37096/97;37101/97
WyrokETPCz2005-01-25ECLI:CE:ECHR:2005:0125JUD003709697
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżących za zorganizowanie "oświadczenia prasowego" na podstawie przepisów dotyczących ulotek i podobnych publikacji było "przewidziane prawem" w rozumieniu art. 10 ust. 2 Konwencji, a tym samym stanowiło zgodną z Konwencją ingerencję w wolność wyrażania opinii?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii skarżących, wynikająca z ich skazania, nie była "przewidziana prawem" w rozumieniu art. 10 ust. 2 Konwencji. Chociaż przepisy krajowe (art. 44 i 82 ustawy nr 2908 o stowarzyszeniach) stanowiły podstawę prawną, Trybunał stwierdził, że ich zastosowanie w niniejszej sprawie nie spełniało wymogu przewidywalności. Sąd krajowy rozszerzył zakres art. 44, interpretując "oświadczenie prasowe" jako "ulotkę, zawiadomienie lub podobną publikację", co było nieprzewidywalne dla skarżących i stanowiło rozszerzającą interpretację prawa karnego przez analogię, na ich niekorzyść. W związku z tym, że ingerencja nie była "przewidziana prawem", Trybunał nie musiał badać, czy służyła ona uzasadnionemu celowi i była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym".Stan faktyczny
Sześciu skarżących, tureckich obywateli i działaczy związkowych z Izmiru, wzięło udział w zgromadzeniu 30 czerwca 1995 r., podczas którego odczytano oświadczenie potępiające traktowanie uczniów. Prokurator wszczął postępowanie karne przeciwko 25 osobom, w tym skarżącym, zarzucając im zorganizowanie "oświadczenia prasowego" bez wymaganego zezwolenia, na podstawie art. 44 i 82 ustawy o stowarzyszeniach. Sąd Karny Pierwszej Instancji w Izmirze skazał skarżących na trzy miesiące więzienia, zamienione na grzywnę i zawieszone. Sąd Kasacyjny podtrzymał ten wyrok.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. Zasądził każdemu z sześciu skarżących po 1 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Zasądził łącznie 1 500 EUR na rzecz pięciu skarżących (Karademirci, Zencir, Yılmaz, Bilir i Aydoğdu) oraz 1 500 EUR na rzecz S.T. (pomniejszone o 625,04 EUR pomocy prawnej) tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
KARADEMİRCİ VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No: 37096/97, 37101/97)
Strazburg Ocak 2005
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (37096/97 ve 37101/97) no’lu davanın nedeni,
İsmail K. ve Mehmet Z. ile Şennur Y., Ayla B., Ayfer A. ve S.T.’nin (başvuranlar) Avrupa İnsan
Hakları Komisyonu’na (Komisyon) 8 Nisan 1997 ve 12 Mayıs 1997 tarihlerinde, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmış oldukları iki başvurudur.
Başvuranlardan ilk beşi İzmir Barosu avukatlarından M. U. tarafından, sonuncusu ise A.A. Alkan
tarafından temsil edilmektedir.
Başvuranlar AİHS’nin 10. ve 11. maddelerinin yanı sıra 37101/97 no’lu başvuru ile 9. maddenin
ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
AİHM 3 Eylül 2002 tarihinde başvuruları kısmen kabuledilebilir bulmuştur.
OLAYLAR
Davanın Koşulları
Başvuranlar sırasıyla 1961, 1964, 1966, 1966, 1961 ve 1972 doğumlu Türk vatandaşı olup İzmir’de
ikamet etmektedirler. Haziran 1995 tarihinde aralarında başvuranların da bulunduğu yirmi beş kişi, Yenişehir
Meslek Lisesi önünde toplanmış ve aralarından Tüm Sağlık Sen Sendikası başkanı İsmail Karademirci,
aynı sendikanın şubeleri ve Eğitim Sen tarafından imzalanan bir metni halka okuyarak İzmir Atatürk
Sağlık Meslek Lisesi’nde bazı öğrencilere karşı yapılan muameleleri kınamıştır. Grup yirmi beş dakika
bekledikten sonra dağılmıştır. Ekim 1995 tarihli bir iddianame ile Cumhuriyet Savcısı, Tüm Sağlık Sen ve Eğitim Sen
Sendikalarının yirmi beş yönetici ve üyesi hakkında, Cumhuriyet Savcılığı’ndan gerekli belgeyi
almaksızın “basın açıklaması” yapmaktan dolayı cezai takibat başlatmış ve özellikle 2908 sayılı
Dernekler Kanunu’nun 44. ve 82. maddelerinin uygulanması istemiştir. Şubat 1996 tarihinde İzmir Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranlar ile birlikte suçlanan diğer
dokuz kişiyi, haklarında itham edilen olaylardan ötürü suçlu bularak, ilgili kanun hükümleri uyarınca
üç ay hapis cezasına mahkum etmiş, ardından hapis cezasını 450.000 TL (7 USD) tutarında para
cezasına çevirerek cezanın ertelenmesine karar vermiştir.
İzmir Asliye Ceza Mahkemesi, bir yandan sendikalar tarafından basın açıklaması yapılması
yönünde bir karar alınmadığı, diğer yandan ise basın açıklaması yapılırken suçlanan kişilerin da
orada bulunması nedeniyle suç unsurlarının oluştuğuna kanaat getirmiştir. Diğer sanıklara gelince,
İzmir Asliye Ceza Mahkemesi basın açıklaması yapılırken bu kişilerin hazır bulunmadıkları
gerekçesiyle beraatlerine karar vermiştir.
Başvuranlar ilk derece mahkemesinin verdiği kararı temyize götürmüşlerdir. Başvuranlar
dilekçelerinde aldıkları mahkumiyetin ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini ve özellikle “basın
açıklamasının”, Dernekler Kanunu’nun 44. maddesi gereğince “el ilanı” ya da “yazılı bildiri” olarak
nitelendirilemeyeceğini iddia etmişlerdir. Ekim 1996 tarihli kararla Yargıtay, ilk derece mahkemesinin verdiği kararı yasaya ve
yargılama usullerine uygun olduğu gerekçesiyle onamıştır. Kararın tam metni başvuranlara tebliğ
edilmemiştir. Kasım 1996 tarihinde 11 Ekim 1996 tarihli karar İzmir Asliye Ceza Mahkemesi’ne ait dosyaya
konmuştur. Başvuranlardan S.T.sözkonusu karar metninin bir kopyasını 25 Aralık 1996 tarihinde
almıştır.
________________________________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür
Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki
telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta
bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
HUKUK AÇISINDAN
I. BAŞVURANLARIN ŞİKAYETLERİ
Başvuranlar AİHS’nin 10. ve 11. maddelerinin yanı sıra 37101/97 no’lu başvuru ile 9. maddeye
gönderme yaparak, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü haklarının, ifade özgürlüğü haklarının ve
barışçıl toplantı düzenleme ve dernek kurma haklarının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmaktadırlar.
AİHM başvuranların atıfta bulunduğu olguların özellikle AİHS’nin 10. maddesi kapsamına
girdiği kanaatindedir. Bu nedenle AİHM sözkonusu şikâyetleri bu hüküm altında ele alacaktır.
II. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 44. maddesi gereğince mahkum edilmelerinin,
AİHS’nin 10. maddesini ihlal ettiğini iddia etmektedirler.
A. Bir müdahalenin varlığı hakkında
Hükümet, başvuranların basın açıklamasından dolayı değil “şekil ve şartlara” uymadıkları
gerekçesiyle mahkum edildiklerini belirterek, bir müdahalenin varlığına karşı çıkmaktadır.
Başvuranlar bu sava itiraz etmekte ve aldıkları mahkumiyetin, AİHS’nin 10. maddesinde
öngörülen ifade özgürlüğü haklarına karşı bir müdahale teşkil ettiğini belirtmektedirler.
AİHM mevcut davanın, ifade özgürlüğüne ilişkin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı açılan ve
kendisinin ele almış olduğu bir çok davadan farklı olduğunu saptamıştır. Mevcut davada
başvuranlar, 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 44. ve 82. maddeleri gereğince “basın açıklaması”
yaptıkları gerekçesiyle mahkum edilmişlerdir. AİHM ilgili Kanunun 44. maddesinin doğrudan ifade
özgürlüğünü kısıtlamadığını fakat dernekleri el ilanı, bildiri ve benzeri yayınları yayımlamadan ya da
dağıtmadan önce AİHS’nin 10§2 maddesine göre “şekil veya şartlara” tabi kıldığını hatırlatır. Yine de
AİHM, bu koşulla birlikte (Bkz., mutadis mutandis, Bowman-Birleşik Krallık, 19 Şubat 1998 tarihli
karar, Derleme Kararlar ve Hükümler 1998-I, § 33) başvuranların mahkum edilmesinin (Bkz., H.N.-
İtalya, no:18902/91, 27 Ekim 1998 tarihli Komisyon kararı, Kararlar ve Raporlar 24, s. 21) ifade
özgürlüğüne yönelik bir müdahale anlamına geldiği kanaatindedir. AİHS’nin 10. maddesiyle uyumlu
olabilmesi için bu türden bir müdahalenin üç koşulu sağlaması gerekmektedir: “yasayla öngörülmüş”
olmak, 2. paragraf bakımından meşru amaç veya amaçlar gözetmek ve bu amaç veya amaçlara
ulaşmak için “demokratik bir toplumda gerekli” olmak.
B. Müdahale “yasa ile öngörülmüş” müydü?
1. Tarafların Argümanları
Başvuranlar basın açıklamasının, Dernekler Kanunu’nun 44. maddesine göre bildiri ya da benzeri
yayın olarak nitelendirilemeyeceğini iddia etmektedirler. Başvuranlar, bu maddenin mahkumiyetleri
için yasal bir dayanak olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, İzmir Asliye Ceza Mahkemesi’nin
bir Yargıtay kararına dayanarak 1 Temmuz 1996 tarihli bir hükümle benzer olaylardan ötürü
kendilerini yargıladığını ve beraat kararı verdiğini hatırlatmaktadır.
Hükümet sözkonusu tedbirin yasayla öngörüldüğünü savunmaktadır. 2908 sayılı Kanunun 44.
maddesi, el ilanı, bildiri ve benzeri yayınları yayımlayan veya dağıtan dernekler ve 2821 sayılı
Sendikalar Kanunu gereğince sendikalar için şekil ve şartlar getirmiştir. Benzer olaylardan dolayı
İzmir Asliye Ceza Mahkemesi tarafından başvuranların serbest bırakılmasıyla ilgili olarak ise
Hükümet bu iki kararın biraz farklı olduğunu belirtmektedir.
2. AİHM’nin Takdiri
AİHM, yerleşik içtihatlarında yer alan “yasayla öngörülmüş olmak” ifadesinin, yalnızca suç
sayılan tedbirin iç hukukta yasal bir dayanağının olmasını değil, aynı zamanda sözkonusu yasanın
yeterliğini de gözettiğini hatırlatır: sözkonusu yasa, yargılanacak kişiler için erişilebilir ve
öngörülebilir olmalıdır (Bkz., diğerleri arasında, Rotaru-Romanya [GC], no: 28341/95, § 52, CEDH
2000-V, Gaweda-Polonya, no: 26229/95, § 39, CEDH 2002-II, ve Maestri-İtalya [GC], no: 39748/98, § 30,
CEDH 2004).
Mevcut davada AİHM, Dernekler Kanunu’nun 44. ve 82. maddelerinin, başvuranlara karşı
hükmolunan cezaya dayanak sağlayan hukuki düzenlemeler içerdiğine dikkat çeker. Dolayısıyla
AİHM sözkonusu tedbirin iç hukukta yasal dayanağının bulunduğu sonucuna varmıştır.
AİHM davanın özel koşulları ışığı altında, yasanın yeterliliği koşuluna uyulup uyulmadığını
araştıracak ve sözkonusu yasanın erişilebilir ve öngörülebilir olup olmadığını inceleyecektir.
Erişilebilirlik konusunda AİHM, 2908 sayılı Kanun’un 44. ve 82. maddelerinin bu kriteri
sağladığını, zira sözkonusu kanunun 7 Ekim 1983 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandığını tespit
etmiştir. Dolaysıyla AİHM kanunun erişilebilirlik kriterine uyduğu sonucuna varmıştır.
Öngörülebilirlik konusuna gelince, AİHM ulusal mevzuatın, sendika yöneticilerinin basın
toplantısı ve yazılı basın açıklaması yapacakları koşulları yeterince net bir şekilde belirtip
belirtmediğini inceleyecektir (mutadis mutandis, Maestri, adıgeçen karar, § 34).
Başvuranlara göre 44. maddenin yasal dayanak sağladığı varsayılsa bile bu madde, bir “basın
açıklaması”nın kamuya okunmasını veya dağıtılmasını değil, bildiri, beyanname ve benzeri
yayınların yayımlanmasını ve dağıtılmasını düzenlemektedir.
AİHM sözkonusu 44. maddenin muğlak ve açık olmayan kelimeler kullandığını, özellikle de
“benzeri yayınlar” ifadesinin böyle olduğunu ve yargıçlara geniş bir takdir yetkisi tanıdığını kabul
eder (Bkz., Barthold-Almanya, 25 Mart 1985 tarihli karar, A serisi no: 90, s. 22, § 47). Bununla birlikte
AİHM, yasaların mutlak bir kesinlik içinde hazırlanmasının güç olabileceğini ve 44. maddede
belirtilen şekil ve şartların uygulama alanını belirlemede ulusal mahkemelere belirli bir esneklik payı
tanınabileceğini daha önceden de dile getirmiştir.
Hukuki bir düzenleme ne kadar açık bir dille kaleme alınmış olursa olsun, mahkemelerin kısmen
yorumda bulunması kaçınılmazdır. Daima açık olmayan noktaları aydınlığa kavuşturmak ve
sözkonusu hükmü değişen koşullara uyarlamak gerekecektir (E.K.-Türkiye, no: 28496/95, § 52, 7 Şubat
2002).
İfade özgürlüğünün kullanılmasının bir takım şekil ve şartlara tabi tutulabileceği açıktır. Diğer
yandan AİHS’nin 10. maddesi, bir iletişim biçimine önceden getirilen tüm kısıtlamaları
yasaklamamaktadır. Bununla birlikte AİHM’ye göre, mevcut davada olduğu gibi şekil ve şartlara
uyulmaması cezai bir yaptırımla karşılaşsa da, bunun uygulanma hallerinin yasada açıkça belirtilmiş
olması gerekmektedir (mutadis mutandis, Observer ve Guardian-Birleşik Krallık, 26 Kasım 1991
tarihli karar, A serisi no: 216, s. 30, § 60). Bu yaklaşım, bir kısıtlamanın, örneğin kıyas yoluyla,
yargılanan kişilerin aleyhine olacak şekilde kapsamının genişletilerek uygulanamayacağını dile
getirmektedir (mutadis mutandis, Başkaya ve Okçuoğlu-Türkiye [GC], no: 23536/94 ve 24408/94, § 36,
CEDH 1999-IV). Bu koşul, şayet yargılanacak kişi, ilgili hükümden yola çıkarak, gerektiğinde ise
mahkemeler tarafından getirilen yorumların yardımıyla, hangi fiillerin veya ihmallerin kendisine
cezai sorumluluk yüklediğini öğrenebiliyorsa yerine getirilmiş olur.
AİHM mevcut davada başvuranların sağlık çalışanları sendikası yöneticileri olduğunu ve
geçmişte benzer fiillerden ötürü yerel mahkemeler tarafından 44. maddeye getirilen yorum gereğince
haklarında birçok kez takibat başlatıldığını fakat beraat ettiklerini tespit etmiştir. Bununla birlikte,
başvuranların Asliye Ceza Mahkemesi tarafından mahkum edilmeleri, yetkili mahkemenin sözkonusu
hükmü farklı bir şekilde yorumladığı izlenimini vermektedir. Mahkeme, basın toplantısı düzenleyip
bir metnin halka okunmasının, 44. maddeye göre el ilanı, bildiri ve benzeri yayınlar için öngörülen
aynı şekil ve şartlara tabii bir fiil olarak nitelendirmiştir.
AİHM’ye göre sorun, yasanın öngörülebilirliği açısından, bir basın toplantısı esnasında bir
metnin kamuya okunmasının ve dağıtılmasının, el ilanı, bildiri ve benzeri yayınlar gibi
değerlendirilebilip değerlendirilemeyeceğidir.
AİHM, Yargıtay genel kurulunun altını çizdiği gibi, basın açıklamasının, el ilanı, bildiri ve benzeri
yayınlar gibi değerlendirilemeyeceği, zira bunlar için gereken koşulların kamuya basın açıklaması
yapılırken oluşan koşullarla karşılaştırılamayacağı kanaatindedir. El ilanı, bildiri ve benzeri yayınlar,
yayınlamak veya dağıtmak üzere hazırlanıp daha uzun bir hazırlık çalışması gerektirirken, basın
açıklaması daha çok sözlü olarak aktarılmış ya da aktarılacak olan bir konuşmanın içeriği hakkında
basın mensuplarını bilgilendirmek amacını gütmektedir.
AİHM’ye göre, Asliye Ceza Mahkemesi tarafından başvuranların mahkum edilmesinde getirilmiş
olan ve Yargıtay tarafından da onanan ilgili iç hukuk yorumu, mevcut davanın koşulları dahilinde, 44.
maddenin uygulama alanının makul olarak öngörülemeyecek ölçüde genişletilmesidir. Dolayısıyla
başvuranlar, basın açıklaması yapmanın, 2908 sayılı Kanun’un 44. maddesinde belirtilen bir fiil olarak
değerlendirebileceğini makul olarak öngörememişlerdir. Yerel mahkemeler, her ne kadar para cezasına
çevrilmiş ve ertelenmiş de olsa, başvuranları üç yıl hapis cezasına mahkum ederek kıyas yoluyla bir
uygulama ile ceza yasasının genişletilmiş bir yorumunu yapmışlardır (Bkz., mutadis mutandis, Ecer ve
Zeyrek-Türkiye, no: 29295/95 ve 29363/95, § 33, CEDH 2001-II).
Dolaysıyla AİHM, 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 44. maddesinin, mevcut davadaki
uygulaması dahilinde, öngörülebilirlik koşullarını yerine getirmediğine kanaat getirmiştir. Sonuç
olarak AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
C. AİHS’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen diğer koşullara
uyulması hakkında
Müdahalenin yasa ile öngörülmediği sonucuna varan AİHM, AİHS’nin 10. maddesinin 2.
fıkrasında öngörülen, meşru bir amaç gütme ve demokratik bir toplumda müdahalenin gerekliliği
koşullarına uyulup uyulmadığını inceleme gereği görmemiştir.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
AİHS’nin 41. maddesinde belirtilen hususlar.
A. Tazminat
Karademirci, Zencir, Yılmaz, Bilir ve Aydoğdu 9.190 Euro değerinde maddi zarara uğradıklarını
iddia etmektedirler. Bu miktar, İzmir Barosu avukatlık ücret tarifesine göre yerel mahkemeler
nezdindeki avukatlık ücretlerine denk gelmektedir. Başvuranlardan S.T. ise 5.000 Euro tutarında
maddi zarara uğradığı iddiasında bulunmaktadır.
Başvuranlar manevi tazminat olarak 120.000 Euro talep etmektedirler.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
İddia edilen maddi tazminata ilişkin olarak AİHM, sunulan delillerin, AİHS’nin 10. maddesinin
ihlalinden ileri gelen kaybın nicel bir miktara dönüştürülebilmesine imkân tanımadığı sonucuna
vararak, sözkonusu talebi reddetmiştir.
Manevi tazminat konusunda ise AİHM, davanın koşulları nedeniyle ilgililerin bir tür şaşkınlığa
maruz kalmış olabilecekleri kanaatindedir. AİHS’nin 41. maddesi gereğince AİHM, hakkaniyete
uygun olarak başvuranların her birine 1.000 Euro tutarında manevi tazminat ödenmesine karar
vermiştir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuranlardan Karademirci, Zencir, Yılmaz, Bilir ve Aydoğdu yerel mahkemeler ile Komisyon
ve AİHM nezdinde yapmış oldukları masraf ve harcamalar için 16.878 Euro talep etmektedirler.
Başvuranlar kanıtlayıcı belge olarak İzmir Barosu Avukatlık Ücret Tarifesi ile 150 Euro tutarında
çeviri harcaması makbuzlarını göstermektedirler.
Başvuranlardan S.T. ise kanıtlayıcı belge sunmaksızın, yerel mahkemeler ile Komisyon ve AİHM
nezdinde yapmış olduğu masraf ve harcamalar için 2.650 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AİHM, başvuranlardan
Karademirci, Zencir, Yılmaz, Bilir ve Aydoğan’a tüm masraf ve harcamalar için toplam 1.500
(binbeşyüz) Euro ödenmesinin makul olduğuna karar vermiştir.
Başvuranlardan S.T.’ye ise tüm masraf ve harcamalar için makul olarak 1.500 Euro ödenmesine
ve ödeme yapılırken bu meblağdan, Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 625,04 Euro
(altıyüzyirmibeş Euro dört Cent) tutarındaki adli yardımın düşürülmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı %3 'lük bir faiz
oranının uygulanacağını belirtmektedir
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OY BİRLİYLE;
1. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,
2. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme
tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin başvuranlara,
i. manevi tazminat için altı başvuranın her birine 1.000 (bin) Euro ödemesine,
ii. masraf ve harcamalar için
İsmail Karademirci, Mehmet Zencir, Şennur Yılmaz, Ayla Bilir ve Ayfer Aydoğdu’ya toplu olarak
1.500 (binbeşyüz) Euro ödenmesine,
S.T.’ye ise 1.500 (binbeşyüz) Euro ödenmesine ve ödeme yapılırken bu meblağdan, Avrupa
Konseyi tarafından sağlanan 625,04 Euro (altıyüzyirmibeş Euro dört Cent) tutarındaki adli yardımın
düşürülmesine karar vermiştir.
iii. KDV, pul, harç ve masrafların yukarıdaki miktarlara yansıtılabilmesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin,
Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi
uygulamasına;
3. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3 maddesine uygun
olarak 25 Ocak 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło