢀtır.
(j) Mevlüt Ek ve Necati Ek’in 1 Ekim 2003 tarihli ifadeleri
90. Tanıklar, Suçıktı’nın Geyiksırtı mezrasında yaꢀamakta olan erkek kardeꢀlerdir.
Đfadelerinde, baꢀvuranın sözkonusu baꢀvurunun esasına iliꢀkin iddialarının doğru olmadığını
belirtmiꢀlerdir. Baꢀvuranın, diğer Suçıktı sakinleri ile birlikte, 1993 veya 1994 senesinde
köyünü PKK baskısı nedeniyle terketmiꢀ olduğunu açıklamıꢀlardır. Baꢀvuranın, geçmiꢀte de
doğru olmayan iddialarda bulunmuꢀ olduğunu belirtmiꢀlerdir. Suçıktı Köyü’nde veya
Geyiksırtı mezrasında kimsenin evine el konulmadığını ve köylülerin topraklarını özgürce
ekebildiklerini belirtmiꢀlerdir.
(k) Hüseyin Buğdaycı’nın 1 Ekim 2003 tarihli ifadesi
91. Buğdaycı, sözkonusu tarihte Kocayol Đlçesi’ndeki köy korucularının baꢀkanıydı ve
Suçıktı’nın Geyiksırtı mezrasında ikamet etmekteydi. Suçıktı köylülerinin köylerini, PKK
baskısı sonucu 1994 senesinde terkettiklerini ve baꢀvuranın, Diyarbakır’a taꢀınmayı tercih
ettiğini belirtmiꢀtir. Baꢀvuranın toprağının, Karaçimen Köyü’nden Zeynel Nifak ve Yemlihan
Fahrioğlu isimli iki köylü tarafından ekilmiꢀ olduğunu belirtmiꢀtir. Dolayısıyla baꢀvuranın
toprağından ekonomik yönde yararlanması ya da toprağına ulaꢀması engellenmemiꢀtir.
(l) Zeynar Nifak ve Yemlihan Fahrioğlu’nun 2 Ekim 2003 tarihli ifadeleri
92. Tanıklar, Diyarbakır’daki Karaçimen Köyü’nün Çıkınılı mezrasında yaꢀamaktadır.
Yıllardır baꢀvuranın köyünde hayvancılıkla uğraꢀmaktadırlar. Suçıktı köylülerinin evlerini senesinde terkettiklerini ve komꢀu ilçe ve illere taꢀındıklarını belirtmiꢀlerdir. Köydeki
arazilerin bir süre ekilmeden bırakıldıklarını ancak 1996 senesinden itibaren Nuri Kurt
dıꢀındaki köylülerin çiftçiliğe devam ettiklerini belirtmiꢀlerdir. Baꢀvuranın toprağında hiçbir
faaliyette bulunulmadığını gören baꢀvuranlar, bir miktar ürün karꢀılığında toprağını ekip
biçmeyi teklif etmiꢀlerdir. Tanıklar baꢀvuranla sözlü olarak anlaꢀma yapmıꢀtır ve 2002
senesinden bu yana toprağını ekip biçmektedirler.
93. Tanıklar, Devlet güvenlik güçlerinin ve köy korucularının, kendilerine hiçbir
ꢀekilde baskı uygulamadıklarını veya baꢀvuranın toprağını ekip biçmelerine engel
olmadıklarını belirtmiꢀtir.
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMASI
94. Đlgili iç hukukun tam bir tanımı, Yöyler/Türkiye’de (no. 26973/95, §§ 37-49, 24
Temmuz 2003) ve Matyar/Türkiye’de (no. 23423/94, §§ 93-106, 21 ꢁubat 2002) bulunabilir.
HUKUK
I.
AĐHS’NĐN 8. MADDESĐ ĐLE 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN
ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
95. Baꢀvuran, evinin Devlet güvenlik güçlerince kasıtlı olarak yakılmasının ve Türk
yetkili makamlarının, köyüne dönmesine engel olmalarının, AĐHS’nin ilgili kısmı aꢀağıda
kaydedilen 8. maddesi ile 1 No.lu Protokol’ün ilgili kısmı aꢀağıda kaydedilen 1. maddesi’nin
ihlaline neden olduğunu ileri sürmüꢀtür:
8. Madde
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleꢀmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti,
ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç iꢀlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın
veya baꢀkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde
ve yasayla öngörülmüꢀ olmak koꢀuluyla söz konusu olabilir.” No.lu Protokol’ün 1. maddesi
“Her gerçek ve tüzel kiꢀinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.
Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koꢀullara ve uluslararası hukukun
genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek
veya vergilerin ya da baꢀka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri
yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
96. Baꢀvuran, kendisi ve köyünden kiꢀilerin, Devlet güvenlik güçlerince yayınlanan
tehditleri müteakiben Suçıktı Köyü’ndeki evlerini terketmeye zorlandıklarını ve Devlet
güvenlik güçleri ile köy korucularının, birlikte hareket ederek, köydeki birtakım evleriyle
beraber kendi evini de kasıtlı olarak yakıp yıktıklarını ileri sürmüꢀtür. Ayrıca bölgedeki
jandarmaların, kendisinin Suçıktı’daki mülkiyetine ulaꢀmasına izin vermediklerini iddia
etmiꢀtir. Bu bağlamda baꢀvuran, tanıkların ifadelerine ve Türkiye’nin güney-doğu
bölgesindeki köylerin boꢀaltılması ve yakılıp yıkılmasına iliꢀkin bir grup rapordaki bulguya
değinmiꢀtir (bkz. paragraflar 42-51 ve 56-69). Baꢀvuran, Hükümet’in görgü tanıkları Behçet
Baꢀaran, Abdullah Efe, Necati Ek, Mevlut Ek ve muhtar, Muharrem Buğdaycı’nın, kendi
evini yakıp yıkan köy korucularına dahil olmaları nedeniyle doğruyu söylemediklerini ileri
sürmüꢀtür (bkz. paragraflar 87-91). Ayrıca, Hükümet’in iddialarını yazılı ifadelerine
dayandırmıꢀ olduğu Zeynar Nifak ve Yemlihan Fahrioğlu okuma yazma bilmemektedir ve
kendilerinin ifadeleri olduğu iddia edilen ifadeleri içeren dokümanın içeriğinden haberdar
değillerdir (bkz. paragraflar 50-51 ve 92-93).
97. Hükümet, baꢀvuranın iddialarına itiraz etmiꢀtir ve güvenlik güçleri ya da köy
korucularının, baꢀvuranın evini yaktıklarına veya Suçıktı sakinlerini, zorla köylerini
boꢀaltmaya zorladıklarına dair bir sonuca varmak için kanıt olmadığını belirtmiꢀtir.
Baꢀvuranın ve diğer köylülerin, Suçıktı Köyü’nü PKK tarafından sürekli uygulanan baskılar
ve tehditler sonucu terketmiꢀ olduklarını ileri sürmüꢀtür. Soruꢀturmadan sorumlu makamların
tespit ettiklerine değinen Hükümet, Suçıktı’daki bazı evlerin, 1994 senesinde komꢀu bir köyde
anız yakılması sonucu çıkan yangında yanmıꢀ olduğunu, ancak baꢀvuranın evinin hiçbir
zaman yanmadığını ileri sürmüꢀtür (bkz. paragraflar 70-78). Ayrıca baꢀvuranın, mülkiyetine
eriꢀime izin verilmediği ve bir miktar ürün karꢀılığı toprağını, komꢀu bir köyden iki köylüye
kiraladığı yönündeki iddiaları reddetmiꢀlerdir (bkz. paragraf 78).
98. AĐHM, sözkonusu olaya neden olan olayların gerçek nedeni hususunda bir itilafla
karꢀı karꢀıya kalmıꢀtır. Dolayısıyla, sözkonusu olayların meydana geldiği sırada bölgede
hüküm süren genel durumu gözönünde bulundurmak durumundadır. Bu bağlamda, sözkonusu
tarihte, Türkiye’nin olağanüstü hal bölgesinde güvenlik güçleri ile PKK mensupları arasında
ꢀiddetli çatıꢀmaların meydana geldiğini gözlemlemiꢀtir. Tarafların eylemlerinden kaynaklanan
ikiye katlanmıꢀ bu ꢀiddet, birçok insanı evlerinden kaçmaya zorlamıꢀtır. Ancak yerel
makamlar, bölgedeki nüfusun güvenliğini sağlamak için bir grup yerleꢀim birini boꢀaltmıꢀtır
(Doğan ve Diğerleri/Türkiye, no. 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02, § 142, ECHR
2004-… (özetler)). Ancak AĐHM, benzer birçok davada, güvenlik güçlerinin, belirli
baꢀvuranların evleri ve mallarına kasıtlı olarak zarar vermiꢀ olduğunu ve bu ꢀekilde, onları
Türkiye’nin olağanüstü hal bölgesindeki evlerinden ayrılmak durumunda bıraktıklarını tespit
etmiꢀtir (16 Eylül 1996 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1996-IV, Selçuk ve
Asker/Türkiye, 24 Nisan 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-II, Menteꢀ ve Diğerleri/Türkiye, 28
Kasım 1997 tarihli karar, Raporlar1997-VIII, Bilgin/Türkiye, no. 23819/94, 16 Kasım 2000,
ve Dulaꢀ/Türkiye, no. 25801/94, 30 Ocak 2001).
99. Durum böyle olunca, hem Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’nun hem de
AĐHM’nin daha önce, Devlet güvenlik güçlerinin mülkiyetin haksız tahribinin failleri
oldukları iddia edildiği Türkiye’deki benzer davalarda delil tespiti görevlerine giriꢀtikleri
belirtilmelidir (bkz., diğer birçok kararın yanı sıra, yukarıda anılan Akdivar ve Diğerleri ve
Yöyler; Đpek – Türkiye, no. 25760/94, AĐHM 2004-…(alıntılar)). O davalarda, AĐHS
kurumlarını böyle bir uygulamaya baꢀvurmaya iten temel sebep, etkili bir yerel soruꢀturmanın
yokluğunda delileri tespit edememiꢀ olmalarıdır.
100. Tanıklar çağırarak kendi delil tespiti uygulamasına giriꢀme yoluyla bu davanın
delillerini tespit etme giriꢀiminde bulunamamak AĐHM için bir üzüntü konusudur. Ancak,
AĐHM, böyle bir uygulamanın davanın gerçek olaylarını ortaya koyabilecek yeterli delil
sağlamayacağını değerlendirir, zira önemli bir sürecin geçmesi, sözkonusu davada bu süre
neredeyse on bir yıldır, ifade vermeleri için tanıkları bulmayı daha güç kılar ve bir tanığın
olayları detaylı ve doğru olarak hatırlama kapasitesini düꢀürür (bkz., yukarıda anılan, Đpek §
116). Dolayısıyla, AĐHM, taraflarca sunulan mevcut delillere dayanarak karara varmalıdır
(bkz. Pardo – Fransa, 20 Eylül 1993 tarihli karar, Seri A no. 261-B, s. 31, § 28, Çaçan –
Türkiye kararında anılan, no. 33646/96, § 61, 26 Ekim 2004). Ancak, taraflarca sağlanan
yazılı belgelerin, özellikle yazılı ifadelerin, sorgulamada ve çapraz sorgulamada test
edilmediği ve dolayısıyla bu davada ulaꢀılacak herhangi bir sonuç için olası bir yanıltıcı temel
oluꢀturabileceği gerçeğine dikkat etmelidir.
101. Daha önce kaydedildiği gibi ve ilgili zamanda Türkiye’nin güneydoğusundaki
köylerin boꢀaltılması ve yıkımına iliꢀkin bağımsız raporları göz önünde tutarak (bkz. yukarıda
56-67 ve 98. paragraflar), baꢀvuranın, köyünden zorla tahliye edilmiꢀ ve evinin Devlet
güvenlik güçleri tarafından yakılmıꢀ olduğu ꢀeklindeki iddiaları ilk bakıꢀta haksız olduğu
gerekçesiyle elenemez. Ancak, AĐHM için, AĐHS’nin amaçlarına uygun, delillerle ilgili
gerekli ispat ölçütü “suçun kesin olarak veya her türlü makul ꢀüpheden uzak olarak
kanıtlanmıꢀ olması” ölçütüdür ve böyle bir ispat yeterli derecede kuvvetli, açık ve uygun
sonuçların veya benzer çürütülmemiꢀ fiili karinelerin bir arada var olmasına bağlı olabilir
(bkz. Đrlanda – Đngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, Seri A no. 25, s. 65, § 161).
102. Bu bağlamda, AĐHM, baꢀvuranın, köy korucuları veya güvenlik güçleri tarafından
evinin yakılmasına iliꢀkin herhangi bir görgü tanığı ifadesi sunmadığını kaydeder. Ayrıca,
iddia edilen olaylarda yer alan askerlerin kimliğine iliꢀkin, örneğin bir alay gibi, herhangi bir
detay da vermemiꢀtir. Baꢀvuranın, Hükümet tarafından sunulan Zeynar Nifak ve Yemlihan
Fahrioğlu’nun ifadelerini çürütebilecek tanık ifadeleri sunduğu doğruyken (bkz. yukarıda 50- ve 92-93. paragraflar), öte yandan, Behçet Baꢀaran, Abdullah Efe, Necati Ek, Mevlut Ek ve
Muharrem Buğdaycı’nın evinin yıkımında yer aldığı iddiasına iliꢀkin herhangi bir delil
göstermemiꢀ ve dolayısıyla onların ifadelerini çürütememiꢀtir.
103. Ayrıca, baꢀvuran tarafından sunulan tanık ifadeleri, soruꢀturmacının, Suçıktı’daki
bazı evlerin, komꢀu bir köyde ekinin dibinin yanmasından çıkan bir yangının sonucunda
yanmıꢀ olduğu ꢀeklindeki tespitlerini doğrular, ancak, bu ifadeler, baꢀvuranın evinin ve
köydeki diğer evlerin köy korucuları veya güvenlik güçleri tarafından yakıldığı iddiasına
yeterli desteği sağlamaz (bkz. yukarıda 42-49. paragraflar). Bu bağlamda, Eylül 1994’te
yangından altı veya yedi ay önce köyü terk etmiꢀ oldukları ve evlerin yandığını komꢀu
köylerdeki yakınlarından 22 Aralık 1995 tarihinde duymuꢀ oldukları ꢀeklindeki itirafları
karꢀısında (bkz. yukarıda 48. paragraf), Masum Tosin, Hasan Kaya ve Mevlude Uçar
tarafından verilen ifadelerin, kiꢀisel bilgi veya görgüye dayanmayıp baꢀkasından iꢀitilen
hususların tekraren beyanından ibaret ifadeler olduğu belirtilmelidir.
104. Ayrıca, AĐHM, baꢀvuran tarafından gösterilen fotoğraflara dayanarak, orada
gösterilen evlerin yanmıꢀ mı yoksa, zamanla doğal bozulma gibi, baꢀka sebeplerden sadece
yıkılmıꢀ mı olduğunu belirleyememektedir (bkz. yukarıda 68. paragraf). Bu resimleri
gözönünde tutarak, evlerin kalıntılarının yangına maruz kalmıꢀ olduklarına dair herhangi bir iz
taꢀıyıp taꢀımadıklarını söylemek mümkün değildir. Bu hususta, baꢀvuranın, böyle bir yıkımın
niteliğine dair herhangi bir uzman görüꢀü sunmadığı kayda değerdir. Dolayısıyla, inꢀaatlarında
kullanılan ana maddenin kerpiç olmasından dolayı, bu evlerin doğal afetler sebebiyle harabe
haline dönmüꢀ olması fikri göz ardı edilemez (bkz. yukarıda 74. paragraf).
105. Yukarıda belirtilenlerin ıꢀığında ve iddia edilen olaya dair herhangi bağımsız bir
görgü tanığı beyanının yokluğunda, AĐHM, baꢀvuranın evinin iddia edildiği gibi Devlet
güvenlik güçleri tarafından yakıldığının veya yıkıldığının gerekli ispat ölçütüne göre
ispatlanmıꢀ olmadığına karar verir.
106. Baꢀvuranın zorla tahliye edildiği iddiası ve köyüne geri dönememesi hususunda,
AĐHM, baꢀvuranın, Aralık 1994’te köyünden zorla tahliye edildiği iddiasına iliꢀkin
Cumhuriyet Savcısı’na ꢀikayette bulunmak için 2 ꢁubat 1996 tarihine kadar beklediğini
gözlemler. Köyü terk ettikten sonra tamamen pasif kalması hatasına dair bir açıklama
getirmemiꢀtir. Ayrıca, yetkililer tarafından köyüne giriꢀinin reddedilmesine iliꢀkin iddiasını
kanıtlayacak herhangi bir bilgi veya delil sunmamıꢀtır. Özellikle, Suçıktı’ya veya mülkünün
kullanımına eriꢀiminin ne zaman ve kim tarafından engellendiğini açıklamamıꢀtır. AĐHM,
dolayısıyla, baꢀvuranın, Devlet güvenlik güçleri tarafından köyünü terk etmeye zorlandığı ve
köyüne giriꢀinin reddedildiği iddiasını da doğrulayamadığını değerlendirir.
107. Bu zemin üzerinde, AĐHM, AĐHS’nin 8. maddesinin veya 1 No.’lu Protokol’ün 1.
maddesinin ihlal edilmediğine karar verir.
II. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
108. Baꢀvuran, güvenlik güçleri tarafından evinin yıkımına itiraz etmesini sağlayacak
etkili bir hukuk yolunun ve bununla birlikte medeni haklarını korumak için mahkemeye
eriꢀiminin reddedilmiꢀ olduğundan ꢀikayetçi olmuꢀtur. AĐHS’nin 6 § 1 ve 13. maddesine
istinat etmiꢀtir. AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ilgili kısmı ꢀöyledir:
“Herkes, … medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar … konusunda karar verecek olan,
… [bir] mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun … olarak görülmesini istemek
hakkına sahiptir.”
ve AĐHS’nin 13. maddesi ꢀöyledir:
“Bu Sözleꢀme’de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev
yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal bir makama etkili bir
baꢀvuru yapabilme hakkına sahiptir.”
A. AĐHS’nin 6 § 1 maddesi
109. Baꢀvuran, yetkililerin, iddialarına yönelik etkili bir soruꢀturma yürütmemeleri
dolayısıyla medeni haklarını korumak için bir mahkemeye eriꢀim hakkının reddedilmiꢀ
olduğunu ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranın görüꢀüne göre, böyle bir soruꢀturma olmadan, hukuki
yargılamada tazminat alma ꢀansı olmazdı.
110. Hükümet, baꢀvuranın, yerel hukukta mevcut olan hukuk yollarını izlememiꢀ
olduğunu ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran hukuk davası açmıꢀ olsaydı, mahkemeye etkili eriꢀimden
yararlanırdı.
111. AĐHM, baꢀvuranın, 12 Haziran 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında belirtilen
gerekçeler dolayısıyla hukuk mahkemelerinde dava açmadığını kaydeder. Dolayısıyla,
baꢀvuranın iꢀlemleri baꢀlatmıꢀ olduğu durumda, ulusal mahkemelerin baꢀvuranın iddiaları
hakkında karar vermiꢀ olup olamayacağını belirlemek mümkün değildir. AĐHM’nin görüꢀüne
göre, baꢀvuranın ꢀikayetleri temelde, güvenlik güçleri tarafından aile evinin ve mülkünün kasti
yıkımına yönelik etkili bir soruꢀturma olmamasına iliꢀkindir. Dolayısıyla, AĐHM, bu ꢀikayeti,
AĐHS’nin ihlal edildiği iddialarına yönelik etkili bir hukuk yolu sağlamak için Devlet’lere
daha genel bir yükümlülük yükleyen, 13. madde açısından inceleyecektir (bkz., yukarıda
anılan, Selçuk ve Asker § 92).
112. AĐHM, dolayısıyla, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğini tespit
etmenin gereksiz olduğuna karar verir.
B. AĐHS’nin 13. maddesi
113. Baꢀvuran, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca, AĐHS ꢀikayetlerine iliꢀkin mevcut
etkili bir hukuk yolunun olmadığından ꢀikayetçi olmuꢀtur.
114. Hükümet, soruꢀturmada bir kusur olmamıꢀ olduğunu ve yetkililerin baꢀvuranın
iddialarına yönelik etkili bir soruꢀturma yürütmüꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür.
115. AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, AĐHS hakları ve özgürlüklerinin esasını
yürürlüğe koyacak bir hukuk yolunun ulusal düzeyde eriꢀilebilirliğini, yerel yasal düzende her
ne ꢀekilde sağlanabilirse sağlansın, güvence altına aldığını yineler. 13. maddenin amacı,
dolayısıyla, AĐHS uyarınca “savunulabilir bir ꢀikayet”in esasının çaresine bakabilecek ve
yerinde bir telafi sağlayabilecek iç hukuk yolu hükmünü ꢀart koꢀmaktır, bununla beraber,
Sözleꢀme’ye taraf olan Devlet’lere bu hüküm uyarınca AĐHS yükümlülüklerine uyma
ꢀekillerine iliꢀkin bir miktar takdir hakkı tanınmaktadır. 13. madde uyarınca yükümlülüğün
kapsamı, baꢀvuranın AĐHS uyarınca yaptığı ꢀikayetin niteliğine bağlı olarak değiꢀir. Bununla
beraber, 13. madde tarafından ꢀart koꢀulan hukuk yolu uygulama ile birlikte usulde de “etkili”
olmalıdır, özellikle, hukuk yolunun uygulanması, sorumlu Devlet’in yetkililerinin fiiliyatları
veya ihmalleri tarafından haksız olarak engellenmemelidir (bkz., her ikisi de yukarıda anılan,
Dulaꢀ ve Yöyler, sırasıyla §§ 65 ve 87).
116. AĐHM, bu davada toplanan delillere dayanarak, baꢀvuranın evinin iddia edildiği
gibi Devlet güvenlik güçleri tarafından yıkıldığının gerekli ispat ölçütüne göre ispatlanmıꢀ
olmadığına karar verdiğini anımsar (bkz. yukarıda 95-107. paragraflar). Ancak, bu, 13.
maddenin maksatları açısından, baꢀvuranın ꢀikayetlerinin, AĐHM’nin korumasının kapsamı
dıꢀına çıktığı anlamına gelmez (bkz. D.P. ve J.C. – Đngiltere, no. 38719/97, 10 Ekim 2002, §
136). Bu ꢀikayetler, temelsiz olarak kabuledilmez ilan edilmemiꢀlerdir ve dolayısıyla esasların
incelenmesini gerektirmiꢀlerdir. Ayrıca, 12 Haziran 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında,
AĐHM, ꢀikayetlerine yönelik tam ve etkili bir soruꢀturmanın olmaması sebebiyle baꢀvuranın iç
hukukta baꢀka hukuk yolu izlemekten muaf tutulduğu kararını daha önce vermiꢀtir.
117. Bunun üzerine, AĐHM, olduğu gibi yorumlanan 13. maddenin ꢀartlarına rağmen,
baꢀka bir hükmün gerçek bir ihlalinin var olmasının maddenin uygulanması için ꢀart
oluꢀturmadığını yineler (Boyle ve Rice – Đngiltere, 27 Nisan 1988 tarihli karar, Seri A no. 131,
§ 52). Dolayısıyla, kabuledilebilirlik kararındaki tespitlerini ve baꢀvuranın iddialarının ilk
bakıꢀta haksız olduğu gerekçesiyle elenemeyeceği kararını (bkz. yukarıda 101. paragraf) göz
önünde tutarak, AĐHM, baꢀvuranın ꢀikayetlerinin AĐHS’nin 13. maddesinin maksatları
açısından AĐHS ihlallerine dair savunulabilecek iddialar ortaya koyduğunu değerlendirir (bkz.,
mutatis mutandis, AĐHS’nin 6. maddesinin uygulanabilirliği tehlikede olduğu sürece,
Mennitto – Đtalya [BD], no. 33804/96, § 27, AĐHM 2000-X).
118. Davanın özel ꢀartları konusunda, AĐHM, baꢀvuranın yetkililere bulunduğu cezai
ꢀikayetten sonra, Kocaköy Đdare Kurulu’na bağlı Memurun Muhakematı Komisyonu
tarafından soruꢀturmacı olarak atanan bir jandarma subayı tarafından soruꢀturma
yürütüldüğünü kaydeder (bkz. yukarıda 35. paragraf). Jandarma Yüzbaꢀı, olay yeri incelemesi
yürütmüꢀ, yakın köylerde oturanlar, jandarmalar ve itfaiyeciler de dahil toplam on dört
tanıktan ifadeler almıꢀ ve baꢀvuranın iddialarının temelsiz olduğuna karar vermiꢀtir (bkz.
yukarıda 70-78. paragraflar). Jandarma Yüzbaꢀı’nın tespitleri ve kararına istinat, Đdare Kurulu,
güvenlik güçleri ve köy korucuları aleyhine iꢀlem baꢀlatılmaması gerektiğine karar vermiꢀtir.
119. Ancak, AĐHM, yetkililer tarafından yürütülen soruꢀturmada ciddi kusurlar
olduğunu kaydeder. Bu bağlamda, soruꢀturmacı makamların, baꢀvuranın cezai ꢀikayetini
almıꢀ olduktan bir buçuk yıl sonra olay yerini ziyaret ettiklerini belirtir (bkz. yukarıda 32 ve
35. paragraflar). Soruꢀturmadan sorumlu jandarma subayı, baꢀvuranın köyünün sakinlerinden
ifade almak için bir giriꢀimde bulunmamıꢀtır. Jandarmalar, itfaiyeciler ve komꢀu köylerden
hepsi köy korucusu gibi görünen kiꢀilerin ifadelerine dayanmayı yeterli bulmuꢀtur. Ayrıca,
tanıklardan bazıları, kendilerinden içeriğinin farkında olmadan bazı belgeleri imzalamalarının
talep edildiğini iddia ederek, jandarma Yüzbaꢀı tarafından alınan ifadelerinin içeriğini ve
doğruluğunu reddetmiꢀlerdir (bkz. yukarıda 50 ve 51. paragraflar). Bu bağlamda, AĐHM, daha
önce, benzer bir Türkiye davasında, jandarma yetkilileri tarafından yürütülen, tanıklara boꢀ
kağıtlar imzalatılıp daha sonra bu kağıtların kendileri tarafından doldurulduğu uygulamayı
saptamıꢀ olduğunu anımsar (bkz., yukarıda anılan, Yöyler § 57). O nedenle, AĐHM, o
tanıklardan alınan ifadelerin – soruꢀturmacı makamlar tarafından düzenlenmiꢀ izlenimi
vererek - basmakalıp nitelikte olduğunu ve dolayısıyla onlara önem verilemeyeceğini
gözlemlemiꢀtir (ibid., §§ 57 ve 91). Aynı ꢀekilde, sözkonusu davada, bazı tanıkların böyle
ifadeler verdiklerini reddetmeleri sebebiyle, AĐHM’nin, jandarma Yüzbaꢀı tarafından
yürütülen soruꢀturmanın güvenilirliği hakkında ciddi ꢀüpheleri vardır. Özellikle, bu
uygulamanın, AĐHS’nin 13. maddesinin gerektirdiği soruꢀturma kavramıyla bağdaꢀmadığını
değerlendirir.
120. AĐHM, bazı davalarda, yerel idare kurulları tarafından yürütülen soruꢀturmaların
bağımsız sayılamayacağı kararını daha önce vermiꢀtir, zira, bunlar, hiyerarꢀik olarak valiye
bağlı olan memurlardan oluꢀmaktadır ve yetki sahibi subay, soruꢀturmaya tabi olan güvenlik
güçlerine bağlıdır (bkz. Güleç – Türkiye, no. 21593/93, § 80, Reports 1998-IV; her ikisi de
yukarıda anılan, Yöyler ve Đpek, sırasıyla §§ 93 ve 207). Bir jandarma subayının,
jandarmaların mülk yıkımının failleri oldukları iddia edildiği bir davada soruꢀturmacı olarak
görev yapması ve soruꢀturmasının güvenilirliği hakkındaki ciddi ꢀüpheler, AĐHM’nin bu
davada farklı bir karar vermesine müsaade etmez.
121. Bu ꢀartlarda, baꢀvuranın, Suçıktı’daki evinin yıkımına dair iddialarına yönelik
olarak, yetkililerin tam ve etkili bir soruꢀturma yürüttükleri söylenemez
122. Dolayısıyla, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 6, 8 VE 13. MADDELERĐ VE 1 NO.’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ
ĐLE BĐRLĐKTE ELE ALINAN, AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI
123. Baꢀvuran, AĐHS’nin 6, 8 ve 13. maddeleri ve 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi ile
birlikte ele alınan, AĐHS’nin 14. maddesine aykırı olarak, Kürt kökeni nedeniyle ayrıma
maruz kalmıꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür. 14. madde ꢀöyledir:
“Bu Sözlesmede taninan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, irk, renk, dil,
din, siyasal veya diger kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azinliga
mensupluk, servet, dogum veya herhangi baska bir durum bakimindan hiçbir ayirimcilik
yapilmadan saglanir.”
124. Baꢀvuran, aile evinin ve mülkiyetinin yıkımının, Kürt kökeninden ötürü ayrım
teꢀkil eden resmi politikanın sonucu olduğunu ileri sürmüꢀtür.
125. AĐHM, baꢀvuranın iddiasını kendisine sunulan delillerin ıꢀığında incelemiꢀ ancak
asılsız olduğunu değerlendirmiꢀtir. Dolayısıyla, AĐHS’nin 14. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.
IV. AVRUPA ĐNSAN HAKLARI SÖZLEꢁMESĐ’NĐN 41. MADDESĐNĐN
UYGULANMASI
126. AĐHS’nin 41. maddesi ꢀöyledir:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Maddi tazminat
127. Baꢀvuran, evinin yıkımının ve 1999 yılından bu yana toprağını iꢀleyememesinin
sonucu olarak kendisi tarafından maruz kalınan maddi zarar karꢀılığında 84.837 Euro talep
etmiꢀtir.
128. Hükümet, AĐHS ihlal edilmemiꢀ olduğu için baꢀvurana adil tazmin ödenmemesi
gerektiğini iddia etmiꢀtir. Hükümet, alternatif olarak, AĐHM’nin, AĐHS’nin herhangi bir
hükmünün ihlalini tespit ettiği takdirde, baꢀvuran tarafından talep edilen miktarların
düꢀündürücü olduğunu ve bölgenin ekonomik gerçeklerini yansıtmadığını iddia etmiꢀtir.
Ayrıca, baꢀvuranın köyüne dönüꢀüne ve toprağını iꢀlemesine bir engel olmadığını
kaydetmiꢀtir.
129. AĐHM, baꢀvuran tarafından talep edilen tazminat ve AĐHS ihlali arasında bir
sebep sonuç iliꢀkisi olması gerektiğini ve bunun, uygun bir davada, kazanç kaybına iliꢀkin
tazminatı kapsayabileceğini yineler (bkz., diğerlerinin yanı sıra, Barberà, Messegué ve
Jabardo – Đspanya (50. madde), 13 Haziran 1994 tarihli karar, Seri A no. 285-C, ss. 57-58, §§
16-20). Ancak, AĐHM, sözkonusu davada, baꢀvuranın evinin Devlet güvenlik güçleri
tarafından yakıldığı veya yıkıldığının veya mülkiyetine eriꢀiminin reddedildiğinin, gerekli
ispat ölçütüne göre ispatlanmadığını anımsar (bkz. yukarıda 105-107. paragraflar).
Dolayısıyla, AĐHS ihlali oluꢀturduğuna karar verilen konu – etkili bir soruꢀturmanın olmaması
– ve baꢀvuran tarafından iddia edilen maddi tazminat arasında bir sebep sonuç iliꢀkisi yoktur.
Dolayısıyla, baꢀvuranın bu baꢀlık altındaki talebini reddeder.
B. Manevi tazminat
130. Baꢀvuran 10.000 Euro manevi tazminat talep etmiꢀtir. Bu hususta, Suçıktı’daki
toprağını iꢀleyememesi ve evinin yıkımı dolayısıyla maruz kalmıꢀ olduğu acı ve yoksulluğa
atıfta bulunmuꢀtur.
131. Hükümet, bu miktarın haddinden fazla ve haksız olduğunu ileri sürmüꢀtür.
132. AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesine aykırı olarak, ulusal makamların, baꢀvuranın
ꢀikayetlerine yönelik etkili ve tam bir soruꢀturma yürütmemiꢀ olduklarına karar vermiꢀtir
(bkz. yukarıda 121-122. paragraflar). Dolayısıyla, manevi tazminat ödenmesine karar
verilmelidir. Ancak, baꢀvuran tarafından talep edilen miktar haddinden fazladır. Đddiaların
ciddiyetini hesaba katarak ve eꢀitlik temeline dayalı karar vererek, AĐHM, baꢀvurana, ödeme
gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na dönüꢀtürülmek üzere 4.000 Euro
tazminat ödenmesine karar verir.
C. Mahkeme masrafları
133. Baꢀvuran, Sözleꢀme Kurumları’nda davasının hazırlanması ve sunumundaki ücret
ve masraflar karꢀılığı toplam 3.000 Euro talep etmiꢀtir. Bu miktar, avukatlarının ücret ve
masraflarını kapsar (20 saatlik adli çalıꢀma).
134. Hükümet, bu talebin haddinden fazla ve asılsız olduğunu ileri sürmüꢀtür. Đddiasını
kanıtlamak için baꢀvuran tarafından bir fatura veya herhangi baꢀka bir belgenin sunulmamıꢀ
olduğunu iddia etmiꢀtir.
135. AĐHM, baꢀvuranın AĐHS uyarınca olan ꢀikayetlerini ispatlamakta sadece kısmen
baꢀarılı olduğunu belirtir. Ancak, bu dava, ayrıntılı inceleme gerektiren, karmaꢀık hukuki ve
olgusal konular içermektedir. Bunun üzerine, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Đnsan
Hakları Sözleꢀmesi’nin 41. maddesi uyarınca, sadece zorunlu olarak ve gerçekten yapılan
mahkeme masraflarının ve harcamalarının ödenebileceğini yineler. Baꢀvuran tarafından
sunulan iddiaların detaylarını gözönünde tutarak, AĐHM, Avrupa Konseyi tarafından adli
yardım olarak alınan 630 Euro düꢀülerek, tabi olabilecek her türlü katma değer vergisi hariç,
baꢀvurana 2.000 Euro tazminat ödenmesine karar verir.
C. Gecikme faizi
136. AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere
uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun
olduğuna karar verir.
BU SEBEPLERLE AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE
1. AĐHS’nin 8. maddesinin ve 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmediğine;
2. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğini tespit etmenin gerekli olmadığına;
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. AĐHS’nin 6, 8 ve 13. maddeleri ve 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi ile birlikte ele alınan,
AĐHS’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine;
5. a) Sorumlu Devlet’in, baꢀvurana, aꢀağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca
kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni
Türk Lirası’na dönüꢀtürülmek ve baꢀvuranın Türkiye’deki banka hesabına yatırılmak
üzere ödemesine:
(i) 4.000 Euro (dört bin Euro) manevi tazminat;
(ii) 630 Euro (altı yüz otuz Euro) düꢀülmek üzere, 2.000 Euro (iki bin Euro) mahkeme
masrafları;
(iii) artı bu miktarlara tabi olabilecek her türlü vergi;
b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için
yukarıdaki miktara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi
uyarınca 29 Kasım 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
S. NAISMITH
J.-P. COSTA
Sekreter Yardımcısı
Baꢀkan
23
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło