37252/05

WyrokETPCz2009-10-20ECLI:CE:ECHR:2009:1020JUD003725205

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania sądowego dotyczącego własności gruntów naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie sądowe, które trwało od 1983 roku (lub od 1987 roku w zakresie jurysdykcji Trybunału ratione temporis) i nadal się toczyło w 2009 roku, było nadmiernie długie. Mimo pewnej złożoności sprawy (wymagającej ekspertyz, oględzin i przesłuchań świadków) oraz braku aktywnego udziału skarżącego przez pewien czas, Trybunał stwierdził, że władze krajowe miały obowiązek kontynuować postępowanie i rozstrzygać spory nawet pod nieobecność stron, zgodnie z krajową Ustawą Katastralną nr 3402. Trybunał uznał, że ani złożoność sprawy, ani postawa stron nie usprawiedliwiają tak długich opóźnień spowodowanych przez sąd pierwszej instancji, co doprowadziło do stwierdzenia naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Seydo Kalgı, urodzony w 1938 roku, mieszka w Şanlıurfa w Turcji. W 1964 roku grunty w dystrykcie Siverek zostały zarejestrowane na jego nazwisko i innych osób, a w 1971 roku skarżący otrzymał darowiznę udziału w tych gruntach. W 1972 roku dwie osoby złożyły pozew, kwestionując wpisy do rejestru katastralnego i twierdząc, że są prawnymi właścicielami gruntów. Skarżący stał się stroną tego postępowania, które toczyło się przez wiele lat, obejmując oględziny, ekspertyzy i przesłuchania świadków. W 2007 roku sąd pierwszej instancji wydał wyrok na korzyść skarżącego i innych pozwanych, ale sprawa nadal toczyła się przed Sądem Kasacyjnym w momencie wydania wyroku ETPCz.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdza, że nie jest konieczne odrębne rozpatrywanie skargi w kontekście art. 1 Protokołu nr 1.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   KALGI/TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 37252/05)   KARAR   STRAZBURG   Ekim 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 37252/05 no’lu davanın nedeni T.C.   vatandaꢀı Seydo Kalgı’nın (“baꢀvuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 28 Eylül 2005   tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi   uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Baꢀvuran 1938 doğumludur ve ꢁanlıurfa’da yaꢀamaktadır.   yılında yapılan kadastro ölçümünde Siverek ilçesindeki bazı araziler, baꢀvuran   ve diğer kiꢀiler adına kaydedilmiꢀtir. 1971 yılında aynı ilçeden bir kiꢀi, kendi hissesini   baꢀvurana bağıꢀlamıꢀtır.   Ağustos 1972’de ilçeden iki kiꢀi (O.T. ve H.Y.), kadastro kayıtlarına itiraz ederek   M.E. aleyhinde dava açmıꢀ ve 1950’den önceki kayıtlara göre sözkonusu arazinin yasal   sahipleri olduklarını iddia etmiꢀlerdir. Belirsiz tarihlerde, yargılama sürecinde, baꢀvuranın da   dahil olduğu birçok ilçe sakininin, üç davacı, yedi davalı ve iki müdahil üçüncü tarafla devam   eden yargılamaya taraf oldukları anlaꢀılmaktadır. Hem davalılar hem de davacılar sözkonusu   arazinin tapusuna sahip olduklarını iddia etmiꢀlerdir.   Haziran 1983’te ilk derece mahkemesi, mahkemeye çağrılabilmesi için baꢀvuranın   adresinin tespit edilmesini talep etmiꢀtir. 20 Mart 1985’te ilk derece mahkemesi, baꢀvuranın   bulunduğu yeri tespit etmek amacıyla ülke çapındaki bir gazetede celpleri yayınlamaya karar   vermiꢀtir.   Kasım 1985’te H.Y. ilk derece mahkemesine bir yazı sunarak hakime, baꢀvuranla   vardıkları mutabakatı bildirmiꢀ ve baꢀvuranın, bu mutabakata uygun olarak ifade vermek   üzere mahkeme önüne çıkacağını belirtmiꢀtir.   Dava dosyasından baꢀvuranın, taraflardan biri olduğunu bildirdiği 22 Mart 2004’e   kadar ilk derece mahkemesi önüne çıkmadığı anlaꢀılmaktadır. 22 Kasım 2004’te baꢀvuranın   temsilcisi, ilk derece mahkemesine bir vekaletname sunmuꢀtur.   Mahkeme, yargılama sürecinde 23 Haziran 1986’da yerinde inceleme   gerçekleꢀtirmiꢀtir. Tapu kayıtlarına iliꢀkin bilirkiꢀi raporları talep edilmiꢀtir. Çeꢀitli tarihlerde   çok sayıda tanık dinlenmiꢀtir. Davalıların bir kısmı farklı tarihlerde kendi hisselerini, kısmen   diğerlerine devretmiꢀtir.   Mart 2007’de Siverek Kadastro Mahkemesi, baꢀvuran ve diğer davalılar lehine karar   vermiꢀtir. Kararın verildiği tarihte davacı ve davalı sayısının sırasıyla yirmi sekiz ve seksen   bire eriꢀtiği anlaꢀılmaktadır.   Dava halen Yargıtay önünde devam etmektedir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 6/1 maddesine dayanarak yargılama süresinin “makul süre”   gereğine uygun olmadığından ꢀikayetçi olmuꢀtur.   A. Göz önüne alınacak süre   Hükümet, AĐHM’den yalnızca Türkiye’nin, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na   kiꢀisel baꢀvuru hakkını tanıdığına iliꢀkin beyanını sunduğu 28 Ocak 1987’den sonra yapılan   yargılamaları göz önüne almasını istemiꢀtir. Ayrıca, baꢀvuranın yalnızca bir avukat tarafından   temsil edilmeye baꢀladığı 22 Kasım 2004’ten tarihinden sonra yargılamaya taraf olduğunu   kaydetmiꢀtir. Baꢀvuran, herhangi bir yorum yapmamıꢀtır.   AĐHM, dava dosyasından baꢀvuranın, 28 Ağustos 1972’de baꢀlayan yargılamaya ne   zaman taraf olduğunun kesin olarak anlaꢀılmadığını kaydeder. Yargılamalarda baꢀvurandan   ilk kez, ilk derece mahkemesinin baꢀvuranın adresinin tespit edilmesini istediği 9 Haziran   1983’te bahsedilmiꢀtir. Bu tarihten önce baꢀvuranın yargılamaya dahil olduğunu gösteren   herhangi bir belge olmaması nedeniyle AĐHM, baꢀvuran hususunda yargılamanın baꢀlama   tarihi olarak 9 Haziran 1983’ün kabul edilmesine karar vermiꢀtir. AĐHM, yargılamaların halen   ulusal mahkemeler önünde devam etmekte olduğunu kaydeder. AĐHM’nin zaman yönünden   (ratione temporis) yetkisi göz önüne alındığında, yargılamalar Hükümet’in 28 Ocak 1987’de   kiꢀisel baꢀvuru hakkını tanımasından bu yana hali hazırda yirmi iki yıl dokuz aydır devam   etmekteydi. Ancak, sözkonusu tarih itibariyle yargılamaların, baꢀvuran hususunda üç yıl yedi   aydır devam etmekte olduğunu kaydeder.   B. Kabuledilebilirlik   Hükümet, baꢀvuranın yargılamalara son zamanlarda dahil olması nedeniyle mağdur   statüsünde bulunmadığını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, herhangi bir yorum yapmamıꢀtır.   AĐHM baꢀvuranın, yargılamaları gereken titizlikle takip etmediğini kabul eder. Ancak,   sayılı Kadastro Kanunu’nun, ulusal mahkemelerin yargılamalara devam etmesini ve her   iki tarafın yokluğunda dahi sorunları çözüme kavuꢀturmasını gerekli kıldığını kaydeder.   Dolayısıyla, baꢀvuranın yargılama süresinin aꢀırılığından mağdur olduğunu iddia edebileceği   kanaatindedir (bkz., Mahmut ve Zülfü Balıkçı/Türkiye, no. 19895/03 ve 21302/03, 28.   paragraf, 21 Ekim 2008).   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu ꢀikayetin dayanaktan   yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik   unsuru taꢀımadığını tespit eder. Bu nedenle, kabuledilebilir niteliktedir.   C. Esas   Hükümet, baꢀvuranın 2004’te aktif olarak dahil olması nedeniyle yargılamaların aꢀırı   uzun sürmediğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, herhangi bir yorum yapmamıꢀtır. Ancak AĐHM,   mevcut yargılamaların baꢀlangıç tarihi olarak 28 Ocak 1987’yi kabul etmiꢀ olduğunu   kaydeder.   AĐHM, yargılama süresinin makul olup olmadığının, dava koꢀulları ıꢀığında ve   davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve ilgili makamların tutumları ve ihtilaf durumunda   baꢀvuran için nelerin risk altında olduğu gibi kriterlere atıfta bulunularak değerlendirilmesi   gerektiğini yineler (bkz., Frydlender/Fransa [BD], no. 30979/96, 43. paragraf, AĐHM 2000-   VII).   AĐHM mevcut davada, iddianın karara bağlanmasının, bilirkiꢀi ekspertizi, yerinde   inceleme ve tanıkların dinlenmesini gerektirdiğini gözlemler. Bu nedenle, dava belirli bir   karmaꢀıklık içermektedir.   Ancak AĐHM yargılama sürecinde kayda değer gecikmeler meydana geldiğini ve   baꢀvuranın mevcut bulunmaması, yargılamaların uzamasına katkıda bulunmuꢀ olsa dahi,   bunun asıl sebep olarak kabul edilemeyeceğini kaydeder. Đç hukuk uyarınca, ilk derece   mahkemesi baꢀvuranın mevcut olmaması halinde dahi yargılamalara devam etmekle   yükümlüdür. AĐHM, sıklıkla mevcut baꢀvurudakine benzer konuların ortaya konduğu   davalarda AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır (bkz., mutatis mutandis,   Meꢀrure Sümer/Türkiye, no. 64725/01, 49. paragraf, 8 Nisan 2008). Ne davanın karmaꢀıklığı   ne de tarafların tutumları mevcut baꢀvuruda ilk derece mahkemesinin yol açtığı bu denli uzun   gecikmeleri açıklamak için yeterli değildir.   Sunulan delilleri inceleyen AĐHM, Hükümet’in mevcut davada farklı bir sonuca   varmasını sağlayacak herhangi bir delil ya da iddia ortaya koymadığı kanaatindedir. AĐHM   yargılama süresinin aꢀırı olduğu ve “makul süre” gereğini karꢀılamadığı sonucuna varmıꢀtır.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ   ĐDDĐASI   Baꢀvuran, yargılamaların aꢀırı uzun sürmesinin, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi   tarafından güvence altına alınan mülkiyet hakkını ihlal ettiğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiꢀtir.   AĐHM sözkonusu ꢀikayetin yukarıda incelenen ꢀikayetle bağlantılı olduğunu ve bu   nedenle, kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiğini kaydeder.   Ancak, 6/1 madde bağlamında vardığı sonucu göz önüne alarak, mevcut davada, 1   No’lu Protokol’ün 1. maddesinin de ihlal edilip edilmediğini incelemenin gerekli olduğu   kanaatindedir (bkz. Ezel Tosun/Türkiye, no. 33379/02, 28. paragraf, 10 Ocak 2006).   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   Baꢀvuran adil tazmine iliꢀkin, 28 Eylül 2005’te sunduğu baꢀvuru formunda belirttiği   taleplerini ortaya koymuꢀtur ancak, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 60. maddesi ile ilgili Uygulama   Talimatı’nın 5. maddesine riayet etmemiꢀtir. Bu nedenle AĐHM, mevcut davada bu baꢀlık   altında tazminat ödenmesine gerek görmemektedir (bkz. Marčić ve Diğerleri/Sırbistan, no.   17556/05, 63. paragraf, 30 Ekim 2007).   BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edilmiꢀ olduğuna;   3. AĐHS’ye ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamındaki ꢀikayeti ayrıca incelemenin   gerekli olmadığına karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve   3. fıkraları uyarınca 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło